Kategoriler
haber

Desu Nôto: Ölüm Defteri

death-note-desu-noto.jpg

İnsanlar neden güneşsiz topraklardan korkuyorlar?
Doğmak ne kadar doğalsa ölmek de o kadar doğal.

Dream, Death’in küçük erkek kardeşi
Sandman; 1. Cilt

Her şeyden önce şunu bilmek gerekir; insanoğlu bazı kavramları ölesiye merak eder, irdeler, aklı erdiğince anlamaya çalışır. Ölüm de bunlardan birisidir.

Bu deftere ismi yazılan insan ölür. (Ölüm Defteri kuralı)

Ölüm tanrılarından biri olan Ryuk, kendi dünyasındaki (shinigami) hayatından sıkılmış bir ölüm tanrısıdır. Ryuk, insanların isimlerini yazarak ve yüzlerini hayal ederek öldürme gücü bulunan ölüm defterini insan dünyasına atarak sıkıntısını gidermek ister. Defterin peşinden de kendisi dünyaya gidecektir. Böylece olup biteni yakından izleyecek, hayatına biraz heyecan katabilecektir. Ryuk’un insan dünyasına düşürdüğü defterini Yagami Raito (Light) bulur. Light liseye giden bir dehadır. Defteri bulmasıyla suçlulardan arınmış yeni bir dünya yaratma düşüncesi kafasında belirir. Defterin gerçek olduğunu anlamak için yaptığı bir iki testten sonra bu düşüncesini uygulamaya başlar. Kendince layığıyla cezasını bulmamış suçluları öldürmeye başlar. Ama uyması gereken kurallar vardır!

Bir kişi Ölüm Defterini kullanmışsa ne cennete ne cehenneme gidebilir, hiçliğe karışır. (Ölüm Defteri kuralı)

Buraya kadarlık kısmıyla bile enfes bir fantastik öyküye kapılarını açan Death Note, elindeki sürrealist malzemeyi polisiye gibi gayet realist bir tür içinde kullanmak istiyor. Her ne kadar mistik olayları çözmek üstüne kurulu polisiyelere alışkın olsak da, Death Note bu yola da sapmıyor. Ölüm Defteri ve kurallarıyla çizilmiş çerçeveden çıkmayarak mükemmel bir polisiye öykü anlatıyor. Hatta belki de mistik bir olayın son derece ayakları yere basan bir çözümünü getiriyor. Yani seçtiği öykü ve onu ele alışı başlı başına ironi teşkil ediyor.

Suçluları ölüm şekilleri dışında hiç ipucu bırakmadan öldüren Light’ ın Kira (ingilizce killer; katil den türetilmiş sözcük) olarak adlandırılmasıyla olaya dünyanın en iyi dedektifi L dâhil olur. İnsanları öldürebilmek için isimlerine ve yüzlerini görmeye ihtiyacı olan Light için medya mükemmel bir göz olur. Üstelik bu hizmet karşılığında hiçbir talepte bulunmayan medya kendi çıkarı için vakayı daha renkli ve zor bir hale getiriyor. Böylece günübirlik popülerleşmenin, bu uğurda etik dışı yayınların alıp başını yürüdüğü japon medyasına da sağlam bir eleştiri oluyor. Ama asıl sorun ölüm defterlerinin yapısıyla bağlantılı; dünyayı suçlulardan temizlemek için ölüm defterini kullanmak doğru mu? Ölüm defterini çıkar amaçlı ölümler için kullanan birinin ellerine vererek zaten cevabı belli, yönlendirilmiş bir soruyu sormak istemeyen yazarlar, yaptıklarını ideal bir dünya kurmak amacıyla yapan Light’ın karşısına zekasıyla boy ölçüşebilecek, soruşturmayı derinleştirebilecek sınırsız imkanlara sahip L’yi çıkararak muhteşem bir çatışma yaratıyorlar. Üstelik bu yapıyı öyle koşullar altında kuruyorlar ki, seyirci iki ana karakter arasında gel-git yaşıyor. Bir kere elimizde sadece suçluları, özellikle de katilleri öldüren bir katil var. Öyle bir katil ki bu Dexter gibi sadece içindeki açlığı gidermek için yapmıyor bunu. Her ne kadar affedilemez bir yolda da ilerlese Light amacını dünyaya barış getirmek olarak görüyor. Klasik yapıdaki gibi size verilen iyi bir karakteri özümseyip, safına geçip karşısındaki güçlü ama kötü karakterle çatışmasını izlemiyorsunuz.

Light’ ın karşısına düşünce biçimi onunla hemen hemen aynı, onun kadar popüler olmayan ve Light’ın Kira olduğundan emin L’yi koyarak seyirciyi iki karakterden birini seçmeye zorlamak yerine ikisine de yakın durmak gibi bir seçenek veriliyor. Hatta mekansal olarak iki karaktere bütünlük yaşatılıyor ki seyirci bir seçim yapmak zorunda kalmasın. Seyirci seçim yapmasa da öykünün ileri düzey bir satranç karşılaşması halini almasıyla Light ve L bir sürü seçim ve hamle yapıyorlar. Böylece Death Note asıl erişmek istediği konuma seyirciyi getiriyor. Öykünün yapısı gereği yapılan her bir hamle, atılan her bir adım aynı satrançtaki gibi onlarca hamle sonra yerini buluyor. Belki polisiyelerdeki bu hamlesel yapıya aşina olduğunuzu düşünebilirsiniz. Fakat bugüne kadar gerçeklik olanaklarını kullanan, mistik olayları da bu gerçeklikten harici olarak ele alan polisiyelerin tersine, Death Note kendi gerçek ve kurallarını o kadar güzel ve reddedilemeyecek şekilde geçerli kılıyor ki, atılan her adımda koşulları, oluşturulan bu gerçekliğe göre oluşturup, olasılıkları tartıyorsunuz. Rakipler birbirine yaklaştıkça ortaya daha gerilimli, atılan her adımın daha emin atılmasının gerektiği bir durum çıkıyor.

[dailymotion x33byg_trailer-death-note]

Bir kişinin adı yazıldığı zaman o kişi 40 saniye içinde ölür. Eğer ölüm biçimi yazılmazsa o kişi kalp krizinden ölür. (Ölüm Defteri kuralı)

Death Note merkezindeki önermesi dışında birçok başka düşünceyi ve yaklaşımı seyircisine sunuyor. Mesela Light’ın iyi insanlarla dolu bir dünya yaratmak adına birkaç masumu öldürmesi sivil zayiat olarak değerlendirilebilir mi? Zaten şaibeli bir kullanımın sorgulanması yerine gücün kendisinin sorgulanmasını Light’ ın babası şu sözleriyle sağlıyor “Gerçek kötülük insanları öldürme gücü.” Çünkü suçluları öldürmenin peşinden toplumsal dengenin bozulması gelebilir. Death Note bazı soruları ve olasılıkları seyircisine bırakıyor, kendisi daha çok Light ve L arasındaki çekişmeye, zekâ yarışına odaklanıyor.

Ama biz zaten olası soruları sormuş filmleri biliyoruz. Misal suçluların üzerine beklenmedik bir anda, amansızca çöken (şaibeli ya da değil) adaletin, onları evrim geçirmeye, daha karmaşık ve kötü olmaya yöneltmesini Dark Knight işledi. Ya da “iactura paucourm serva multos”, yani çoğu kurtarmak için azı feda et. Suçluları da toplumun bir parçası sayarsanız, toplum için feda edilmelerini bu ilke içinde ele alırsınız. Bunun yerine omlet yaparken kırılan yumurtalar, yani Light’ın gücü elinde tutmak için birkaç masumu öldürmesi de bu söz kapsamına girebilir ki, Watchmen bu temel sorunsal üzerine kurulmuştu. Korkuyla kurulan bir düzenin sağlam olmayan temeli üzerine oturtulmasının yıkımla sonuçlanacağı da iki yapıt arasındaki kesişim kümesine dahil. İçeriği bu kadar yüksek olup her yeni bölümde öyküsü bir adım daha ilerleyen, genişleyen, seyircisine yeni olanak ve sorular veren bir yapım daha sanırım yok.

Death Note biçimsel olarak da içeriğiyle paralel bir duruş sergiliyor. Anime olmasının gereğince ya deneysel bir çizim anlayışı içermeli (örnek olarak Animatrix hikayelerinden Kid) ya da klasik çizimle ele alınmalıydı. Yaratıcı ekip animenin oluşturulduğu manganın çizimlerini takip ederek klasik yapıda bir biçim belirlemiş. Üstelik görsel olarak yapılan her şey öykü anlatımına birebir denk düşecek şekilde, gereksiz yere gövde gösterisine girişilmiyor. Ölüm tanrısı dünyası, ölüm tanrıları, gerilimin arttığı ve kilit noktaların yaklaştığı zamanlardaki çizimler göz alıcı ve anlatılmak isteneni görselleştirmenin belki de tek yolu. Ses efektleri ve müziğin yaratıcılık harikası bir şekilde görsellikle iç içe geçtiği sahnelerse hafızalara kazınıyor. Açıkçası bu anlatım olanaklarının sürreal yanı ağır basan bir öyküde nasıl duracağını merak etmemek elden gelmiyor. Özellikle de açılış jeneriklerini ve ilk bölümün ilk iki dakikasını izledikten sonra. Ana karakterlerin içses kullanımına getirilen görsel karşılıksa hem onları bulundukları ortamdan soyutluyor hem de diğer karakterlere göre önem arz ettiklerini vurguluyor.
Ölüm defterinden ufacık bir parça bile defterin bütün özelliklerini taşır. (Ölüm Defteri kuralı)

Peki Death Note buralara uğrar mı? Klasik anlatı yapısına uymamasını bir tarafa bırakırsanız Death Note bahsettiği konuyla bizim izleyici standartlarına çok uymuyor. Buna rağmen ülkemizde iyi bir izleyici kitlesi de yok değil. Sonuçta ödüllendirilmiş bir yapıt Death Note. Anime ve mangadan uyarlama filmleri de var. Tabii ki animenin sevenleri filmleri pek tavsiye etmiyorlar ama bu durum anime için negatif bir sonuç oluşturmuyor. Anlayacağınız Death Note keşfedilmeyi bekleyen bir hazine.

“Desu Nôto: Ölüm Defteri” için bir yanıt

Bir cevap yazın