Kendini Oynayan Aktörler


Oyunculuk zor meslek. Aynı bedenle her filmde ayrı bir karakterin, ayrı bir kişiliğin içine giriyorsun; başka biri olmaya çalışıyorsun. İşbu nedenle oyuncuların gerçek karakterlerinin çalkantılı ve parçalı olduğunu söylerler. O halde şu düşündürücü soruyu sormak lazım: ya bir oyuncu bir filmde kendini oynamaya kalkarsa?

Aslında ‘kendini oynama’ mefhumu gerek sinemada gerekse beyazcamda yüzlerce kez karşımıza çıkmış durumda. Ancak bir aktörün uzunca bir süre kendisini oynamasına öyle çokça da rastlanmıyor. O nedenle bu meseleyi birkaç altbaşlıkta inceleyip, bir insanın hangi durumlarda kendini oynadığını görmek daha mantıklı.

space-jam.jpg

Sporcu Filmleri:

Sporcuların kıtaları aşan ünleri, pek çok sektörün olduğu gibi sinemanın da sıklıkla ilgisini çekmiştir. Her sene severek -ya da kuzenin hatrını kırmayarak- bir avuç dolusu spor temalı film izleyebiliyoruz. Bu filmlerin de en büyük kozlarından biri spor meraklısı seyirciyi, sevdikleri bir oyuncunun katılımıyla hoş etmek. Sporcular da bu ek gelir/ ek şöhret durumuna itiraz etmeyince, ünlü oyuncuların bizzat kendilerini oynadığı performanslarını sıklıkla görebiliyoruz.

Bunların en ünlülerinden biri, efsane beyzbolcu Babe Ruth’un 1942 tarihli The Pride of Yankees dahil yedi ayrı filmde kendini oynamış olmasıdır. Babe Ruth kim diyenler için, kendisinin beyzbol camiasının Michael Jordan’ı olduğunu söyleyebiliriz. “Aman hocam biz nereden bilelim şimdi 40larda yaşamış adamı” diyenler için de Michael Jordan’ın orijinaline gidelim. 1996 tarihli -belki de çoğumuzun ailesiyle birlikte sinemada izlediği- yarı animasyon Space Jam filminde Bugs Bunny ve arkadaşları, düşmanla yapılacak maça güçlü çıkmak için, dünyanın en iyi basketbolcusunu animasyon dünyasına ‘transfer’ ediyordu ve böylece Michael Jordan’ı birbirinden sevimli çizgifilm karakterleriyle birlikte basketbol oynarken görebiliyorduk. Filmde ayrıca Patrick Ewing, Charles Barkley ve Larry Bird gibi unutulmaz NBA yıldızlarını da kendilerini oynarken izleyebiliyorduk.

Bir de bizden örnek verelim tabii. Türkiye futbolunun taçsız kralı Metin Oktay, aynı isimdeki filmde kendini oynuyor ve futbol filmleri tarihine unutulmayacak bir şekilde adını yazdırıyordu. Metin Oktay’ın aktörlüğü golcülüğüyle yarışamazdı muhtemelen ama yine de hoş müzikleri ve evladiyelik replikleri ile mühim bir film idi Taçsız Kral.

sarkici-oyuncu.jpg

Şarkıcı Filmleri:

Alper Canıgüz’ün Tatlı Rüyalar kitabının girişinde şöyle bir cümle yer alır: “Zeki Müren’in, Zeki Müren’i canlandırdığı filmlerdeki Zeki Müren’le ilgisi ne kadarsa, bu kitapta geçen kişi ve olayların gerçekle ilgisi o kadardır.”

Bu cümlenin hayattan kopartıcı etkisi bir yana, Zeki Müren’in onlarca filmde Zeki Müren’i oynamasını sağlayan eğlence sektörü, sinemaya tonlarca şarkıcı filmi hediye etmiş ve kimi zaman bu şarkıcılara yeni bir karakter ismi bulmaya bile gerek duyulmamış. Şarkıcıların kendi isimleriyle gerçekleştirdikleri performansları iki şekilde ayırırsak, bir tarafa filmlerde sadece canlı performanslarıyla yer alan şarkıcıları (pek çok filmde Louise Armstrong, Bunny Lake is Missing filminde The Zombies gibi isimler) koyar, diğer tarafta ise farklı şekilde kendi isimleriyle oyunculuk yapan şarkıcıları görebiliriz. İlk akla gelenlerden iki örnek verecek olursak, The Wedding Singer filminde uçakta Adam Sandler’ı dinleyip dertlerine ortak olan serseri ruhlu Billy Idol’ı ve adeta ünlüler karması olan Mars Attacks!’da çıkıp şarkısını söyledikten sonra epey sırıtan oyunculuğuyla filmin o garip tonuna katkıda bulunan Tom Jones’u saymak yeterli olur sanırız. Tabii ki envai çeşit filmde Ferdi’yi oynayan Ferdi Tayfur’un, Orhan’ı oynayan Orhan Gencebay’ın ve İbrahim’i oynayan İbrahim Tatlıses’in yeri ayrıdır.

last-action-hero-1993.jpg

Cameolar:

Bunlar da bir çeşit “kendi ismiyle oynama” elbette. Ancak çoğunlukla bir iki replikten fazla olmadığı için rahatlıkla ‘sadece görünme’ olarak adlandırabiliyoruz ve meşhur tabirle cameo diyebiliyoruz. Arnold Schwarzenegger’in bir aksiyon kahramanını oynadığı The Last Action Hero’da bunun ilginç örneklerinden birini izleriz. Gerçek dünya ile sinema dünyasını iyice birbirine karıştıran filmde aslında Arnold’u değil, onun canlandırdığı Jack Slater karakterini takip etmekteyizdir. Tabi bu karakter gerçek dünyaya geldiğinde karşımıza Robert Patrick’ten Sharon Stone’a pek çok cameo çıkacak, sonlara doğru ise Jack Slater ile gerçek Arnold Schwarzenegger’in buluşmasıyla olay iyice tuhaf bir hal alacaktır. Bunun dışında pek çok Amerikan komedisinde ve The Player, Get Shorty ve Le Mepris tarzı sinema dünyasının içyüzünü aktaran hikayelerde pek çok ünlü oyuncu kendisi rolünde gözükmektedir.

Yine bizden bir örnekle kapatalım. 1990 tarihli klasik film Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni’nde Şener Şen filmin adında kastedilen meşhur yönetmen Haşmet Asilkan’ı oynamaktadır. Kendisi üzerine yapışan bu unvanı yeni politik filmiyle yıkmak istemektedir, bunun için de en büyük güvencesi, filmde oynamak için Müjde Ar’ı ikna edecek olmasıdır. Çünkü Haşmet Bey bilir ki “Müjde böyle filmlerde para almadan bile oynar.” Ve en sonunda Müjde Ar ile görüşme şansı yakalayan Haşmet Asilkan, bize bir gerçek ve bir kurmaca karakter arasında geçen en hoş sahnelerden birini hediye eder. Av avcı, avcı da av olur. Ayrıca Şener Şen – Müjde Ar ikilisi 1989 tarihli Arabesk filminde de tuhaf bir biçimde karşımıza çıkar. Filmde Şener Şen’in canlandırdığı karakterin adı Şener Şen, Müjde Ar’ınki ise Müjde Ar’dır. Yalnız filmde bu ikilinin kendilerini canlandırdığını söylemek pek de mümkün değildir.

[yahoo 17365897]

Basitçe Kendini Oynayanlar

Ve nihayet esas konudayız. Bütün bunların dışında, oyuncuların uzun bir süre -hatta film boyunca- kendini oynadığı performanslara da -çok sık olmasa da- rastlayabiliyoruz. Bir filmde iki dakikalığına arz-ı endam etmek kolay olabilir, ancak kendisi üzerine yazılmış bir karakteri dakikalarca perdeye taşımak, oyuncular için ciddi bir sınav olmalı. Şimdi sinema tarihinden 5 “kendini oynayan oyuncu” performansı hatırlayalım:

1 – John Malkovich – Being John Malkovich

Beyaz perdenin kafası en güzel isimlerinden Charlie Kaufman’a ait bu çılgın senaryoda insanlar ofisin birinde bulunan ufak bir geçit sayesinde aktör John Malkovich’in kafasına ulaşmayı başarabiliyorlar ve 15 dakika boyunca o aktörün içinde kalıyorlardı. Biz de film boyunca içinde onlarca değişik insanı barındıran, şaşırmış mı, narsist mi yoksa lezbiyen mi olduğuna karar verememiş bir John Malkovich izliyorduk. Ve işler iyice sarpa sardığında, ortada nelerin döndüğünü merak eden John Malkovich, insanların kendilerine ulaşmak için kullandığı geçide kendisi giriyor ve sonuçta sinema tarihine altın harflerle geçmiş bir Malkovich Malkovichliyorduk.

2- Eric Cantona – Looking For Eric

Eric Cantona’nın neden sporcu filmleri başlığı altında incelenmediğini düşünebiliriz. Ancak 1998 tarihli Elizabeth filminden beri biliyoruz ki, kendisi aynı zamanda tam teşekküllü bir aktör. Kendisi harika futbolculuk döneminin ardından sinema ve reklam dünyasında ara vermeden oyunculuğuna devam ederken, 2009 yılında en ilgi çekici rollerinden birinde, Looking For Eric’te bir futbol efsanesi Eric Cantona olarak karşımıza çıkıyordu. Kendisiyle aynı adı taşıyan direnci düşmüş bir insana ilham kaynağı olarak yol gösteren usta Fransız, bize hem oyunculuğuyla keyifli dakikalar yaşatıyor hem de kendisini ne kadar özlediğimizi bir kez daha anlamamızı sağlıyordu. Zaten kendisi diyor “Ben sadece bir adam değilim, ben Cantona’yım” diye.

bill-murray-zombieland.jpg

3 – Bill Murray – Zombieland

Her zaman kült, her daim “adamım” denilen aktörlerden biri Bill Murray. Yani şu an karşımızda bulsak kendisini, muhtemelen kekeleyerek birkaç filmini sayacağız ve kendisini ne kadar sevdiğimizi söyleyeceğiz. İşte, Ruben Fleischer’in 2009 tarihli Zombielan’inde de aynen böyle oluyor. Bill Murray’i yüzü beyazlar içinde öylece görmek ve karşısında hayranlığını ifade edecek kelime bulamayan Woody Harrelson’u izlemek çok büyük keyif. Bill Murray’in yüzünün neden beyaz olduğu, kendisinin bugüne dek duyduğu en büyük pişmanlık ve hayatında yapıp yapabileceği en büyük salaklık da tabii ki filmi izlerken cevabını bulacak sorular. Şimdilik hiçbir şeyi mahvetmeyelim. Sadece şunu diyelim: adam iyi evde yaşıyor.

jcvd.jpg

4 – Jean Claude Van Damme – J.C.V.D

Dövüş filmleri çeken bir Belçikalı. İsmini söylemesi bile ayrı keyif: Jean Claude Van Damme. Muhtemelen küçükken kendisini filmlerini ağzımızı açarak izledik, No Retreat, No Surrender/Altın Yumruk’da kendisine gıcık olduk, ama filmi sevdik. Sonra ne olduysa bu adamla dalga geçmeye bile başladık. Haksız da denemezdik, biz artık büyümüştük ve o hala basit aksiyon filmlerinin tek mahareti bacaklarını 180 derece açmak olan oyuncusuydu. İşte 2008 tarihli J.C.V.D.’nin izleyiciye bir tokat gibi gelmesi de belki de bu nedenleydi. Jean Claude Van Damme’ı iyi tanıdığımızı düşünüyorduk, hatta ülkemize bile gelmişti ancak ona hiç bu kadar yakın olmamıştık. J.C.V.D. yılların aktörüne daha önce hiç bakmadığımız bir pencereden bakmamızı sağlıyor ve kameranın önüne oturup 5 dakika boyunca oyunculuğunu konuşturduğu monolog ile pek çok kişinin önyargısını sıyırıp bir kenara atıyordu.

5 – Julia Roberts – Ocean’s Twelve

İşte burada durum biraz karışık. Ocean’s serisinde Julia Roberts’ın Tess rolüyle yer aldığını biliyoruz. Ancak ikinci filmin sonlarına doğru olaylar karışıyor ve nasıl oluyorsa Julia Roberts Tess’in bulunduğu yerde olmalıdır ve Tess’in bir şekilde Julia Roberts gibi davranması gerekmektedir. Julia Roberts’ın kendi oynadığı bir karakterin Julia Robertsmış gibi davranmaya çalışması kimileri için gerçekten enteresan, kimileri için son derece absürd ve gereksiz bir espriydi. Yine de olaylar cereyan ederken iç içe geçen rolleri şöyle bir düşünmek ve Julia Roberts görünümlü Tess karakterinin Bruce Willis (bir diğer cameo) karşısında düştüğü halleri görmek için bile izlemeye değer.

a-cock-and-a-bull-story.jpg

Bonus: Tüm Ekip – A Cock and Bull Story

Laurence Stern’in 18. yüzyılda parçalar halinde yazdığı akılalmaz kitabı Tristram Shandy Beyefendi’nin Hayatı ve Görüşleri, bay Shandy’nin hikayesini anlatmaya koyulmuşken dağıldıkça dağılıyor, konudan saptıkça sapıyor ve sonunda hikayeye neredeyse dokunmadan yüzlerce sayfa bilgi ve zeka ziyafeti ile bizleri baş başa bırakıyordu. Modernizmin başlamasından önce yapılan bir post-modern çalışma olarak da adlandırılan bu olağanüstü eseri sinemaya uyarlamak elbette ki akıllı birinin yapacağı iş değildi. Ancak İngiliz yönetmen Michael Winterbottom bunun da bir yolunu buldu. Madem kitap, aslında hiç girilemeyen bir biyografiyi anlatıyordu, bu kitaptan uyarlanan film de hiç filme girememeliydi. Böylece ilk 5 dakikası boyunca Tristram Shandy’yi uyarlamaya çalışan, ancak geri kalanında ise filmi uyarlamaya çalışan ekibi izlediğimiz enfes A Cock and Bull Story ortaya çıktı. Filmde başta Steve Coogan olmak üzere tüm oyuncuları önce Tristram Shandy filminin karakterleri olarak görüyor, sonra ise kendi hallerine dönüşlerini izleyerek klasik İngiliz mizahının tadına varıyorduk.

Not: Bütün bunlar dışında televizyon dizilerinde bu tip kendini oynamaları görmek sıkça mümkün. Ana karakteri gerçek kişi olan Seinfeld ve Curb Your Enthusiasm gibi enfes diziler de varken, bu esprinin asıl tadı 13 bölümlük ingiliz dizisi Extras’da çıkar. Dizinin her bölümünde ünlü bir sima (Kate Winslet, Ben Stiller, Samuel L. Jackson, Chris Martin, Robert De Niro vb.) kendisini oynar ve normalde kendilerini asla göremeyeceğimiz halleriyle beyazcamı yıkıp viran eyler.


One response to “Kendini Oynayan Aktörler”

Leave a Reply