Porco Rosso: Uçan Domuzların Da Kalbi Vardır

Haktan Kaan İçel, Miyazaki filmografisinin geri planda kalmış ancak nadide eserlerinden Porco Rosso'yu yazdı......

Miyazaki’nin filmografine göz attığımızda belki de en geri planda kalan filmi Porco Rosso olarak dikkat çekiyor. Genelde bu filmi adı dahi zikredilmiyor. Kimileri domuzlu film, kimileri ise farklı bir isimle adlandırıyorlar. Neden olduğu bilinmez ama belli ki bir kesimin domuzlara karşı gıcıklığı olduğu kesin… Özellikle ana karakterlerini çocuklar, genç bayanlardan seçen Miyazaki, estetik açıdan insanların daha sevimli bulduğu karakterlere yönelmeyi seçiyor. 1992 yapımı Porco Rosso ise yer yer sempatik, yer yer ise itici duran bu karakterin hikayesini anlatmayı tercih etmiş. Bu arada unutmadan söyleyelim; Türk insanı biraz da böyle nitelendiriyor. Malum domuzlara karşı içimizde bir kindarlık durumu fazlaca ön planda olduğundan, bu filme tepkiliyiz işte. Halbuki yurt dışında domuzlar, küçük kız çocukları kadar sevimli bulunan hayvanlar kategorisinde yer alabiliyor.1

Filmimiz eski bir donanma pilotu Porco Rosso’nun büyülenerek bir domuza dönüşmesinden sonraki süreci anlatıyor. Bir nevi Waterworld filmindeki ütopyada olduğu gibi denizlerin üzerinde hakimiyet kurmak isteyen korsanlar ve efsanevi ödül avcısı usta pilot Porco Rosso’nun arasındaki çatışmalar üzerinden ilerliyor. Belki tüm dünya su olarak tasvir edilmese de, çoğunlukla bu evrenin içinde, Jina isimli güzel bir hanımefendinin birahanesinde takılan denizcilere tanık oluyoruz. Tabii bu güzel bayanın varlığı beraberinde aşk rekabetini de kaçınılmaz kılıyor. Bu yüzden de hüzünlü ve ulaşılamayan bir ilişkinin nevrotik varlığında kendimizi sıkışmış hissedebiliyoruz zaman zaman. Buna rağmen Akdeniz semalarında uçan uçakların ahengiyle aksiyon ve yer yer komedi eksik olmuyor. Her ne kadar hüzünlü anları olsa da, belli bir dengeyi tutturan tonu hissediyoruz. Konumuzu çok dağıtmadan devam edersek; Porco, şöhretli biri olduğundan korsanların ezikliklerini üzerlerinden atmak açısından önemli bir hedef görevi görüyor. Bu yüzden de onu yeryüzünden silmek isteyen insan sayısı bilhayli fazla… Sürekli domuz diyerek hakaret etmeye çalışan korsanların da, gizliden gizliye ırkçılığa göz kırpmaları, kötücül bireyler olmalarının alt metni yerine koyulabilir.5

Tabii Porco da yılların pilotu ve başına gelen tuhaf olaydan sonra emektar uçağını hiç değiştirmeyi düşünmemiş. Bu yüzden de sürekli bakıma götürüp, ödüllerden kazandığı tüm parayı işine yatırıyor. Motorunun teklediği günlerden birinde ise başına talihsiz olaylar gelse de, her zaman olduğu gibi zekasıyla işin içinden kurtulmayı başaran Porco; eski dostu uçak bakım hangarı işleten adama gidiyor. Her zaman oğullarıyla çalışan bu adam, artık 17 yaşındaki gencecik kızıyla işini yürütmeye çalışıyor. Porco ise bu durumdan hoşnut olmuyor. Çünkü Fio ismindeki bu genç kızın tecrübesizliği Porco’yu düşüncelere dalmaya itiyor.

Not: Bu arada Porco Rosso dediğimize bakmayın, filmin ana karakterinin orijinal Japon versiyonundaki adı Kurenai no Buta… Fakat böyle daha kolayımıza geldiği için Porco diyerek devam ediyorum.2

Fio da, Porco gibi doğuştan uçmaya yetenekli biri, bu yüzden de bu ikili ortak olup korsan dünyasındaki maceralarına devam ediyorlar. Biraz uzun olsa da filmi böyle özetlemek mümkün.

Miyazaki filmlerinde daima gerçek dünyanın olaylarına da yer vermeyi ihmal etmiyor. Bu filmde de böyle bir noktaya parmak basmayı seçiyor. Dünya savaşından sonra tüm dünya ve Avrupa’da ortaya çıkan işsizlik durumuna parmak basarak, bunu hangarda genç ya da yaşlı demeden çalışan kadın nüfusuyla belli etmeye çalışıyor. Malum erkek sayısı her savaşta biraz daha azalır. Evlerinde yalnız kalan kadınlar da hayatta kalma savaşı verirler. Bu gibi ayrıntılara dikkat eden Porco Rosso, uçakların varlığından da olsa gerek; bir nevi savaş efsanesi Red Baron’dan esinlenildiği aşikar gibi gözüküyor.3

Miyazaki filmlerinde dikkat edildiği üzere uçmak eylemi dolaylı ya da doğrudan vuku bulan bir eylem olarak önplana çıkıyor. “Kiki’s Delivery Service”, “Howl’s Moving Castle”, “Castle in the Sky” ve hatta son filmi “The Wind Rises”’da bile uçmak teması baskın bir şekilde hissedilen bir eylem… Belki özgürlüğe kadar bir gönderme, belki gerçek hayatta uçamayan insan türünü serbest kılma çabası ya da bu iki tezi basite indirgersek Miyazaki’nin gökyüzüne ve uçmaya karşı tutkusu… Böyle adlandırdığımızda dahi, uçmak eyleminin Miyazaki filmlerinde önemli bir yer teşkil ettiğini söyleyebiliriz.4

Sonuç olarak Porco Rosso, kendi içinde gizemler barındıran; ölüm, savaş ve imkansız aşkların kol gezdiği ama yetenekli insanların her zaman bir umut olduğu bir film… Filmdeki ana karakter olan Porco’nun domuzluğa aldıramazsanız; onun aslında son derece cool duruşuna tanık olabilirsiniz. Sinema dünyasına baktığımızda Babe, Miss Piggy, ne idüğü belirsiz domuz kılıklı Piglet gibi sempatik domuzlar mevcuttur. Ancak Porco Rosso gibi karizmatik bir domuz, bu film dışında hala ortaya çıkmış değil. Hatta karakterimiz öyle şahsına münassır ki; domuza dönüştüğünden devletin ona yaptırımda bulunmasını bile sallamıyor. Vergileri insanların ödediğini ve kendisinin sadece bir domuz olduğunu söyleyerek kendi çapında hinlikleriyle aykırı bir duruş sergilemeyi de ihmal etmiyor.

Miyazaki’nin geri planda kalan bu filmi, belki filmografisindeki en iyi film değil, ancak eli yüzü düzgün denenmesi gereken bir film olduğu gerçeği yadsınamaz.

kategori:
izlenimseçki