Noel Babanın Kazığı: Frozen River


Sinemayla biraz olsun ilgilenen herkes amerikan kültürüne vakıf olmuştur. Noel öncesinde insanların nasıl hislere kapıldıklarını biliriz. Özellikle televizyon mecrası üzerinden, bu hislerle bezeli yapmacık pek çok filme maruz kaldık: umut, aşk, yardımseverlik, sevgi, aile bağları…

Bu gibi kavramların bünyede yarattığı sanrılı hevesleri vaadetmese de, sırtını masala – yüzünü gerçeğe çeviren filmler her yönüyle daha ele gelir oluyor. Bu gibi filmler de, ilginçtir, sinemayla yatıp kalkanlardan değil; bir şekilde farklı disiplinlerde eğitim gördükten sonra sinemaya ilgi duyanlardan çıkıyor. İnsan hakları ve anayasa hukuku okuduktan sonra sinemayla ilgilenmeye başlayan Courtney Hunt da bunun sıkı örneklerinden biri.

Henüz ilk filmi Frozen River, Hunt’ın aslen 2004te çektiği bir kısafilmin detaylandırılmış hali. O kadar doygun, tutarlı ve yalın ki, insan konusundan bahsetmekten bile imtina ediyor. İnsana dair envaî çeşit parametreyi olay örgüsüne öyle güzel yedirmiş ki, yönetmenin ilk filmi olduğuna inanmakta oldukça zorlanıyorsunuz.

Melissa Leo’ya Oscar adaylığı dahil pek çok ödülü de getiren Ray hikayenin en önemli kahramanı. Muhteşem yan hikayelerle desteklenmiş film boyunca Courtney Hunt’ın insana, amerikan rüyasına, ergenliğe, anneliğin farklı varoluş biçimlerine, ırkçılığa, azınlıklara, göçe, yasalara, silah kullanımına, evliliğe, kadına ve erkeğe dair bu kadar söylenecek sözü olmasına şaşıyorsunuz. Tüm bunları gayet yalın ve aynı zamanda gerilim dozu yüksek bir hikayede birleştirebilmiş olması ise tüm bu övgülerin sebebi. Derler ya cümlesi olacak filmin, bu filmin cümlesini anlatmaya kalkmak hadsizlik olur. Frozen River, bütün olarak bir cümle. O beylik ‘film dediğinin cümlesi olacak’ lafının aslında ‘film dediğin bir cümle olacak’ şekilde değiştirilmesi gerektiği yönünde önemli bir film.

Filmi bu kadar övmemin sebeplerinden biri de özlediğim Kieślowski sinemasını hatırlatması. Krzysztof Kieślowski’nin filmlerinde de karakterlerin son’suz çırpınışları içinde gerilim ve sadelik nasıl içiçe geçip akar… işte bunu başaran bir yönetmen Courtney Hunt. Gerilimi yüksek fakat sadelikten ödün vermeyen sosyal-gerçekçi bir film karşımızda.

Filmin konusundan bahseder gibi yaparak, hikayede kullanılan imgelemleri biraz özetlemek daha doğru olacaktır. Yeni prefabrik evlerinin teslimat günü arifesinde Ray’in kumbarbaz kocası tüm parayla birlikte ortadan kaybolmuştur. Yeni prefabrik ev kocaman bir kamyonda gelir fakat para ödenemediğinden aynen geri gider. Amerikan rüyasının en önemli ayağı kabul edebileceğimiz ev olgusu 97 dakika boyunca dahiyane bir şekilde kullanılmış. Geri giden evin ardından Ray çocuklarını okula gönderir ve arabasıyla kocasını aramaya çıkar.

Amerikan rüyasının ikinci önemli parametresi olan araba, olay örgüsünde bir sonraki adıma geçişte dahiyane bir şekilde kullanılır. Kocasının arabasını alan mohawk bir kızın; Lila’nın peşinden gider Ray. Lila’nın karavanına vardığında kocasının içeride olduğundan emin olan Ray birkaç telkinden sonra silahına davranır. Filmin ilerleyen safhalarında Ray’in silahını daha önce de kullanmaktan çekinmediğini öğreniriz. Rusya’da duvarda asılı duran tüfekler patlayadursun, Amerika’nın bazı eyaletlerinde insanlar silahlarını yanlarında taşır ve kanaat getirdiklerinde kullanmaktan imtina etmezler.

Mohawk kızı Lila. Başlı başına yeni bir filmin ya da yeni bir yazının kahramanı olabilecek tıynete sahip olan işbu karaktere fazla girmeden, araba bagajında Kanada’dan Amerika’ya göçmen kaçakçılığı yaptığını belirterek geçiştirelim. Ray kanunsuz işler yapmadığının altını çok kez çizse de, Lila’yla ortak çalışmaya başlar. Böylelikle film yapısı içinde araba olgusunun farklı bir fonksiyonuyla tanışmış oluruz. Zaten evvelinde Ray’in benzin alırken yaşadığı sıkıntı ve kocasının arabayı bırakarak kaçtığının altının çizilmesi bizi bu beklenmedik kullanıma hazırlamıştı. Filmdeki gerilimin belkemiği olan nehirle arabanın kesişmesi ise bir sürprizden ziyade an meselesidir.

Amerika’ya kaçak giren göçmenlerin bu işe ne kadar para harcadığını öğrenen Ray’in tepkisi oldukça ilginçtir. Amerikan rüyasının gerçek olmadığını öğrenecek kadar yaşamış olan Ray’in Noel Baba hakkında yaptığı yorum da aynı paralelliktedir: “That’s awful not to have Santa Claus. For the kids, I mean.”

Ray gibi biz de isterdik anlatılan şekilde bir amerikan rüyası varolsun. En azından çocuklar için.


Leave a Reply