Düştüm Meksika Açmazına!

Aslında bir argo terim. İçerisindeki hiçbir tarafın tam olarak kazanç içinde olmadığı içinden çıkılmaz anları tarif ediyor. İlk olarak on dokuzuncu yüzyılın sonlarında kullanılmaya başlanan bu terim, günümüze yaklaştıkça...

meksika-cikmazi.jpg

Aslında bir argo terim. İçerisindeki hiçbir tarafın tam olarak kazanç içinde olmadığı içinden çıkılmaz anları tarif ediyor. İlk olarak on dokuzuncu yüzyılın sonlarında kullanılmaya başlanan bu terim, günümüze yaklaştıkça orijinal anlamını eskitmiş, sinemaya temayül göstermiş.

Meksika Açmazından bahsediyorum. Birçoğunuzu “bu da ne demek, sen bizimle Meksika dalgası mı geçiyorsun arkadaş” demeye itebilecek kadar az bilinir bir tabir olan Meksika Açmazı, aslında sinemada (tercihen aksiyon sineması) çok da sık karşımıza çıkıyor. Kısaca; birden fazla silahın bir yerlere doğrulmuş olma halini tasvir ediyor. Mesela bir karakter düşünün. Levent. Bir kuşçu dükkanında, karşısındaki Rüstem’e bir adet silah doğrultmuş. Bu son derece tehdit kokan bir durum. Ama bilmediğimiz bir şey var. Rüstem de Levent’e karşı boş değil. Onun da elinde bir silah var, Levent’e doğrultmuş. İşte bu durumda karşımızda güzelinden bir Meksika Açmazı var. Silahlardan biri çekilecek mi? Çekilecekse önce kim çekecek?

“İyi ama bu bildiğimiz western düellolarında da böyle” dediğinizi duyar gibi olmuyorum tabii. Lakin deseniz de haklısınız, çünkü spaghetti westernlerde gördüğümüz o tüm ikili karşılaşmalar birer Meksika Açmazı olarak adlandırılabilir. Ama bu işin tadı, işler biraz daha karışınca çıkıyor. Rüstem ve Levent ile devam edelim. Levent’in abisi geliyor ve silahını Rüstem’e doğrultuyor. Sonra olaya Rüstem’in ortağı duhul oluyor ve silahını Levent’in abisine çeviriyor. Karakterler arttıkça ortamın gerilimi de artıyor ve herkesin birbirine silah doğrulttuğu bir manzarayla karşı karşıya kalıyoruz. Artık bu gerilimin bir katliama dönüşmesi için ufak bir hareket bile yeterli. Mesela kuşçu dükkanındaki kuşlardan birinin ansızın ötmeye başlaması…

Meksika açmazlarını özellikle ikinci sınıf aksiyon filmlerinde veya suça meyyal takım elbiseli adamların birbirlerine bolca laf sokmak suretiyle fink attığı yerli dizilerde çokça görebilmek mümkün. Uzakdoğu sinemasının da bu atraksiyonu pek beğendiğini ve başta John Woo olmak üzere birçok yönetmenin filmlerine “olmazsa olmaz” ettiğini belirtmek gerek.

İsterseniz bir de sinema tarihindeki önemli ve ilginç Meksika açmazlarından bir kare as yapalım:

Not: Filmleri daha evvel izlemeyenler spoiler hassasiyetlerine göre sahnelerden uzak durabilirler.

1- Il buono, il brutto, il cattivo

Sergio Leone’nin western yazayım derken destan yazdığı efsane filmi İyi Kötü Çirkin, hayranları için hemen her sahnesiyle, sinefiller için ise pek çok ânıyla hafızalarda taht kurmuştu. İsmine çok fazla ihanet etmeden bir iyi (Clint Eastwood), bir kötü (Lee Van Cleef) ve bir çirkin (Eli Wallach) karakteri bünyesinde barındıran film, esas klasik sahnesini ise sonlara saklıyordu. Bir hayli geniş bir alanda iyi, kötü ve çirkin bir arada. Bellerinde silahlar, birbirlerine keskin bakışlar fırlatıyorlar. Fırtına yakın, insanlar gergin, ve ateş…

[flashvideo file=http://video.ak.facebook.com/cfs-ak-ash1/27608/000/759/376470271375_1393.mp4 /]

2- Reservoir Dogs

İsmini Au Revoir Les Enfants’tan esinlenerek aldığı söylenen bu nefis suç filmi, Louise Malle’in filminin hiç olmadığı kadar eklektik ve şiddet dolu bir seyirlikti. Oluk oluk akan kanlar, olayı ucundan azıcık göstermekle yetinen flashbackler ve gereksiz işkencelerle süslü hesaplaşmalar derken olaylar birer birer netleşiyor ve film zurnanın enteresan sesler çıkarmaya başladığı yere geliyordu. Finalde elimizde iki adet taze ceset, bir adet müstakbel ceset ve birbirine silah doğrultmuş üç adet potansiyel ceset duruyordu. Tabi bir de herkesin sevgilisi Mr. Pink.

[flashvideo file=http://video.ak.facebook.com/cfs-ak-ash1/27586/000/227/376470856375_733.mp4 /]

3- Face/Off

1997 yapımı Yüz yüze, cool filmlerin usta yönetmeni John Woo’nun üçüncü Hollywood deneyimiydi. Genelde Hollywood’a giden yönetmenler oranın adetlerine ayak uydururken, Çinli yönetmenin farkı Hollywood’u da kendine benzetmesiydi. Tıpkı ülkesinde çektiği filmler gibi, Amerika etiketli yapıtlarında da ağır çekimler filmin yarısını kaplıyor, şiddet filmin başrolüne oturuyor, güvercinler mütemadiyen olay yerlerinde uçuşuyor ve tabi ki silahlar karakterlerin elinden eksik olmuyordu. Tıpkı Face/Off’taki gibi.

Aslında Face/Off’un en güzel silahlı sahnesi Nicolas Cage ve John Travolta’nın karşılıklı olarak önlerindeki çift taraflı bir aynaya doğru ateş ettikleri sahnedir (filmin konusunu bilenler durumun esprini de anlayacaklardır) ama bizim seçimimiz silahların, ağır çekimlerin ve tabii ki güvercinlerin eksik olmadığı klasik Woo sahnesinden yana.

(Videodaki sesler Boondock Saints filminden alınmış. Görüntüler bizim için önem arz ediyor.)

[flashvideo file=http://video.ak.facebook.com/cfs-ak-ash1/27598/000/747/376471141375_65191.mp4 /]

4- Fasulye

Bizim de pek çok dizimizde Meksika’nın açmazını aldığımızdan daha önce bahsetmiştik (hatta yıllar evvel ülkemizde gösterilen Deli Yürek dizisini takip edenler, yaklaşık 100 kişinin kadim yegane Yusuf Miroğlu’na silah doğrulttuğu sahne ile bu terimin nasıl insanüstü bir bakış açısıyla ele alındığını hatırlayacaktır). Ancak sinemamızın da bu konuda akılda kalıcı pek çok örnek verdiğini söyleyebiliriz. En keyiflisi ise 2000 yılında çok düşük bir bütçeyle çekilen komedi filmi Fasulye’deki çatışma sahnesi olsa gerek. Bülent Kayabaş ve Burak Sergen’in döktürme suretiyle katıldıkları çatışmada diğer rolleri “Memati” rolüyle televizyon yıldızı olan Gürkan Uygun ve filmin yazarı Haluk Özenç paylaşıyordu. Elinde sefer tasıyla yollarda olan saf bir delikanlının bir takım yanlış anlamalar sonucu mafyayı birbirine düşürmesini gösteren sahne, Meksika açmazlarının en komiklerinden biri oluyor ve özellikle sonrasında ev sahibinin gelişiyle tam bir klasiğe dönüşüyordu.

fasulye-film.jpg

kategori:
seçki