Kategoriler
haber

Fringe: Bilimkurgunun Neresinde?

fringe.jpg

Bakınız için yazan: Ali Ceylan

Biri J.J Abrams’ı Durdursun ya da Hollywood: 0 – J. J. Abrams: 1

Her şey 28 Ekim 1943 yılında Philadelphia’da Amerikan donanmasına ait , “USS Eldridge” adlı destroyerin üzerinde çok güçlü bir elektromanyetik alan oluşturulup, optik görünmezlik sağlamak amacıyla yapılan bir deneyle başladı. İddia odur ki bu deneyden sonra gemideki tayfaların başına enteresan şeyler geldi.Kiminin vücudu saydam oldu, kiminin bedeni gemiyle kaynaştı ve metalleşti, kimisi görünmez oldu. O gün bugündür Phidelphia Deneyi, 51. Bölge ve Roosewelt vakası gibi üzerine sayısız spekülasyon yapılan, düşük bütçeli filmler çekilen, kitaplar yazılan gerçekliği en çok tartışılan, modern çağın paranormal vakalarından, “Underground Conspiracy Belgeselciliğin” fenomenlerinden biri haline geldi. (J.J Abrams’ın yeni projesi Super 8 adlı filmin 51. Bölgeyi konu edindiğini de bu arada belirtelim.) Günün birinde açıkgöz bir yapımcı tüm bu malzemeyi gördü ve bu konulara el attı ve onlardan tüm dünyanın merak ve beğeniyle izlediği büyük yapımlar ortaya çıkardı.

Fringe’e geçmeden önce J.J Abrams’ın merak takıntısını anlamak gerekir. Neden bu kadar gizem? Neden bu kadar çok soru ama az cevap? Ted.com’da yaptığı konuşmada J.J Abrams bu konuya açıklık getirir: “Hiç açılmayan bir kutu ve sonsuz olasılığı potansiyeli, umudu temsil ediyor. Gizem hayalgücü için en iyi katalizördür.” (bakınız)

Fringe kendi önermesini kendi dünyasını hiç aceleye getirmeden, seyirciye usulca kabul ettirmesini biliyor ve her şeyden önce karakterleri sevdiriyor. Gönlü geniş J.J Abrams, Lost’ta şişman, depresif, kanun kaçağı, keş, Iraklı işkenceci bir sorgu uzmanı ya da utancından İngilizce konuşamayan Koreli karakterlere yer vermekten çekinmeyen J.J Abrams, kendi zayıflıklarının kurbanı olmuş ve olmaya devam eden ve edecek olan karakterlere Fringe’de de yer vermeyi tercih ediyor. Dr. Walter Bishop gibi, Olivia Dunham gibi, duygusal bağımlılıkları olan aynı hatayı yapmaktan kendini alı koyamayan karakterler. Hepsi hüzünlü, hepsi içli karakterler. Lost’taki karakterleri nasıl sevdiysek, nasıl defalarca bağrımıza bastıysak, Fringe’de de karakterleri seviyor ve benimsiyoruz. Fringe’de karakterlerin güçlü yanları kadar, anlamsız tavırları ve zayıf yanları da işleniyor – ki karakterler bu yüzden inandırıcı ve sevimli oluyor zaten. Lost’taki kahraman olmak için doğmamış ve kahraman olmayı sürekli reddeden karakterler gibi, Fringe’de de sıradan insanlar, zamanla önemli olayların parçası haline gelseler bile ve Hoolwood mantığının aksine, karakterler hem acılarını çekiyor hem dünyayı kurtarıyor hem de mütevazi kalarak kendileri kalmayı başarıyorlar.

Tür olarak da kendini asla sınırlandırmıyor Fringe. Dram ağırlıklı bir bölümün ardından,aksiyon ağırlıklı bir bölüm,onun ardından gizem dolu bir bölüm. Sıradanlaşmamak adına ikinci sezonun 20. Bölümü müzikal olarak çekilse de Fringe, görsel olarak asla gereksiz maceralara girmiyor asla risk almıyor. Anlatacağını en yalın dille anlatıyor. Fringe gücünü
senaryosundan ve oyunculuğundan alıyor, anlatım biçiminden değil.

Fringe çok kolay akla gelmeyecek, herkesin bilmediği çok gizli bir sırrı biliyormuş gibi yapıyor ve seyirciyi de buna inandırıyor. Öyle 4.bölüm sonunda finalini tahmin eder gibi olduğunuz diziler gibi değil Fringe. Senaryonun az buçuk anlaşılması için 2 sezon beklemeniz gerekebiliyor. İçerik olarak hayli dolu ve yoğun bölümler barındırıyor. Dark Matter, Artifical İntelligence, Cybernetics, Teleportation ve Psychokinesis gibi hayli tartışmları konuların üzerine ciddiyetle gidiyor ve tatmin edici bilimsel açıklamalarla konuyu derinlemesine eşeliyor. X files’dan aldığı bayrağı çok daha ileri götürüyor Fringe. Çok ciddi bir ön hazırlık, uzman kadrolardan alınan danışmanlıklar, müthiş bir editöryel kavrama ile kendinizi çok gizli, çılgın bir askeri deneyin ortasında hissediyorsunuz. Sınırların ötesinde bir macera duygusu yaşıyorsunuz ve içiniz kıpır kıpır ediyor. Bu özenle oluşturulmuş içeriğiyle rakip bilim kurgu dizilerine epeyce tur bindiriyor bence.

Dramaturji çok iyi düşünülmüş diğer bir öge Fringe’de. Baba -Oğul ilişkisi, Mentor-Hero ilişkisi, sevgililer arası kıskançlık, ayrılık mevzuları, patron çalışan ilişkisi, sevimsiz iş arkadaşı, kanka iş arkadaşı gibi çok konular iyi işleniyor. Hem karakterlerin kendi iç dünyaları hem karakterler arası pozitif ya da negatif bağlar seyirciye rahatlıkla geçiyor. Dramatizasyonda tutarlılık ve süreklilik enfes bir biçimde kendini takip ettiriyor. Çılgın bir maceranın ortasında, zamanda atlamalar yaşarken, boyutlar arası geçiş yaparken karakterlerin yürek burkan dramlarına acımak ve karakterlerle birlikte duygulanmak. İşin sırrı bence burda.

Komplo teorileri, gizli deneyler ve bulunduğumuz gerçekliğin ötesine romantik bir yolculuk demek olan Fringe, Lost’tan sonra gelmesi ve Lost’un başarısının şans olmadığını göstermesi açısından hayli önemli bir yapım. “Sinemanın altın çocuğu” diye çoktan anılmaya başlanan J.J. Abrams için biz de ayıp etmeyelim; lisanımız döndüğünce tarihe notumuzu düşelim:

J.J Abrams is not a follower, he is a leader.

Bir cevap yazın