Görünmez Kardeş: Miyazaki’nin Katkılarıyla

Gültekin Turgut, Miyazaki'nin katkıta bulunduğu Studio Ghibli yapımlarını derledi....

“Uyanıkken insanların dünyası ortaktır, ama uykuda herkesin ayrı bir evreni vardır.”
Herakleitos

Miyazaki’nin sinemayı bırakacağını ilk duyduğumda, hayal dünyamızı, rüyalarımızı gerçek dünyaya taşıyan o eski zaman büyücüsünün bize bahşettiği güzellikleri ve ruhumuza hissettirdiklerini bir daha göremeyecek olmanın burukluğu boğazımda düğümlendi.

Aslında Miyazaki kendisinin ait olduğu bir başka çağın ışığını, suni ışıklarla yetinmek zorunda kalan modern insana beyaz perdeden de olsa yansıtmayı başarmıştır. O ışıkla baktığınızda Kedi Otobüsü’nü, Totoro’yu veya çocukluğumuzun Heidi’sini anlayıp, kendi hayatınıza da o gözle bakabilme şansını bulabilirsiniz.

Miyazaki, rüyalarını insanlığa sunmayı başarabilen nadir isimlerden biri oldu. Bütün filmlerine (11 uzun metraj sinema filmi) yönetmen ve yazar olarak imza atan Miyazaki, eserleri dışında, yazar ve yapımcı olarak katkıda bulunduğu filmlerle de Studio Ghibli ekolünü daha çok insana ulaştırmayı başardı.

“Ulvi bir İran batıl inancına göre dünyaya gelen her insana karşılık, ancak insanlar aracılığıyla üreyebilen periler soyundan bir yaratık doğar; bunlar bizim ne koruyucu meleklerimiz, ne iblislerimiz, ne kelimenin mistik anlamında ikizlerimizdir; görünmezliğe düşen birer yansımamızdır. Bir bebek beşiğinde ağlıyorsa, görünmez kardeşi saçını çekiyor demektir; kendi kendine gülüyorsa, peri kardeşi ona komik bir şey anlatıyor demektir.”

Marguerite Yourcenar’ın anlattığı bu inanışın Miyazaki dünyasıyla bileşenlerini anlamak için filmlerini hatırlamak yeterli olacaktır. Miyazaki onları görmüştür kim bilir?

Hayao Miyazaki’nin ilk dönemlerinde içinde yer aldığı projelerde çeşitli görevlerde bulunduğunu görüyoruz. 1979’da yönettiği ilk filmi “The Castle of Cagliostro” ile birlikte ise yönetmen, yazar ve yapımcı koltuklarında yer aldığı bir filmografi ile karşımıza çıkıyor. Altı filmde ise yazar ve/veya yapımcı olarak yer alan usta Miyazaki’nin ruhunun değdiği bu filmlerin de unutulmaması arzusuyla onları hatırlatmak gerektiğine inanıyorum.

ONLY YESTERDAY (1991):

1979’dan sonra; ilk kez yönetmenlik koltuğuna oturmadan, sadece yapımcı olarak katkıda bulunduğu ilk film, 1991 yılında yapılan “Only Yesterday” olur. Yönetmenliğini yakın dostu Isao Takahata’nın yaptığı film, 27 yaşındaki bir kadının kentten taşraya ve çocukluğuna dönüşünü anlatan bir yapım olarak sizi hem hüzünlendiriyor hem de izleyiciyi, insanın en mutlu olduğu zamana, çocukluğuna taşıyor. Takahata aynı zamanda filmin senaryosunu da yazar. “Grave of The Fireflies” gibi olağanüstü bir filme imzasını atana Takahata, yakın dostu, ortağı Miyazaki’nin yapımcılığında gene sizi her şeyin mümkün göründüğü zamanlarınıza çocukluğunuza sürükler. Bazı kitapların ve filmlerin doğru zamanları vardır, onları o doğru zamanda izlemezseniz bir çok şeyi kaçırma ihtimaliniz vardır. Only Yesterday işte böyle bir film, sizin için doğru anda izlerseniz müzikleriyle, hikayesiyle sizi sarıp sarmalar. Saklandığı yerden çıkan çocukluğunuzla, film bittiğinde, kala kalırsınız…

POM POKO (1994):
Hayao Miyazaki’yi ikinci kez yapımcı koltuğunda gördüğümüz film, senaryosunu Isao Takahata’nın yazdığı, fikrinse Miyazaki’den doğduğu, yönetmenlik koltuğunda gene Takahata’nın oturduğu bir yapım olma özelliğini taşır. Studio Ghibli’nin doğa, insan-doğa mücadelesi, kent yaşamına karşı taşra yaşamı gibi her filminde rastladığımız unsurlar hiç olmadığı kadar sert bir biçimde gözler önüne serilir. Rakunlar üstünden medenileşmek uğruna kaybettiklerimiz, o kadar çarpıcı bir biçimde anlatılır ki, film salt büyükler için yapılmış gibidir. Alegori o kadar ileri götürülür ki, rakunlar insanlaşır, insanlar rakunlaşır. Rakunların, evlerini savunurken gösterdikleri çabalar ve kente inişlerinde yaşananlar bize hem eski Japon mitlerini hatırlatır hem de daha sonraki filmlerinde göreceğimiz bir çok durumu önceden Pom Poko’da yaşarız. İlerde yönetmen olarak Mononoke’de aynı çevre duyarlılığını bir kez daha önümüze serecek olan Miyazaki, Pom Poko’da insan-hayvan ilişkisini ve hayvanların aleyhine ilerleyen düzeni Takahata’nın rejisi eşliğinde bizlerle paylaşır.

WHISPER OF THE HEART (1995):
Mimi o Sumaseba adlı mangadan, Miyazaki’nin senaryosunu uyarladığı filmin yönetmeni ise Yoshifumi Kondo’dur. Miyazaki aynı zamanda yapımcısıdır da… Bir kızın kütüphaneden aldığı kitaplar üstünden kurduğu hayaller, bir kitap yazmanın onulmaz sancısı ve sımsıcak sizi çocukluğunuza bir kez daha sürükleyen bir film… Masalsı detaylarla, anlamlı cümlelerle kurulmuş bir senaryo karşısında siz de orada olmak istiyorsunuz… Biliyorsunuz ki yeterince yaşlısınız artık o evren için…
Ortaokul günlerinize dönmek için, çocukluk aşklarını hatırlamak için bile izlenebilecek olan bu naif film, yüreğinize seslenecek.
Studio Ghibli evreninin diğer filmlere en çok göndermenin yer aldığı yapımı diyebiliriz. Saatin üstünde yazan Porco Rosso, Kiki’nin minik heykeli, The Baron ve domuzun heykelleri gibi bir sürü küçük ayrıntı ile karşılaşmanız olası.
Filmin bir anlamda spin-off’u sayılabilecek olan The Cat Returns’e kaynaklık ettiğini de hatırlatmakta fayda var.

THE CAT RETURNS (2002):
Miyazaki’nin yapımcı koltuğunda oturduğu filmin yönetmeni, Hiroyuki Morita’dır. “Whisper Of The Heart”ın içinden karakterlerinde yer aldığı film, bir masal tadında ilerler. Başka diyarlar, kediler, kargalar, aşk ve diğer karakterleriyle sizi kısa bir süreliğine de olsa kendi gerçekliğinizden uzaklaştırmayı başarır.
Kedilerin kendine özgülüklerini sevenler için oldukça ilginç sahneler bulunmaktadır. Biraz Alice Harikalar Diyarında tadını da bulma ihtimaliniz muhtemel…

THE SECRET WORLD OF ARRIETTY (2010):
Hem senaryosunu yazıp yapımcılığını Hayao Miyazaki’nin üstlendiği filmin yönetmeni Hiromasa Yonebayashi’dir. Küçük insanların yaşadıkları evlerden aşırdıklarıyla geçindikleri ve insanlardan kendilerini gizlemeleri üstüne olan film Mary Norton’un aynı adlı kitabından uyarlanmış. Aynı romanın bir de The Borrowers isimli TV filmi bulunuyor.Yonebayashi’nin ilk filmi olmasına rağmen Japonya’da oldukça yoğun bir izleyici kitlesi tarafından izlenmiştir.
İki küçük kızın birlikteliğini ve diğerlerinin buna tepkilerini gördükçe, öteki karşısında insanların ne kadar benzeştiğini de bir kez daha hatırlıyoruz.

FROM UP ON POPPY HILL (2011):
Oğul Goro Miyazaki’nin yönettiği, baba Miyazaki’nin senaryosunu yazdığı ve yapımcılığını üstlendiği film babası kayıp annesi uzaklarda Umi’nin hikayesini anlatıyor. Goro, Ursula K. Le Guin’den yaptığı Yerdeniz uyarlaması ile çok olumlu eleştiriler almazken bu filmle babasının yol göstericiliğinde başarılı bir işe imza atıyor. Çocukluk günlerine, okul sıralarına geri dönerken bir anlamda azmi, çalışmanın gücünü onaylarken, aşkın karmaşasını da seyircisine aksettirmeyi başarıyor. Okul günlerinin özlemini de buram buram hissetiren film Miyazaki’lerin baba oğul olarak bize anımsattıkları bir sürü duygudan biri oluyor.

“Rüya görmeyen kişinin zihni şüphesiz başkalarının zihninden daha yoksul, daha dar değildir, sadece sihirli ayna boşluğunun bulunmadığı bir oda gibidir.”

En güzel rüyalarınızı, cenneti düşünün işte onlara en yakın hisleri Miyazaki’nin eserlerinde göreceksiniz. Müzik kullanımıyla, sahne tasarımlarıyla, çizimleriyle sizi saf bir gerçekliğe ulaştırmayı başaran sinema sanatını sevmenize tek başına yetecek bir isim Miyazaki… O bir ayna; bize bambaşka bir dünyayı gösteren…

“Ayna görüntüleri düzeltir, çarpıtır ya da tersine çevirir; bu üç ihtimal rüyanın üç şekline denk düşer: gerçekliği ideal parıltısına kavuşturan güzel rüyalar, kendi hayatımızın grotesk olduğu kadar ürkütücü, grotesk olduğu için ürkütücü bir suretini sunan kabuslar ve tersine çevrilmiş simgeleri, Leonardo da Vinci’nin diri diri yakılmamak için kullandığı tersine yazı gibi gizli ve tehlikeli gerçekleri gizlemeye yarayan rüyalar…”

* Alıntıların tümü; Marguerite Yourcenar, Rüya ve Kader, YKY, 2008

kategori:
izlenimseçki