Horoz Kentli Emre’nin Demirci Köyüyle İmtihanı


2-dil-1-bavul.jpg

İki Dil Bir Bavul’u hâlâ seyretmediyseniz ve bu yazıyı okuyorsanız hemen yazıdan uzaklaşın. Spoiler falan vermek değil kaygım, bu yazıdan çok daha değerli bir film varken zamanınızı burada öldürmeyin. Kapatın bilgisayarınızı ve sinemaya gidin. Dönünce isterseniz buraya yine bakarsınız. Hele şu filmi bir seyredin.

Bu filmin senaryosunu  okusaydım daha net şekilde belli bir konuya tutunmalarını, yoksa filmin dağılıp hiçbir şeye değinemeyeceğini söylerdim sanıyorum. Fakat muntazam bir şekilde, pek çok şeyden bahsedip yine de dimdik durmayı başarmış bir film İki Dil Bir Bavul. Konusuna, belgeselvari söylencelerine  bakıp da aldanmayın sakın. Özgür Doğan ve Orhan Eskiköy belki yola çıktıklarında böyle bir şey arzuluyorlardı… belki seyredenler de böyle görmek istediler ama bu film son zamanlarda seyrettiğim, dramatik çatısı en sağlam işlerden biri. Harika yaratıcı ismiyle, zamanı mühürlemesiyle, anlatımıyla, kamerasıyla, yakaladığı replikleriyle, gösterdikleri ve göstermedikleriyle…

Horoz Kentli Emre

Denizlili Emre Öğretmen ya da kendi ifadesiyle Horoz Kentli Emre. Daha doğrusu kendini ifade ediş biçimiyle Horoz Kentli Emre. Ne harika olmuş da yollarına çıkmış yönetmenlerimizin. Sinemada irdelenmesini çoktandır beklediğim bir karakterdi Emre öğretmen. Bir kişi değil, bir karakter olarak ele almayı çok daha uygun bulduğum öğretmen filmin anlatısında muhteşem bir rol oynuyor. Aidiyetiyle gurur duyan fakat memleketinden annesi haricinde kimseyle iletişim kurmayan biri. İyi niyetli olduğu her halinden belli temiz bir genç ama içinde büyüdüğü ideoloji tarafından aldatıldığını düşünmesine sebebiyet verecek hiçbir olayla da karşılaşmamış. Anaaakım ideolojinin en temiz kalpli örneği… fakat bu köyde yaşadıklarını yoksaydığımızda, muhtemelen facebook’ta son günlerde hızla artan “duyarlı”  grup davetiyelerini gönderenlerden biri olacaktı. Bu konuda söylenecek çok söz var ama yazımızı dağıtmayalım.

Emre öğretmen cumhuriyet ideolojisini idealist bir biçimde değil de, usulüne uygun yaşayan biri. Köy ahalisinden birinin anlattığı dalga geçilme anısına “O yanlış tabii” deyişinde ne çok şey anlatıyor; ne kadar tanıdık. “O” yanlış derken, farkında olmadan diğer pek çok şeyin yanlış olmadığını kastediyor. Öteki’yle tanışırken uzlaşma yolunu arıyor fakat ideolojik altyapısı ancak bu kadar adım atmasına müsade ediyor. Facebook’ta size muhtelif grup davetiyeleri gönderen “arkadaşlarınız” gibi iyi biri Emre öğretmen. Ve her şeyden önemlisi bu hikayenin değil’i o. Özgür Doğan’ın röportajında anlattığı faşist öğretmeni bu hikayenin değil’i olamazmış.

zulkuf-iki-dil-bir-bavul.jpg

Zülküf ve Rojda

Zülküf’le Rojda filmin başrol oyuncularından. Diğer çocuklar onlardan daha az güzel değil. Ama kadrajda en çok, haklı gerekçelerle ikisi var. Zülküf şeytan tüyü olan çocuklardan; içiniz hemen ısınıyor. O ‘le’ ve ‘la’ hecelerini öğrenemedikçe Emre öğretmen gerilse de, siz gülüyorsunuz… öyle harika bir çocuk. Gözlerinin içi gülen Zülküf hem seyircinin empati kurmasını kolaylaştıran, hem de zaman kurgusunu sırtlanan karakter. Onun okumayı öğrenme aşamalarıyla geçen zaman algısını ve gelişimi rahatlıkla hissediyorsunuz. Diğer yandan Rojda ise Kardelen projesinden fırlamış gibi durmayan, sponsorsuz ve gerçek bir kardelen. Zülküf zaman kurgusunu sırtlayadursun, Rojda ziyadesiyle güzeller güzeli kardeşini sırtlıyor. Kardeşi gibi, sınıf arkadaşları gibi mahçup o da. Çocuklar anneleri ya da babaları gibi güçlü duramıyorlar Emre öğretmenin ya da kameranın karşısında. Onlar köylerinde o kamera yokken daha rahatlar. Fakat dersleri çabuk kavrayan Rojda, farklı konumlanıyor gözümüzde. Okuyacak, büyük adam olacak biri olarak görüyoruz Rojda’yı… ya  da öyle görmek istiyoruz. Yani kardeşini sırtlanan Rojda, filmde okuyamayan imkan yetersizliğinden çocukları da sırtlamış oluyor.

rojda-iki-dil-bir-bavul.jpg

Sınıf

Kapısı türlü uğraşlara rağmen kapanmayan, sobayla ısınan ve farklı yaş gruplarının bir arada barındığı sınıf. Duvarlardaki bulunan figür ve resimler hepimizin muhakkak tanıdığı türden. O sınıfın iyi niyetli bir eğitim aracı mı yoksa artniyetli bir asimilasyon aracı mı olduğunu keşfedemiyoruz filmde. Fakat çocuklar okula gelirken giydikleri önlüklerini öyle kolay çıkaramıyorlar üzerlerinden. Emre öğretmen de ilk sene çocuklara sadece türkçe öğretmeyi kendine şiar ediniyor. Zira hep açık kalan sınıf kapısından köy hayatı içeri sızıyor.

Öğrenciler için zaten üzerlerinde tahakküm kurulan ve ideolojinin dikte edildiği bir mekan olan herhangi bir sınıftan farklı olarak bu sınıftaki iktidar farklı bir dilde konuşuyor. Bir çocuk için daha da garibi herhalde kendisinden de bilmediği bu dili konuşmasının beklenmesi. İyi niyetle ya da kötü niyetle kafaların ezildiği bir kurumda, ezilmemenin yegane yolunun, oyunu iktidarın kurallarıyla oynamak olması ise cabası. Sınıf denen bu makina İki Dil Bir Bavul’da daha da dramatik olarak kurgulanıyor. Aileler de bu kuruma çocuklarını askere gönderdiklerinden daha farklı duygularla göndermiyorlar doğal olarak. Böyle bir kurumun vermiş olduğu karneye de ancak gösterilmesi gereken kadar bir ilgi gösteriliyor tabii.

iki-dil-bir-bavul-tek-ayak.jpg

Demirci Köyü

Okulun 23 Nisan kutlamalarında çok güzel bir sahne vardı. Emre öğretmen soruyor: “Nerede yaşıyoruz biz?” Çocuklardan gelen yanıt “Demirci’de!” Emre öğretmen düzeltiyor: “Türkiye’de! Kıymetini bilin!”.

Şimdi bu çocukların nerede yaşadığına ya da neyin kıymetini bilmeleri gerektiği hakkında yorum yapmıyorum. Emre öğretmenin kıymet bilinmesi konusundaki demecini de karıştırmayacağım. Ama Demirci köyü, yine Emre öğretmen gibi filmin yaratıcıları için bir şans belli ki. Bu köy de hikayenin uç olmayan ve anlatımı kolaylaştıran önemli ögelerinden. Ahalisi, kadınları, çocukları, Emre öğretmeni ağırlayışlarından anladığımız kadarıyla Urfa’nın kendi yağında kavrulan fakir bir köyü Demirci köyü. Emre Öğretmeni bu köye yerleştirince İki Dil Bir Bavul çıkıyor. Eğitimle alakalı olarak annelerin ve babaların derdi öğretmenin öğrencilere karşı ve kürtçeye karşı tutumu, daha fazlası değil. Bu yüzden kamera hedefini vurabiliyor, seyirci istenileni alıyor.

Sonuç olarak ele yüze bulaştırmaya bu kadar müsait bir konu ancak bu kadar titiz bir şekilde ele alınabilirdi sanıyorum. İyi niyetli ve genç bir öğretmenin, pırıl pırıl çocuklarla ve velileriyle böyle bir kurum içinde buluşmasının sonuçları, farketsek de farketmesek de, yıllardır hayatlarımızı etkiliyor. İşte yaşadığımız sıkıntının doğum anını gösteren bir film İki Dil Bir Bavul.


9 responses to “Horoz Kentli Emre’nin Demirci Köyüyle İmtihanı”

  1. Böyle bir köyde bir öğretmenin tek ideolojisi öğrencilerine birşeyler öğretebilmektir ve bu da ilk etapta herşeyden önce Türkçeden geçer,daha sonra da vatanına milletine bayrağına sahip çıkabilecek hayırlı ve güzel ahlaklı insanlar yetiştirmektir.Yazdıklarınız yada şöyle söyliyim bu konu hakkındaki görüşler öyle anlamsız ki sizce çözüm hangisi?Oralara sadece kürtçe bilen öğretmenler mi gönderilmeli(bu durumda da ayrımcılık yapılıyor denir) yoksa eğitim fakültelerinde öğretmen adaylarına kürtçe yabancı dil olarak mı okutulmalı?Çocuklarımızın Türkçeyi zorunlu olarak da olsa öğrenmeleri belli bir kesimi neden bu kadar rahatsız ediyor anlamak imkansız…

  2. guzel bir konuyu değinilmiş lakıin öğretmenin bazı agresif tavırlarını beğenmedim.Lanlı konuşması hiç hoş değil.Emre'nin oyunculuğu cok yapmacık ve yapaydı.Zülküf eğitimsiz oyunculuğu ile süperdi.Heralde doğallığından kaynaklanan bir durum….

  3. yani bu filmin de başına gelmeyen kalmayacak neredeyse. müziği yok ödül aldı, oyuncusu yok oyuncuları beğenildi ya da olumsuz eleştirildi.

    bakalım daha neler olacak.

Leave a Reply