Never Let Me Go: Klonların Aşkı


Never Let Me Go klonlanarak belli bir yaşa geldikten sonra organlarını kullanılması amacıyla üretilmiş ve tüm yaşamlarını bu amaca yöneltmek için eğitilmiş olan Kathy H, Ruth ve Tommy’nin yaşamlarını ve birbirleri ile olan sevgi ilişkilerini bir yanıyla fantastik sayılabilecek şekilde anlatan bir film.

Filmin hikâyesi 70lerde başlıyor ve 90larda noktalanıyor. Bu zaman aralığında anlatılan hikâyenin fantastik niteliği filmin evreninden, yarattığı kurgusal mekânlardan çok filmin kahramanlarının kopyalanmış olmalarından alıyor. Burada hemen eklemeliyim ki bu, yönetmen tarafından bilinçli olarak oluşturulan bir yaklaşım olabilir. Filmde aktarılan yaklaşık yirmi beş yıllık süreç üç başlığa ayrılmış. İlk bölüm olan Hailsham’da klonların çocukluk dönemleri ve özellikle Kathy ile Tommy arasındaki sevgi bağının doğuşu ve aralarına giren Ruth’un Tommyle olan yakınlaşması, ikinci bölüm olan Kirevi’de Ruth ile Tommy arasındaki çarpık denilebilecek ilişki ve bu ilişkinin etkisizleştirdiği Kathy, sonuç diyebileceğimiz tamamlanma bölümünde ise Tommy İle Kathy’nin geç başlayan aşklarını yaşamaya çalışma çabaları aktarılıyor.

Never Let Me Go bir yanıyla melankolik denebilecek derece kırılgan duygusal bir ilişkiler ağını kopyalanmış, belki de daha en başta kendisi olma fırsatı elde edememiş bireylerin aşka olan eksik, tamamlanmamış bakışlarını anlatma çalışıyor. Bu film, kahramanların kendi aşklarıyla, kendi içlerinde biriktirdikleri sevgiyle ne yapacaklarını bilememeleri bir bakıma önce hayatın sonra aşkın nesnesi olma hallerinin hikâyesi olarak izlenebilir. Filmin kahramanları olan Kathy, Tommy ve Ruth çok da uzun olmayan hayatlarında insan olma edimlerini “aşk“ üzerinden gerçekleştirmeye çalışıyor. Ne yazık ki çocukluklarından itibaren kendilerine yüklenilen ve filmde sık sık bahsettikleri “misyon”larını bertaraf edip kendi seçtikleri yolda kendi hayatlarını sürdüremiyorlar. Âşık olmak ile insan olmak arasındaki bağı fark edememeleri onların bu duyguyla ne yapacakları konusunda bir türlü karar verememelerine neden oluyor. Filmdeki melankolinin nedeni de en başta bu insan olmayı bir türlü keşfedememe durumundan kaynaklanıyor olabilir.

Başka bir yanıyla Never Let Me Go yaşama karşı yabancılaşmanın, yabancılaştırılmanın, Aile kavramını hiç tanımamış, normal bir sosyal çevreden uzak, sosyal ilişkiler üzerinden eğitilmemiş, “varlıkların” insan görünümlerine rağmen insan olmayışlarının hikâyesi. Bu anlamda bakıldığında film, seyircisine modernizm sürecinde gerçek bireyin kendine olan uzaklığı, yaşam adı verilen mizansendeki yeri ve bu yerin yine bireye tanıdığı değiştirme etkileme kudreti, bireye sağladığı inisiyatifin sınırları üzerine düşünme fırsatı veriyor. Bir bakıma yaşamın bizden yapmamızı istediği şeylerle bizim yaşamın içinde yapmak istediklerimiz arasında çoğu zaman hayata boyun eğişimiz de film kahramanlarının durmadan değindikleri “misyon” kavramına denk geliyor. Birçok defa yaşam içinde bize biçilen rolü sorgulamanın bile bir bedelinin olduğu, hayatlarımızın bizlerin kontrolündeymiş gibi göründüğü, etrafımızda devinen hayatın bizimle en azından bizim karalarımız ve müdahalelerimizle bir alakası olmadığı da vurgulanıyor. Never Let Me Go, modern insanın çaresizliğine ve hatta pasifliğine dair göndermeler yapıyor. Kahramanların onlara toplum tarafından öğretilen ve hayatiliğine inandırıldıkları misyonları onların toplum içine rahatlıkla karışıp, istedikleri yere gidebilmelerine rağmen, kaçmayı, uzaklaşmayı, hayır, demeyi, direnmeyi akıllarından geçirmemelerine neden oluyor.

Varoluşçu felsefenin bahsettiği “İnsan ne ise o değildir, ne olmuşsa odur. İnsan kendini kendi yapar, daha önce kazandığı bazı belirlenimlerin elverdiği ölçüde kendine biçim verir, kendini oluşturur” yaklaşımı da filmin yaşama ve sosyal ilişkilere dair geliştirdiği anlayışı açıklar nitelikte olan belirlemeler. Kahramanların bu hastalıklı tutumları onların bir bakıma modern insanın çaresizliğinin onlardaki tezahürü olarak kabul edilebilir.

İnsanlığın geleceği hakkında bir belirleme yapmak zor olabilir fakat sinemanın gelecekte de bu filmdekine benzer temalı ürünler vermeye devam ederek hayatı değiştiren insan ile insanı değiştiren hayat arasındaki amansız çatışma üzerinden oldukça güncel belirlemeler yapamaya ve seyirciyi bu konuda kafa yormaya devam edeceği söylenebilir.


Leave a Reply