Kabuğundan Çıkan Film: Ghost in the Shell

İhtiyaç piramidinin ilk basamaklarında boğuşan birisiyle en üst basamağında, fizikselden zihinsele birçok doygunluk yaşamış birinin çok az kesişim noktası olur. ‘Neden varız?’, ‘varlığımızın anlamı ne?’ soruları da belki bu...

ghost-in-the-shell.jpg

İhtiyaç piramidinin ilk basamaklarında boğuşan birisiyle en üst basamağında, fizikselden zihinsele birçok doygunluk yaşamış birinin çok az kesişim noktası olur. ‘Neden varız?’, ‘varlığımızın anlamı ne?’ soruları da belki bu az rastlanır kesişim noktalarındandır. İnsan, yaşamı boyunca bu tür sorularla en az bir kez boğuşur. İçinde bulunduğu duruma göre cevabı geçiştirir ya da elindeki imkânlarla bu sorulara cevap bulmaya çalışır. Peki, insan değil de bir yapay zekâ kendi varlığını sorgular mı?

Ghost in the Shell (japoncasıyla 攻殻機動隊) türkçe karşılığıyla Kabuktaki Hayalet 2029da, insan beyninin bilgi ağına (nete) girebildiği, bir nevi makineleşme sonucu hacklenebildiği; aynı şekilde yapay zekânın da bu uygulamalara ortak olduğu bir gelecekte geçiyor. Yani hem insanlar için hem de siborglar (yapay zekâlar) için bir hayalet (ruh) var; üstelik hacklenebiliyor. İster tamamen et, kan ve kemikten oluşsun, isterse bunlarla beraber metal ve kablolardan oluşsun her hayalet için de bir kabuk var. Hatta tamamen yapay, fabrika üretimi vücutlar da var; öykümüzün kahramanı Motoko Kusanagi’ nin vücudu gibi.

Kusanagi, Kısım 9 adlı görevleri net üstünden işlenen, insan ve siborg hackleme başta olmak üzere bilişim suçlarını engellemek olan gizli bir devlet oluşumunda çalışan bir görevli. Kısım 9 aynı zamanda ülkenin siber geleceğini tehdit eden durumlarda suikast düzenlemeye, devletin pis işlerini yapmaya da yetkili, aslında var olmayan özel ve gizli bir birim. Öykümüzde Kısım 9 uluslararası bir hacker olan Kukla Efendisi’yle karşı karşıya geliyor. Kukla Efendisi (Puppet Master) hayaletleri, gerçek ya da yapay olmasına bakmaksızın hackleyebiliyor. Böylelikle bilinç sahiplerine istediği şeyi yaptırabiliyor. Kısacası kukla haline getirdiği kabukların efendisi oluyor. Burada bir parantez açmak gerekiyor çünkü filmde hacklenen insanların yüzlerinden yansıyan boşluk öylesine yoğun ki, filmin bu boşluk ve amaçsızlıkla ifade ettiği geçmişi olmayan kişi geleceğini inşa edecek toprak da bulamaz söylemi altmetinden taştı taşacak hale geliyor. Geçmişin tek kanıtı olan hatıralar sayesinde kişisel şimdiniz oluşur. Aldığımız her karar, nasıl ki makinelerde onları idare eden programların varlığı sayesinde gerçekleşiyorsa, bizde de geçmişin oluşturduğu mantık ve neden-sonuç ilişkileri sayesinde sonuçlanır. Bu kadar derin temalara Titanik misali yelken açan Ghost in the Shell karşısına çıkan buzdağları arasında heba olmak şöyle dursun, adeta buzdağları arasında raks ediyor. Çünkü film öyküsünün buraya kadar olan kısmından da çıkardığınız üzere beylik konulara eğilen Ghost in the Shell, Kukla Efendisi’ni nette yani oluşmuş, devlet projesi, yapay bir bilinç olarak sununca hem seyirci hem de bir yapay zekâ olarak hâlihazırda varlığını sorgulayan Kusanagi asıl şoku geçiriyor.

Blade Runner (1982:Bıçak Sırtı) filminden sağ kalma güdüsüne ve varlığını sorgulayacak bir bilince sahip yapay zekâlara alışık olsak da, Terminator filmindeki Skynet’e kadar ağ üzerinde var olan ve bu varlığının farkındalığına ulaşan bir bilinç görmemiştik. İçeriksel ve biçimsel olarak kendinden önceki ve sonraki birçok eserle benzerlik gösteren GITS, içerdiği bilince sahip yapay zekâlı karakterler gibi çok yönlü, onlar gibi de yarı yarıya organik aslında. Yapıldığı günden bugüne yaklaşık 15 yıl geçmiş olmasına rağmen güncelliğini koruyor. Sinemasal anlatım olanaklarını öyle güzel kullanıyor ki, japon seramiğinde ve geleneğinde, özenle yapılmış bir çayı yudumlar gibi karelerin tadına vara vara filmi izliyorsunuz. Simgesel anlatım, renk kullanımları ve görüntü düzenindeki doygunluk, öykünün geçtiği geleceği ve öykünün kendisini destekler nitelikte. Her yönden kendinden sonraki yapıtları, özellikle de The Matrix’i etkilediği su götürmez bir gerçek. Bunu bir de GITS’ in sinemada bıraktığı izleri takip ederek görmek çok daha heyecan verici. Ayrıca bakış açınızı sinemadan uzaklaştırıp, gerçek hayattaki yansımalarına odaklandığınızda pek yakın tarihlerde olmasa da (zaten filmde de yakın bir tarih öngörülmüyor) eserde geçen sorunsalları gelecekte yaşayacağımıza seyirci olarak hak verirsiniz. Eğer siz de ‘izlediğim film zihnimi ve ufkumu açsın, varlığıma varlık katsın’ diyorsanız, ister bir sanat yapıtı, ister bir gelecek öngörüsü olarak ele alın ama bu başyapıtı mutlaka izleyin.

kategori:
izlenim