Kategoriler
izlenim

Rise of the Planet of the Apes: Uzak Hayaller

1960larda bir roman olarak doğan Maymunlar Gezegeni sinemaya ilk olarak uyarlandığı 1968 yılından bu yana sinemanın ve sinema seyircisinin her daim ilgisini çeken bir hikâye olageldi. Bu ilginin elbette birçok nedeni var. Ama bence bu nedenlerden en önemlisi insanlığın öteden beri yükselttiği medeniyetiyle birlikte gelişen ve giderek kontrol edilemez bir hale gelen egemen olma, her şeyi elde etme ve doğanın genel işleyiş mantığına aykırı işler yapma konusundaki merakıdır.

1818de Mary Shelley’in edebi bir yapıt olarak ortaya koyduğu ve 1910da sinemaya uyarlanan Frankenstein’dan günümüze kendi sınırlarını her daim zorlayan insanoğlunun her şeyi eline yüzüne bulaştırışı konusunda bulunulan kehanet her defasından yeniden gerçekleşti. İnsan denilen bu garip yaratığın ilgi çeken tek yanı onun üstün zekâsı değildi sadece. Bu üstün zekâ konusundaki eşsizliği onu aynı zamanda son derece kibirli, acımasız, bencil ve kontrol edilemez kılıyordu ki işte onun bu özellikleri en az zekâsı kadar ilgi çekici ve merak uyandırıcıydı. Belki de bu nedenle kusursuza doğru ilerler ve her şeyi yoluna koymaya çalışırken işlerin tam tersine gittiği ve büyük yıkımların yaşandığı hikâyeler yine insanoğlu için bir çeşit yüzleşmenin de aracı oldu.

Tüm bu belirlemelerden hareketle “Maymunlar Gezegeninin Doğuşu”nun da kendi kategorisindeki filmlerden çok farklı belirlemelerde bulunduğu söylenemez. Etrafındaki dış dünyayı ve ona dair tüm varlıkları nereye konumlayacağını tam olarak kestiremeyen ve onları da kendine benzetmeye çalışan, içinde bulunduğu çersizliği -ki bunların en önemlisi ve hatta yegânesi ölümdür- aşmak adına kendi yarattığı medeniyetin her türlü donanımını sonuna kadar kullanan ama ölümün o aşılmaz duvarlarına bir kez daha çarpıp dönen insanoğlunun hüsranını anlatıyor Maymunlar Gezegeninin Doğuşu. Bu defa yalnızlığını ve çaresizliğini en yakın akrabası olan şempanzeleri kendisine benzeterek onları da kendisi gibi zeki birer yaratığa dönüştürmeye ve hâlâ tedavisi olmayan Alzheimer hastalığının tedavisi için geliştirmeye çalıştığı bir ilaçla uğraşırken her şey yine birbirine giriyor.

Filmin başkahramanı ve en güçlü karakteri şempanze Sezar’ın her daim karışık olan aklı, bir bakıma dünyaya karşı hâlâ tam ve açıklayıcı bir tanım getirememiş olan insanın algılayışının da bir yansımasıdır. Filmde Sezar ve onun bir araya toplayarak bir devrime hazırladığı türdeşleri sadece kontrolden çıkmış ucube varlıklar değil doğanın insanoğluna karşı verdiği bir tepkinin de simgesidir. Bu anlamda Sezar’ın filmde telaffuz ettiği birkaç kelimeden ilki olan “hayır” da işte tüm bu yanlış gidişe ve kontrolden çıkışa karşı oldukça anlamlı, manidar bir uyarı olarak beliriyor.

[flashvideo file=http://www.youtube.com/watch?v=LaK6khs8aMw image=http://www.pastapadre.com/wordpress/wp-content/uploads/2011/04/riseoftheapes.jpg /]

Maymunlar Gezegeni 1960lardan bu yana her defasında yeniden ve bütün dikkatleri üzerine çekerek sinemaya konu olabiliyorsa bundan çıkarılacak en önemli sonuçlardan biri de aradan geçen yaklaşık yarım yüzyılda medeniyet tarihinin gidişatındaki vahamette bir değişiklik olmadığıdır. Hızla ürüyor, elimizdeki yaşam kaynaklarını sorumsuzca harcıyor, paylaşmaktan nefret ediyor, doğayı ve ona dair olan her şeyi yok ediyoruz. Kendimize ve yaşadığımız dünyaya tanrılık taslamayı bırakıp bizi kaçınılmaz bir yok oluşa doğru götüren bencilliğimizle yüzleşmediğimiz sürece gelecekte de aynı hikâyeyi başka şekillerde anlatan başka “Maymunlar Gezegeni” uyarlamaları seyredeceğimizi söylemek kâhin olmaya gerek yok sanırım.

Bir cevap yazın