Fury: Almanya Cephesinde Yeni Bir Şey Yok

Fury: Almanya Cephesinde Yeni Bir Şey Yok

Fury, 2. Dünya Savaşı’nın son günlerine yaklaşılan günlerde, artık Almanya sınırları içine girmiş Amerikan ordusuna bağlı bir tank ekibinin mücadelesini anlatıyor. Açılışta bize verilen bilgiden anlıyoruz ki Almanya teslim olmaya yakın ama tankları hala Amerikan tanklarından daha güçlü ve etkili. Yani daha ilk dakikadan anlıyoruz ki kahramanlarımız güçlüye karşı mücadele eden güçsüzler, ne şaşırtıcı!fury
Ekibin “ev” olarak adlandırdığı tankın ismi Fury, yani öfke. Brad Pitt’in canlandırdığı Fury’nin çavuşu ve komutanı Don, hal ve tavır olarak tankın ismini kendi sıfatı olarak bellemişçesine oldukça agresif bir karakter. Afrika cephesinden beri Don’un liderliğinde savaşan Fury ekibi bazı kayıplar verse de hayatta kalmayı başarmış, dolayısıyla birbirlerine oldukça sıkı bağlı bir grup haline gelmiştir. Vahşi cephe şartları ve hayatta kalmak için yapılanlar sebebiyle artık “savaş köpeği” noktasına gelmiş ekibe çaylak ve genç asker Norman’ın katılmasıyla asıl hikaye başlar. Norman ekibin aksine savaşmaktan ve öldürmekten nefret etmektedir ki öldürmek yerine ölmeyi bile tercih edecek kadar savaşın yazılı olmayan kurallarından uzaktır. İşte bu noktada Don ve Norman arasında ki yer yer felsefik yer yer ağır şiddet içeren sürtüşme başlar. Her ne kadar felsefik demiş olsak da aslında pek de derin olmayan bu sürtüşmeye iddalı felsefe kavramını yakıştırmamıza sebep olan ve akılda kalan tek söz ise, “idealler barışçıldır, tarih şiddettir”.FURY - 2014 FILM STILL - The end of the beet field battle, Norman (Logan Lerman) struggles with Wardaddy (Brad Pitt) asking him to kill the German Corporal (Branko Tomovic) - Photo Credit: Giles Keyte  © 2014 CTMG, Inc.  All Rights Reserved. **ALL IMAGES ARE PROPERTY OF SONY PICTURES ENTERTAINMENT INC. FOR PROMOTIONAL USE ONLY.  SALE, DUPLICATION OR TRANSFER OF THIS MATERIAL IS STRICTLY PROHIBITED.
Film, neyi anlattığını tam olarak bilmiyor. Savaşın şiddetini ve acımasızlığını sert sahnelerle gösterirken aynı zamanda savaşı da yüceltiyor. Amerikan askerlerinin her birinin kişiliğini çatışma dışındaki sahnelerde gösterirken ki onu ne kadar başardığı da tartışmalı, birçok Hollywood filmi gibi Alman askerlerini sadece şeytani bir güce hizmet eden piyonlar olarak gösteriyor. Ama bunu yaparken türün iyi örneklerinden diyebileceğimiz Saving Private Ryan’ın görselliğine ve etkileyiciliğine yaklaşamıyor bile. Ekibin kendi arasında geçen savaş, tanrı vb. diyalogları da yüzeysel kalıyor, bu sahneler sanki film içinde belli bir kotası doldurulmak zorunda olunan çatışma sahneleriyle kesiliyor. Evet, her bir çatışma sahnesinde ki vahşi ölümlerle savaşın ne kadar kötü olduğunu görüyoruz ama kahramanlarımız tarafından uygulanan şiddetin bu kadar haklı ve övgülü gösterilmesi niye? Filmin final bölümünde ise Rambo filmlerini aratmayan bir performans izliyoruz ekibimizden ve Norman karakterinin dönüşümü savaş ve barışa dair kalan son umutlarımızı da tamamen yok ediyor. Elimizde kalan tek şey ise Alman anne-kızın evinde geçen sahneler oluyor. Ama açıkçası o sahnede de Brad Pitt’in fena olmayan performansına rağmen filmin yönetmeni Ayer’in senaryosunu yazdığı Training Day’de harikalar yaratan Denzel Washington’u gözlerim aramadı değil. Belki de Ayer çok daha iyi bildiği Los Angeles sokaklarında ve polis arabalarında kalmalıydı.
Fury, beklentilerin altında kalan bir 2. Dünya Savaşı aksiyonu olmaktan öteye gidemiyor. Ağır makinalı tüfeklerle bol patlamalı kahramanlık öykülerinden hoşlananlar istediklerini alacak olsalar da dünya tarihin en büyük savaşıyla alakalı çok sayıda önemli film tecrübe etmiş seyirciyi kesinlikle tatmin etmeyecek.


Leave a Reply