Buñuel: Hayallerinden Tramvay Geçen Adam


Perde, o günlerde 4 milyona yaklaşan nüfusuyla devasa bir kent olma yolunda hızla ilerleyen Mexico City’nin panoramik bir görüntüsüyle açılıyor. Arka planda anlatıcı ses şöyle diyor: “… Bu şehirde kadınlar ve erkekler durmaksızın günlük hayata dair öykülerini yazarlar. Sözcükleri ve eylemleri hep bir rüyayı, arzuyu ya da illüzyonu gerçeğe dönüştürmeye yöneliktir…” Daha sonra, bu muazzam şehrin bir köşesine, işçi sınıfından iki adamın öyküsüne konuk oluyoruz.

Luis Buñuel’in Meksika günlerinde çektiği “La ilusión viaja en tranvía”dan (Illusion Travels By Streetcar – Hayaller Tramvayda Gezer, 1954) bahsediyorum. Buñuel’in tarzını, 3 farklı ülkenin sinema tarihinde nasıl iz bıraktığını uzun uzun anlatmayacağım. (Bu konuda Bakınız arşivinden iki güzel yazıya – Ege Özgür’ün “Los Olvidados: Buñuel’in Meksika Armağanı” ve Alper Artam’ın “Buñuel’in Burjuva Gerçekliği” başlıklı yazıları – atıfta bulunmam sanırım yeterli olur.) 

“Luis Buñuel’in en iyi filmlerinden biri” de demiyorum. Bu filmden 2 sene önce de Subida al cielo’yu (Mexican Bus Ride) çektiğini düşünürsek, ‘toplu taşıma’ya merak sardığı dönemdeki, pek fazla ön plana çıkmamış filmlerinden biri olarak nitelemek daha doğru… Ben sadece “Sinemayla az çok ilgilenen herkesin bir favori Buñuel filmi vardır” tezinden hareketle, benim favorim olan filmini şöyle bir hatırlatmak istedim. Belki bu soğuk kış akşamlarından birinde “Eskimeyen filmlerden bir tane izleyeyim” derseniz bir alternatif oluşturur diye… 

 

La ilusión viaja en tranvía, hayatlarını 133 numaralı tramvayda kazanan Juan ve Tarrajas’ın çoğunlukla güldüren ama zaman zaman da hüzünlendiren hikâyesini anlatıyor. Arızalanan tramvaylarını (tamir için 8 gün süre biçilmişken) 6 günde tamir edip şeflerine gittiklerinde, övgü olmasa da en azından bir ‘aferin’ bekliyorlar. Ama aksine fırça yiyorlar. Üstüne üstlük, şirketin 133 numaralı tramvayı servisten kaldırmaya karar verdiğini öğreniyorlar! Tramvayın sapasağlam ve kızağa çekilmek için çok genç olduğu konusunda dertlerini bir türlü anlatamıyorlar patronlarına…

133’le geçen onca yılda makineyle aralarında oluşmuş gönül bağına işlerini kaybetme korkusu da eklenince, ilk tepkileri tabii ki “sorunu içki masasına yatırmak” oluyor. Bu arada belirtmeden geçmeyeyim: Juan (Carlos Navarro) ve Tarrajas (Fernando Soto) öyle sadece iki çalışma arkadaşı değil, birbirleri için birer ‘badi’ler… Ayrıca Juan, Tarrajas’ın güzel kız kardeşi Lupita’ya (Lilia Prado) âşık! Alkolün de etkisiyle, tramvaylarının şehirde son bir turu hak ettiğine inançları iyice artıyor ve tramvayı istasyondan bir süreliğine ödünç alıyorlar. Ancak zaten plansız başlayan bu girişim, bir dizi aksiliğin ardından tamamen kontrolden çıkıyor. Artık amaç sadece tramvayı yeniden istasyona ulaştırabilmek!

Buñuel film boyunca tramvaya binip inen insanlar vasıtasıyla, 1950’lerin Meksika’sında en zengininden en fakirine toplum katmanlarını bir geçit töreni gibi sunuyor bizlere… Ekonomiye, kapitalizme, Tanrıya, evrene, istediği her şeye dair mesajını, küçük bir tramvayın içinden de olsa, vermeyi başarıyor. Aralarında sınıf farklı bulunmaması haricinde Juan ve Tarrajas’ın da bir anlamda Don Kişot ve Sanço Panza’dan pek farkı yok!

FİLMİN KİMLİK BİLGİLERİ
Yönetmen: Luis Buñuel
Senaryo: Luis Alcoriza, Juan de la Cabada, José Revueltas, Mauricio de la Serna
Oyuncular: Lilia Prado, Carlos Navarro, Domingo Soler, Fernando Soto, Agustín Isunza, Miguel Manzano, Guillermo Bravo Sosa, José Pidal, Felipe Montoya
Yapım Yılı: 1954
Süre: 82 dk.


Leave a Reply