Sonbahar: Mazlumların Yakın Tarihi


İflas etmiş ciğerlerle karlı yaylalara tırmanmak gibi, umut dolu, yalnız bir öyküden geriye hüzünlü bir Sonbahar kalacakmış meğer. Hopa’nın barut fıçısını andıran sessizliğine vuran sert dalgaların karşısında “bir ağaç gibi tek ve hür, ve bir orman gibi kardeşçesine” dikilivermek ölüme yürürken. Arkanda yitip gitmiş acı hayatlar, kırık gençlik hikâyeleri bırakarak üstelik.

Özcan Alper’in gözünden, 90’ların öğrenci hareketlerine ve yaşam yerine ölüme davetiye çıkaran “sözde” Hayata Dönüş operasyonuna sert bir yanıt Sonbahar. Hem de Karadeniz’in vahşi sessizliği içinde.

“Yollarına kurban olduğum oğul” diye, evlâdına sarılan bir ananın dramı Sonbahar. Bir gün mutlaka oğlunu göreceğini umut eden bir ananın evladı Yusuf. Yusuf’un, bir gün mutlaka göreceğini umduğu devrimin yollarında, faşizmin tuzaklarına düşerek kavrulduğu bir sessizlik Sonbahar.

Sonbahar, 1997 yılında cezaevine düşen Yusuf’un öyküsü. Bu dönem gerçekten Türkiye’nin siyasî tarihi açısından oldukça önemli bir zaman dilimine denk düşüyor. Oldukça yakın ama hiç yaşanmamış gibi kabul ettiğimiz bir dizi insanlık dramının yaşandığı dönemler. Günümüz liberalleri bu dönemi sadece 28 Şubat müdahalesiyle hatırlar ancak, 90’lı yıllar Tansu Çiller, Mehmet Ağar, Meral Akşener, Necdet Menzir gibi sağ cenahta hatrı sayılır isimlerin, ülke siyasetinde fırtına gibi estiği bir dönemdir. Yine aynı dönem, SSCB’nin dağıldığı, sosyalist toplumların Avrupa’da paramparça olduğu bir zaman dilimidir. Ve yine aynı dönem, Susurluk Çetesi’yle ilgili ipuçlarının orta yere saçıldığı ancak bir neticeye ulaşılamadığı bir dönemdir.

Kimse bu konu hakkında ağzını açmaz, bildiklerini anlatamaz. Nitekim bu dönemin yarattığı acılar hâlâ sürüp gidiyor. Bugün ülkenin çalkantılı gündemi yaşanırken, bu yıllardaki öğrenci hareketlerinin hunharca bastırılmasıyla kaybedilenlerin cezasını çekiyoruz.

Yusuf’un anasının sorularına, köydeki arkadaşlarının sorularına vermediği yanıtlar, Türkiye’nin bugünkü manzarasının nedenleri aslında. Yusuf da bir matematik öğrencisiydi. Yitip giden sayısı belirsiz mühendis, avukat, mimar, doktor, gazeteci adayı gibi. Kim bilir neredeler? Hangi Hopadalar, hangi tabuttalar, kimin omzunda gittiler?

Hangi düşlerin peşinde hangi sabırsız zamandalar, kim bilir?

Belki bir gün tarihi zalimler değil de mazlumlar yazmaya başlarsa, karlı yaylalara koşan ciğerler iyileşir, bilinmez. Yılın en esaslı filmine, gencecik yönetmen Özcan Alper’e teşekkürler.


4 responses to “Sonbahar: Mazlumların Yakın Tarihi”

  1. Dediğin gibi oldukça yakın ama hiç yaşanmamış sayılan zamanlar… Her karesi başka bir anıyı canlandırdı.
    Özcan Alper’e teşekürler…
    Yönetmene ulaşacak bir mail adresi var mıdır?

  2. Dediğin gibi oldukça yakın ama hiç yaşanmamış sayılan zamanlar… Her karesi başka bir anıyı canlandırdı.
    Özcan Alper’e teşekürler…
    Yönetmene ulaşacak bir mail adresi var mıdır?

Leave a Reply