Mononoke Hime


Varoluşun başlangıcından beri süregelen insan-doğa çatışması, tarafların yapısı itibariyle tam bir kısır döngüdür. Sürekli arayış içerisindeki “meraklı” insanoğlu ile statükosunu korumaya düşkün “doğa” hiçbir zaman tam olarak uzlaşamamışlardır.

İnsanoğlu doğada hoşuna gidenleri saklayıp -belki de kendine ayırıp- geri kalanını keyfî ihtiyaçları için harcamakta hiçbir sakınca görmezken, doğa düzenini bozan varlıklara felaketler göndermek konusunda çekingen davranmamıştır. Bir tür “eden bulur” döngüsü içerisinde, insanoğlunun her etkisine karşı doğadan bir tepki gelmiştir. İnsanlar üzerinde yaşadıkları dünyayı delik deşik edip, fosil yakıtlarını gerekli gereksiz kullanmaya başlamışlar, doğa tepki olarak küresel ısınmayı gündeme getirmiştir. Meraklı insanoğlu maddenin yapıtaşlarıyla oynamayı – çıkacak enerjinin büyüklüğünü tahmin etmesine rağmen- denemiş, doğadan cevap nesiller boyu genetik olarak sakat doğacak çocuklar olmuştur. Kısacası insanoğlunun davranışı ne kadar düşüncesiz, ne kadar bencilce ve ne kadar fütursuz olursa, doğanın verdiği ceza da o kadar acımasız olmuştur.

Miyazaki’nin başyapıtlarından biri olan Prenses Mononoke de bu çatışma üzerine kurulmuş, oldukça iyi yazılmış bir senaryonun ürünü. Animenin konusuna kısaca göz atmak gerekirse, toplumdan dışlanmış halkına yeni bir şans tanımak için kurduğu maden kolonisini genişletmek için doğaya savaş açan Leydi Eboshi, tanrı-hayvan varlıklardan birini kendi yapımı tüfeği ile yaralar. Daha önce böyle bir acı yaşamamış olan tanrı, öfkeden ve nefretten iblise dönüşür ve barışçıl bir kabilenin köyüne saldırır. Kabilenin prensi Ashitaka, iblisi ona zarar vermeden durdurmaya çalışır fakat gözüdönmüş iblis halkına saldırmaya kalkınca onu yok etmekten başka şansı kalmaz. İblis ölmeden önce Ashitaka’ya elveda hediyesini bırakmayı unutmaz: onu yavaş yavaş saracak ve en sonunda da yok edecek bir yara! Lanetlenmiş Ashitaka köyünün bilge kişisi tarafından dış dünyaya “Ormanın Ruhunu” arayışa gönderilir. İlk kez kabilesinin dışına çıkan prens tüm dünyanın savaş içinde olduğunu öğrenir. Öyle ki, Leydi Eboshi bir yandan orman yaratıkları ve ormanın çocuğu Prenses Mononoke ile savaşırken, bir yandan da demir madenini ele geçirmeye çalışan diğer kabileler ile çatışma halindedir. Etrafta bir de imparatorların güçleri vardır ki, onların kimin yanında olduğu ve ne istedikleri belli değildir. Ashitaka arayışı esnasında hem Leydi Eboshi, hem de Prenses Mononoke tarafında yer alır ve çözümün bu ikisinin arasındaki kavgayı (bir yerde doğa insan kavgasını) bitirmekten geçtiğini anlamasına rağmen tarafları bir türlü buna ikna edemez; her iki cephe tarafından da hain ilan edilir.

Doğa-insan ilişkisine bakarken her kesimden fikri içinde bulundurmasına rağmen suya sabuna dokunmamayı seçmek yerine, kendi düşüncesini de ortaya koymaktan çekinmeyen bir anime izlemek oldukça zevkli. Filmin karakterleri incelendiğinde, her bir karakterin toplumdaki belli kesimleri temsil ettiğini görülüyor. Demir Leydi Eboshi insanlığın iyiliği için çalıştığını düşünerek, bilimsel ilerlemeden hiç bir şekilde taviz vermeyen, gerekirse tanrıyı bile öldürmek riskine giren yenilikçileri anımsatıyor. Ne sonuç yaratacağını bilmeden yaraladığı domuz-tanrı, iblise dönüşüp çevreye dehşet saçmaya başladığında ortaya çıkan, iyi niyetli prens Ashitaka ise bu çatışmaya hiç bir şekilde anlam veremeyen kesimin aynası sanki. Ashitika’ya bulaşan lanet ise sonunda hiçbir şekilde pay sahibi olmayanların da bedeli ödemeye ortak olduğunu anlatan oldukça güzel bir simge. Doğanın sevgili kızı Prenses Mononoke ise kendi varlığından çok, doğayı önemseyen kesime anlamlı bir selam gönderiyor.

Her ne pahasına olursa olsun ormanın (doğanın) ruhunu öldürmeye gönderilen imparatorun kuvvetlerinin neyi temsil ettiklerinden daha önemlisi imparatorun ne temsil ettiği. Anime süresince sadece adı geçen imparator, tanrıyı öldürecek insanların bağışlandığını söyleyen fetvalar verecek güçte ve sözünde durmak gibi bir erdemi asla olmayan bir insan. Her cephe ile pazarlık yapıp anlaşmalara varan ama asla kaybetmeyen imparator, birçok canlının (insan,hayvan ve bitki) ölümüne sebep olmasına rağmen filmin sonunda hala ayakta. Gerçek hayata dönersek, Afrika’da açlıktan ölen , delinen ozon tabakası altında sıcaktan kavrulan insanlara, Irak’taki gereksiz savaş sonucunda kolu bacağı olmadan yaşamak zorunda kalan çocukların varlığına ve yirmi birinci yüzyılın son yarısından itibaren buzulları erimeye mahkum edilmiş tüm dünya halkına rağmen yüzü kızarmadan, hiçbir sorumluluğun yükünü omuzlarında hissetmeyen kesim, animedeki imparatordan hiç de farklı değil.

Farkındalığın dayanılmaz ağırlığını hisseden Miyazaki’nin, doğa-insan barışına adanmış bu animesi, tüm imparatorlara rağmen dünyanın birçok yerinde gösterime girmiş ve nihayet Türkiye’de de DVD ve VCD formatında piyasaya çıkmış bir yapıt. Aslına bakarsanız, Prens Ashitakalardan çok Leydi Eboshilerin izlemesi gereken bir film. İmparatorlar mı? Onlar gölge etmesinler başka ihsan istemez.


Leave a Reply