Faşizm Her Yeri Sardığında: Una Giornata Particolare

Faşizm Her Yeri Sardığında: Una Giornata Particolare

İnsanların başkalarını dinlemekten, empati kurmaktan vazgeçtiği günlerde…
Tüm insanlara etiketler yapıştırıp, hepsini bir görmeye, hepsinden nefret etmeye, her türlü kötü özelliği o etiketin altına eklemeye başladıklarında…
En temel insani duyguları yitirip, ölümden, kandan, savaştan haz duyduklarında…
Beyinlere, kalplere kan gitmediğinde, kulaklar, gözler kapandığında, ağızlar aynı sloganları tekrarlamaya başladığında…
Kısacası faşizm her yanı sardığında, farklı hisseden, farklı yaşayan, farklı düşünmeye çalışan, başka çözümlerin mümkün olduğuna inanan insanlar kendini boğulmuş hissettiklerinde…

Günümüze de benzeyen ama tarihin en faşist günlerinden birinde geçen bir öykü Una Giornata Particolare… 8 Mayıs 1938’de Hitler, İtalya’yı ve Mussolini’yi ziyaret ettiği günde, tek mekanda, bir evin içinde geçen ama dikkatli bakana bütün dünyayı ve dünya tarihini anlatan bir öykü…

Antonietta, 6 çocuğuna ve kocasına bakan, hayatı çalışmakla, ezilmekle, aşağılanmakla geçen, ailesinin, çevresinin dayatması ve bilgisizliğiyle Mussolini’ye hayranlık besleyen, fotoğraflarını kesip, bir albüme yapıştıran, küçük hayallerin ve küçücük bir dünyanın kadını…

Gabriele, radyo spikerliği işinden farklı görüşleri ve homoseksüel olduğunun anlaşılması yüzünden kovulan, şairlerin mısralarıyla konuşan, etrafını saran faşizmin elinden kurtulmaya çalışan, yok edilmemek için çabalayan, büyük hayalleri küçücük bırakılmış bir adam…

Antonietta’nın kocası ve çocukları, büyük buluşmaya, Hitler ile Mussolini’nin tüm dünyaya meydan okudukları o rezil törene, tüm mahalleli ile birlikte gittiklerinde, koca apartmanda bekçi kadın, Antonietta ve Gabriele kalır. Antonietta’nın konuşmayı öğrettiği papağan, kafesinden kaçıp Gabriele’nin penceresine konduğunda ikisinin hayatları bir gün de olsa birleşir.

Ve bu andan itibaren Ettore Scola’nın olağanüstü kamera kullanımı, Sophia Loren ile Marcello Mastroianni’nin her türlü övgüyü hak eden oyunları ve iyi yazılmış bir senaryo ile başbaşa kalırız. Antonietta ve Gabriele’nin her diyalogu, dünyanın haline, faşizme onlarca gönderme barındırır. Evdeki herşey birer metafora döner.

Ve altı çocuklu bir kadınla, bir homoseksüelin imkansız aşkına tanık oluruz. Ütopiktir, gerçek olamayacağının ikisi de farkındadır ama yaşadıkları güzeldir. İkisi de bu aşkı gerçekten istedikleri için değil, etraflarını saran her baskıya, kurala, meydan okumak için yaşamak isterler.

Una Giornata Particolare, her ne kadar sonu mutlu bitmese de, özellikle bu aralar izlenmesi iyi gelecek, moral verecek bir film.


Leave a Reply