Kategoriler
seçki

Reha Erdem: Cevabı Olmayan Adam

Jîn ve yine bu yıl gösterime girecek Şarkı Söyleyen Kadınlar’ın ortasında bir yerde küçük bir dosya hazırlayarak filmlerini hatırlatmak, sizin de bu farklı duyguyu paylaşmanızı istedik.

Bir roman birşeyleri iddia etmez, roman sorular sorar. İnsanların aptallığı, herşey için bir yanıtları olduğunu sanmalarından gelir. Don Quixote dünyayı gezerken, dünya gözlerinin önünde bir gizeme dönüştü. Bu ilk avrupalı romanın, tüm dünya roman tarihine bıraktığı özel bir mirastır. Yazar, okuyucusuna dünyayı bir soru olarak görmesini ögretir. Bu tavır bilgelik ve hoşgörü içerir.
Milan Kundera

Reha Erdem’in söyleşilerinde tekrar ettiği bir cümle var: “Benim hiçbirşeye cevabım yok. Herşeye yanıtı olan insanlar bana çok korkutucu geliyor.” Ve genelde bu tavrı söyleşilerin soru-cevap bölümlerinde de sürdürüyor, kendisine yöneltilen sorulara da olabildiğince sorularla karşılık veriyor, net yanıtlar vermekten kaçınıyor. Sadece söyleşilerine değil, sinemasına da baktığımızda Erdem’in bu farklı duruşunu koruduğunu, sanatına yansıttığını görüyorsunuz.

reha_buyuk-2

“Cevabı olmamak” günümüz dünyasında çok zor korunabilen bir tavır. İnsanların kitapları okumasının, filmleri izlemesinin, tiyatro salonlarını doldurmasının nedenlerinin başında hayatlarındaki boşlukları doldurmak, yıllardır yanıtlarını aradıkları sorulara cevaplar bulmak geliyor. Hayatlarını büyük bir süratle yaşayan insanlar durup düşünme, empati kurma, sorular sorma yerine hızlı ve net yanıtlar bekliyor. Teknoloji ve internet soru ile yanıt arasındaki zaman farkını kısalttı, insanların hayatını birçok gereksiz ve anlamsız yanıtla doldurdu. Bu hızlı cevaplara ve sürate alışan insanlar, garip ve anlamsız bir tempo içinde yitip gidiyor ve bunu marifet sayıyorlar.

Reha Erdem, filmlerinde yanıtlar vermeyi sevmeyen bir yönetmen… Bu tavır, kendisini bizlerin içinde kaybolup gittiğimiz hız ve yanıt girdabından koruyor, sinemasının dibe çekilmesini engelliyor. Özellikle yarattığı kadın karakterlerin büyük bir bölümü yanıt vermiyor, varlıklarıyla hayata sorular yöneltiyor. Sinemamızda yıllardır eksik olan, Milan Kundera’nın Don Quixote’la özdeşleştirdiği bu tavır kendisine farklı bir “bilgelik” kazandırıyor. Kundera’nın edebiyat için yaptığı tanımlamayı, sinema adına hayata geçiriyor.

“Eğitim” sözcüğünün etimolojisinin “eğmek”ten, boyun eğdirmekten geldiği bir ülkede Reha Erdem’i takip etmek, onun sayesinde yanıtlara ve yanıtı olanlara boyun eğerek değil, sorular sorarak öğrenmek, düşünmek güzel bir duygu. Jîn ve yine bu yıl gösterime girecek Şarkı Söyleyen Kadınlar’ın ortasında bir yerde küçük bir dosya hazırlayarak filmlerini hatırlatmak, sizin de bu farklı duyguyu paylaşmanızı istedik.

Reha Erdem’in sinemadaki ilk uzun metraj deneyimi A Ay‘ı  Turgay Kaplan ele aldı.
Turgay Kaplan Reha Erdem’in bir diğer filmi Kaç Para Kaç‘ı da kaleme aldı.
Korkuyorum Anne‘yi Uğur Kibar farklı açılardan değerlendirdi.
Kosmos’u iki değerli yazarımız Ebru Çavdarlı ve Yıldıray Kibar yazdı.
Reha Erdem’in son filmi Jîn‘i Haktan Kaan İçel kaleme aldı.
Reha Erdem’in geri dönmeyi düşünmediği reklamcılık yıllarını ise Fırat Türkoğlu ele aldı.

Bu dosyadaki yazılar, Reha Erdem’le ilgili ele aldığımız ilk yazılar değil doğal olarak. Daha önce Bakınız sayfalarında yer alan;
Sinan Doğrul, Hayat Var ile ilgili yazısını,
Yasemin Seven Erangin’in Korkuyorum Anne incelemesini,
Reha Erdem’in görüntü yönetmeni Florent Herry ile yaptığımız röportajı,
Ege Özgür’ün farklı Reha Erdem incelemesini yeniden okumanızda yarar olduğunu düşünüyoruz.

Bir cevap yazın