Hævnen: Iskalanan Cennet

Hævnen (Daha İyi Bir Dünyada) öteden beri süregelen gündeliğin şiddeti, ayrımcılığın kaynakları, çıkış noktaları üzerine belirlemeler yapmaya çalışan bir film. Bir bölümü Danimarka’da geçen filmin hikâyesi en temelde iki...

in a better world

Hævnen (Daha İyi Bir Dünyada) öteden beri süregelen gündeliğin şiddeti, ayrımcılığın kaynakları, çıkış noktaları üzerine belirlemeler yapmaya çalışan bir film. Bir bölümü Danimarka’da geçen filmin hikâyesi en temelde iki kahraman üzerinden ilerliyor. Kahramanlardan ilki Afrika’daki mülteci kamplarına gönüllü olarak giderek oradaki insanları tedavi etmeye çalışan Doktor Anton. Diğeri ise annesini yakın zamanda kaybetmiş ve bu acıyla yüzleşmeye çalışan bir çocuk olan Chiristian. Annesinin ölümünü çocuk oluşunun çaresizliğiyle göğüslemeye çalışan Chiristian bir türlü kabul edemediği bu ölüme agresif bir ruh haliyle tepki veriyor. Eğitim gördüğü okulda etrafındaki çocuklara sataşan öğrenci gruplarının liderlerini gözüne kestiren Chiristian karıştığı kavgalar nedeniyle okuldan atılmanın da eşiğine geliyor. Bu itiş kakışta tanıştığı Doktor Anton’un oğlu Elias aracılığıyla da iki hikâye kesişiyor.

Hævnen için daha en başta hikayesinde kendisine konu edindiği gündelik şiddetle ilgili yaptığı belirlemelerin tartışmaya açılamayacak kadar kesin ve bu nedenle de kısır olduğu söylenebilir. Şiddet adına fikir beyan eden filmin temasını işleyiş biçimi anlatılan konunun bir derinlik kazanmasını engelliyor. Bunun en temel nedeni de içinde yaşanılan çağda şiddet denilen kavramın filmde anlatılan nedenin dışında çok daha farklı karmaşık ve bazen anlaşılması oldukça güç nedenlere de bağlı olabildiği gerçeğini es geçmesi. Gündelik yaşamdaki şiddetin belirsizliği ve bu belirsizliğin nedeni olan bireysel ve toplumsal travmayı es geçmesi ya da kahramanlarının yaşadıkları sorunların bu travmayı yansıtma konusunda yeterince güçlü portreler çizememesi.

Gündelik şiddete muhatabına bir türlü iletilemeyen sevgi sebep olarak göstertilebilir ama onu sadece bu nedene dayandırmak, dayandırılsa bile bu sebebi tartışmaya açmamak, hikâyede anlatılanları kaçınılmaz olarak sığlaştırıyor. Hævnen’da içindeki ödeşememişlik duygusu ile ne yapacağına bir türlü karar veremeyen ve bunu mütemadiyen şiddete dönüştüren Chirstian ile hayatı çözmüş derviş edasındaki Doktor Anton arasındaki çatışmada doktorun engin şefkati ve rol model olarak gösterdiği kusursuzluğu filmin en belirgin kusurları arasına giriyor.

Filmin hikâyesinin diğer ayağı olan Afrika’da, anlatılan şiddet çok daha vahşiyken bile derviş Doktor Anton kendini bu şiddetin dışında tutuyor ya da bu şiddet karşısında kendince pasif bir direniş hali geliştiriyor. Ne var ki filmin devamında şiddetin Afrika’daki hali herhangi bir sonuca ya da tartışmaya açılabilir bir sona bağlanmadan bitiyor. Aslında, bitiyor, yerine havada kalıyor demek çok daha doğru olur. Afrika’da çalıştığı kamp civarındaki vahşetin nedeni olan adamın yaralanarak doktordan yardım istemesi, Doktor Anton’un bu adama yardım etmesi ve ardından gelen kolaycı denilebilecek final, deminden bahsedilen temayı beslemiyor ya da bu hikâyeyi ona paralel ilerleyen çağdaş dünya şiddeti ile herhangi bir ortak sonuca ulaştırmıyor.

Hævnen, kendisine mesele olarak edindiği “gündelik şiddet” temasını anlattığı hikâye üzerinden basit bir formüle dönüştürmeye çalışıyor ve matematik kesinlik taşıyan sonuçlara ulaşıyor. Bu da filmin seyircisine, filmi seyretmekten, ama boş bakışlarla seyretmekten, başka yapacak bir şey bırakmıyor. Bir başka deyişle bu film seyircisine konuyla ilgili olarak durmadan ahkâm kesiyor. Hævnen şiddet ile ilgili her türlü belirlemeyi seyircisine dikte ederek gösteriyor. Kahramanlarının derinlerinde yaşadıkları çatışmaları göstermeyi unutuyor. Onları hep tek boyutlarıyla ya sadece iyi ya da sadece kötü olarak gösteriyor. Filmin temasını formüle etme sevdası ve her şeyi önceden düşünülmüş, belirlemeleri önceden yapılmış çoğu zaman sığ ve öğretmen havasında anlattığı hikâyesiyle filme dair olası tüm merakı da ortadan kaldırıyor. Kahramanların seyircide uyandıracağı farklı çağrışımları yok ediyor ve onu temeli nereye dayandığı belli olmayan bir iyimserliğe doğru çekiyor ki bu temelsiz iyimserlik de seyircinin dimağında yapay kötü bir tat bırakıyor. İlla ki bu çağın şiddetinin doğuşuna dair bir film izlenecekse Gus Van Sunt’ın Elephant’ı sizi bu konuda tatmin etmeye kadir olacak filmlerden ilkidir diyebilirim.

kategori:
izlenim