Le Temps Du Loup: İnsan İnsanın Kurdudur

Le Temps Du Loup: İnsan İnsanın Kurdudur

Film başlar. Michael Haneke’nin alıştığımız jeneriğini görürüz. Siyah fon üzerine beyaz renkte oyuncuların ve ekibin isimleri. Müzik yok. Jenerik biter. Bir araç ormanlık bir yolda ilerlemektedir. Bir evin karşısında durur. Anne-baba-iki çocuktan oluşan bir aile araçtan iner. Evin kapısını açıp içeri girerler. Girdikleri an bir adam silahını onlara doğrultur. Belli ki adam, eşi ve iki çocuğuyla bu evde bir süredir yaşamaktadır. Hem biz, hem de evin sahipleri olayı anlamaya çalışırken silahı elinde tutan adam silahını ateşler. O an bir Michael Haneke filmiyle karşı karşıya olduğumuzu daha iyi anlarız. Haneke post-apokaliptik dönemi anlatan bu filminde tıpkı Cache’de de yapacağı gibi burjuva bir aileyi merkeze koyar. Önce erkeği öldürürek anne ve çocukları dayanaksız bırakır. Ardından aileyi doğanın içine atar. Hemen sonrasında şiddetin, hakaretlerin, tecavüzlerin olduğu bir topluluğun ortasına bırakır aileyi. Film boyunca bu ailenin gerçek hayatı tanımalarına, birbirleri arasındaki bağların yavaş yavaş kopmasına, bu ailenin değişimine odaklanır.

Le Temps Du Loup 1

Haneke neden ve sonuçlarla ilgilenmeyen bir film ortaya koyar. Dünyada bir şeyler olmuş, hükümetler düşmüş, insanlık iktidarsız/hükümetsiz kalmıştır. Şiddetin dozu kat kat artmış, insanlar kabuklarına (evlerine) çekilmek ve dışarıdaki dünyayla bütün iletişimleri kesmek zorunda kalmışlardır. Açlık ve sefaletle dolu bu dünyada yiyecekleri olmayanlar, olanlar için bir tehdit haline gelmişlerdir. Haneke bize bunların nedenlerini açıklamaz. İnsanlık neden bu hale gelmiştir, sonrasında ne olacaktır? Bunları cevaplamaz Haneke. Aslında bu sorular önemsizdir. Önemli olan Haneke’nin filminde irdelediği sorunlardır. Haliyle Haneke sorunlar üzerinde düşündürtürken toplumların hükümetsiz kalmasının nedenleri önemsizleşir. Gerçek hayatta da öyle değil midir zaten? Hayatta kalmaya çabalarken insan hükümetin neden düştüğüyle ilgilenebilir mi? Yiyecek bir lokması, içecek bir bardak suyu yokken başka şeyler için endişelenir mi insan? Haneke’nin yaptığı kıyametten sonraki hayattan bir kesit alıp nedenleri ve sonuçları irdelemeden insanın hayatını idame ettirmesine odaklanmaktır. Ayrıca Haneke bu filminde bir kaç eleştiri getirir, bunlara değinelim kısaca.

Filmdeki esas aile, yani Anne ve çocuklarının oluşturduğu burjuvazi aile üzerine eleştiriler getirilir. Konfora alışkın olan, en küçük bir sorun karşısında çareyi başka bir yere tüymekte bulan bu ailenin başındaki kişi (baba) öldürüldükten (yani artık güvende olmadıklarını anladıktan) sonra ailenin arasındaki bağlar yavaş yavaş kopmaya başlar. Filmin bir sahnesi bu açıdan önemlidir: Baba öldürüldükten sonra anne bir adamdan yardım ister. “(Bize yardım etmek) Sizin göreviniz” diye de ekler. Adam “Neden şehirde kalmadınız? Neler olduğunun farkında değil misiniz yoksa aptal rolü mü yapıyorsunuz?” diye sorar. Şehirde kalmak yerine en güvensiz yere, taşraya gelir bu aile. O küçük(?) sorundan bu şekilde kurtulacaklarını sanırlarken daha büyük sorunlarla karşılaşırlar. Özellikle Anne bu sorunlarla başa çıkmakta çok zorlanır. Aslında bu sahne iki şekilde okunabilir. Biri belirttiğim şekilde. Diğeri ise köylünün/taşralının şehirliye bakışı üzerinden gerçekleştirilebilecek okumadır. “Neden şehirde kalmadınız?” diyen adamın tüm bu olanlardan şehirlileri suçlar gibi bir hali var. Taşradaki hayatın sona erdiğini gösteren Haneke aynı şeyi şehir için yapmıyor. Şehrin düşüp düşmediğini, aynı sorunlara orada da rastlamanın mümkün olup olmadığını bilemiyoruz. Bu da filmin bazı taraflarını okumayı zorlaştırıyor.

Le Temps Du Loup 3

Haneke’nin bir diğer meselesi Fransızların yabancılara bakışıyla alakalı. Fransızların sorunların kaynağı olarak yabancıları işaret etmelerine ve yabancılara yönelik baskılarına bu filmde de değinir. Sadece Fransa’da değil aslında, batının tümünde doğulular sorunların kaynağı olarak görülmekteler. Doğudan gelen bu insanlar batıdan uzaklaştırılırlarsa bütün sorunlar çözüme kavuşacaktır anlayışı hakimdir bu coğrafyaya. Filmde de bir hırsızlık olayından sonra yakasına yapışılan yabancı olduğu lisanından belli olan kişi oluyor. “Bu arkadaş canlısı yabancılar ve kardeşleri birer pislik hırsızlar ve hep öyle oldular” repliğiyle Fransızların yabancılara yönelik nefretleri özetlenmiş oluyor.  Haneke’nin eleştirilerinden devlet mekanizması, din ve sözde peygamberler, sorunlar karşısında vurdum duymaz hale gelen toplum da nasibini alır.

Le Temps Du Loup

Haneke’nin kıyametten sonraki insanlık için söyledikleri aslında daha önce başka yönetmenlerin söylediklerinden pek de farklı değil. Böyle bir dünyada insan modernliğini, kibarlığını bırakmış, içindeki hayvanı kontrol edemez noktaya gelmiştir. Silahı olanlar iktidarı ele geçirmiş, güçlüler güçsüzlere tecavüz etmeye, haklarını gasp etmeye başlamışlardır. Bencillik herkesi sarmıştır. Para önemini yitirmiş, paranın yerini takas almıştır. Takas edecek şeyleri olmayan kişilerse Allah’a havale edilmiştir. İnsan tek bir şey için mücadele etmeye başlamıştır. O da yaşamını devam ettirmek için. Sonuçta her zamanki gibi bu distopik zamanlarda da insan insanın kurdu haline gelir. Çekilen onlarca distopik filmden bu açılardan farkı yoktur filmin. Ama diğer filmler gibi nedenler ve sonuçlar üzerinde durmaması, felaketten çok insana odaklanması, bunu yaparken insanı asıl sorulardan ve sorunlardan koparmaması, hikayenin başını ve finalini önemsemeyip izleyiciye ilerisi adına kendi kurgusunu oluşturma fırsatını vermesi, izleyiciyi olayların ortasına atıp duygularıyla oynamak yerine uzaktan olayları izlemesini sağlaması (ki bu durum Haneke’nin tüm filmlerinde mevcuttur. İzleyici olaylara dahil edilmez) ve çocuk karakterlere epey önem vermesi (finalde çocuğun kendisini ateşe atıp “insanlık için kendisini feda etmek istemesi)  bu filmi diğerlerinden farklılaştırıyor. Sonuçta Michael Haneke’nin post-apokaliptik “Le temps du loup”unu farklı ve başarılı bir bilim-kurgu izlemek isteyenlere öneririz.


Leave a Reply