Mr. Robot: Dexter’ın İzinde…

Yeni dizi Mr.Robot'u Edip Can Rende de değerlendirdi......

Büyük bir holdingde bilgisayar programcısı olarak çalışan yalnız, yalnızlıktan ötürü mutsuz, kapitalizmden bıkmış birisi olan Elliot’ı (Rami Malek) merkeze koyan “Mr. Robot” (2015) dizisinin ilk bölümleri yayınlandı. Ama bir saatlik pilot bölümünden sonra dizi o kadar çok sevildi ki IMDb’de en beğenilen diziler listesinde çoğu diziyi geçerek üçüncü sıraya yerleşti. Fırtınalar (?) koparan bu dizi nasıl bir şeymiş deyip ilk bölümleri izledik. Potansiyeli olan “Mr. Robot” bizlere hemen “Dexter” (2006-2013) dizisini hatırlattı.
F-the-system-AD-640x480
“Dexter” dizisi gündüzleri polis teşkilatında kan analisti olarak çalışan, geceleriyse kötüleri ve kendisinin gerçek kimliğini ortaya çıkarmaya yeltenenleri kaçırıp öldürerek kana duyduğu açlığını gidermeye, güvenliğini sağlamaya çalışan seri katil Dexter’a (Michael Hall) odaklanıyordu. Tabii seri katil kimliğinden de anlaşılacağı üzere Dexter normal birisi değildi. Zaten daha bir yaşındayken annesinin ölümüne tanık olmuş, daha çocukken canlıları öldürme açlığı içinde belirmişti. Sorunlu birisi olan Dexter ikinci kimliğini (asıl kimliği, seri katilliği), ilk kimliği (kan analisti) ve eşi Rita’yla (Julie Benz) korumaya çalışır. Yani anormal kimliği ortaya çıkmasın diye normal bir kimlik yaratır. Öte yandan Dexter son derece zekidir. İzini nasıl yok edeceğini çok iyi bildiği gibi işi olan kan analistliğinde de çok iyidir. “Mr. Robot”un Elliot’ı da benzer bir şekilde yaratılmış. Dexter gibi ikili bir hayata sahip. Gündüzleri bir holdingte çalışan, göze batmayan, işini gayet iyi ifa eden, yetenekli Elliot geceleriyse bir hacker’a dönüşür. Bilgisayarı çok iyi kullanan bu eleman istediği kişilerin bilgisayarlarına uzaktan girer. Tehlikeli olarak gördüğü kişileri polise ihbar eder. Elliot diğerleri gibi partilere katılmaz. Dexter geceleri kan akıtma-öldürme ihtiyacını gideren birisiyken Elliot PC’leri hackleyip suçluları yüce divana (adalete) teslim etmenin peşinde. Dexter gibi koleksiyon yaptığını da görüyoruz. Dexter öldürdüğü adamların kanlarından bir koleksiyon yapardı. Elliot da hacklediği bilgisayardan elde ettiği verileri koleksiyonuna dahil eder. Lakin Dexter’dan farlı olarak asıl kimliğini daha dizinin başında açık eder ve anbean takip edilir. Halbuki Dexter büyük çabalar sonucunda kimliğini son iki sezona kadar korumayı başarıyordu.
usa-mr-robot-hed-2015
“Mr. Robot” bir hackerı merkeze koyup onun ikili yaşantısına, yalnızlığına ve mutsuzluğuna odaklanıyor ama aynı zamanda Elliot üzerinden dünyanın geldiği noktayı da sorgulamaya çalışan bir dizi. Holdinglerin çalışanları sömüren yapısına, Açlık Oyunları’nı (Hunger Games) okuyup-sosyal medya hesaplarına girerek yalnızlıklarını bastırmaya, kendilerini kandırmaya çalışan insanlara, “parasını çocukların sırtından kazanan Steve Jobs” ve markası Apple’a, insanları köleleştiren paraya ve tabii ki kapitalizme de değiniyor. Kapitalizmi işlerken “Fight Club” ile aynı yoldan ilerliyor. Hatırlarsınız “Fight Club” (1999) filminde Brad Pitt ve Edward Norton’ın canlandırdıkları şizofren Tyler Durden büyük bir ayaklanmanın hazırlıklarına başlıyor ve filmin sonunda holdingleri birer birer patlatıyordu. Böylelikle Tyler kapitalizmden intikamını almış oluyordu. Dizi de “Fight Club”ın “Haydi kapitalizmin köküne kibrit suyu dökelim. Haydi el ele verip bu holdingleri patlatalım,” anlatısını aynen almış. Mr. Robot (Christian Slater), Elliot’ın karşısına çıkar ve ona sadece bir holdingi parça parça yok etmeyi teklif eder. Böylelikle onlarca kişi maddi açıdan rahatlayacaktır. Başta da belirttiğimiz gibi Elliot’ın şizofrenik hâli (gündüz başka, gece başka birisi) ve şimdi de “Fight Club”vari yıkım planları bizlerin Slater’ın canlandırdığı Mr. Robot’u sorgulamamıza neden oluyor. Mr. Robot diye birisi var mı, yoksa tıpkı “Fight Club”ta olduğu gibi bu kişi Elliot’ın alter egosu mu? Yani Elliot aynı zamanda Mr. Robot mu? Öyle olursa şaşırmayız. Dizinin “Fight Club” ve “Dexter” yapımları gibi merkeze aldığı kişiyi anlatıcı olarak da kullandığını belirtmemiz gerek. “Mr. Robot”un esin kaynakları arasına “The Matrix” (1999) filmini de dahil edebiliriz kanımca. Karanlık bir odada yalnız başına takılan, arada uyuşturucu kullanan, bilgisayarı her şeyi olup hack yapıp duran, anarşist Elliot, “The Matrix”in kahramanı anarşist Neo’yu da (Keanu Reeves) hatırlatıyor biraz. Anlatıda da “The Matrix”le benzerlikler yakalamak mümkün. Slater’ın Bay Robot karakteri Morpheus’u (Laurence Fishburne) hatırlatmıyor değil. Aslında iki karakter arasındaki tek benzerlik karakterleri (Neo ile Elliot’ı) yalnız, sersefil, mutsuz hayatlarından çekip onları daha yüce amaçlara (Neo’nun insanlığı kurtarması) yöneltmeleri.
christian-slater-mr-robot-on-usa
Dizi belirttiğimiz film ve dizilerden besleniyorsa da en azından pilot bölümüyle o çarpıcılığa erişemiyor. Fazlasıyla abartıldığını söylememiz mümkün. İlerisi adına bir potansiyele sahip ama mesela diyaloglar/replikler epey basit, bazen de kötü. Kapitalizm eleştirisi de hem göze fazlasıyla sokuluyor, hem bu konuda gereksiz yere çok açıklama yapılıyor. Aslında ilk bölümde çoğu konuda fazla açıklama yapıldı, gizli kalması gerekli şeyler (mesela Elliot’ın Mr. Robot’un kendisi olup olmadığı konusu) konusunda fazla ipuçları verildi. Halbuki içindeki gizemi biraz daha artırabilirlerdi. Belirttiğimiz gibi, “Mr. Robot” potansiyeli olan bir dizi; ama bu potansiyelini harcar mı, doğru yönde mi kullanır, önümüzdeki bölümlerde göreceğiz. Şimdilik fazlasıyla abartıldığını tekrar belirtmeliyiz. Dilerim diyalog, gizem, her şeyi açıklama gibi sorunlarının önüne geçilir.

 

kategori:
haber

ilgili