Love And Other Drugs: İlaçlı Aşk


Kadınları elmastan soğutan yönetmen (Blood Diamond) Edward Zwick’in eline düşmüş son uyarlama, Jamie Reidy’nin “Hard Sell: The Evolution of a Viagra Salesman” kitabından uyarlanan “Aşk Sarhoşu” filmi…

Yönetmen, Viagra mümessili Jamie Randall’ın mesleğindeki yükselişini merkeze aldığı filminde, ilacın keşfiyle değişen kadın erkek ilişkisini komik bir üslupla anlatıp, çaktırmadan 90’lardaki ilaç piyasasının da durumunu vurgulamaya çalışıyor.

Filmin konusu kısaca şöyle; Maggie, (Anne Hathaway) özgür ruhlu genç bir kadın izlenimi yaratsa da aslında Parkinson hastalığı ile mücadele eden, bu nedenle duygusal ilişki cesaretini yitirmiş bir kadındır. Klişe olması açısından fazla karizmatik bir eve sahiptir ve garsonluğun yanı sıra bir takım fotoğraflar kesip yapıştırmasından sanatçı bir yanı olduğunu da anlarız. Jamie (Jake Gyllenhall) ise tıbbi ilaç pazarlama işini icra ederken, kadınlara karşı cazibesini kullanmaktan çekinmeyen çapkın biridir.
Bir gün tesadüfen bu ikilimiz karşılaşır ve “ciddi olmamak kaydı ile” bir ilişkiye başlarlar. Tahmin edin ne olur? Aşık olurlar!

Film ortalama bir romantik komedi olarak başlıyor, bir süre bol çıplaklık içeren bir döngüde gidiyor, karakterlerimizin ilişkisi, kuralına uygun olarak önce sadece seks arkadaşlığı ile başlayıp sonra aşka dönüşüyor. “Gerçeğe” dönen ilişki yürümüyor/ayrılıyorlar ve nihayet; dramatik bir sonla olaylar tatlıya bağlanıyor.

Aslında Aşk Sarhoşu, sözde modern toplumlarda yaygınlaşan “seks arkadaşlığı” konusunda bir inceleme filmi. Tabii türünün en iyi örnekleri arasına girer mi ondan pek emin değilim. Ama bunu amaçladığı belli – ki bu da iyi bir niyet. İlgilendiği konu sadece cinsel ilişki ile başlayan kadın erkek ilişkisinin geldiği nokta… Tutku, devamında sevgiyi ve birlikteliğimi mi getiriyor yoksa bu tür bir ilişki, paylaşımın bitmesiyle ayrılığın mı habercisi?

İlişki konusuna pek el atmayan, daha ziyade politik söylemlere uğraşan Zwick’in, (muhafazakarlığı ile bilindiğinden) bu tip bir konuya girmesi ilginç olan başka bir husus. Zaten kadın karakterin “seks odaklı” bir ilişkiye “hastalığından ötürü” evet dediğini bildiğimizden tüm bu aşk, tutku, sadakat, bağlılık vs. duyguları daha filmin başında yerle bir oluyor zira şartlar eşit olmuyor, alttaki tutuculuk gözden kaçmıyor.

Sözün özü, “Bu filme giderim” diyene dur demem, “gitmem” diyene git demem. Karar sizin !


Leave a Reply