MacGuffin Gibisi Yok!

Birçok usta yönetmenin filmlerinde yer verdiği bir sinema teriminden söz edelim şimdi. İsmi MacGuffin. Türkiye’de hangi ünlü komedyenin bu yöntemi kullanarak şöhreti yakaladığını yazının sonunda bulabileceksiniz. MacGuffin nedir? Kısaca...

Birçok usta yönetmenin filmlerinde yer verdiği bir sinema teriminden söz edelim şimdi. İsmi MacGuffin. Türkiye’de hangi ünlü komedyenin bu yöntemi kullanarak şöhreti yakaladığını yazının sonunda bulabileceksiniz.

mcguffin-gibisi-yok.jpg

MacGuffin nedir? Kısaca tanımlamak yerine, uzunca bir örnek üzerinden anlatalım.

Sizle beraber bir filmin içindeyiz. Sonlara doğru bir sahnede ben kan ter içinde sizin olduğunuz mekana geliyorum.

– Hoş geldin, hayırdır nerdesin bu saate kadar?
– Çok önemli bir şey oldu, getirdim onu buraya.
– Ciddi misin?
– Evet, gel göstereyim.

Beraber dışarı çıkıyoruz ve benim arabamın yanına gidiyoruz. Bagajı açıyorum ve konuşmaya başlıyorum:

– Gördün mü, nasılmış?
– İnanılmaz, nasıl alabildin ki?
– E orası bana kalmış.
– Peki ne yapacaksın bununla.
– Orası da bana kalmış

O anda bana tekinsiz bir bakış atıyorsunuz. Ve 3 saniye sonra cebinizden bir silah çekip benim şaşkın bakışlarım arasında beni vuruyorsunuz. Cebime uzanıp arabanın anahtarını alıyorsunuz. Ve arabaya binip hareket ediyor, kaçıyorsunuz (size güvenmiştim). Siz arabayla hareket ettikten saniyeler sonra arkalardan başka bir araba daha hareket ediyor. İçinde iki adam var. Biri orta yaşlı, biri genç. Sizi takibe başlıyorlar.

Kendinizden daha çok güvendiğiniz birisi var. Ekrem abi. Onun yanına gidiyorsunuz. Kapıyı genç eşi Meltem açıyor (cinsiyetinize göre Meltem’i gördüğünüz anda içiniz düşebilir). Sonra Ekrem abi sizi görüp içeri buyur ediyor. Gidip biraz konuştuktan sonra ağzınızdaki baklayı çıkartıyorsunuz.

– Ümit’i nasıl vurursun? O senin en iyi arkadaşındı
– Görmediğin bir şey var ama abi.
– Neden bahsediyorsun?
– Benimle biraz dışarı kadar gelirsen gösterebilirim.
– Tamam, dur Meltem’e haber vereyim
– Yok yok haber vermene gerek yok, birazdan geri geleceğiz zaten.
– Peki

Aracın yanına gidiyor ve bagajı açıyorsunuz.

– Aman tanrım, bunu nasıl getirebilmiş. Üstelik bagajda.
– Bilemiyorum abi, şu güzelliğe baksana
– Bunun için mi öldürdün yani arkadaşını?
– Değmez mi?

Derken iki el silah sesi duyuluyor. Ekrem abi ile birlikte kanlar içinde yere yığılıyorsunuz. Arkaya dönüp bakıyorsunuz. Sizi takip eden aracın içindekiler. Arkanızdan vuruyorlar. Gelip bagajın içindekine bakıyorlar. Sonra birbirlerine dönüp “iyi işti” diyorlar. Orta yaşlı olanı konuşmaya başlıyor:

– Tamam şimdi çabuk olalım. Sen büyük bi çanta getir, ben bu bagajdakini çıkartmaya çalışayım.
– Önce bir dokun istersen, ben korkuyorum biraz
– Korkma korkma bi şey olmaz
– Sen yine de bi dokun istersen abi.
– Al dokunayım işte ne olac…

Tam o anda bir el silah sesi daha duyulur. Genç olan, orta yaşlıyı vurmuştur. Orta yaşlı şaşırmış gözlerle geriye doğru bakarken, genç adam silahını bir kez daha ateşler. Yerdeki iki ceset, üç olmuştur artık. Genç, silahını beline geri koyarken üzerine doğru gelmekte olan Meltem’i görür. Meltem genç adamın yanına kadar yürür. Bir süre bakışırlar. Ve akabinde öpüşmeye başlarlar.

– İşe yaradı!
– Müthiş bir plandı hayatım
– (Bagaja bakarak) Şuna baksana, tam da beklediğimiz gibi
– Evet, artık kimse bize hayır diyemeyecek.

Genç çift bagajı kapatıp bir süre daha öpüştükten sonra (ergen seyirciler de düşünülüyor burda) arabaya binip gaza basarlar. Ve toz duman içinde görüntüden kaybolurlar…

İşte MacGuffin, böylesi bir filmde sorulacak “Peki o bagajın içinde ne vardı?” sorusunun cevabıdır. Yani filmde yaşayan karakterler için önemli olan/önemli gözüken, hikayenin akışına katkıda bulunabilen, ancak dışarıdan filmi takip edenler için genelde bir anlamı, bir tanımı olmayan öykü öğesi. Kimi zaman içinde ne olduğu öğrenilemeyen bir çanta, kimi zaman bir ölünün anlaşılamayan son cümlesi. Aynı zamanda hikaye içinde başlarda önemli gibi gözüküp sonradan önemini kaybeden öğeler de MacGuffin kapsamına giriyor. Tiyatroya aşina olanlar için söyleyelim, Çehov’un bahsettiği o meşhur silah ikinci perdede patlamazsa, bilin ki bu da bir MacGuffin’dir.

Sinemanın en hınzır, aynı zamanda kimileri için en sinir bozucu oyunlarından biridir MacGuffin. Popülerliğini ise sinemanın orijinal insanı Alfred Hitchcock’a borçlu. Usta bu tekniği Psycho, North By Northwest gbi filmlerinde kullanıyor. Nedeni basit; seyirciyi şaşırtmak. Korku sinemasının kan revan içindeki kurbanlara, “TUT!-masam düşüyodun” tarzı ürpertiler yaşatan katillere kavuşmadığı dönemde, insanları sinema yoluyla şoke etmek o kadar da kolay değildi. Beklenmedik olaylar, gerçek sürprizler gerekiyordu. İşte Hitchcock’a filmlerinin öncesinde “lütfen filmi izledikten sonra sürprizini kimseye anlatmayın” gibi mesajlar verdirten de, birçok filminde seyirciye önce çok önemli gibi gözüken detaylar verip, akabinde filmi bambaşka noktalara götürten de, bu sürpriz yapma isteği olmalıydı.

Alfred Hitchcock’un bu sağ gösterip sol vurmaları, sinema terminolojisine MacGuffin ismiyle geçiyordu. Peki bu isim nerden geliyor?

François Truffaut ile yaptığı bir röportajda Hitchcock şöyle yanıtlıyor:

Sanırım bir iskoç ismi, iki adamın bir trende yaptığı konuşmadan geliyor. Adamlardan biri diğerine ‘şu bagaj rafında duran pakette ne var?’ diye soruyor. Diğeri ‘O bir MacGuffin’ diye yanıtlıyor. İlk adam merak ediyor: ‘Peki MacGuffin nedir?’. Diğer adam ‘Bu bir aparat’ diyor, ‘İskoçya dağlarındaki aslanları tuzağa düşürmeye yarıyor.’ İlk adam ‘İyi ama İskoçya dağlarında aslan yoktur’ diyor. Diğer adam da cevap veriyor: ‘Öyleyse MacGuffin diye bir şey de yoktur.’ Gördüğünüz gibi, MacGuffin, aslında olmayan bir şeydir.

MacGuffin, Hitchcock’tan sonra da pek tutuldu ve Steven Spielberg, John Huston gibi birçok usta isim tarafından kullanıldı. Hala da kullanılıyor. Şimdi “kanlı canlı örnek görmek istiyoruz” diyen okurlarımızı da düşünelim ve sinemada uygulanmış popüler MacGuffinlerden bir kare as yapalım.

pulp-fiction-mcguffin-kutu.jpg

1- Pulp Fiction: Parlayan Çanta

1994 tarihli bu güzelim kara filmde tonla gevezelik, dans ve şiddet yetmezmiş gibi bir de çanta çıkıyordu başımıza. Açıldığı anda içinden ışık süzülen bu gizemli çanta, gören herkesin ağzını açık bırakıyordu. Film boyunca bir iki kez açılarak ‘içinde ne var ‘ merakına bizi giriftar ediyor, sonrasında ise hakkında hiçbir şey açıklanmamasıyla geyik malzemesi olarak hayatına devam ediyordu.

Ne Olabilir?: İnternette biraz dolaştığımız takdirde bu çantanın içeriği hakkında birbirinden fantastik teoriler görebiliyoruz. Bu teoriler arasında en popüleri ise çanta içindeki şeyin Marsellus Wallace’un -boynundan çıkartılan- ruhu olduğu. Ancak gerçek bu değil. Senaryoyu Tarantino ile birlikte yazan Roger Avary, önce çantada mücevherler olmasını planladıklarını söylüyor. Bu fikir onları pek kesmemiş olacak ki sonra karar değiştirip içeriği belirsiz bırakıyor ve sinema alemine bir MacGuffin daha hediye ediyorlar.

Çanta açlınca ışık yansıması ise aslen Tarantino’nun 1955 yapımı Kiss Me Deadly’ye yaptığı bir gönderme. O filmde de bir çanta var, ve açıldığında ışık saçıyor. Filmin sonunda ise biri çıkıp çantayı tamamen açıyor. Ve sonrasında… oh dostum hiç de iyi şeyler olmuyor.

barton-fink-plaj.jpg

2- Barton Fink: Gizemli Kutu

Writer’s Block adı da verilen yazma sancısıyla günleri kabusa dönen geleceği parlak oyun yazarı Barton Fink, kendisine hikayeler anlatabileceğini öne süren besili komşusu Charlie’den emanet bir kutu alır. Kutunun içini açıp bakmayan Fink, bizi merak içinde bırakması bir yana, sonradan psikopat olduğu anlaşılan komşusunun da ölmesiyle kutuyla başbaşa kalır. Emanete hıyanet Barton’un kitabında yazmadığı için her gittiği yere kutuyu da götürmektedir. Kendisini bir plajda yanında kutuyla güneşlenirken görmek mümkün. Ah bir de kutunun içinde ne olduğunu bilsek?

Ne Olabilir?: Komşusunun kriminal kişiliği, verdiği kutunun içinde kesik bir kafa olma ihtimalini karşımıza getiriyordu. Ancak Coen kardeşlere göre bu tip işkilli düşüncelere gerek yok. “Bu film Barton’un ne kadar ‘anlamadığı’ ile ilgiliydi, o halde işin esprisi kutunun içinde ne olduğunu bilmemesi olur” deniyor. Ayrıca yönetmenlerin Barton Fink filmini yazarken çoğunlukla Roman Polanski’nin Kiracı (Le locataire) filminden esinlendiklerini ve kutuyla ilgili cevabın bu filmi izledikten sonra daha netleşebileceğini iddia ettikleri söyleniyor. Demek ki filmleri bir kez daha, bu kez art arda izlemek gerekiyor.

lost-in-translation-son-sahne.jpg

3- Lost in Translation: Kulağa Fısıldanan Sözler

Coppola ailesinin yönetmen kızı Sofia, 2003 yılında Lost in Translation filmi ile gündeme geldiğinde filmin aldığı eleştriler çeşitliydi. Ancak filme karşı tutumu ne olursa olsun sinemaseverlerin yüzde doksanı, filmden çıktığında şu iki cümleyi sarf ediyordu: “Bill Murray gerçekten büyük bir oyuncu” ve “Acaba son sahnede kızın kulağına ne fısıldadı?”

Ne Olabilir?: Burada söz konusu olan şey çantaya sığabilecek kadar küçük bir cisim değil de ağızdan çıkan bir söz olduğundan, hakkında ‘Seni seviyorum. Unutma ki ben daima doğruyu söylerim’den, ‘Dudu dudu dilleri lıkır lıkır içmeli gözleri derya deniz’e kadar giden sonsuz teori üretilebilir. O yüzden meraklısı kafasını hiç bulandırmadan Sofia Coppola’ya sormuş ve “Bu aşıklar arasında bir şey, ben karışmam” cevabını almış. Yine de bir kısım ses teknisyeni “Bu bir sır değil, biz sahneyi inceledik, Bill Murray’in konuşmasını duyulabilr hale getirdik ve duyduk” diyorlar. Onlara da saygı duymak lazım. Ama sonuçta bu bir MacGuffin.

citizen-kane-rosebud.jpg

4- Citizen Kane: Rosebud

Rosebud. Dünyanın en büyük medya patronlarından biri olan Charles Foster Kane, son nefesini bu kelimeyi söylemek için harcıyordu. Ve biz de film boyunca gazeteciyle birlikte Kane’in hayatını daha yakından tanımak ve Rosebud’un ne anlama geldiğini öğrenmek için bir yolculuğa çıkıyorduk.

Ne Olabilir?: Aslında filmi izleyen herkes, Rosebud’ın ne demek olduğunu, üzerine biraz düşünen herkes de Rosebud’ın güçlenmiş, sertleşmiş ve yaşlanmış Charles Foster Kane için ne anlama gelebileceğini biliyordur. Ancak yine de filmin sonuna kadar çözülmeden bize eşlik etmesi ve hiç açıklanmadan diğer öykü öğelerini merakla takip etmemizi sağlaması, bu kelimeyi Macguffin başlığı altında saygıyla anmaya yetiyor. Üstelik bir ilginçliği daha var. Diğer MacGuffinlerde karakterlerin her şeyi görmesi ancak seyircilerin olayı bilmemesi bir sıkıntı yaratıyordu. Buyrun işte intikam vakti. Filmde Kane dışında hiç kimse Rosebud’ın anlamını öğrenememişken, filmden çıkan seyircilerin tamamı bunu bilmenin gururunu yaşayabiliyor.

kategori:
seçki