Never Rarely Sometimes Always: Derslik Film

Yazar/Yönetmen Eliza Hittman, farklı bir hikaye anlattığı filminde sinema dersi vermiş.

Başlığa bakınca, bahsi geçen filmi başyapıt seviyesinde gören bir yazıyla karşılaşacağınızı düşünebilirsiniz. Bu yüzden önce “derslik film” kavramını biraz irdelememiz gerek.

Genellikle tüm unsurlarıyla dört dörtlük bulduğumuz filmler için kullanılıyoruz “derslik film” tabirini. Ya da hikâyesi ile izleyicisine ders vermeye çalışan; hatta hint filmlerindeki gibi önermesini cümle içinde kullanarak karakterin ağzından seyirciye anlatan filmlere “derslik film” diyebiliyoruz.

Oysa dersler her seferinde sadece bir konuya odaklanır. Sinema derslerinde bir gün sinematografinin bir öğesi konu edilirken, bir gün diyalog yazımı incelenir. Bir gün akımlara, başka bir derste tekniğe bakılır. Dolayısıyla derste örnek gösterilecek film için aranan özellik; belli bir alanda öğrenilmesi gereken noktayı çok iyi özetlemesidir. Her şeyi çok iyi yapan bir filmden ziyade, bir şeyi kusursuz yapan film; o konunun dersinde örnek olarak gösterilmek için daha uygun, yani daha ‘derslik’ olabilir.

Gelelim Never Rarely Sometimes Always’in neden derslik film olduğuna. Öncelikle bolca spoiler vereceğim, filmi izledikten sonra yazıyı okumanızı tavsiye ederim. Hatta vaktiniz varsa izleyip gelin, yazı burada duruyor, sizi uzun süre bekleyebilir. Ama kimin vakti var değil mi? Devam ediyorum.

Dersimiz ne? Dersimiz sinemada bilgi verme. Aslında izlediğimiz ve okuduğumuz tüm öyküler bize bilgi vermekten başka bir şey yapmıyor. Film dediğimiz şey, sinemacılardan izleyicilere iletilen 2 saatlik bir bilgi akışı denebilir. Filmi yapanlar ilk sahneden itibaren seyirciye çeşitli bilgiler vermeye başlar: “Bakın şöyle bir adam var, böyle de bir kadın var. Bu kişiler aşık. Ama adamın ağır bir hastalığı ortaya çıktı. Adam kadını üzmemek için hastalığını söylemedi ve bir bahane bulup ondan ayrıldı. Oysa tüm bunlar ilişkilerinde gözü olan doktor kadının şeytani planının bir parçasıydı…”

Bilgiler çeşit çeşit. “Nur topu gibi çocuğunuz oldu” da bir bilgi. “Yanağında ketçap kalmış” da. Dolayısıyla sinemada seyirciye aktarılacak bilginin kalitesi önemli. Ancak en az onun kadar önemli bir şey daha var: bu bilgiyi nasıl iletiyoruz.

Yüzlerce yıllık anlatı tarihinde artık aktarılacak yeni bir hikâye kalmadığını düşünebilirsiniz. Ancak en bilindik hikâyenin bile yüzlerce yeni ve taze yolla anlatılabileceğini kabul etmelisiniz. Usta yönetmen Bill Wilder’ın, efsanevi isim Ernest Lubitsch hakkında konuştuğu bir video var. Lubitsch, sinemanın ilk dönemle sansürle çokça mücadele etmiş ve bu sayede sinemada dolaylı anlatımın öncülerinden olmuş bir isim. Wilder, basit bir hikâyenin bile nasıl harika şekilde dramatize edilebileceğini Lubitsch’in bir filminden yararlanarak anlatıyor ve artık klişeleşmiş bir mizansen üzerinden örnek veriyor: “Diyelim ki elimizde bir sahne var. Bir teğmen ile bir generalin eşi ilişki yaşıyor. Ve general bu kişileri iş üstünde yakalıyor. Bu sahneyi filme aktarmak için bir sınıf dolu yazarı toplasam hepsinden ayrı ayrı öneriler gelir. Ama hiçbiri Lubitsch’in yaptığı kadar iyi olmaz. Lubitsch bu sahneyi şöyle çekiyor: Önce general ve eşini evlerinde görüyoruz. General üniformasını giyip evden çıkıyor. Apartman boşluğundayız, generalin kapıdan çıktığını ve merdivenlerden indiğini görüyoruz. Kapının önünde gizlenmiş olan teğmen, generalin gidişini fırsat bilip kapıyı çalıyor ve içeri giriyor. Ama biz içeriyi görmüyoruz. General binanın dış kapısından çıkacakken kemerinin olmadığını fark ediyor ve evine doğru geri dönüyor. Merdivenlerden çıkıyor. Evinin kapısını açıyor ve içeri giriyor. Seyirci olarak içeride olan biteni görmüyor ve endişeleniyoruz. Derken general hiçbir şey olmamış gibi elinde kemerle evden çıkıyor. Anlıyoruz ki içeride teğmen olduğunu fark etmemiş bile. Biraz ilerliyor. Kemerini takıyor. Kemeri beline uymuyor. Kemer kendisine ait değil. Aldatıldığını bu şekilde anlıyor. İşte bu dolaylı anlatım, Lubitsch’in özel dokunuşu.”

İyi sinemacı, elindeki bilgiyi seyirciye aktarmanın en orijinal yollarını arayan kişidir diyebiliriz. Bu da bizi nihayet filmimize, Never Rarely Sometimes Always’e getiriyor. Film Pensilvanya eyaletinin kırsal kesimlerinde yaşayan 17 yaşında bir kızın, istenmeyen gebelik sonrası ailesinden gizli çocuğunu aldırma mücadelesini konu ediyor.

Annesi, arasının bozuk olduğunu anladığımız üvey babası ve kardeşleriyle küçük bir evde kalan Autumn, önce kimseye haber vermeden cahilce yöntemlerle çocuğundan kurtulmaya uğraşıyor. Annesine dahi durumunu söylemeyen Autumn, kısıtlı imkanlarını kullanarak kuzeniyle birlikte New York’ta bir tıp merkezine kadar gidiyor ve sandığından daha ileri safhada olan hamileliğine son vermeye çalışıyor. Filmde uzunca bir süre Autumn ve kuzeninin macerasına tanık oluyoruz ancak çocuğun babasının kim olduğunu ve neden tüm bunlar yaşanırken kızın yanında olmadığını bilmiyoruz. Kürtaj sürecinin detaylarına ve zorluklarına odaklanan film, merak edilen bilgileri 55 dakika boyunca seyirciden gizliyor. Sonra ise, filme adını veren muhteşem sahne başlıyor.

Gittiği tıp merkezindeki danışman, Autumn’un sağlığı için ona bazı kişisel sorular yöneltiyor ve bu soruların cevaplarını aşağıdaki skalaya göre vermesini istiyor:

ASLA NADİREN BAZEN HER ZAMAN

Bundan sonra ise hikâyeyi aydınlatan ve izleyiciyi baştan beri şüphelendiği gerçekle yüzleştiren sorular geliyor.

Geçen yıl partnerin kondom giymeyi reddetti mi?

ASLA NADİREN BAZEN HER ZAMAN

Partnerin seni herhangi bir şekilde tehdit etti mi?

ASLA NADİREN BAZEN HER ZAMAN

Partnerin sana fiziksel saldırıda bulundu mu?

ASLA NADİREN BAZEN HER ZAMAN

İstemediğin halde cinsel ilişkiye zorlandın mı?

ASLA NADİREN BAZEN HER ZAMAN

Sorulara Autumn’un verdiği (ve veremediği) cevaplar, yaşadığı utanç ve üzüntü; kendisinin korkulduğu gibi aile içi bir cinsel şiddete maruz kaldığını ve bu yüzden annesine dahi konuşamadığını hissettiriyor. Tıp merkezi tarafından sorulması gereken soruların içeriği ise bu tür durumların toplamda ne kadar yaygın olduğuna dair vahim bir ipucu veriyor.

Yazar/Yönetmen Eliza Hittman bu bilgileri filmin başlarında vererek aynı öyküden çok daha sıradan bir film de çıkarabilirdi. Ancak bir saate yakın süren birikmenin ardından böylesi bir sahneyle karşılaşmak; bilgiyi en doğru ve en etkili olacağı zamanda edinmek, filmi bu konuda derslik hale getiriyor.

Sinemanın bir bilgi verme sanatı olduğunu düşünürsek, Never Rarely Sometimes Always film dünyasının çok da uzak olmadığı türden bir hikâye bile olsa bu sanatın incelikli örneklerinden birini sergilemiş oluyor.

kategori:
izlenim

ilgili