Erşan Kuneri Gibisi

Erşan Kuneri Gibisi

Cem Yılmaz ve yol arkadaşlarının son dizisi Erşan Kuneri, komedyenin son işlerinin hemen hepsinde olduğu gibi tartışmalarıyla birlikte geldi.

“Eski tadı yok” klasiği ile başlayan tartışmalar, hiç lüzumu olmayan bir “Gibi” kıyaslamasıyla farklı bir noktaya evrildi. Yerli komedi içeriği bu kadar azken, gülmek için sosyal medyadaki 10 saniyelik videolara kadar düşmüşken eldeki nadir komedileri birbirine çarpıştırmanın hiçbir manası yok. Ama çoktan kılıçlar çekildi, taraflar seçildi ve benim gördüğüm kadarıyla ilk defa bir Cem Yılmaz işinin bu kadar az savunulduğu bir tartışma ortamı oluştu.

Erşan Kuneri dizisinin sevmeyenleri çok ve hemen her sevmeyenin nedeni bir diğerinden başka. “Bel altı” gibi eskimiş yorumlardan, “81 yılında piyasada olmayan ürünler gösterilerek zaman hatası yapılmış”a kadar geniş bir skala var karşımızda. Bazı izleyiciler ise filmi beğenmeyince, neden beğenmediklerini düşünme aşamasında, yıllarca biriktirdiği her şeyi kavga anında hatırlatan sevgili gibi Cem Yılmaz’a dair eteklerindeki tüm taşları dökmüşler. Mutsuz seyircilerin hepsinin kendine özgü bir mutsuzluğu var kısacası.

Beklentide Hala 1 Numara

Cem Yılmaz, 90’lı yıllardaki stand-up’larından itibaren komedide uzun yıllar zirvede kaldı. Benim için ise herhangi bir projeye başlamadan önce, beklenti aşamasının en üst sırası hala onda. Yani sinemada koltuğa oturmadan ya da evde play tuşuna basmadan evvel, hiçbir proje beni bir Cem Yılmaz işi kadar heyecanlandırmıyor. Öncelikle komedi türüne hâkim ve eski komedilerin kıymetini bilen bir yazar var karşımızda. Erşan Kuneri’ye başlarken de devasa Yeşilçam geçmişimiz bir yana, ZAZ kardeşlerden Frank Oz’a pek çok ismi hatırlamamızı sağlıyor.

Dizideki oyuncu kadrosunun, yönetmenin kendi deyimiyle ensemble’ın yetenek toplamı da herhangi bir proje öncesi iştah kabartmaya yetiyor. Ekipteki birçok isim tek başına proje taşıyabilecek kalibrede.

Tema seçimi olarak da son zamanlarda çok cesur bir Cem Yılmaz var. İsmiyle bile kara mizah yapacağını müjdeleyen Karakomik Filmler ve seks filmli furyasının göbeğinde yer alan bir karakterin sürüklediği Erşan Kuneri, merak ettirme konusunda diğer tüm komedilerden daha öndeydi benim için.

Benim Kendine Özgü Mutsuzluğum

Cem Yılmaz’ı eleştirmek, benim için keyifli bir süreç değil. Sosyal medyada Cem Yılmaz işlerine vurmak için sıraya giren insanların iştahından bende yok. Hala hevesle, beğenmek için ekranın başına geçiyorum. Ama ne yazık ki, beğenemiyorum.

Diziye dair çokça yorumu gördükten sonra, kendi beğenmeme nedenimi anlamak ve yalnızca kadraj içinde kalarak Erşan Kuneri’yi neden sevemediğimi aktarmak istedim. Benim kendine özgü mutsuzluğum, 3 başlıktan oluşuyor.

1- Karakterin Yolculuğu

İlk olarak Gora filminde karşımıza çıkan, ince sesli, heyecanlı ve işi başından aşkın Erşan Kuneri’yi bekleyenler, Erşan Kuneri dizisinde aradığını bulamıyor. Aslında daha fragmandan itibaren karakterin değiştiğini ve artık seks filmi yapmak istemediğini görüyoruz. Aslında bir Erşan Kuneri var, ama gibisi var. Sesi tonu, hareketleri farklı. Daha olgun ama kendisini star yapan malzemeden hala övgüyle bahsediliyor. Artık seks filmleri yapmayacağım diyor ama ilk bölüm neredeyse tamamen bu dünyanın içinde geçiyor. Dizi içindeki kurmaca filmler seks filmleri değil, ama isimleri o dönemki furyaya göz kırpıyor. Benzer bir film olan Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni’nde Haşmet Asilkan yeni bir film türüne yeni bir kadroyla başlama niyetindeydi. Erşan Kuneri ise seks filmi tayfasını hiç bozmadan yeni maceralara atılma derdinde.

Erşan Kuneri gibi bir karakter için bu git-geller normal. Dünyanın en ciddi filmini çekse bile bir yerinden seks dokunuşu olacak belli ki. Bu anlaşılır. Ama seks filmi yapmak istemeyen Erşan Kuneri’nin, aslen ne yapmak istediği anlaşılmıyor. Erşan Kuneri seks akımını bırakıp artık seyircisiyle aşk yaşamak istiyor. Tamam. Peki bunu başarıyor mu? Başaramıyorsa neyi başaramıyor?

Örneğin Kuru Murad’ı izlerken, aslında bir parodi izliyoruz. Erşan Kuneri’nin amacı bir parodi çekmek mi, gerçekten ciddi bir tarihi film çekmek istiyor da beceremiyor mu? Yoksa beceriyor da becermiş hali bu mu? Bunları anlamak ve ayırt etmek seyirci için çok güç.

Gerçek bir film çektiğini düşünsek, malum uzvunda odun kıran karakter ya da tüm duvarları yıkıp gelen “bunu Netflix’te bile söyletmiyorlarsa” gibi replikler eğreti kalıyor. Ancak dizi içindeki gerçek hayata döndüğümüzde 3/5 puan alan filmin Kuneri’yi mutlu ettiğini görüyoruz. Şimdi görev tamamlandı mı? Kuneri’nin bu filmleri devam ettirmeye ve sürekli yeni film çekmeye çalışırken varmak istediği noktayı bilmiyoruz. Yine filmde gördüğümüz bir diğer parodi “Erman” ise gişede hüsrana uğruyor. Kuru Murad’ı nispeten başarılı yapıp, Erman’ın çakılmasını sağlayan şey ne bilmiyoruz. Yani herhangi bir dizide yapacağımız gibi “bu iş nereye gidecek” sorusunu düşünüp, Kuneri karakterinin yolculuğuna ortak olamıyoruz. Kaybedeceği, kazanacağı neler var göremiyoruz. Karakter net bir şekilde ileri ya da geri gitmiyor. Dalgalanıp da durulmuyor. Alkışı duymuyor, ihaneti görmüyor. Her bölümün başında, o bölümün devamındaki filmle tema olarak alakalı ama süreç olarak alakasız yarım saatlik bir bölüm hikâyesi izliyor ve bir anda filme geçiyoruz. Kuneri yapmaya niyetlendiği filmlerin hepsini bir şekilde çekiyor. Filmlerin iyi çıkıp çıkmadığını izlerken anlamıyoruz, ertesi günkü gazete yorumlarından anlıyoruz.

Çünkü bu filmler gerçek değil. Yani film içinde film olsa da, dizinin dünyası içinde de gerçek filmler değil. Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni’nin içindeki “Av ve Avcı” yok karşımızda. Gerçek bir yönetmeni, gerçek bir senaryosu, gerçek bir düzlemi olan filmler değil bunlar. Şakacıktan, mahsusçuktan, komiklik olsun diye yapılan filmler. Ve bu filmleri izleyip Erşan Kuneri’nin başarısına dair bir şeyler hissetmemiz çok ama çok zor.

Sonuçta bu dizi bir komedi. Yani elbette ki hepsi biraz oyun, biraz şaka ama Gora/Arog’da Arif’in dünyaya dönüp dönemeyeceğini, Yahşi Batı’da önce emanetin, sonra siyuların akıbetini merak ediyorken; Erşan Kuneri’de sadece yönetmen ve ekibinin hazırladığı parodileri uzaktan izlemekle yetiniyoruz. Bu da Erşan Kuneri’yi dilediğin anda kapatabileceğin ve bir daha dönmek için yoğun istek duymayacağın bir diziye çeviriyor. Erşan Kuneri’yi Gora’daki aynı isimli karakterin devamı olduğu için, dizi içindeki filmleri Cem Yılmaz’ın yazdığını bildiğimiz için, yan karakterleri de Zafer Algöz, Çağlar Çorumlu gibi isimler canlandırdığı için izliyoruz. Bu künye bilgileri dışında dizi başladıktan sonra karakterler ya da filmlerle herhangi bir bağ oluşturamıyoruz.

2- Kimsin Sen?

Cem Yılmaz eskiden karakterlerine bu soruyu sormayı çok seven biriydi. Salt komedi amaçlı filmlerinde bile karakterlerin hikayelerine, geçmişlerine göz atabiliyorduk. 2 saatlik bir hikâyenin içinde Susanne Van Dyke’ın annesine ya da Bob Marley Faruk’un yazarlık geçmişine dahi ayrılacak 1-2 dakika vardı. İronik şekilde, bugün dizisi çekilen Erşan Kuneri de Bob Marley Faruk’un geçmiş hikayesindeki karakterlerden bir tanesiydi.

Ancak söz konusu dizinin 300 küsur dakikası boyunca yan karakterlerin kim olduğuna çok az zaman ayrıldığını görüyoruz. Erşan Kuneri’nin yanındaki bu insanlar kim? Hepsi bir dönem seks filmlerinin içinde olmuş, bir iki tanesi de ekibin arasına yeni katılmış. Başka? Neyi sever, neyden hiç hoşlanmazlar? Onlardan ne beklenir, ne beklenmez? Saflar mı, cin gibiler mi? Yalnızlar mı? Bir amaçları var mı? Ekipten ayırıp “kim bu kişi” dediğimizde kafamızda bir şey canlanıyor mu?

Uzun uzun yan hikayelere ve geçmişe gitmeye de gerek yok. Erşan Kuneri’nin “Hayatta ne kadar seks varsa, filmlerde de o kadar olacak” sorusuna 3 farklı karakterin verdiği 3 farklı cevap dahi bize o kişilere dair bir şey anlatıyor. En azından anlatabilir. Cem Yılmaz espri gereği ara ara karakterlerine dair bilgiler verse de bu bilgileri kullanma gibi bir niyetinin olmadığını ve sadece şaka için koyduğunu anlıyoruz. Konuşma tarzı ve üsluplarında da belirgin bir ayrışma yok. Bir kişinin başladığı cümleyi, bir diğeri rahatlıkla bitirebiliyor.

Üçüncü bölümde İbrahim Tumtum ve Altın Oran yolda yürürken bir anda topluma karşı duyarlı oluyorlar. Bir önceki bölümde değillerdi. Bir sonraki bölümde de olmayacaklar. Bu tiplere bir bölümlüğüne yüklenen bu karakter özelliğinin nedeni, o bölümü bir şekilde Kooperatif Kemal filmine bağlamak. Bölüm filme bağlanıyor, görev bitiyor, karakterlerin topluma karşı duyarlılıkları da bitiyor.

İlk bölümde ise Tumtum, Ayhan Işık dublörüne borcu olduğunu ve bu nedenle kaçtığını söylüyor. Bu sahnede çok güzel bir “Ayhan Işık Gibisi” şakası var. Borç hikayesi diziyi nasıl etkileyecek diye düşünürken, saniyeler sonra bu sorunun ortadan kalktığını görüyoruz. Yani bu borç hikayesi sadece bahsi geçen şakayı bir şekilde yapmak için konulmuş. Bu da bizi üçüncü maddemize getiriyor:

3- Komedinin Artık Şakası Yok

Yeni dönem komedilerde, şakalara eskisi kadar yer yok. Güzel şakalar hala karşılık buluyor, paylaşılıyor. Ama esas sükseyi şaka olmayan şakalar yapıyor. Sonunda Groucho Marx kalitesinde güzel bir şaka olsa dahi; şakaya hizmet eden hikâye yerine, hikâyenin ve durumun fotoğrafını çeken cümle tercih ediliyor. Erşan Kuneri ekibinden Zafer Algöz’ün küçümser bir tutumla yaklaştığı “Gibi” dizisinde, Erşan Kuneri’de olduğu gibi güzel hazırlanmış ve paketlenmiş şakalar yok. Şaka yaptığının farkında olmayan karakterlerin yaptığı bir komedi var. Yılmaz, İlkkan’a “Erdem atletik diye ben neden köfteci açmak zorundayım?” dediğinde, şaka yapmayı değil kendisini esir alan kokoreççilerden kurtulmayı düşünüyor. “Bak sen şu kukinin söylediklerine bak” dediğinde gerçekten kızıyor, sakat olduğunu düşündüğü çocuğa “Bak İlkkan abine yürüye yürüye gitti köle oldu” derken onu gerçekten teselli etmeye çalışıyor.

Bu replikler, aynı dizideki görece ayarlı ve hesaplı yazılan diğer repliklerden de daha etkili. Çünkü hikâyenin içerisinden, olayların doğal akışından ayrılmıyor. Bilakis onları zenginleştiriyor. Gibi dizisinin, arasak kolayca bulabileceğimiz hikâye eksiklerinin ve karakter tutarsızlıklarının hepsinin önüne geçen doğal komikliği, biraz da doğru yerde giren bu şakasız repliklerde gizli.

Bu, sadece Gibi dizisine has değil. Cem Yılmaz da zamanında filmlerini yüzlerce unutulmaz “şaka olmayan şaka” ile donattı. Yahşi Batı’da Aziz Vefa “Si.meseler bari” derken bu ihtimalden gerçekten korkuyor, Gora’da Arif telefonda arkadaşına “uzaylılar tarafından kaçırıldım” derken gerçekten o gemiden kurtulmaya çalışıyordu. Evet, tarafından.

Cem Yılmaz Erşan Kuneri’de bulduğu güzel şakaları yer yer bizimle paylaşıyor ama bunlar net bir durumun, ilgiyle takip edilen bir hikâyenin içinde olmadığı için anlık gülmelerin ötesine geçemiyor. Bu yüzden de Erşan Kuneri, Cem Yılmaz’ın yıllar boyu her cümlesi hayatımızın bir parçası olan işlerinden biri olacak gibi durmuyor.

Uzun lafın kısası, bana göre Erşan Kuneri’nin en büyük eksiği, Cem Yılmaz’ın eski işlerinde gayet iyi işlediği hikayeleri, bu son dizisinden esirgemesi. İşin eğlencesini bırakıp olgunlaşmaya çalışan bir karakteri anlatırken, hikâyeyi olgunlaştırmayı bırakıp sadece işin eğlencesine kaçması. Cem Yılmaz ve ekibi derinleşmeyi sayısız detayda ve diyalog aralarına gömülü bağlamsız göndermelerde aramak yerine, dizinin karakterlerine basit de birer yolculuk vermeyi tercih etseler; biz de Erşan Kuneri trenine binip bu yetenekli ekibin ikinci sezonda neler yapacağını daha bir merakla bekliyor olacaktık.