Bottle Rocket: Wes Anderson Evrenine Giriş!

Deha kendini tekrar eder mi? Kendini tekrar eden biri dahi olabilir mi? Dahiler aslında takıntılı insanlar mıdır? Tüm bu sorulara yanıt aramak, Wes Anderson’ın dehasının ve takıntılarının temeline inmek...

Deha kendini tekrar eder mi? Kendini tekrar eden biri dahi olabilir mi? Dahiler aslında takıntılı insanlar mıdır? Tüm bu sorulara yanıt aramak, Wes Anderson’ın dehasının ve takıntılarının temeline inmek için ilk filmi Bottle Rocket’a bir kez daha bakıyoruz.

Sinema sitelerinin Wes Anderson’la ilgili bölümlerine baktığınızda, “trivia” olarak adlandırılan ilginç bilgiler bölümünün neredeyse Alfred Hitchcock kadar uzun olduğunu görürsünüz. Her filminde bir kez Zippo çakmak kullanır, her filminde oyunculardan birisi burnuna yumruk yer, her filminde bir ya da daha fazla sualtı çekimi mutlaka bulunur gibi bilgiler sırasıyla akar.

Doğal olarak hiçbir yönetmen, bu tip kullanımları “trivia” olsun diye yapmaz. İşi sinematik bir paranoyaya götürüp, “Her şey Wes Anderson’ın daha büyük bir planının bir parçası mı? Birine mesaj mı gönderiyor” diye işkillenmek de günümüzde pek mümkün değil. (Eskiden mümkündü; misal Alfred Hitchcock, “Sovyet ajanı, filmleriyle ruslara şifreli mesaj gönderiyor” suçlamalarıyla karşılaşmıştı).

“Öyleyse nedir Wes Anderson’ın beyninin içinden geçenler? Nedir bu tekrarların ve bu tekrarlara rağmen her filmde durmadan büyüyen yaratıcılığın kaynağı?” gibi sorular kafanıza takılıyorsa yapacağınız ilk iş Bottle Rocket’ı izlemek olmalı. Büyük bir ihtimalle yine sorularınıza yanıt alamayacaksınız ama her şeyin nereden başladığı ile ilgili bir fikriniz olacaktır.

“Beni dahi olarak nitelemeyin. Daha adam olmaya çalışıyorum” demiş zamanında Albert Camus… Sinemada yenilik, yaratıcılık ve sanat için bir şeyler yapmaya çalışan ve biz sinemaseverlerin “dahi” olarak nitelediği Kurosawa’dan Kubrick’e, Truffaut’dan Orson Welles’e hemen her yönetmende o adam olmaya çalışan çocuksu yanı görürüz. Çocukluk derken, bile bile yapılan acemiliklerden, naiflikten veya masumiyetten bahsetmiyorum. Bir çocuğun öğrenme merakını, radyonun içindeki küçük adamları çıkarmaya çalışan o rahatsız çabayı görürüz tüm büyük yönetmenlerde.

Wes Anderson’ı henüz bir dahi olarak nitelemek için erken olduğunun farkındayım. Ama ortaya koyduğu işlerle artık bu ünvanla arasında 3-4 film ve 5-6 yıllık bir süre kaldığını söyleyebiliyorum… 1996 tarihli ilk filmi Bottle Rocket’a da sıradan bir yönetmen olmadığının kanıtlarını güzelce yerleştirmiş.

Sosyal uyumsuzluk, dehayla birlikte gelen bir kusur belki… Zekâsı kafataslarından taşanların çok geniş sosyal çevreleri olmadığını gözlemleyebiliriz. Kendilerini rahat hissettikleri küçük bir çevreyle mutlu olmayı tercih ederler. Wes Anderson’ın bu işe kolejden arkadaşları Owen, Luke ve Andre Wilson’la başlaması, her filminde Wilson kardeşler ve belirli oyuncuların üzerinde ısrar etmesi bu sosyal çevre arayışının işaretlerinden biri belki de… Kamerasını olayın içinde yer alan ve arkadaşlarının arasında dolaşan bir göz gibi kullanması Anderson’ın bu arayışını işaret eden bir diğer farklılığı…

Filmlerindeki karakterlerinin büyük bir bölümünü lisedeki sınıf arkadaşlarının isimlerinden ve kişiliklerinden oluşturması “Ergenlik çağım sessiz bir gözlemci olarak geçti” sözlerini doğrular gibi.

Yazının buralarında ya da izlediğiniz herhangi bir Wes Anderson filminin ortasında “Kardeşim, biz adamın çocukluk ve ergenlik sorunlarını izlemek zorunda mıyız? Bunda deha nerede?” diye sormanız mümkün? Ancak Bottle Rocket’tan başlayarak, takıntılı olmanın, bir şeye kafaya takmanın, hayatını Inez isimli Paraguaylı bir kıza, Mister Henry isimli usta bir hırsıza endekslemenin mantıksız güzelliğini yaşadığımızı itiraf etmeliyiz.

Bu takıntıların içine zamanla Bill Murray, Kaptan Cousteau, Tenis, Gene Hackman, Charlie Brown, Anjelica Huston’da hayat bulan anne figürü gibi yeni ve zekice düşünülmüş ayrıntılar girdikçe Wes Anderson’ı daha çok sevmeye başladık. İnsanın birisini veya bir şeyi haddinden fazla sevmesinin tadını Bottle Rocket’tan başlayarak hissettik.

Tüm bunlara “Bana bir şey ifade etmiyor” diye sırtınızı çevirmeniz mümkün. Wes Anderson sinemasını sevmemeniz ve fazla kişisel bulmanızı da anlayabiliriz. Bizim naçizane önerimiz “büyüyüp adam olmaya çalışan” bir dahinin attığı adımları ıskalamamanız. Çünkü Wes Anderson sineması olgunlaştıkça sizi de bir yerinizden yakalayıp içine alacaktır.

kategori:
izlenim