Birdy (1984): Savaş Göstermeden Vietnam


Savaşın insanlar üzerindeki etkisini bilirsiniz.Bazen bir amaç uğruna savaştığınızı, savaşıldığını düşünürsünüz ya da sanmanızı sağlarlar. Bu sanrıları size gerçek kılmak için ise ellerinden geldikleri kadar duygularınızla oynarlar. Özgürlükleri için mücadele ettiklerini düşünürler. Toplum için özgürlük düşünülebilir fakat amacı olmayan bir özgürlük getirisi kabullenilemez. Bu durum onların ruhlarını ele geçirir, kalıcı hasar verir ve kısır döngü içerisinde varlığını devam ettirir.

Peki ya sonrası? Derin, yıkıcı bir hasar ve önüne geçilemeyen hayal kırıklıkları.

Birdy 1984 yapımı değerli bir Alan Parker filmi. William Wharton’ın kült romanından uyarlanan bu film 1985te Cannes’da Jüri Özel Ödülü almış, belki de Alan Parker filmografisinde Pink Floyd The Wall ve Angel Heart filminden sonra en iyi işi diyebiliriz.

Vietnam Savaşına katılan Birdy ve Al karakterlerinin yaşadıkları farklı travmatik durumlardan sonra evlerine dönüşlerini anlatıyor film. Al savaşta fiziksel yara almış ve yüzünün yarısını kaybetmiştir. Birdy ise psikolojik olarak savaştan etkilenmiş, buna tepki olarak hayatı boyunca sevdiği, takip ettiği kuşlar gibi davranmaya başlamıştır. Bu durum akıl hastanesine kapatılmasına sebep olmuştur. Bulunduğu akıl hastanesinin odasında, yatağının başında çıplak bir şekilde tüneyerek saatlerce camdan dışarı gökyüzüne bakacak kadar ağır bir travma içerisindedir. Birdy’nin iyileşmesinden sorumlu psikolog bir binbaşı, onun iyileşmesi için Al’ı belli seanslarda odasına götürüp bulunduğu durumdan çıkması için onunla konuşmasını ister. Böylelikle psikolojik seanslar şeklinde ilerleyen konuşmaların yanında, geri dönüşler yaşayarak Birdy ve Al’ın tanışmasından başlayıp yakın dost oluşlarına, birlikte edindikleri güzel anıları sinemasal bir şekilde görüyoruz.

[flashvideo file=http://www.youtube.com/watch?v=hfGwJGrLz2w /]

Al yakışıklı, serseri bir tiptir; Birdy ise içine kapanık, kuşlara hayranlığı olan, onları takip eden ve onlar gibi özgür olma fikrine sahip biri. Al ve Birdy’nin yolları bir yanlış anlama sonucunda kesişir. Bu olaydan sonra Al, her ne kadar garip davranışlar sergilese de Birdy ile takılmaya devam eder ve ayrılmaz bir ikili olurlar. Günlerini günün getirdikleri yanında, güvercin toplayarak, kuşları inceleyerek, onlar gibi uçma planları yaparak geçirirler.

Alan Parker savaşın insanlar üzerindeki etkisini savaş sahneleri ile göstermek yerine, iki karakterin gençlik yıllarında başlarından geçen olaylara geri dönüşler yaparak filme farklı bir noktadan yaklaşıp, karakterlerin savaş öncesi ve sonrası durumlarını gösterip bize farklı bir bakış açısı sunuyor. Hastanede kaldıkları süre boyunca geri dönüşlerle, duygulara yardımcı olarak, onları bir araya getiren bu duygusal izolasyon zaman zaman aralarındaki dostluğun ‘gizli eşcinsellik’ olarak algılandığını söyleyebilirim. Yönetmen Alan Parker’ın, Al ve Birdy karakterinin arasındaki bu durumu biraz muallakta bıraktığını düşünüyorum. Aralarındakinin ‘dostluk’ mu yoksa ‘daha fazlası’ mı diye düşündürmüyor değil. Bunu sanırım kitabı okumadan bilemeyeceğiz.

Filmde Birdy karakterine yüklenen ‘kuş’ metaforu aslında sistem karşıtlığının simgesi olan özgürlüğü temsil ediyor. Bu anlamda da Birdy karakteri filmde özgürlüğün simgesi olarak anlaşılması için filmin merkezine oturtularak, anlamsız bir savaşın getirdiği duyarsız bir dünya ile başa çıkmak için susuyor, konuşmuyor ve sadece özgürlüğe uçmak istiyor. Farklı bir bakış açısına sahip bu savaş karşıtı filmin içinde birçok ironik sahne de bulunmakta. Bir sahnede Birdy Vietnam’da helikopter ile giderken helikopter düşüyor. Birdy’yi sağ bir şekilde devrilmiş ağacın kavuğuna yaslanmış, gökyüzüne bakarken görüyoruz. Bu sahnede kuşların ağaçlardan toplu bir şekilde uçmalarına tanık oluyoruz. Yüzlercesine… Tam havalandıkları zaman yukarıdan atılan napalm bombası bütün ormanlık alanı alevlerle sarıyor. Birdy yukarı kuşlara bakarak alevlerin içerisinde bağırmaya başlıyor. Bir yanda amaçsız bir savaşın simgesi olarak alevlerin içerisinde bağıran Birdy, bir yandan özgürlüğün simgesi olan kuşların alevlerin içerisinden uzaklara uçması…

Başka bir sahnede ise Al, Birdy’nin iyileşmesi için uygulayacağı bir yöntemden doktora bahsediyor ve konuşma bittikten sonra spor salonun kapısını açıyor: ‘Evine hoş geldin, ülken seninle gurur duyuyor’ yazısının olduğu bu büyük spor salonunda tekerlekli sandalyede oturan adamı basket oynarken izliyor ve alkışlıyor.

Başka bir sahnede ise belden aşağısı olmayan bir askerin ipe tırmanışını izler ve sonrasında şu sözleri sarfeder: “Komik… Kahraman olduğumuz başka savaş yok. O John Wayne saçmalıklarının bizi nereye götüreceğini bilemezdik. Enayi miydik yani? Her zaman enayiydik.”

Al karakterini canlandıran Nicolas Cage daha 20 yaşında olmasına rağmen gerçekten sağlam bir oyunculuk sergiliyor. Nicolas Cage savaşın izlerini taşıyan insanların acılarını daha iyi anlayabilmek için filmde sağlam iki dişini herhangi bir uyuşturucu kullandırmadan çektirmiş. Birdy karakterini canlandıran Matthew Modine ise yarattığı karakter ile bütünleşerek iyi bir oyunculuk sergiliyor.

Savaşın kazandırdıklarından çok kaybettirdikleri daha önemlidir. Vietnam savaşının filmlere çokça konu olmasına rağmen Birdy konuya farklı bir bakış açısından bakarak diğer örneklerinden sıyrılmayı başarıyor. Çünkü izlediğimiz bir savaş filmi değil. Küçük ama anlamlı bir özgürlük manifestosu olan bu filmin hikayesi bana herhangi bir şok edici duygu vermemiş olsa da, köklü bir tutku ile birlikte büyüyen bu iki arkadaşın savaş öncesi ve savaş sonrası yaşadıklarını kesinlikle izlemelisiniz.


Leave a Reply