Dr. Strangelove: Güldürürken Düşündürmek Hayal mi?

Öyle bazı filmler vardır zihnimde bir takım düşüncelerin, kavramların özeti gibidir. Bir şey anlatmak istediğimde bu filmleri referans gösteririm. Mesela iletişimsizlik için Sürgün veya Lost in Translation birebirdir. Savaşın...

dr-strangelove-002.jpg

Öyle bazı filmler vardır zihnimde bir takım düşüncelerin, kavramların özeti gibidir. Bir şey anlatmak istediğimde bu filmleri referans gösteririm. Mesela iletişimsizlik için Sürgün veya Lost in Translation birebirdir. Savaşın saçmalığını bana en iyi Dr. Strangelove anlatmıştı. Bu şahane film, savaşın yönetenler cephesinden nasıl göründüğünü görebilmemiz için hayali, mübalağlı bir uç pencere sunar.

Lakin, bu küçük pencere çok kıymetlidir. Film boyunca, bazen gerçek hayatta gözetleme dürtülerimize kapılıp anahtar delikleri önünde tereddütsüz eğilmemiz gibi, dünyayı yöneten kadroların mahrem mekanlarını dikizler dururuz. Filmin en genel mekanı, “war room” denilen savaş stratejilerinin tartışıldığı odadır. Bu odada amerikan başkanının, danışmanlarının ve generallerinin absürd muhabbetlerine tanık oluruz. Soğuk Savaş gibi gerilimli bir ortamda rus büyükelçisi de odaya dahil olup muhabbete katılınca, işler git gide saçma sapan ve bu yüzden de çok komik bir hal alır. Film salt bir amerikan karşıtlığından öte, doğasındaki anlamsızlık ve hatta aptallık dolayısıyla samimi bir savaş karşıtlığı sergiler.

Deli bir muhafazakar (cumhuriyetçi) general, seks hayatından yola çıkarak komünizm paranoyasını abartıp, kendi iktidarsızlığını rusların zehirlediği suya bağlar ve komutanı olduğu savaş uçaklarını Rusya’ya nükleer bomba atmaları için havalandırır. Ama Rusya’nın da elinde kapatılması mümkün olmayan ‘kıyamet silahı’ (doom’s day machine; böyle bir silahın nasıl birşey olabileceğini hep hayal etmişimdir) vardır. Bu esnada ‘war room’a davet edilen rus büyükelçi, 20 dakika sonra tüm dünya yokolacak olmasına karşın, görevini ve yoldaşlığını bir an bile aksatmayıp odanın gizlice fotoğraflarını çekerek casusluk yapmaktadır. Bundan daha saçma bir şey olabilir mi? Var. Amerikan başkanı Merkin Muffley, casusu yakalayan generale şöyle der: “This is war room, there is no fighting here. / Burası savaş odası, burada kavga etmeyin.” Tuhaflıklar komedisi.

Dr. Strangelove karakteri ise, filmde çok az gözükmesine karşın temsil ettiği şey itibariyle mühimdir. Faşist alman profesörümüz savaşa aşkla bağlıdır. Almanya’dan göçtükten sonra Merkwürdigliebe olan ismini, Strangelove yaptığını çok sonradan anlıyoruz. Filmin orjinal ismi: Dr. Strangelove or: How I Learned to Stop Worrying and Love the Bomb. Doktorun, tüm bu olanlardan haz duyar gibi bir hali var filmde. Sürekli pişmiş kelle gibi sırıtıyor. Hatta, dünya yokolduktan sonra nasıl yaşanabileceğini de sanki iyi bir şeymiş gibi ballandıra ballandıra anlatıyor. Irkın saflaşmasına yaptığı göndermelerle ve sık sık tik yapan eliyle Hitler sempatizanı olduğunu saklayamıyor. Genel olarak savaşın eleştirisini bir kenara koyarsak, filmdeki tüm generallerin ve doktorun muhafazakar ve ikiyüzlü oluşunun (mesela Gen. Buck Turgidson’ın bir taraftan metresini evlilik vaatleriyle oyalarken, diğer taraftan ona yatmadan önce dua etmesini öğütlemesi gibi) yakın zamanda sık sık ekranlarda gördüğümüz Cumhuriyetçi aday senatör McCain’in ve gayrimeşru torun sahibi Sarah Palin’in temsil ettiği ulusalcı, savaş fetişisti amerikan sağ kanadına ağır bir eleştiri olduğunu söyleyebilirim (bu da filmin 1964 yılında anlattığı şeylerin halen geçerli olduğunu kanıtlar).

Filmin oyunculuk namında parıldayan tek yıldızı, 3 rolü birden üstlenen (hangileri olduğunu söylemeyeceğim; çünkü gerçekten o kadar iyi oynanmış ki adamı tek rol oynamış zannediyor; diğer karakterlerden çıkaramıyorsunuz) ‘Pembe Panter’ Peter Sellers değil. Diğer yan rollerde karşımıza çıkan ‘Gen. Turgidson’ George C. Scott, ‘Gen. Jack Ripper’ Sterling Hayden (uzun uzun konuştuğu alttan çekim bir sahne vardır ki filmin en güzel sahnesidir), hatta ve hatta bombacı uçağın pilotu ‘King Kong’ Slim Pickens (Texas aksanıyla konuşuyor; Texas da yine savaş meraklısı cumhuriyetçileri temsil eder, bkz: George W. Bush) bile Stanley Kubrick tarafından rollerine özenle seçilmiş. Onlar da şahane oynamışlardır.

Peter George’un Red Alert romanından uyarlanan filmin senaryosunu da yönetmen Stanley Kubrick yazmış. Bütünlüğü hiç bozulmayan, ince ince giydirmelerle süslü muhteşem bir film. Bence Stanley Kubrick’in en iyi filmi. Savaşın eksik olmadığı şu günlerde izlenirse, birey üzerindeki etkisinde artış  olabilir.

stanley-kubrick-001.jpg

kategori:
izlenim