Melancholia: İçselliğin Dışavurumu


Melancholia, zor bir film. Üzerine uzun uzun yazmak istesem de nasıl ifade edeceğimi bilemediğim için izlenimlerimi aktarmaya çalışacağım.

Film, güneşin arkasına saklanan Melancholia gezegeninin dünyaya çarpma ihtimalini konu ediniyor. En azından görünen yüzü böyle. Filmi izlemeden önce kendime sorduğum ilk soru bir Trier filminde Kirsten Dunst’ın nasıl duracağıydı. Ben bu kadar karamsarken Kirsten Dunst Cannes Film Festivali’nden en iyi kadın oyuncu ile döndü. Ve filmi izledikçe gördüm ki, değişken ruh hallerini bu kadar başarılı canladıracağı aklıma gelmezdi.

Melancholia ağır, metaforlarla dolu, insanın iç dünyasını ve düşüncelerini yansıtan açılış sahnesiyle başlıyor. Filmde ne göreceğimize dair kimi ipuçları veren bu sahne slow motion başlamasıyla da bir Trier filmi olduğunu hissettiriyor.

İkiz kardeşler Justine ve Claire’in ne kadar zıt iki insan olduğunu başarılı bir dille anlatan film, açılışın ardından  iki bölüme ayrılıyor. Kirsten Dunst’ın canlandırdığı Justine ile ilgili olan ilk bölümde  karakterin aslında kendisiyle bir iç hesaplaşması olduğunu izliyoruz. Mutlu bir şekilde başlayan evlilik töreni kendisi için çekilmez bir hal almaya başlıyor. Mutlu olmak için uğraşan ama aslında mutluluğun dayatılmış kurallarla olmayacağını bilen ve hala iç huzurunu bulamamış bir karakter izliyoruz. İkinci bölümde izlediğimiz Charlotte Gainsbourg’un canlandırdığı Claire’in ise Justine’nin tam zıttı bir kişilik olduğunu izleyebiliyoruz.

İki karakter sadece mutluluk ya da kişisel davranışlarla farklılaşmıyor. Justine, önümüze sunulan hayatı ne kadar reddediyor, konulan kurallara ne kadar karşı geliyor, hayatın sadece dünyada olduğuna kanaat getiriyor ve melancholia’nın dünyaya çarpacağına inanıyorsa; Claire bunların tam zıttı yönünde bir karakter sergiliyor. Hayatını kabul etmiş, evlilik kurumuna, yaşadığı hayatın onu mutlu edeceğine inanan, hayatın dünya dışında da devam edebileceğine ve büyük bir umutla dünyanın da yok olmayacağına inanan bir kadın. Lars von Trier öyle bir filme imza atmış ki izleyen her kişiye göre algısı değişen, hatta sizin her izlediğinizde yeni şeyler bulabileceğiniz bir yapım ortaya çıkmış.

Aslında karakterlere, insanın iç dünyasına, yaşanılan dünyaya, bize dayatılan kurallara, aile ilişkilerine ve zıtlıklara dair söylenecek daha çok şey var filme dair. Ama dediğim gibi Melancholia herkesin farklı algılar elde edebileceği, her izlediğinizde farklı detaylar keşfedebileceğiniz bir film. Lars von Trier tüm bunları ele alarak inanılmaz bir görsel şölen ortaya çıkarıyor. Sizlere de izlemek kalıyor.


One response to “Melancholia: İçselliğin Dışavurumu”

Leave a Reply