Ekümenopolis’in Yönetmeni İmre Azem’le Farklı Bir Söyleşi

Yazarlarımızdan Onur Arslan ve İpek Sakarya'nın, yakında sinemalarda gösterilmesini umut ettiğimiz Ekümenopolis'in yönetmeni İmre Azem'le yaptıkları röportaj....

Geçtiğimiz hafta içinde Ekümenopolis’in yönetmeni İmre Azem’le biraraya geldik. Kendisiyle söyleşi diye konuşmaya başladık ancak görüşlerini o kadar dolu dolu aktardı ki, bizim sorularımız anlamsız kaldı. Bu yüzden sizlere Azem’in görüşlerini özet şeklinde aktarıyor ve herkesi filme destek olup izlemeye çağırıyoruz.

Constantinos Doxiadis’in ortaya attığı ekümenopolis kavramı, bugün hızla yaklaşmakta olduğumuz sınırsız kentleşmeyi anlatmaktadır. Hızlı nüfus artışına ve kentleşmeye istinaden, tüm kentleşmiş alanların, büyüyerek birbirleri ile birleşeceğini savunan Doxiadis’i günümüz kentleri haklı çıkartıyor. Hele İstanbul gibi “bütün eşiklerini aşmış” bir kentten bahsediyorsak…

İmre Azem de Doxiadis’in bu kavramından yola çıkarak İstanbul’a bizim görmediğimiz ya da görmeyi çok da tercih etmediğimiz bir pencereden bakıyor. Ekümenopolis’te İstanbul’u izliyoruz ama bugüne kadar gösterilmeyen ya da görülmeyen şekliyle… kent üzerinde söz hakkı olan halkın, bugüne kadar nasıl sessiz kaldığını ya da bırakıldığını ve bu susmanın bedelinin ne olduğunu görüyoruz.

İmre Azem, bir şehir plancısı, mimar, ya da bir şehir aktivisti olmamasına rağmen, insanların yaşadığı şehirle ilgili söz söylemesi gerektiği fikrinden yola çıkarak, bizlere, yani o şehrin insanlarına, yaşadıkları kenti anlatıyor ve yaşadıkları kente dair söz söylemeye çağırıyor.

Ekümenopolis, 1980’lerde başlayan neoliberal dalganın, yani emtia yerine, finans-kapital merkezli yeni nesil kapitalizmin, şehirlerimize biçtiği rolle başlıyor ve devamında konunun uzmanları ve taraflarının röportajları ile birlikte zengin bir canlandırma ve görsel malzeme sunuyor. Özellike gündemde önemli yer teşkil eden 3. köprünün ne olduğunu, neye hizmet ettiğini, ve bundan etkilenecek büyük kitlelerin başına neler gelebileceğini hayli aydınlatıcı ve bir yandan da şok edici gerçeklerle anlatıyor.

1980’lerde başlayan neo liberal dalganın, yani emtia (mal, materyal) yerine, finans-kapital merkezli yeni nesil kapitalizmin, şehirlerimize biçtiği rol, her şey gibi, şehirlerin de, yaşadığımız alanların da kar maksimizasyonu hesaplarına dahil olmasıdır. Sanayi çağınının kent planlamasından artık bambaşka bir evreye geçilmiştir.

50 seneden fazla süredir plansız büyüyen metropolümüz, bu yeni dalga finans ile, zaten azalmakta olan kamusal alanlarını, yeşilliğini, suyunu hepten kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya kalmıştır. Fabrikaya, sanayi tesislerine ihtiyaç duymayan kağıt alıp satan, arsa spekülasyonları ile, enerji piyasası ile oynayan finans kapitali, ülkeye buyur etmek için en önemli nokta haline gelmiştir. Bugün ise, İstanbul’un kendine has dokusu ile birlikte, sonradan yaratılmış değerleri, olabilecek en karlı şekliyle sermayeye ikram ediliyor…

Üçüncü köprü tartışması daha başlamadan önce, üçüncü köprünün tüm bağlantı yolları yapılmış, yolların varacağı yerlerdeki arsalar parsellenmiş, kesilecek ağaçların, dökülecek betonun hesabı çıkarılmış, aslında son çivinin çakılacağı bu inşaat operasyonunda, biz sadece son çiviyi (köprü) tartışır olmuşuz. Bu haliyle bile kendi kaynakları yetmediği için Trakya ve Bolu’nun suyunu çeken İstanbul, köprünün yapılacağı alandaki doğal su kaynaklarını da kaybederek daha zor bir duruma düşecek ama ne gam… Yeni köprünün tahribatının bir diğer yüzü de, yeni getireceği nüfus olacak. İkinci köprü yapıldıktan sonra İstanbul’un en hızlı nüfus artışına sahip iki ilçesinin (Ümraniye ve Kağıthane), köprünün çıkış yollarında kurulmuş olması, bizi nasıl bir yapılaşmanın beklediğini gösteriyor.

Ekümenopolis’te, yaşamlarımızı ve yaşam alanlarımızı tehdit eden yeni yapılaşmaların yanısıra, insanların senelerdir yaşadıkları evlerinden zorla çıkarılarak sokağa atıldığını, büyük zorluklarla kurdukları evlerinin ve hayatlarının kağıt üzerinde, kapalı kapılar ardında alınan kararla ortadan kaldırıldığını izliyoruz.

Kentlerin şantiye alanlarından, kırık dökük, yıkık hayatlardan ibaret olduğu bugün, yalnızca “belirli” sınıflar istediği yerde yaşayabilmekte ve bu sorun bir “hakikat” olarak toplumun her kesimine kabul ettirilmeye çalışılmaktadır. Bu saldırgan inşaat lobisi, birer birer, yeni, rant getirecek mahallelere yasal yollarla girip, insanları ortada bırakmakta, sözler ve vaadlerle, evlerinden çıkardıkları insanları perişan etmektedir.

Ekümenopolis projesinin 2,5 yıllık bir çalışmanın ürünü olduğunu, çok farklı insanlarla görüşüldüğünü belirten İmre, şimdiye kadar her izleyenin yorum olarak “herkes muhakkak izlemeli” cümlesini de hayata geçirebilmek için, projemefon.com adlı site üzerinden toparlayacakları maddi destekle, filmi birkaç hafta bağımsız bir sinemada vizyona sokmayı planladıklarını söylüyor. Bunun yanında, nihai kurguya eklenemeyen ama toplamı 15 saati bulan görüntü ve röportajları yayınlayabilecekleri bir server ile Ekümenopolis’i, açık kaynak olarak, internete yaymak da planları arasında…

Filmi yaygınlaştırma projesi ise, bizi bekleyen tehlikelerin görünürlüğünü artıracak, yaşama alanlarımız üzerine söz söyleme hakkımızı hatırlatacaktır. Kent mücadelesi, yaşama alanı mücadelesi, sınıfsal bir mücadeledir. İşte bu nedenle de diğer tüm mücadelelerle birleştirilmelidir. Taksimde Emek sinemasının yıkılması sadece Emek sinemasının yıkılması değildir; Demirören alışveriş merkezi sadece bir alışveriş merkezi olmadığı gibi… Yaşama alanlarımıza topyekün bir saldırı mevcutken bu saldırıya topyekün bir karşılık verilmelidir. Kentin kimsesizleri, yoksulları, iyice toplumdan uzaklaştırılıp kaderlerine terkedilirlerken, sıranın bize geleceği açıktır. O sıra bizlere gelmese bile, hergün daha da büyüyen şehrin, daha da karmaşıklaşan trafiğinde, daha da yükselen binalarının içindeki hapisliğimizde, ömürlerimiz tükenmekteyken…

Filmin anlatısına yakışan bir şekilde, Ekümenopolis’in kolektif bir çabayla sinema salonlarında gösterilebilmesi için destek olmak isteyenlere http://projemefon.com/proje/detay/44/29 adlı adrese girmelerini öneriyoruz. Sitenin çalışma sistemi, basitçe belirlenen günde, belirlenen miktarın toplanması esasına dayanıyor. Toplanamadığı durumda ise, daha önceki bağışçılara, bağışları kesintisiz olarak geri ödenecek. Bu mücadeleye sizin de katkınız olmasını isteseniz, az bir süre kaldı.

kategori:
söyleşi

ilgili