Las Viudas de los Jueves: Site Sakinlerine!


las-viudas-de-los-jueves-1.jpg

Güvenlik kaygısı, son yıllarda özellikle büyük kentlerde insanları ‘site hayatı’na yöneltti. Beşiktaş’taki evi 2 kez hırsızlar tarafından ziyaret edildikten sonra, geçen yıl bu furyaya kapılıp şehir dışına taşınmak zorunda kalmış birisi olarak bazen düşünürüm: Burada oturduğum sürece, örneğin bir arkadaşımın sürpriz yapıp ‘çat kapı’ gelme şansı yok! Ancak ‘bariyere’ kadar gelip oradan güvenliğe aratabilir (ki bu da tüm sürprizi berbat ediyor). Elinde ansiklopedi dolu bir valizle kan ter içinde kalmış, bir bardak su isteyen pazarlamacının dolandırıcı olup olmadığını çözmeye çalışmanın heyecanını da yaşayamayacağım mesela…

Avantajları da yok mu? Sürüyle var tabii ki… Ama yine de tuhaf bir duygu. Bilemiyorum. Beşiktaş’ı özlemiyorum desem yalan olur!

Son dönemde sayısı hızla artan “İspanya destekli Latin Amerika filmleri”nden biri olan Las Viudas de los Jueves (Perşembe Dulları, Marcelo Piñeyro, Arjantin-İspanya, 2009) de bir tür “site dramı”… Filmin kendi sloganıyla ifade edersek, “Kusursuz hayatların karanlık yüzü”…

Aslında ben Arjantinli yönetmen Marcelo Piñeyro’dan (gerçekten deneysel bir şeyler, yeni bir metot denediği “El Método”dan sonra bu filmi çekmek için 4 yıl beklediğini düşünerek) yine çok yaratıcı bir film bekliyordum. Bu açıdan hayal kırıklığına uğradığımı söylemeliyim. Akışın kronolojik olmaması, olayın bir ileri bir geri gidip gelmesi filme biraz renk katsa da, sıradan ve sıkıcı bir film olmaktan kurtulamamış. Hatta Rodrigo Plá’nın 2007 yapımı La Zona’sını izlediyseniz, Las Viudas de los Jueves’le vakit kaybetmeseniz de olur; zira iki film hemen hemen birbirinin aynısı!

Las Viudas de los Jueves, Claudia Piñeiro’nun Clarín Edebiyat Ödüllü aynı adlı romanından sinemaya uyarlanmış. Ben kitabı okumadım ama okuyanların yorumları “Kitabın çok daha iyi olduğu, filmin aynı sürükleyiciliği yakalayamadığı” yönünde… 

Filmin konusundan bahsetmek gerekirse, zaman 2001 Eylül’ünün sonları (yani 11 Eylül günleri, Arjantin’de ekonomik krizin isyan ve yağma olaylarına dönüşmek üzere olduğu dönem), yer Buenos Aires’in sosyetik ‘Çağlayan Tepeleri’ semtinde zengin bir site…

viudas-1.jpg

Sitenin genelde tek çocuklu, orta yaşlı çiftlerden oluşan sakinleri, yemyeşil bahçeler, devasa havuzlar ve tenis kortlarıyla süslü sitelerinde ‘mükemmel’ bir hayat yaşıyorlar. Ülkedeki karmaşa, patlak veren kriz onları ‘teğet geçiyor’! Görünürde yüzler gülüyor ama arka planda hepsinin ciddi sorunları, psikopat yönleri olduğunu da öğreniyoruz. 

Gustavo (Juan Diego Botto) ve Carla (Juana Viale), sitenin en yeni ve en genç çifti… Buranın pek tekin bir yer olmadığını taşındıktan kısa süre sonra anlıyorlar ama kendi dertleri zaten başlarından aşkın olduğu için bunun pek üzerinde durmuyorlar.

Sitenin en popüler adamlarından Tano (Pablo Echarri), her Perşembe akşamı evinde erkek arkadaşlarına bir poker partisi düzenliyor. “Ben gelmesem” deme şansınız pek yok çünkü birincisi küçücük sitede sosyalleşmeyip ne yapacaksınız, ikincisi de Tano katılmayanı dövüyor!

Bu Perşembe partilerinin birinin ertesi sabahında, evin havuzunda 3 erkek cesedi bulunuyor. Çoluk çocuğu geride bırakıp terk-i diyar eylemiş zavallılar! Ama bu ölümler basit bir boğulma vakası değil; esrarengiz intihar kokuları var! (Zaten öyle basit olsaydı bundan film çıkmazdı değil mi?)

Daha fazla anlatırsam spoiler’a girer. Onun için baştaki uyarımı tekrarlayıp bitireyim: Film ağır ilerliyor, oyuncu performansları pek parlak değil… Ama çekimler kaliteli, mekân seçimi, ışık, makyaj başarılı… Şu bir gerçek ki, “İspanya destekli Latin Amerika filmleri” bana Hollywood’u unutturmaya başladı. Boynuz kulağı geçti! 

Bitirirken, Tano’dan bir alıntı… Modern batı erkeğinin yaşam evrelerini özetlemiş: “Çocukluğumda Tanrı’ya inanırdım ama beni hayal kırıklığına uğrattı. Gençliğimde demokrasiye inandım. Herkesin ihtiyaçlarını karşılayacağını, tüm sorunları çözeceğini düşündüm. Ama o da beni yanılttı. Şimdi şuna ikna olmuş durumdayım ki, inancımı hak eden tek şey ‘para’…


Leave a Reply