Ken Loach Diyor ki…


ken loach

Sinemayı seçmesini sağlayan üç film hakkında…
Küçükken, sinemayla hiç ilgilenmiyordum. Hayatımda sadece tiyatro vardı ve tüm hayalim
Shakespeare seyretmekti. Tüm amacım tiyatrocu olmaktı. “Bisiklet Hırsızları”nı 1950’lerin sonunda, onlu yaşlarımın sonuna doğru izledim. O yıl okuldan ayrılmış, başarısız birer tiyatro oyunculuğu ve yönetmenlik denemem olmuştu. Film benim üzerimde büyük etki bıraktı.

Bisiklet Hırsızları bana sinemanın sıradan insanların yaşamları ve sorunları hakkında da olabileceğini fark ettirdi. Yıldızlar, zenginler veya absürt maceralar hakkında bir film değildi. Film sayesinde sinemayı farklı bir ışıkla, Hollywood saçmalıkları dışında da gördüm.

Benim üzerimde aynı etkiyi bırakan iki film daha oldu. Tiyatroyu bırakıp, televizyonda çalışmaya başladığım yıllarda Milos Forman’ın “A Blonde in Love”unu seyrettim. Başarmaya çalıştığım herşeye ulaşmıştı. İnsanlar ve aileler hakkındaydı, insanlık ve neşe doluydu ama sert olmayı başarıyordu.

Üçüncü film ise Gillo Pontecorvo’nun “The Battle of Algiers”ıydı. İlk filmimi çektikten sonra izledik. Politik bir olayı alıp, sinematik bir hale getirmişti. Sinemanın geleneksel oyunlarını da kullanmamıştı. O dönem politikayla ilgilenmeye başlamıştım, yani tam zamanına denk geldi.

Tüm filmler içinde Bisiklet Hırsızları kalbimde her zaman ayrı bir yer taşıyacak. Sadece bir baba-oğulun ve ailenin hikayesini anlatıyor. Ama aslında herşeyi anlatıyor. Benim bütün amacımda bu oldu… Bir mikrokozmosta yaşananları anlatıp, eğer hikaye ve karakterleri doğru yerleştirirsen, film genelleme yapmaya gerek duymadan herşeyi anlatacaktır. Tabi bunu daha sonra düşünüp rasyonelize ettim. Filmi izlediğimdeki ilk tepkim sadece bir “wow” sesi çıkarmak oldu.

“Ülkesini sevmiyor” suçlamaları hakkında…
Niye ülkemden nefret ettiğimi söylüyorlar ki? Niye kasabamdan, şehrimden, tüm ingiliz halkından ve hükümetten nefret edeyim ki? Hükümetten nefret ediyor olsam bile bu ülkemden nefret etmek demek değil ki… Hükümetleri eleştirmek demokratik bir görevdir.

Müzik dinlemeyi bırakması hakkında…
Torunum, Holly Loach, 13 aylıkken menenjit oldu ve duyma duyusunu kaybetti. Onun duyamadığı, dinleyemediği müziği dinlemek çok zor. Müzik dinlemek onun yaşadıkları karşısında bir haksızlık gibi geliyordu. Onun yaşayamadığı bir zevki almak istemediğim için müzik dinlemeye bıraktım.
NOT: Holly Loach bu yıl özel bir aletle çok az da olsa duymaya başladı, iyi bir piyanist olma yolunda hızla ilerliyor.

Tarih ve çektiği tarihi filmler hakkında…
Tarih günceldir. Tarih yorumunuz aslında bugün aslında ne düşündüğünüzü anlatır. Objektif değildir. Geçmişle ilgili düşündükleriyle bugün hakkında düşündükleri uymayan bir insan görseydim çok şaşırırdım.

Sir unvanını geri çevirmesi hakkında…
Unvanları alan alçaklara bakınca benim katılmak isteyeceğim bir kulüp olmadığını düşündüm. Benim aşağılık olduğuna inandığım her değeri temsil ediyor.

Stalin hakkında…
Stalin, sosyalizme dünyadaki herkesten daha çok zarar verdi…
Sinema ve Politika hakkında…
Sinema bir politik hareket, parti veya bir makale değildir. Sadece bir filmdir. Olabileceği en iyi şey, halkın tepkisinin sesi olmaktır.

Politik filmler hakkında…
CIA’i savunan, onların operasyonlarını gösteren filmler hep “eğlenceli” olarak niteleniyor. Olayların karşı tarafı böyle bir film yaptığında ne kadar eğlenceli veya aksiyon dolu olursa olsun “politik film” damgası yiyor.

Mülteciler hakkında…
“İnsanlar hala mültecilerin buralara “tatil” için geldiklerini düşünüyor. Hepsinin büyük trajediler, işsizlik, fakirlik yüzünden buraya geldiğini düşünemiyor. Onları anladığımızı ve birlik olduğumuzu göstermeliyiz.

Senaryoları Oyuncularına Göstermemesi hakkında…
İnsan kolay kolay sürpriz yaşamış rolü yapamaz… Çoğu zaman filmin sürprizli sahnelerini sona saklar ve oyuncuların şaşkınlıkları geçmeden çekmeye çalışırım.


Leave a Reply