Bir Noktayız Şu Alemde

Bir Noktayız Şu Alemde

Derviş Zaim, ‘Bu ülkenin tarihinden ve coğrafyasından kaynaklanan farklı bir ifade biçimi mümkün müdür?’ sorusuyla başladığı üçlemenin ikinci halkası olan Nokta ile, 20 martta seyirciyle buluşacak. Yönetmenin bugüne kadar yaptığı filmlerin iç ve dış pazarda aldığı tepkiler birbirine neredeyse zıt olsa da, bu sefer durum farklı gibi. Yurtiçinde beklediği ilgiyi göremeyip yurtdışında festival festival gezen filmlerinin yanısıra türk izleyicisinin kalbini kazandığı halde Batı’nın beklentilerine uymadığı için dışarıda pek yüzüne bakılmayan filmleri de mevcut Zaim’in -ki yönetmen Cenneti Beklerken’in böyle bir durumu olduğunu söyler. Ancak Nokta, bu kısırdöngüyü kırdı diyebiliriz. Zira 27. Uluslararası İstanbul Film Festivali’nde En İyi Yönetmen; Adana Altın Koza Film Festivali’nde En İyi Stüdyo, En İyi Görüntü Yönetmeni ve En İyi Müzik; 45. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde de En İyi Yönetmen, Dr. Avni Tolunay Jüri Özel Ödülü, Uluslararası Eleştirmenler Ödülü, En İyi Müzik ve En İyi Ses Tasarım-Miksaj ödüllerine değer bulunmakla kalmayıp, yurtdışında da 32. Uluslararası Kahire Film Festivali’nde En İyi Dijital Film ve Fransa’da düzenlenen Montpellier Film Festivali’nde de En İyi Müzik dalında ödülleri kucakladı.

Son filmine geçmeden önce yönetmenin filmografisine şöyle bir bakacak olursak, filmlerinde işlediği konuların birbirinden oldukça farklı olduğunu söyleyebiliriz. Yapımcılığını Ezel Akay’la birlikte üstlendiği 1996 yapımı ilk filmi Tabutta Rövaşata’da, Ahmet Uğurlu’nun midemize yumruk gibi inen oyunculuğuyla canlandırdığı evsiz Mahsun’un hikayesini anlatır yönetmen. Bundan dört sene sonra hayata geçirdiği Filler ve Çimen’de ise Susurluk ve derin devletin yolunu Avrasya Maratonu’na hazırlanan Havva karakteri ile kesiştirir. Ayrıca bu film Asansör, Vizontele, Şellale ve Neredesin Firuze gibi filmlerden hatırlayacağımız kurgucu Mustafa Presheva ile de ikinci birlikteliğidir. Ardından 2002de Çamur gelir. Kendisi de kıbrıslı olan yönetmen, Kıbrıs sorununun adada yaşayanları nasıl etkilediğinin üzerine gider. İtalya, Kıbrıs ve Türkiye ortak yapımı olan Çamur’dan sonra, bu sefer Türkiye-Macaristan ortak yapımı olan Cenneti Beklerken ile seyirci karşısına çıkar Zaim. On yedinci yüzyılda, Osmanlı İmparatorluğu’nun başkenti İstanbul’da yaşayan minyatür ustası Eflatun’un hikâyesini anlatan film, Zaim’in diğer filmleri göz önüne alındığında oldukça da yüksek bütçelidir. Filmin en önemli özelliğiyse, minyatür sanatı ile girdiği yakın ilişkidir.

Geleneksel sanatlarla sinema sanatını ilişkilendirmek konusunda oldukça cesur bir girişim olan Cenneti Beklerken’de yönetmen, minyatürü kullanarak zaman-mekân algısı üzerinde oynamıştı. Zaim bu filmiyle bir ‘geleneksel sanatlar ve sinema buluşması üçlemesi’ başlatsa da, aslında konuyla olan haşır neşirliği daha eskiye dayanır. Filler ve Çimen’in hikâyesine yedirilen ebru sanatını ve Havva karakterini canlandıran Sanem Çelik’in karlar altındaki ebru sahnesini nasıl unutabiliriz?

Zaim’in son filmi ve üçlemenin 2.si olan Nokta’da ise, karşımıza bu sefer hat sanatı çıkıyor. Başrollerde Cenneti Beklerken’den hatırladığımız Mehmet Ali Nuroğlu‘nun yanı sıra Serhat Kılıç, Settar Tanrıöğen ve Şener Kökkaya ‘yı görüyoruz. Derviş Zaim’in Baran Seyhan‘la birlikte yapımcılığını da üstlendiği filmin hikâyesi ise şöyle: Tarihi değeri yüksek olan el yazması bir Kur’an’ın çalınıp yasadışı yollardan satılmasına gönülsüzce karışan genç hattat Ahmet, çektiği vicdan azabından kurtulmanın peşindedir. Karıştığı bu olay yüzünden Kur’an’ın sahibi olan kişinin torunu dahil üç kişinin ölümüne de dolaylı olarak sebep olmuştur. Filmin asıl konusu, Ahmet’i bu olayın içine atan sebepler bir yana, hattatın işlediği suçu-günahı affettirme ve arınma çabasıdır.

Bu filmin ortaya çıkış sürecinde bir sürü kaynaktan etkilendiğini söyleyen yönetmen, en çok da endülüslü bir hattatın hikâyesinden etkilendiğini belirtmiş bir röportajında. Bu hikâyede hattat bir levha yazıyor ve sadece bir noktasını unutuyor. Bunu fark ettikten sonra yollara düşüyor. Çok uzak bir yere gidiyor ve o levhadaki noktayı koyup geri geliyor. Filmin isminin neden nokta olduğunu anlamak için, noktanın hat sanatında temel teşkil ettiğini bilmekte yarar var. Filmdeki hattat Ahmet de, kendi hikâyesine bir nokta koymaya çalışıyor zaten.

Hat sanatı, filmin içeriğiyle ilgili olmanın yanısıra biçimsel olarak da filmle yakın bir ilişkide. Zira Nokta’nın en önemli özelliği tek planda çekilmiş olması. Burada Ercan Yılmaz‘ın hem yeteneğini, hem performansını takdir etmeden geçmek olmaz. Tek planda çekilmiş film denince herkesin aklına sinema tarihinin kilometre taşlarından Sokurov’un Rus Hazine Sandığı gelse de, önümüzdeki film bundan oldukça farklı. Nokta tek planda çekilmiş çünkü yönetmen Osmanlı’nın geleneksel hat sanatındaki ihcamı, yani bir harfi ya da yazıyı ara vermeden, tek seferde çizme tekniğini filmin yapısını kurarken örnek almış. Bu da, sinema ve geleneksel sanatın içiçe geçmesinin ne demek olduğuna, bunun ekrana nasıl yansıtılacağı meselesine ustaca verilmiş bir yanıt olsa gerek.

dervis-zaim-nokta.jpg

Nokta’nın tek bir plandan oluşması, filmi bildiğimiz klasik hikâye anlayışının ötesine taşıyor tabii ki. Bu durumda filmin geçtiği mekân da ayrı bir önem kazanıyor. Nokta, Tuz Gölü’nün o uçsuz bucaksız ve bembeyaz manzarasını kendisine fon olarak seçmiş. Derviş Zaim, fransız L’Humanité dergisine verdiği röportajda, Karagöz oyunundaki ‘küşteri meydanı’na benzer bir mekânı, yani mekândaki değişikliklerin anlaşılmadığı bir mekânı seçmenin öneminden bahsetmiş. Aynı zamanda Zaim, bu uçsuz bucaksız beyazlığı bir beyaz sayfa, üzerindeki insanları ise yazılar ve noktalar olarak düşünebileceğimizi söyleyerek, sinema ile hat estetiği arasındaki bağları nasıl kuracağını çok iyi bildiğini gösteriyor.

Henüz gösterime girmese de, Nokta’nın türk sinemasında özellikle biçimsel olarak oldukça farklı bir yere oturacağını şimdiden öngörebiliriz. Son olarak, Nokta’dan sonra gelecek olan geleneksel sanatlar üçlemesinin üçüncü filminin de Osmanlı mimarisinden beslenen bir film olacağını ekleyerek, Derviş Zaim takipçilerinin iştahını kabartalım.


2 responses to “Bir Noktayız Şu Alemde”

  1. Derviş Zaim’in son filmi, söylediği üzere gölge üzerine olacakmış. Mimari üzerine bir iş yapma niyeti olduğunu, senaryosunu da kısmen bitirmiş ama sonra vazgeçtiğini söylüyor.

  2. Derviş Zaim’in son filmi, söylediği üzere gölge üzerine olacakmış. Mimari üzerine bir iş yapma niyeti olduğunu, senaryosunu da kısmen bitirmiş ama sonra vazgeçtiğini söylüyor.

Leave a Reply