Nasıl Oluyor da…

Önnot: Bu başlıkta göstereceğimiz bazı sahneler, filmler için ‘spoiler’ olarak tabir edilen kategoriye girebilmektedir. Filmleri henüz izlememiş ve bu tür konulara duyarlı kişileri şimdiden uyarmak isterim. Sinemayı neden sevdiğimiz...

nasil-oluyor.jpg

Önnot: Bu başlıkta göstereceğimiz bazı sahneler, filmler için ‘spoiler’ olarak tabir edilen kategoriye girebilmektedir. Filmleri henüz izlememiş ve bu tür konulara duyarlı kişileri şimdiden uyarmak isterim.

Sinemayı neden sevdiğimiz sorusunu yanıtlarken, sık sık bu sanatın büyülü olduğundan bahseder, uzun uzun sinemanın büyüsü hakkında konuşuruz. Bahsedilen elbette ki voodoo ya da papaz büyüsü gibi bir büyü değildir. Öykülerin, atmosferin izleyicide oluşturduğu benlikten alıcı etkiye verilen isim olarak bahsediyoruz büyüden.

Ama bu demek değildir ki sinemanın büyüyle, sihirle işi olmaz. Bilakis bugün sinema icra eden yönetmenlerin pek çoğunun aslında birer sihirbaz olduğunu biliyoruz. Hem de sahne sihirbazlarına pabuçlarını ters giydirecek kadar usta sihirbazlar. Örnek mi? Sahne sihirbazı bir kadını onca gösteri eşliğinde ikiye bölmekle övünürken, bir sinema yönetmeni bir adamı lazerlerle 82 parçaya bölüp size gösterebilir. Sahne sihirbazı en fazla şapkadan tavşan çıkartırken bir yönetmen telefon ahizesinin içinden koca bir dili dışarı salabilir. Sihirbazlık tarihinin en büyük gösterilerinden biri Özgürlük Heykeli’ni görünmez hale getirmek iken, yönetmenler o heykeli sular altında darmadağın etmekle kalmaz, üstüne bir de tüm yeryüzünü buzla kaplayabilirler.

Şaka bir yana, gelişmiş teknik imkanlar sayesinde sinemanın yaptığı bir takım “numaraları”, sinemanın sihri, daha doğru deyişle sinemanın illüzyonu olarak anmak mümkün. Yani sinemanın da diğer illüzyonlara “parmak ısırtan” numaraları var. Ve bu numaraların da vaat, dönemeç ve prestij aşamaları var. Dolayısıyla sinemada izlediğimiz ve bizi şaşkına çeviren pek çok sahneyi, tıpkı bir sihir gösterisindeymişiz gibi “peki bunu nasıl yaptılar?” mantığıyla sorgulayabiliyoruz. Filmlerde gördüğümüz olağandışılıkları sadece kuru bir “özel efekt abi” ile geçirmek ise David Copperfield’ın binbir zahmetle hazırladığı bir gösteriyi izleyip “ip var ip, ondan böyle oluyor” demek kadar basite kaçmak oluyor.

O halde biz de bu yazı dizisinde filmlerde gördüğümüz ve aklımızın almakta zorlandığı bazı “numaraları” ele alalım ve nasıl yapıldıklarına dair fikir yürütmeye, bu sinemasal sihirbazların sırlarını ortaya çıkarmaya başlayalım. Böylelikle eş dost ile filmi bir kez daha izlerken herkesin şaşkınlıkla izlediği sahneyi gururla açıklayabilelim.

Not: Birazdan okuyacağınız şeyleri evde denemeniz tavsiye edilmez.

1-Contact: Ayna sahnesi

Listemize popüler sinemanın en çok konuşulan numaralarından biriyle başlıyoruz. Robert Zemeckis’in destansı bilimkurgu filmi bittikten sonra insanların “Acaba evrende yalnız değil miyiz?” sorusundan daha çok sordukları bir soru varsa o da “Yahu o sahneyi o aynadan nasıl çektiler?” olacaktır. Zemeckis filmin ortalarından bir yerde babası rahatsızlanan Ellie’nin (Jena Malone) ilaç almak için koşarak üst kata çıkıp ecza dolabını açmasını gösterir. Bu sahne çok basit bir şekilde geçilebilecekken yönetmenin yaptığı bir hinlik, sahnenin etkisini bambaşka yapar. Zemeckis tüm bu koşma sahnesini ecza dolabının aynasından çekmiştir. Üstelik merdivenleri çıkma sahnesi dahil.

[dailymotion xalgzy&related=0]

Peki Nasıl?

İnsan haliyle merak ediyor. Aynadan çekilen bir sahnede çocuğun L şeklindeki hareketini nasıl görebiliyoruz? Araştırdığım kadarıyla, Robert Zemeckis’in veya teknik ekipteki görevlilerin resmî bir ‘şöyle yaptık’ açıklaması yok. Sadece bir takım kanıtlara dayandırılarak üretilen ortak bir teori var. O da, bu sahnenin aslında iki ayrı sahnenin birleşiminden oluştuğu yönünde. İlk sahne, kızın merdivenden çıkışı ve kameraya doğru koşup elini ileriye uzatmasını gösteriyor. İkinci sahneden ise banyo aynası var, ve bir el uzanıp dolabı açıyor. Ama dolabı açan el ile kameraya doğru uzanan el aynı el değil. En azından aynı zamanlarda değiller. Yani sahnede ayna diye baktığımız yerde aslında ayna yok, mavi bir tabela var, ve biz o tabelaya yansıtılmış kızın görüntüsünü izliyoruz. Sonra kamera biraz geriye geliyor ve dolabın tamamı gözüküyor (mavi tabelanın yerine de özel efekt ile ayna monte edilmiş, görüntü oradan geliyor gibi gözüküyor), kız da elini uzatıp dolabı açıyor. Bu iddiayı destekleyen en büyük kanıt ise kızın aynaya uzanan eliyle, kameraya doğru uzattığı elin aynı parmak şekillerine sahip olmayışı.

Bu sahne ile ilgili daha fiziksel bir çözüm üreten teori ise, görüntünün tek çekimde alındığı, ancak aynanın hareketli olduğu. Yani sahne en baştan beri ayna eşliğinde çekiliyor, kamera sürekli önündeki aynadan yansıyarak görüntü alıyor, aynayla birlikte merdivenlerden çıkıyor, bir saniye bile Jena Malone’a doğrultulmamış oluyor. Kız dolaba yaklaştığında ise ayna itinayla dolaba yapıştırılıyor ve dolap açılıyor.

Zemeckis’in yaptığı numara bu iki teorinin dışında bir şey olsa bile, en azından bu numaralar sayesinde benzer bir sahneyi çekebileceğimizi artık biliyoruz.

2- Professione Reporter: Akılalmaz kaydırma hareketi

Antonioni’nin 1975 tarihli filminde, bizi en az fonda gözüken “Gazanfer Bilge” otobüsü kadar şaşırtan başka bir detay ise, sonlara doğru gelen bir kaydırma hareketiydi. Kamera finale yakın bir sahnede usul usul parmaklıklara yaklaşıyor ve bir süre sonra parmaklıkların içinden geçerek dışarıya çıkıyor ve etrafta gezinmeye başlıyordu. İşin ilgi çekici tarafı ise, parmaklıkların hiç de bir kameranın -hele ki kamerayı gezdirmeye yarayan aletler ile birlikte- geçebileceği büyüklükte olmamasıydı.

[dailymotion xalhcw&related=0]

Peki Nasıl?

Kameranın parmaklıklar arasından geçmesi ilk başta aklımızı başımızdan alsa da, aslında olay ufak bir yapı hilesi. Kamera yekün olarak parmaklıklara kadar kaydırılıyor, akabinde ise ortada bulunan parmaklıkların menteşesi açılıyor (evet özel yapılmış) ve kameranın içinden geçmesi sağlanıyor. Ama kamerayla birlikte kameranın arkasındakiler de geçmiyor, kamera parmaklıklardan çıktığı anda aşağıdan bir ekip kamerayı alıp sahneye devam ediyor. Böylelikle 180 derecelik bir açıyla otel odasına döndüğümüzde parmaklıkları olduğu gibi yerinde görebiliyoruz. Ben ilk başta parmaklıkların komple kameraya yapıştırılarak çekildiğini düşünsem de, Antonioni daha pratiğini düşünmüş galiba.

3- Children Of Men: Arabada geçen plan sekans

Öncelikle her şeyi bir kenara bırakıp birazdan bahsedeceğimiz sahnenin kesinlikle muhteşem olduğunu ve sinema tarihinin klasik sahneleri arasına adını şimdiden yazdırdığını söylemek gerek. Peki ne oluyordu bu müthiş sahnede?

Plan bir arabada geçiyor. Ormanla çevrili yolda ilerleyen bir arabanın içindeyiz. Arabada tam beş kişi var; tüm koltuklar dolu. Ancak ilginç bir şekilde kamera araba içinde geziniyor ve arabadaki beş kişiyi de rahatça yerlerinde görebiliyoruz. Hiç kesme yok. Biz tam “iyi ama bu kameraman nasıl sığıyor arabaya” diye düşünürken asıl olayın yeni başladığını fark ediyoruz. Aracın önüne yanar halde başka bir araba ‘yuvarlanıyor’ ve kahramanlarımız araçla birlikte geriye doğru kaçıyorlar. O sırada kenardaki ormandan onlarca kişi aşağı inip araca saldırmaya başlıyor. Hatta bir motorsiklet gelip silahlı saldırıda bulunuyor. Araç hızla geriye devam edip saldırganlardan kurtulduktan sonra karşılarına çıkan polisleri de ekarte ediyorlar. Sahne yaklaşık 5 dakika sürüyor. Bir tane bile kesme olmadan.

[flashvideo file=http://is3.myvideo.de/de/movie2/3e/1373584.flv#/Children_of_Men___Carscene_Video___Birdhouse2000_1373584.flv /]

Peki Nasıl?

İlk olarak, çok çalışmayla. Gerçekten fevkalbeşer bir ön çalışma gerekiyor böylesi bir sahneyi çekebilmek için. Ekip, onlarca kişiyi ihtiva eden çok uzun bir ön çalışma sayesinde altı çekimde bitirmiş işi. Yönetmeninden figüranına, büyük emek gerektiren bir iş. Sonra da, hadisenin teknik kısmı var elbet. Mesela arabada 5 kişi olmasına rağmen kameranın umarsızca gezinmesi, aracın üstüne monte edilen en az aracın kendisi kadar büyük bir düzenek ile oluyor. Düzenekteki bir aparat kamerayı tutuyor ve 360 derece döndürebiliyor. Yani aracın üstü aslında açık (kurguda dijital efekt ile kapatılıyor) ve kocaman bir düzenek kamerayı dön babam döndürüyor. Hatta aracın altında da kocaman bir düzenek, ve onun iki tarafında iki adet sürücü var. Yani arabayı oyuncu değil, Chiwetel Ejiofor değil, biri ileri biri geri olmak üzere iyi ayrı sürücü kullanıyor. Bu da hem oyuncuların, hem teknik ekibin rahat iş yapabilmesi için şart. Sahne içinde görülen kan dökülmesi (vurulma sahnesi) gibi atraksiyonların olmasını sağlayan ise özel efektler. Sahnenin tamamı orada çekilip bitmiyor yani. Bir de şu var, sahnenin başlarında Julianna Moore ile Clive Owen karşılıklı olarak döktürmek suretiyle bir pinpon topunu kullanıyorlar. Bu öyle bir kısım ki sahnede, başarılamazsa tüm plan baştan çekilecek. Peki bir çekim içinde bu pinpon hareketini iki kez nasıl yapıyorlar? Bunun için de sözlükte ‘yetenek’ kelimesinin karşılığına bakmak gerekiyor sanırım.4- Modern Times: Chaplin’in korkutan patenleriChaplin’in dehasını konuşturduğu bu ilk sesli filmi hatırlarken akla genellikle şok edici ilk sahnesi veya fabrikada geçen müthiş taşlamalarla dolu anlar gelir. Oysa filmde öyle bir sahne var ki, üzerinden yıllar geçse de izlerken insanın yüreğini hoplatabiliyor.Filmde Chaplin’in canlandırdığı Tramp ve sevgilisi, kızın bekçiliğini yaptığı alışveriş merkezinde gece kimse yokken gezinmektedirler. Oyuncak departmanına girdiklerinde ise, Tramp’in içi kaynar ve eğlenmek için paten giyip kaymaya başlar. Kaymaktan çok keyif alan Tramp, işi şova dökme adına gözünü kapatır ve sevgilisine yan odaya gelip kendisini izlemesini söyler. Ancak Tramp’in bilmediği şey, yan odanın inşaatının henüz bitmediğidir. Yani odanın zemininin yarısı yoktur, yanlışlıkla atılan bir adım doğrudan dört kat aşağı düşülmesine neden olacaktır. Gözleri de kapalı olduğu için Tramp zemindeki ‘olmayan’ kısmı göremez ve büyük bir keyif içinde izleyenleri tedirgin eden paten gösterisini yapar. Geri gider, ileri gelir, ama her seferinde büyük bir şans eseri oyuğun tam kıyısından geçerek hiçbir kaza olmadan gösterisini tamamlar.[dailymotion xalh1a&related=0]Peki Nasıl?

İlk Soru: Chaplin’in bu numaraları yaparken dublör kullanıyor mu?

Cevap: Hayır. Chaplin’in hayatında hiç dublör kullanmamış bir oyuncu olmadığı biliniyor, ancak söylenen o ki Chaplin bu roldeki o nefis performansı bizzat sergiliyor ve ustası olduğu alanlara bir yenisini daha ekliyor?

İkinci Soru: Peki gerçekten büyük bir boşluğun kenarında mı yapıyor bu hareketleri?

Cevap: Yine hayır. Şükür ki Chaplin bu sahneyi çekmek için hayatını riske atmıyor. Burda sinemada çokça bahsi geçmeyen bir teknikten söz etmek gerek. İsmi “Glass Shot.” Bu yöntem bir cismin -ya da bir mekanın- fotoğrafını çektikten sonra, bu fotoğrafı ya cama monte ederek ya da minyatür haline getirip cama yapıştırarak, camı da kameranın önüne koymak suretiyle, cismin ya da mekanın, kameradaki diğer görüntüyle yanyanaymış gibi görünmesini sağlıyor. Yani bu sahnedeki boş alan olarak gördüğümüz yer aslında bir görüntü, gerçek değil. Dolayısıyla oyuncu da kendisine belirlenen alan içerisinde güvenle kayabiliyor. Bu, yine de Chaplin’in burada gösterdiği performansa şapka çıkartmamıza engel değil. Her ne kadar gözüne bağladığı siyah bez aslında görmesine bir engel teşkil etmiyor olsa da, o kadar dar alanda böylesi akrobatik hareketleri yapması, ustanın maharetine gösterilecek büyük kanıtlardan.

5- The Curious Case Of Benjamin Button – Brad Pitt her yaşta

F. Scott Fitzgerald’ın unutulmaz öyküsü, 80li yaşlarında doğup giderek küçülen ve hayatının son günlerini bir bebek olarak geçiren bir adamı anlatıyordu. Bu öykünün sinemaya uyarlanması demek, belki de 6-7 ayrı yaş grubundan oyuncunun ayrı ayrı oynaması demekti. Ancak David Fincher’ın kararı bu karakterin görüntü açısından 13 -80 yaş aralığını tek bir oyuncunun, Brad Pitt’in oynaması yönündeydi. Aslında bir oyuncuyu yaşlandırmak sadece uzun süren bir makyajla mümkün artık. Ancak özellikle senaryo icabı Brad Pitt’in 75 yaş yaşındaki bir insanın yüzüne ve 5 yaşındaki birinin fiziğine sahip olması gereken sahneler, biraz daha fazla çaba isteyebiliyordu.

Peki Nasıl?

Burda karşımıza daha teknik bir cevap çıkıyor. Yüzü için saatler süren makyaj zaten standart. Ancak ufak fiziğiyle yaşlı yüzlü Brad Pitt’i gördüğümüz sahneler çoğunlukla önce Brad Pitt’in bilgisayarlar karşısına geçip onlarca ayrı yüz ifadesi sergilediği, sonra bu ifadelerin filmdeki karaktere aktarıldığı ‘performans yakalama’ tekniğiyle gerçekleştiriliyor. Fiziğin ufaklığı ise o ufaklıktaki oyuncular tarafından sağlanıyor. Yani kısa boylu dublörü (başına mavi bir başörtüsü takarak) sahneleri oynuyor, sonra da o vücudunun üstüne Brad Pitt’in makyajlı başı yerleştiriliyor. Böylece 80 yaşında 120 cm boyunda bir Brad Pitt elde edilmiş oluyor.

kategori:
seçki