Rock’n’Rolla


rock-n-rolla.jpg

Bakınız için yazan: Gizem Koca 

İngiliz yönetmen ve senarist Guy Ritchie tarafından yönetilmiş ve yazılmış, triolojisi çekilmesi planlanan muhteşem bir eser Rock’n’Rolla. Biraz kendisinden bahsetmek gerekirse, Guy Ritchie, DVD Exclusive Ödülü (2001), Edgar Allan Poe Ödülü (2000), İmparatorluk Ödülü (2001), Evening Standart British Film Ödülü (1999), Londra Eleştirmenler Ödülü (1999), MTV Film Ödülü (1999), Razzie Ödülü (2003), Tokyo Uluslararası Film Ödülü(1998) gibi ödüller almakla kalmamış, bunun gibi üç prestijli ödüle de aday gösterilmiş, gönülleri dünyanın hemen her yerinde fethetmiş bir üne kavuşmuştur. Zaten Snatch, Lock, Stock and Two Smoking Barrels’ı izleyen herkesin söyleyebileceği gibi, filmleri asla unutulmayacak bir yere sahiptir.

Guy Ritchie’yi küçük mobster filmleri çeken biri olarak değil, diyaloglar ve hareket arasında muazzam bir bağlantı kuran bir zekâ küpü olarak değerlendirmek en doğrusu olacağından, filme bakışımız da bu yönde gelişti tabi. Fragmanı izlerken karşıma ne çıkacağından emin oldum ancak, film başladıktan sonra anlaşılan şu ki; devam ettiği süre boyunca yerinizden kalkmanız mümkün değil, neredeyse görülmez zincirlerle yerinize bağlanıyor, The Clash’in müzikleriyle adrenalin katsayınız çarpılıyor, hatta film bittiğinde buna inanamayıp, film boyunca neredeyse yanınızda bitmiş gibi hissettiğiniz karakterlerin müthiş ingiliz aksanlarını taklit etmeye çalışıyorsunuz.

Filmin konusuna göz atmak gerekirse, şöyle diyebiliriz: rus uyruklu bir ganster topluluğu milyonlarca sterline dönüştürecekleri bir stadyum için yatırım yapmaya hazırlanırken, bunun için gerekli olan izinleri (normal yollardan asla alamayacağınız türden olan izinler bunlar) almak için kendileri gibi çalışan Lenny’e (Tom Wilkinson) başvururlar. Lenny, yeraltı suç dünyasının en gözde ve prestijli adamlarından birisidir, yargıçları, avukatları, müşavirleri parmağında oynatan bir amcadır kendisi. Ancak haliyle yalnız değildir, ve yeraltında köpek köpeği yer. Rus gansteri Uri (Karel Roden), bütün masraflar için yedi milyon pound’u gözden çıkartmıştır ve bütün muhasebe işlerini teslim ettiği güzel Stella’ya (Thandie Newton) emrini verir. Ancak asla yedi milyon Lenny’e ulaşmaz, zira yol uzundur ve yabanda bekleyen pek çok kişi vardır. İşte karşımıza aslında Lenny ile bir tür bağlantıları (borçları) olan One Two (Gerard Butler), Mumbles (Idris Elba) ve Handsome Bob (Tom Hardy) çıkagelir. Filmin en can alıcı noktalarından bir tanesi Uri’ye ait olan, çok değer verdiği, bizim film boyunca asla görmeye nail olamadığımız, fakat işlerini rast gitmesi için Lenny’e verdiği tablosunun, haberlerde ölü olduğu söylenen RockStar(ve aslında Lenny’nin üvey oğlu olan) Johnny Quid (Toby Kebbel) tarafından çalınması olduğunu söyleyebiliriz. Bunun devamında gelişen olaylar, Lenny’nin sağkolu Archie’yi (Mark Strong) daha aktif hale getiriyor ve kaçma kovalamacaya başlıyoruz. Ancak bu şekilde yıllardır Archie’nin başını ağrıtan Syney Shaw’ın kim olduğunu, Johnny’nin tabloyu nasıl geri verdiğini öğrenebiliyoruz.

Filme neden Rock’n’Rolla dendiğini ve Johnny ile babasının arasında geçen ilk gençlik hikayelerini de öğrendikten sonra diyebilirim ki; Rock’n’Rolla, türünün içerik bakımından en zengin ve sürükleyici, çekim teknikleri bakımından bir eğitici film niteliğinde, ayrıca espri anlayışı bakımından da gayet doyurucu bir eser.

Filmin fragmanındaki parça The Subways’in “Rock and Roll Queen” adlı şarkısı, fragmanı ve bitişi de üstün bir ustalıkla göz zevkimize hitap ediyor, hatta bizi İngiltere’nin suça iten yasalarla birbirine bağladığı pek çok kişinin hikayesini izlemeye hazırlıyor. 300’den hatırlayacağınız Gerard Butler’ı uygunsuz bir ilişkiye tepki verirken izlemek, nasıl dayak atıldığını öğrenmek ve hatta bu işlere girişmek için nereden yola çıkılacağını (bu yolun da dönüşü olmadığını) öğrenmek ve güzel bir akşam geçirmek istiyorsanız, tam size göre bir film. Herkes Rock’n’Rolla 2 ve 3ten bahsederken, geride kalmak istemezsiniz sanırım.


8 responses to “Rock’n’Rolla”

  1. bence film, Guy Ritchie’nin Snatch ve Lock, Stock… filmlerinden farksız ve hatta daha tatsızdı. yine güldük, eğlendik ama yeni birşey göremedik. çekim tekniklerine söyleyecek sözüm yok, özellikle kaza sahnesi çok iyi çekilmiş; ama dediğim gibi Ritchie’nin bu kendini tekrarlayan hikayeleri biraz baymaya başladı artık.

  2. bence film, Guy Ritchie’nin Snatch ve Lock, Stock… filmlerinden farksız ve hatta daha tatsızdı. yine güldük, eğlendik ama yeni birşey göremedik. çekim tekniklerine söyleyecek sözüm yok, özellikle kaza sahnesi çok iyi çekilmiş; ama dediğim gibi Ritchie’nin bu kendini tekrarlayan hikayeleri biraz baymaya başladı artık.

  3. yelthenymph, sana pek katılamıyorum. Her yönetmen her türlü filmi çekecek diye bir dayatma olmamalı. Guy Ritchie iç içe girmiş suç öykülerini süpriz bir şekilde bitirme üzerine dayanan bir tarzı seviyor. Bunu da oldukça iyi yapıyor. Başka şeyler denemektense bu yarattığı dar sınırlarda daha da iyi olmasını istemek bana daha makul gözüküyor

  4. yelthenymph, sana pek katılamıyorum. Her yönetmen her türlü filmi çekecek diye bir dayatma olmamalı. Guy Ritchie iç içe girmiş suç öykülerini süpriz bir şekilde bitirme üzerine dayanan bir tarzı seviyor. Bunu da oldukça iyi yapıyor. Başka şeyler denemektense bu yarattığı dar sınırlarda daha da iyi olmasını istemek bana daha makul gözüküyor

  5. evet ama zaten yarattığı bu sınırlarda iyi olduğunu bize göstermiş durumda. ben onun o güzel çekim teknikleriyle anlatabileceği başka hikayelerinin de olabileceğini düşünüyorum. kendisinin yarattığı bu grift suç hikayelerinden öte, bu becerisiyle başka neler yapabiliyor, onları da görmek istiyorum. çünkü adamın tekniğini gerçekten seviyorum, ona da laf etmiyorum zaten. ama ben bu filmi izlerken adeta snatch izledim, lock stock izledim. büyük para babalarının gücü karşısında, şapşal beceriksiz, ezik soyguncular, en gerilerde en görünmeyen bir tipin, en tepedekinin bile işlerini kitleyen vukuatları… karakterler bile nerdeyse aynı oluyor filmlerinde. bi senaryo matematiği tutturmuş, çok da iyi işliyor ama açıkçası ben kendisinden yeni şeyler bekliyorum artık… mesela Sherlock Holmes’u yapıyo şu sıralar. onu baya merak ediyorum mesela…

  6. evet ama zaten yarattığı bu sınırlarda iyi olduğunu bize göstermiş durumda. ben onun o güzel çekim teknikleriyle anlatabileceği başka hikayelerinin de olabileceğini düşünüyorum. kendisinin yarattığı bu grift suç hikayelerinden öte, bu becerisiyle başka neler yapabiliyor, onları da görmek istiyorum. çünkü adamın tekniğini gerçekten seviyorum, ona da laf etmiyorum zaten. ama ben bu filmi izlerken adeta snatch izledim, lock stock izledim. büyük para babalarının gücü karşısında, şapşal beceriksiz, ezik soyguncular, en gerilerde en görünmeyen bir tipin, en tepedekinin bile işlerini kitleyen vukuatları… karakterler bile nerdeyse aynı oluyor filmlerinde. bi senaryo matematiği tutturmuş, çok da iyi işliyor ama açıkçası ben kendisinden yeni şeyler bekliyorum artık… mesela Sherlock Holmes’u yapıyo şu sıralar. onu baya merak ediyorum mesela…

Leave a Reply