Sammy’nin Maceraları: 3D Kaplumbağalar…

Geçtiğimiz Çarşamba, işimle ilgili teknik bir aksaklıktan dolayı sabah 5’e kadar bilgisayar başındaydım. Hani yapmaya çalıştığınız şeyle ilgili uğraşırken yorgunluk hissetmezsiniz ama -tam işiniz bittiğinde- aniden bitap düşersiniz ya,...

Geçtiğimiz Çarşamba, işimle ilgili teknik bir aksaklıktan dolayı sabah 5’e kadar bilgisayar başındaydım. Hani yapmaya çalıştığınız şeyle ilgili uğraşırken yorgunluk hissetmezsiniz ama -tam işiniz bittiğinde- aniden bitap düşersiniz ya, benim de aynı bu şekilde oldu…
Ertesi gün Sammy’nin Maceraları 3D Animasyon/ filminin basın gösterimine gitmek için bir kuvvet kalktım yataktan, zaten animasyonlara bayılırım, bir de gösterimleri kaçırmak istemediğimden erken erken kalktım üç saatlik uykuyla, Maçka’ya -sanırım bir gözü kapalı- gittim… G-Mall sinemasının ikramı olan güzelim börek çöreklere yüz vermeden acil sabah kahvesine ulaştım ki zaten saati 10:30 yapmışız, salona buyur edildik. Taktık gözlükleri “Sabah sabah animasyon nasıl gidecek şimdi” düşünceleri beni ele geçirmek üzereyken film başladı. Beşinci dakikada uykum kaçtı keyifle gülmeye başlamıştım bile!

Bugün gösterime giren Sammy’nin Maceraları, beyaz perdenin en şirin deniz kaplumbağasının başından geçenler şeklinde özetlenebilir. Sammy adlı dostumuz California’da doğduktan sonra onun gibi yeni doğmuş başka bir yavru kaplumbağa (Shelly) ile karşılaşır. Şans yaver gitmez ve ilk görüşte aşık olduğu Shelly’yi hemen kaybeder. Önünde koca bir okyanus, karşılaşılacak nice tehlikeler, yaşanacak yeni bir hayat olan Sammy, doğduğu denizlerden Antartika’ya kadar süren macera dolu bir serüvene başlar.

Aslında film Belçika yapımı, yönetmen Ben Stassen, Meksika’da 6 yaşındaki oğluyla tatildeyken, kumsalda yumurtadan çıkan kaplumbağaların, bölgeye inşa edilen otel nedeniyle denize ulaşamadıklarını fark etmiş, yavrulara yardım eden insanların gösterdikleri sevgiden ve ilgiden etkilenerek bu filmi yapmaya karar vermiş. Daha sonra senaryosunu, bir önceki filmi “Fly Me to the Moon”da da birlikte çalıştığı Domonic Paris’e emanet etmiş.
Filmi izlerken sanki Hollywood yapımı bir film izler gibi hissediyorsunuz. Özellikle cepte, Kayıp Balık Nemo gibi denizaltı dünyasına el atan iyi bir örnek varken, iki filmi karşılaştırmamak mümkün değil. Ama benim kişisel fikrim bu filmin Nemo’dan ayrışabildiği yönünde. Zaten yönetmen CGI teknolojisine epey hakim olduğundan filmin 3D boyutunun da hissedildiği bölümler oldukça keyifli.
Konu olarak aşk hikayesinin eklendiği filmin; deniz kirliliğine, hayvanların insanlarla olan olumlu/olumsuz ilişkilerine de temas etmekten geri kalmadığını da belirtelim. (Son olarak, karakter favorimin Fluffy olduğunu da söylemezsem içimde kalır.)
Not: Film Afrika’da(Johannesburg) 4D oynuyormuş. Hidrolik koltuklarda, ileri giderek, suda sallanarak, zaman ayarlı su, rüzgar ve sıcaklık değişimlerinin hissedildiği bir film izlemek de epey eğlenceli olabilirdi… (Misal Mart ayında da Kore’de Avatar 4D gösterilmişti, onları da pek kıskanmıştım.)

kategori:
izlenim