Kategoriler
seçki

Fırtına Sonrası Kuru Gürültü!

transformers-manset.jpg

Elimizde T ile başlayan iki film var. Ortak özellikleri bununla da sınırlı kalmıyor. İkisi de bilimkurgu, ikisi de devam filmi, ikisi de teknolojiyi çıkış noktası yapıyorlar. Ve maalesef ikisi de sinematik açıdan fena halde çuvalladı. Yaz piyasasının gişe canavarı filmleri olması hedeflenen ama fan canavarına dönen filmleri bunlar; Terminator: Salvation ve Transformers: Revenge of the Fallen.

Yazdan mıdır bilinmez herkeste bir rehavet var. İki film açısından da şöyle bir çıkarım yapılıyor; eğlencelik filmler bunlar, izle ve unut. Tabi bu, işe iyimser bakarsanız gördüğünüz tablo. Madalyonun bir de diğer yüzü var; CGI icat oldu, senaryolar bozuldu.

Öncelikle sinema tarihine Terminator adından daha soluk harflerle dahil olmuş Transformers’ ı ele alarak başlayalım. Malum, Transformers’ a seyircinin televizyondan bir aşinalığı mevcut. Buna rağmen gerekli yükseltme yapılarak görsellik modernize edildi, hatta ve hatta standart üstü bir hale getirildi. Öyle ki Transformers dönümüş sahnelerinin render sürelerinin saatler aldığı söylendi. Peki ama CGI her şeyi çözdü mü? Maalesef hayır. Öncelikle senaryoyu adım adım (ama büyük adımlarla) ele alalım. Bilimkurgu filmlerde sıkça işlenen bir hata var; filmde bilimle kurgunun buluşma noktasından yapılan bir çıkarım nedeniyle mantıksızlığın da seyirci tarafından kabul göreceğine duyulan inanç.

Eğer ki koca koca robotlar uzayda bilinç, hatta hayat kazanıp (ki bu kısım aslında bilimden ziyade fantastik kurguya sokuyor filmi ama bu da ayrı bir yazı konusu) dünyaya geliyorsa koca bir şehirde yıkım yapsalar dahi gizli kalabilirler! Amerika Çin olsun, Ürdün olsun istediği ülkeye girer; o dünyanın jandarmasıdır. Zaten diğer devletler bir- iki helikopter gönderir, tüm güçleri budur. Oysa Amerika güçlüdür, tüm güçlerini gönderir. Bu provokasyonları da gözümüze soka soka yapar.

transformers_2-2.jpg

Veyahut senaryonuzun ilerlemesi mi lazım? O zaman düşman karakterlerin eline geçmemesi gereken tüm bilgileri tam da onlar dinlerken teyit edin! Hem de DURDUK yerde! Aklı kemale erdikten sonra bu sahneyi böylesi yatırım yapılan bir filmde görmeyi beklemeyen, çileden çıkmış kaç insan vardır merak konusu. Bunun yanında diğer tutarsızlık, mantıksızlık ve beceriksizliklerden sonra bir de kaçan fırsatlar silsilesi var ki sormayın! Semavi dinlerde işlenen Şeytan’ ın başkaldırısı ve Cennet’ ten sürülmesi teması bu filmde çok ilginç bir şekilde yerini buluyor (ama layıkıyla değil). Filmin çıkış noktasını oluşturan Fallen ve Prime’ lar konusu Yaradılışla birebir örtüşmese de aradaki bağ inkâr edilemeyecek derecede. Böyle derin ve evrensel bir temayı yeterince kullanamayan film tüm öyküyü yüzeyselleştiriyor, bayağılaştırıyor. Öyle ki art alana böyle derin bir mevzu koyan bir filmden beklenmeyecek şekilde (ve ne yazık ki Transformers devam ederse sık sık göreceğimiz üzere) gevezelik filme hâkim oluyor. Lord of the Rings serisinin yazarı J.R.R. Tolkien’ in Orta Dünya’ nın yaradılışını anlattığı Silmarillion eserinin güzel bir örneğini sergilediği İlkler’ den başkaldıran çıkması ve diğerlerinin fedakârlığı teması ne yazık ki Transformers’ ta fena halde ıska geçilmiş. Michael Bay’ den de bu beklenirdi zaten. Peki ama milyon dolarlık yatırımların yapıldığı, milyar dolarlık da geri dönüşümlerin/kazançların olduğu Hollywood’ daki bir isim bunları yapar mı? Bu soruda yazımızın sürükleyiciliğini tetikleyen sorunsal olsun, sonuç bölümünde hep beraber çözelim.

27.jpg

Gelelim Terminator’ e… “Biçim Değiştirenler” her ne kadar varlığı biyolojik değil de mekanik olarak da ele alıyor olsa da bu konuya felsefi bir açıdan yaklaşmayarak sadece öykünün (ve öykünün önüne geçen görselliğin) oluşmasını sağlıyordu. Hâlbuki James Cameron’ ın sinema tarihine ve insanlığın ortak kültürüne kazandırdığı Terminator tam tersi nitelikte bir film. Birçok konuyu hem görünürde, hem de alt metinde ele alıyor. Kader, aile olmak, teknolojik gelişme, birey olmak, beklentiler, kıyamet bir çırpıda aklımıza gelenler. Bu kadar kompleks ve sınırsız imkanlar sunan bir kaynak kurutulabilir mi? İstenince oluyormuş. Formülü de çok açık; hikayenin kimin üstünden akacağına karar veremeyen senarist, yönetmen işbirliği (!).  Sinema tarihinde öykülemenin karakterlere dağıtıldığı örneklere çokca rastlar ama karakterlerin olmayan bir dramatik yapıda sağa sola anlamsızca dağılmasına bu kadar görkemli bir yapıtta ender rastlanır. Hele ki mantıksızlıklar diz boyu olunca Skynet’ in McG’ yi öldürmesi için gelecekten Arnold’ u göndermesini beklemeye başlıyor insan. Ya da, belki McG seriyi katletmek için gönderilmiştir? Kim bilir? Kulağa mantıksız geliyor, değil mi? Ama Kyle Reese ve John Connor’ ı ele geçirip, öldüremeyen bir Skynet kadar değil! Varoluşunu bağımsız kılmak için nükleer saldırılar yapan bir yapay zekâdan bahsediyoruz. Karşısındaki en büyük düşmana, John Connor’ a T800 ile saldırıyor. Hem de ne uğruna? Basit bir gönderme! Evet evet, California valisine selam çakmak için. Bir Terminator hayranının Arnold Schwarzenegger’ in yüzünü CGI ile oluşturulmuş da olsa bir Terminator filminde görünce sevinmesi gerekir, değil mi? Ama insanlar dehşete düştü. Bu dehşet gerilim ve korkudan değil, düşülen bariz hatadan kaynaklanıyor. Sanıyorum görsel efektlerin sağladığı yoğunluğun öykünün önüne geçeceğine dair sağlam kanılar var. Ne yazık ki insan ölçütleri hala mantık çerçevesinde hareket edebiliyor. Oysa filmde değindiğimiz noktalar az biraz düzeltilip ikinci filme sağlam bir ikilem nakledilebilseydi…

Mesela… Marcus’ un kalbi teknoloji destekli çalışıyor. Terminator filmlerinde ve diğer bilimkurgularda geçerli bir kural vardır; film kendi gerçekliğini yaratır, seyircinin bu gerçekliği “gerçek” gerçeklikle kıyaslamasına fırsat vermeden öykünü kurar, kendi gerçekliğini de uygun ölçüde aktarırsın. Terminator serisinin ilk iki filmi buna güzel bir örnektir; yerinde aksiyon sahneleri ve bilimsel açıklamaların inandırıcı (ama gerçek ama değil) şekilde aktarılmasıyla seyirci artık filme girmiştir. Oysa çalakalem bir yapay kalp operasyonu ve dirilen bir insan… Ne yani, Marcus bir İsa modellemesi mi? Bir kere hikayenin akacağı kaynak eksikliğinde baş sorumlu, zira bir katil ve tekrar dünyaya geldiğinde de soğuk, kaba, itici. Bir antikahraman prototipi bile çizemiyor bu özellikler. Her neyse, bugün zihin ve beden gibi iki olgunun ayrımına varmışlığımız devam ederken Marcus’ un kalbini çalıştıran düzeneği John Connor’ a aktararak onun varlığını sağlarsak ( ki Terminator serisi boyunca sağlanmaya çalışılan budur; John Connor’ ın varlığı. Seri bu eksende döner, bu noktayı filmin sonuna koyamazsınız!) bir ikilem yaratamayız. Zira fiziksel varoluşu sağlayan mekanik bir destektir söz konusu olan. Kalp pili gibi. Oysaki zihinsel var oluşu teknolojinin ellerinde olsaydı? Aklınıza hemen yarı program yarı insan olarak Neo geliyor değil mi? Muazzam bir ikilem; insanlığın kurtuluşu bir programın elinde. İnsanlığın tek umudu John Connor’ ın var oluşu yapay kalbe bağlı. İyi ama bu kararlarını etkilemez ve bir gerilim oluşturmaz ki! Zihin, beyin, idrak aynı kalıyor.

Sinema filmleri seyirciye giriş bölümünde sorduğu soruyu cevaplayacağına söz verir, bu sözünü sonuç kısmında tutar. “Peki koskoca Hollywood bilmiyor da biz mi biliyoruz?”. Sanırım bu sorunun cevabını söz vermiş olduğumuz gibi cevapladık.

Bir cevap yazın