Ejder Kapanı: Kapana Kısılan Sadece Ejder Değil


ejder-kapani-kenan-imirzalioglu-nejat-isler.jpg

İzlediğim filmin işlediği konu ne kadar kanlı, rahatsız edici veya moral bozucu olursa olsun şayet “iyi” işlenirse sinemadan hep ekşi ve acı veren mutlulukla ayrılırım. Hastalıklı bir yapıymış gibi gelebilir size ama nedeni basittir: İyi bir sinema filmi izlediğim için mutlu olurken, o konuyu çok iyi işlemesinden ötürü acı hissederim. Ekşiliği ise bu ikisinin bireşiminden kaynaklanır.

Halen öninceleme, bu hafta vizyona girenler gibi kısımlarımızı incelememe gafletine düşmüş ve fragmanı izlememe dalaletini gösterdiyseniz, Ejder Kapanı’nın konusu kısaca şöyle: Komando olarak askerlik görevini yapmakta olan Ensar (Nejat İşler) askerliğini bitirip evine döndüğünde ailesinden kötü haberi alır. Küçük kız kardeşi, eski bir hükümlü ve aynı zamanda bir akıl hastası olan pedofil tarafından tecavüze uğradıktan sonra intihar etmiştir. Ensar bunun intikamını almak isterken yolu cinayet masası başkomiseri Akrep Celal (Kenan İmirzalıoğlu) ile kesişir. Akrep Celal, Ensar’ın intikam almak istediğini bildiğinden nefesini ensesinde hissettirmeye ve onu engellemeye kararlıdır. Diğer yandan başkomiser Abbas (Uğur Yücel) emekliliğine kalan son bir ayını masa başında geçirmek ve mümkün mertebe pavyon şarkıcısı sevgilisi Cavidan (Ceyda Düvenci) ile beraber olmak istemektedir. Afla salıverilmiş pedofiller bir seri katil tarafından korkunç şekillerde katledilirken; başkomiser Abbas, Akrep Celal ve stajyer Ezo (Berrak Tüzünataç) katili durdurabilmek için canlarını ortaya koymaktan çekinmeyeceklerdir!

ejder-kapani-ugur-yucel-kenan-imirzalioglu.jpg

Zurna çalmaya başlıyor

İki satırlık basın bülteni açıklamasının ötesinde fragmandan, fotoğraflardan ve diğer bilgilerden yararlanarak film öncesi benim bildiklerim bunlardan ibaretti. Hal böyle olunca beklentim elbette artmıştı. Bu beklentinin bir diğer nedeni, seri katiller üzerine uzun zamandır çalıştığım iki tane projemin (birisi senaryo diğeri roman) olması. Bu sebeplerden ötürü Ejder Kapanı’nın akıbeti benim açımdan büyük önem arz ediyor.

Türkiye’de bu işi kotarabilmenin güçlüklerinden sanırım bahsetmeme gerek yok. İşte bu sebeplerden ötürü senelerdir bu konuda önümüze konulmuş iyi bir örnek yoktu. Uğur Yücel, Ahmet Ümit (polisiye roman yazarı) ile birlikte 2001 yılında devlet televizyonunda gösterilen bir televizyon dizisi olan Karanlıkta Koşanlar’ı çekmişti. Sayesinde Ahmet Ümit ve Uğur Yücel’i daha yakinen tanıma şansına eriştiğimiz bu dizi, zamanının oldukça ötesinde bir iş sergilemiş (bir diğer zamanının ötesindeki dizi için “Sır Dosyası – 1999”) ve bu türü sevenler açısından ilginç bir deneyim sunmuştu. Tüm bu bilgileri bir araya getirdiğimizde gün ışığına çıkan şey büyük bir beklentiydi. Sinemada, bir film gösterime girmeden evvel seyircide beklenti oluşturabilmek, onun ilgisini cezp edebilmek oldukça önemlidir fakat bunun bazı handikapları da vardır. En önemlisi, beklenti arttığından seyirci hiçbir şeyden memnun olmayabilir, türe yabancılık çektiği anda bile filmi reddedebilir.

Bu ufak eki de yaptıktan sonra aynı minvalde devam edelim. Film çekilmeye başladığından bu yana oldukça ses getirmişti. Bunun birkaç ayağı vardı. En önde geleni erkek egemen oyuncu kadrosunda son zamanlarda gözde olan iki buçuktan üç buçuk aktörün yer almasıydı. Ülkemiz şartlarında Kenan İmirzalıoğlu ve Nejat İşler hem sinemada hem de televizyonun sihirli ekranlarında en çok görülmek istenen aktörlerin başında geliyor. Bunların yanına yine gençlerin hayranı olduğu Ozan Güven montesi ile iki buçuk tamamlanmıştı. En nihayetinde yönetmen koltuğuna oturup, diğer yandan filmin ağır ağabeyi rolünde yer alacağı en başından belli olan Uğur Yücel gibi garip bir şöhrete sahip (filmografisi sanıldığı kadar kalabalık olmasa da, bam teline vuran rollerin ve filmlerin sahibi olması hasebiyle) bir ismin yer almasıyla birlikte serüven başlamıştı. Diğer ses getiren şey ise teaser ve fragmanla ortaya çıkan ve basılı/görsel her türlü yayında oldukça uzun süre yer bulan sevişme sahnesiydi. Ayrıca kovalamaca sahneleri için Fransa’dan özel bir ekibin getirilmiş olması alevi harlamaya devam etmişti.

ejder-kapani-film.jpg

Davulun sesi uzaktan hoş gelirmiş

Bu kadar övgü dolu sözlerden sonra makaranın dönmeye başlaması gerekiyor zannımca ve sanırım dönecek de. Film makarası dönmeye başlamasıyla yenilikçi sayılabilecek bir şekilde film başlıyor ve… İşte o noktada ucuz bir B sınıfı film havasındaki aksiyon/çatışma sahnesi gözler önüne seriliyor. Bombaların havai fişek misali patladığı bu uzun tutulmuş neye hizmet ettiği filmin sonuna kadar sorgulanacak olan sahneler bittiğinde açıkçası insan “Hayır, olamaz” demekten kendini alamıyor. Neyse ki film çabuk toparlanıyor ve karakterleri tanıma olayına girişiyor. Oldukça etkileyici bir sorgulama sahnesi var. Kenan İmirzalıoğlu’nun oyunculuğunu genel mânâda etkileyici bulmuyor olsam bile bu sahnede parladığını söylemek gerekiyor. Zaten film boyu en parlak oyunculuk bir bu sahnede ve -ilginçtir- bir de sevişme sahnesinde mevcut. Buradan sonra tempo sorunları olsa bile genel itibariyle derli toplu gidermiş gibi yaparken tekrar yalpalıyor. Filmin sonuna kadar da bu şekilde devam ediyor. Kâh iyi giderken, kâh kötüleşiyor. Yeri geliyor komik durumlara düşüyor.

Buna yol açan ve film bitene kadar yakanızı bırakmayacak olan “sarkan” kısımlar bir azalıp, bir çoğalırken doğal olarak filmin içine girme kabiliyeti sınırlandırılmış oluyor. Sarkan derken bunu biraz açmam gerek sanırım. Filmde ne amaca hizmet ettiği bilinmeyen çok fazla bölüm var. Karakterin yapısına uymayan, orada olmasına anlam verilemeyen bu sahneler muhtemelen kafa karıştırmak, ilgiyi başka yönlere de çekebilmeyi başarmak için yerleştirilmiş. Lakin amaca hizmet etmiyorlar!

Hemen bu noktada senaryoya değinmek gerekiyor. Polisiye, cinayet ve gerilim triosundan oluşan sacayakları çok katmanlı bir düzlemde yerleştirilmek istenilmiş. Bu nasıl ki okunduğunda anlamsız ve karışık geliyorsa filmde de aynı şekilde. Filmi henüz izlemediğim zamanlarda bile filmin bilinmezinin senaristi (Kubilay Tat) olduğunu çeşitli ortamlarda dile getirmiştim. Maalesef görülüyor ki endişelerimde haksız sayılmazmışım. Ülkemizde pek örneği olmayan bir türün en önde gelen isimlerinden sayılan Ahmet Ümit kitaplarında da olan bu sorun, anlaşılan dimağımıza yapışmış. Umarım bu kekremsiliğe yol açan sorunu en kısa zamanda çözebilir ve ağzımızı tatlandırırız.

Yönetim açısından da durum çok farklı değil. İçgüveysinden hallice olan bu birleşim oyunculuklardaki “nispeten” iyi olma durumuyla örtülmüyor ama sanat yönetimi ve makyaj konusundaki mükemmele yakın işler sayesinde durum kotarılabiliyor.

Hemen beri yanında ise görsel anlamda tam bir bilindik ortam yaratılmış. Klostrofobik olsun denilerek güneşi saklayan ve bizi ağlayan gökyüzüne mahkûm eden film aslında doğru tercihi yaparken, bunu çeşitlendiremediği ve cinayetlerdeki atmosferlerde çok yakın bir tadın ötesine geçemediği için ortaya Uğur Yücel’in yönettiği bir türk-işi Se7en (Yedi) çıkmış. Bunun iyi mi yoksa kötü mü olduğuna dair tam net bir duyumsama yaşayamıyorum açıkçası. Ne de olsa oradaki ortamın en benzer şekliyle yaratılmış olması bile filmin işleyişine önemli ölçüde yarar sağlıyor ve daha önemlisi genel mânâda sırıtmıyor. Bu yüzden bunu görmezden gelmek mümkün ama aklımızın bir köşesinde yer alması zaruri. Bizi bu ortamdan mümkün mertebe kurtaran etmenin müzikler ve dış sesler (bazı noktalarda rahatsız etse bile) olduğunu da eklemek gerekiyor.

ejder-kapani-nejat-isler.jpg

Değinemediğim bir eksik nokta kaldı. Etnik olarak ülkemiz oldukça çeşitli ama gelin görün ki filmlerde belli kalıptaki vatandaş tiplemeleri dışına çıkılamıyor. Antepli komiser tiplemeleri niyeyse bana baygınlık geçirtiyor. Bu bakımdan Abbas başkomiser başlangıçta enteresan bir profil çizerken, Uğur Yücel’in garip bir tonda seslendirme yapması ve hatta arada yapmaması neticesinde o karakter de güme gidiyor. Sesine hakim olabilme noktasında Kenan İmirzalıoğlu’nu bir kez daha takdir ettim. Film ara verdiğinde acaba bu adama fazla yükleniyor ve yeteneğinin kısıtlı olduğunu düşünürken hata mı ediyorum diye hayıflanmaktan geri durmadım. Yine de görüşüm hâlâ ortalama bir oyuncu olduğu yönünde.

Saraydan kız, önümüzden ziyafet kaçırmaca:

Karma türü ve sonuna kadar çarpık işleyen dişlileriyle amerikan/türk kırması ilerleyen filmi her şeye rağmen kabullenmeye hazırdım aslında. Vurucu ve/veya zeki bir sonla tam bir “doyumsama” yaşamam işten bile değildi. Lakin bu ortaya çıkmıyor, tam tersine türün takipçileri tarafından filmin orta kısımlarında tahmin edilebilen bir sona doğru adım adım ilerliyor… Makûs talihin bacağını kıramayanlar arasına adını yazdırmış oluyor. Bunun sonucu olarak masada envai çeşit yemek varken, seyirci olarak doymadan güzel bir müzik eşliğinde alelacele masayı terk etmek zorunda kalıyoruz. Neyse ki hâlâ sinemalarda “frigo” satılıyor da ağzımızı tatlandıracak bir şeyi filmin sonunda bile olsa yiyebiliyoruz (hayır müessesenin ikramı değil, pamuk eller cebe).

Aslında özel ilgimden ötürü söyleyebileceğim daha çok fazla söz var ama bunun yerine burada son birkaç cümle ile noktayı koymak daha iyi olacak gibi. Gerilim, polisiye ve seri cinayet konusuna ilgi duyanlara filmi görmelerini tavsiye ederim. Lakin türe ilgi duymuyor, üstelik kan ve vahşetten rahatsız oluyorsanız bu filmin size göre olmadığını söylemem lazım.

Ufak bir not: Ejder Kapanı ülkemizde sanırım 12 ve 15A (nasıl oluyor bu iki sınıflandırma birden anlayamadım) olarak gösterime girmiş. Benim tavsiyem 15 yaşından küçüklerin bu filme gitmemeleridir.


3 responses to “Ejder Kapanı: Kapana Kısılan Sadece Ejder Değil”

  1. Uğur Yücel'in yönettiği film sayısı az olsa da oynadığı rol sayısı hiç az değil. Yazarın düşüncelerine genel olarak katılsam da katılmadığım noktaları belirteyim. “Antepli polis” olarak sınıflandırdığınız ve Abbas'ı da dahil ettiğiniz paket, aslında Abbas'ı kapsamaz. Abbas tam bir “İstanbullu polis.” O nedenle Abbas'ın şivesi, karaktere göre harika düzenlenmiş. Sanırım bu rolü bu denli iyi kavrayıp oynayacak Uğur Yücel dışında tek alternatif Şener Şen gibi duruyor. Eğer bu konu üzerinde düşünüyorsanız, Abbas karakterini özel olarak tekrar izleyin. Tavrı, duruşu, fikir yürütme yöntemi bir Anadolu insanı gibi değil. Ve jargonu da Anadolulu değil. Dolayısıyla evrimleşmiş bir konuşma biçimi geliştirmiş Uğur Yücel. Bence filmin en iyi yönü Uğur Yücel'in oyunculuğuydu.

    Senaryo konusundaki kaygılarınızı da paylaşıyorum. Ancak bunun sebebinin, öykünün ideolojisizliğinin olduğunu düşünüyorum. “Seri katil bulmacasına” esaslı bir çözüm bulmak için, esaslı bir sosyal arkaplan oluşturulması gerekir. Oysa levent kırca düzeyi “politikacı eleştirisi” tüm o “seri katil bulmacısını” basitleştiriyor, sıradanlaştırıyor.

  2. Sanirim cumlemden tam anlasilmiyor. Abbas karakteri bu kalibin disinda kaliyor -ki kendisi Istanbul menseili degil Trakya menseili resmediliyor- ama bu yeterli olmuyor demek istemistim. Mudur ve Akrep karakterleriydi aslinda benim hedefimdekiler.
    Abbas karakterinde seslendirme boyutunda elestirdigim nokta ise Ugur Yucel'in yer yer kendini kaybederek normal konusmasina donmesiydi. Bastan hic oyle kasmayip, normal konusmasini yapsa cok daha tutarli bir goruntu cizerdi zannimca. Ayrica ses miksajinda da bir problem vardi (izledigim kopyadan da kaynaklaniyor olabilir diyordum fakat baskalarindan da duydum bunu) ve bazi noktalarda soylenilenler anlasilamiyordu. Genel dis seslerin yer yer kulagi cirmalamasi yine benzer sebepten kaynaklaniyor olabilir, emin degilim.

    Senaryo duzleminde gorusunuze saygi duyuyorum. Bunu populist bir tutuma indirgeyerek “vatandas tepkisi” boyutuna giris noktasinda hissedilen butun olmama durumu bile bundan kaynaklaniyor olabilir.

Leave a Reply