Author: Suat Demirel

  • Metro Manila: Yabancı Gözlerle Fakirlik

    Çalıştığı ipek fabrikası kapatıldıktan sonra çiftçilik yapmaya başlayan Oscar (Jake Macapagal) karısına ve iki çocuğuna artık bakamayacak duruma gelir. Çareyi “Metro”pol Manila’ya gitmekte bulur. Yol bilmeden, kalacak yer veya işi olmadan ceplerinde yalnızca birkaç kuruşla vardıkları bu megakentin ise onlara iyi davranmaya pek niyeti yoktur… Aslında ortada oldukça tanıdık bir manzara mevcut. Taşı toprağı altın […]

  • Tepenin Ardı: Ortada Bir Fil Problemin Varsa Üstüne Balina Oturtursun

    Emin Alper’in yazıp yönettiği Tepenin Ardı filmini Suat Demirel yazdı.

  • Young Adult: Öykünen Hayatlara Kör Gözlerle Bakamayış

    Jason Reitman ve Diablo Cody’yi ikinci kez bir araya getiren Young Adult bu ikilinin önceki işinden ötürü (Juno), adıyla ve kısa konusuyla dikkat çeken bir yapımdı. Daha gösterime girmeden başrol oyuncusu Charlize Theron’a en iyi kadın dalında bolca ödül getirmesine neredeyse kesin gözüyle bakılan film Altın Küre haricinde (O da sadece en iyi kadın oyuncu […]

  • X-Men First Class: Devam Değil, Yeni Bir Başlangıç

    Bir X-Men çizgi roman hayranı değilim, daha doğrusu çizgi romanlara erişme şansımın olmadığı bir yerde büyüdüm. Çok sonraları onlardan haberdar olduğumda artık o treni yakalama şansını kaybetmiştim. Lakin büyük bir X-Men hayranı olduğumu söyleyebilirim. Çoğu karakteri bilirim, çizgi filmlerini tekrarları dâhil onlarca kez izlemişimdir. Benzer şekilde sinemaya uyarlandığından beri serinin tüm filmlerini iyi-kötü ayrımı yapmadan […]

  • Exit Through Gift Shop: İçine Ettiğimin Sanatı

    Exit Through the Gift Shop (Çıkışlar Hediyelik Eşya Dükkânından) kurgusal açıdan, barındırdığı zekâ ve diğer bir sürü neden ötürü kesinlikle kafa yorucu bir film. Hiç bilgisi olmayanlar için mevzuyu biraz açmaya çalışayım. “Banksy” kimliğini gizleyen, politik ve mizahi grafitileri ve çalışmaları olan bir sokak sanatçısı. 2000’li yılların başında pek tanınmayan bu şahıs, milenyumun ortalarına doğru […]

  • A Patch Of Blue (1965)

    Lütfen, bir parça mavi ve mümkünse biraz da yeşil! Kimi zaman bir filmi izledikten sonra “bu film, bir şekilde onu izlediğim için çok şanslı” diye düşünürüm. Bana pek bir şey katmayan, doğru dürüst duygu kırıntıları uyandırmayan filmler için kullandığım bir nevi Pollyannacılık yaparak içimi rahatlattığım bir düşünce biçimidir bu benim için. Bu sayede filmi izlemek […]

  • Winter’s Bone: Oscar’ı Bırak Filme Bak!

    Daha birkaç gün evvel 2010 yılıyla ilgili genel değerlendirmemi yazarken farkında olduğum bir şey vardı, 2010 henüz bitmemişti. Velhasıl kelam bu filmi gördükten sonra bitmemiş olmasına çok sevindiğimi belirtmem gerekiyor. Oscar yarışı hasebiyle bu filmin adını duyanlarınız olduğu gibi birçoğunuz bu filmi Sundance Film Festivalinde aldığı ödül sonrasında da duymuş olabilir. Winter’s Bone her yerde […]

  • Bakınız 2010 Yıllığı: Suat Demirel

    Neler geldi, neler geçti hiçbirisi evdeki rahatlığı vermedi… Geçtiğimiz senenin benim açımdan en önemli değişimi sinemaya gitmek yerine ev sinemasını tercih etmem oldu. Sinemada tek başıma ve mümkünse az kişiyle izlediğim filmlerden çok zevk almama rağmen sinema salonlarının hali, vizyon, seslendirme ve üç boyutlu tercihleri, seyirci kitlesi ve bilet fiyatlamaları gibi sebeplerden sinemadan ayağım kesildi […]

  • Habitación en Roma: Konulu Porno mu?

    Ateşli Oda adıyla ülkemizde Filmekimi’nde gösterilen Habitación en Roma (Room in Rome) son zamanlarda en acımasızca eleştirilen filmlerden birisi kanımca. Eli yüzü düzgün bir film olmasına, anlatmak istediğini gayet güzel anlatmasına rağmen bunca eleştiriyi almasının tek sebebi içerdiği cinsellik mi acaba? Cinselliği bir basitlik olarak görenler için belki öyledir ama bunun dışında başka sebepler de […]

  • The Wire – Çürümüşlüğün Tarihçesi

    The Wire 2002-2008 yılları arasında yayınlanmış ve bitmiş bir HBO dizisi. HBO dediğim anda zaten kafanızda az çok bir şeyler canlanmıştır. Polis merkezindeki polislerden başlayarak, politikacılar ve mafyaya dek uzanan zinciri ele alan dizi 6. Sezonundan sonra yayın hayatına veda etmişti. Eski bir Baltimore Sun polisiye muhabiri olan David Simon’ın yazmış olduğu “The Corner” isimli […]

  • “Aile Boyu” Yanlış mı Anlaşılır Oldu, Ne?

    Eskiden beri bu “aile boyu x” olayından hazetmemişimdir. Aile boyu müzisyenler, aile boyu bilmem neler. Her sektörde kendini sıkça gösteren bu aileden torpillilik durumu genelde abartıldığından çok can sıkıcı bir hâl alıyor. Torpilin ve kayırmanın adına “aile boyu” denilmesi, bir nevi subliminal mesaj olup, ailenin kutsallığından koruma alıyor. Aslında yapılan açık ve net bir kadrolaşma […]

  • Breaking Bad: Suç Ne Zaman Suç Değildir?

    Vince Gilligan’ın alamet-i farikası olan dizi ülkemizde E2 aracılığıyla ikinci sezonunu devirmiş durumda. İnternet aracılığıyla takip edenler hali hazırda üçüncü sezonu izlemekte ve feyzalmakta. Vince Gilligan ismini bir ihtimal X-Files aracılığıyla duymuş olabilirsiniz. Ayrıca Will Smith ve Charlize Theron’un rol aldığı Hancock isimli filmin de senaristlerinden birisiydi. Bunun dışında ses getiren bir başarısı olmayan bu […]

  • Iron Man 2: Demir Değil Bildiğin Teneke!

    Daha filme gitmeden önce bazı konularda endişe duyduğumu, bu hafta gösterime girenler kısmında anlatmaya çalışmıştım. Film bittiğinde ise oturduğum koltukta “Neden? Neden?” diye kendime sorarken, haklı çıkmış olmaktan ötürü hiç sevinmiyordum. Iron Man, diğer süper kahraman filmlerinde bolca içine düşülen hatalara düşmemeye gayret eden bir yapımdı. Esprilerdeki incelik ve sürekli artan temposuyla heyecanlı bir seyir […]

  • Salaam Bombay! (1988)

    The Namesake ve Amelia ile tanıdığımız Mira Nair’in Bombay’daki sokak çocuklarına adadığı dram türündeki 1988 yapımı film, aynı sene Oscar ödüllerinde en iyi yabancı film dalında adaylık elde etmişti. Gregory David Roberts’ın yazmış olduğu “Shantaram” sonrası uzun zamandır ertelediğim bu filmi nihayet izleyebildim. Mira Nair pek hayranı olduğum bir yönetmen sayılmaz aslen. Bunun çeşitli sebepleri […]

  • Edge of Darkness: Yeniden Çevirelim de…

    Edge of Darkness, ülkemizde – dile getirmek bile istemediğim kötü bir çeviriyle- “İntikam Peşinde” olarak gösterime girdi. Pek tabii ki Bakınız olarak bu filmi gözden kaçırmamız mümkün değildi. Peki, niye? Sebepler basit aslında. İçinde Mel Gibson gibi her filmiyle en kötü ihtimal ortalama bir oyunculuk çıkartan aktör, Martin Campbell gibi aksiyonu aktarma yetisi yüksek bir […]

  • Ejder Kapanı: Kapana Kısılan Sadece Ejder Değil

    İzlediğim filmin işlediği konu ne kadar kanlı, rahatsız edici veya moral bozucu olursa olsun şayet “iyi” işlenirse sinemadan hep ekşi ve acı veren mutlulukla ayrılırım. Hastalıklı bir yapıymış gibi gelebilir size ama nedeni basittir: İyi bir sinema filmi izlediğim için mutlu olurken, o konuyu çok iyi işlemesinden ötürü acı hissederim. Ekşiliği ise bu ikisinin bireşiminden […]

  • Kaybeden Erkeklerin Komik Halleri

    Two and a Half Men – The Big Bang Theory Birbirinden çok farklı görünen bu iki komedi dizisi aynı ellerden çıkma. İkisini aynı potada eritmeye çalışmam sırf bu sebeple değil tabii ki. İlk bakışın ötesine geçildiğinde, işledikleri konuların benzerlikleri rahatlıkla görebilir. Ele aldığı karakterler taban tabana zıt görünüyor olmasına rağmen erkek egemen, çok konuşan ve […]

  • Avatar: Algısal Patlama!

    Filmin gösterimi başlamadan yalnızca birkaç dakika önce salona girebildim. Elimde karnımı doyurmayacak bir gözlük, uykusuzluğumu unutturmayacak bir koltuğa yerleştim. Koşturarak girdiğim salondaki kalabalığı görünce “çok canlar yanacak” diye düşündüm. Çok geçmeden film başladı, bunu çok net hatırlıyorum. Film başlayıp ara verene değin (120 dk) hareket bile etmedim sanırım. Nefes almış olsam gerek ki yaşıyordum. Diğer […]

  • XXY: Cinsiyet Dediğimiz Şeyi Kim Seçiyor?

    2007 yılı Arjantin yapımı XXY, konusuyla ve anlattıklarıyla gösterime girebildiği ülkelerde ve festivallerde oldukça patırtı koparmıştı. Genel bir giriş yapmadan evvel lise bilgilerini tazelemekten zarar gelmez sanırım. XXY, erkek ve kadınların genetik özelliklerinin aktarıldığı kromozomların bir tür hatalı döllenmesi sebebiyle oluşan kırk yedi (47) kromozomlu “Klinefelter sendromu” olarak da adlandırılan kalıtımsal bir hastalıktır ve doğal […]

  • Uzak İhtimal: Peynir Var, Simit Var, Çay Var…

    Bu sene aslında oldukça fazla sayıda türk filmi izlemeye çalışmış olmama rağmen hep bir olmamışlık, bir eksiklik hissediyordum. Nedenini bloggerlara özel gösteriminde izleme şansını kaçırdığım Uzak İhtimal’i, vizyona girdiği vakit izlediğimde anladım. Açık söylemek gerekirse İstanbul Film Festivaline kadar bu filmden çok haberdar değildim. Rotterdam’da ödül alan ilk türk filmi olması benim açımdan çok önemli […]