Shame: Bağların Ardında

Shame: Bağların Ardında

“Sana ihtiyacım var Brandon. Biz kötü insanlar değiliz. Sadece kötü bir yerden geldik.”

Yeni filmi Utanç’ı bir önceki filmi Açlık’la karşılaştırırken McQueen; Açlık’taki Bobby Sands’in özgürlük için savaşmasından ve yeni filmindeki Brandon’ınsa sözümona “özgürlüğüne” kendisini hapsetmesinden bahsediyor. Belli ki McQueen bu anlamda iki filmi çok da ayrı düzlemlerde görmüyor ve Utanç’la ilgili çok önemli bir ipucunu da bize vermiş oluyor: Brandon’ın “özgürlüğünün” içindeki hapsolmuşluğu. Hapsolmuşluğu düşündüğümüzde hepimizin aklına Brandon’ın seks bağımlısı olduğu gerçeği geliyor şüphesiz. Bu açıdan Brandon’ı anlamanın yolunun biraz da olsa onun bağımlılığının tabiatına bakmaktan geçtiğini düşünüyorum.

Brandon seksi bir tanışma süreci olarak görmüyor ve karşısındaki insanlarla tanışmak ya da birleşmek de istemiyor. Hayatına giren seks işçileriyle sadece sevişiyor ve onlarla duygusal bir bağ kurmuyor. Ayrıca barda tanıştığı bir kadınla birlikte olduktan sonra bu ilişkiyi bir adım öteye taşımıyor. Bu anlamda karşısındaki insanları potansiyel bir libidinal doyum aracı olarak görüyor ve asla bağlanmayı tercih etmiyor. Bu denli kopuk ve devamsız bir ilişki zemininde hareket etmesiyse aslında seks bağımlısı olmasına hizmet eden en önemli unsur oluyor. Kısacası Brandon seksi bir zorunluluk olarak görüyor ve aslında cinsel doyumunu sağlamayı da günlük hayatının en merkezi meselesi olarak görüyor. Sevişmediği zamanlarda mastürbasyon yapmasından da aslında sürekli olarak cinsel bir doyumun peşinde olduğunu gösteriyor. Ama şu ayrıntıyı fark etmiyor: Aslında bu cinsel boşluğu her doldurmaya çalıştığı an içerisinde, biraz daha bu boşluğu genişletmeye devam ediyor. Bir bağımlılık kodu olarak varolan bir başka boşluğu aslında seksle doldurmaya çalıştığı için üstten sürekli olarak “diri” tutmaya çalıştığı “cinsel farkındalığıyla” alttan bir başka boşluğunu genişletmeye devam ediyor. Bir diğer boşluksa filmde Brandon’ın tavrıyla alakalı olarak ortaya çıkıyor. Her şeyden önce Brandon’ın tek bir bedene bağlanmak yerine bizzati eylemin kendisine bağımlı olması aslında önemli bir ayrımın peşinde koşmamıza yol açıyor: bağlılık ve bağımlılık.

Bana göre film içerisinde bağımlılık; Brandon’ın bağlanmayla alakalı olarak yaşadığı boşluğu seks bağımlılığındaki libidinal doyumla kapatmaya çalışması üzerinden bir yer buluyor kendine. Bağlılık insan ilişkileri bağlamında iki kişinin de birbirini anlamasını, tanımasını ve birbirine bir şeyler ifade etmesini talep eden bir düzlemde hareket ediyor. Bu anlamda bağlılığı içinde barındıran bir seks algısıysa aslında bireylerin birbirlerini daha iyi tanımalarını ve daha güçlü bir bağ kurmalarını sağlıyor. Diğer taraftan bağımlılık içerisindeki Brandon seksi sürekli olarak doyurulması gereken bir libidonun aracı olarak görüyor. Bu anlamda seks yaptığı insanları ihtiyacını karşılayıp öylece bırakabileceğini düşünüyor. Böyle devamsız bir ilişki algısıyla hareket etmesiyse onun insanlara bağlanma korkusunu gösteriyor. Hatta biraz daha ileri boyutuyla seks bağımlısı olması alttan alta insanlara ihtiyaç duyduğunu (zira bedenlerin birleşmesini barındıran ve “canlı” bir süreç olması sebebiyle seks bağımlılığı tv, uyuşturucu, alkol vb. nesnelerin daha rahat kontrol edilebildiği bağımlılıklardan bu noktada ayrılıyor) bize gösteriyor.

Unutulmaması gereken bir detaysa sekste karşınızdaki bireyin “canlı” olduğu gerçeği bağımlılığınızı sekteye uğratabilecek bir unsur olarak yer bulabiliyor kendine. Bu noktada Brandon için Marianne böyle bir rol oynuyor. Yemek buluşmalarında yapmış oldukları evlilik konuşması aslında Brandon’ın evliliğin “bağlayıcılığını” saçma bulduğu gerçeğini gözler önüne sererken; Marianne’in bunu iki insanın birbirini ne kadar ciddiye aldığının göstergesi olarak görmesi aralarındaki algı farkını da bize göstermiş oluyor (1). Diğer taraftan neredeyse kimseyle (ciddi anlamda) konuşmayan Brandon’ın çocukluk anılarından bahsederek Marianne’e küçük espriler yapması; Marianne’i çevresindeki diğer insanlardan başka bir yere koyabildiğini gösteriyor. Aynı zamanda biz bu sahne içerisinde başka bir Brandon’ı da görebiliyoruz: İnsanlara bağlanmak isteyen ama bunu başaramayan Brandon. Bağlanma konusunda sorun yaşayan Brandon çözümü insanlara bağlanmak yerine bedenini geçici süreliğine de olsa başka insanların bedenlerine bağlayabilme şansı veren sekse sarılıyor. Bağlanabilmenin yitirilişi seksin bağımlılığına dönüşüyor onun için. Hatta bu açıdan Marianne’le yaşama ihtimali olan bağlanma deneyimi de sekse olan bağımlılığıyla sekteye uğruyor. Buluştukları gecenin ardından onu işyerinden bir otel odasına getirerek onunla sevişmek istemesi aslında yine bağımlılığının kodlarıyla hareket ettiğini gösteriyor (2). Tam olarak bu bağımlılığın sınırlarından kurtulabilmenin kapısını aralamışken; ruhunu hapsetmiş olduğu bağımlılık hemen öne çıkıyor ve onu hapsediyor. Bu sebeple de Marianne’le sevişemiyor çünkü ona karşı hissetmiş olduğu bağlılık; bağımlılığın kodlarıyla işlemiyor. Marianne’in ayrılmasının ardından tekrar ait olduğunu düşündüğü seks bağımlısı kimliğini “garantilemek” adına bir hayat kadınıyla birlikte oluyor. Bu anlamda Brandon’ın film içerisindeki iç çatışmasını yaratan öğe de bu ikili med-cezirler oluyor.

Brandon’ı daha derinden değişmeye iten kişiyse kız kardeşi Sissy oluyor. Sissy’nin hayatına dahil olmasıyla kendi içinde yaratmış olduğu bağımlılık mekanizması ister istemez zedelenmeye başlıyor. Bu zedelenmeyse Brandon’ı endişelendiriyor ve Sissy’nin evdeki varlığı adına kurallar koyuyor. Sissy’nin meyve suyunu şişeden değil bardaktan içmesi gerekiyor, Brandon’ın üzerindeki küçük toz parçasına dokunmaması gerekiyor yani elinden geldiğince Brandon’ın evine “sığın”dığı süreçte Brandon’ın hayatına müdahil olmaması gerekiyor. Bu noktada Sissy’nin film içerisindeki rolü önemli bir yerde duruyor. Telefonda (muhtemelen) eski sevgilisiyle konuşurken camdan yansımasına görmemizden; Brandon’ın banyoda onunla ilk karşılaşmasında onu aynadan görmemize kadar Sissy’nin filmdeki varlığının iki anlamı olduğu vurgulanıyor. İlk olarak Sissy, bağlanabileceği birini yani onu anlayacak, dinleyecek ve umursayacak bir insan arıyor. Brandon’ın kapısına da bu umutla geliyor. Bu açıdan Brandon’ın da insanlara bağlanamaması Sissy’nin bu arayışıyla çarpışıyor. Bütününde Sissy hem kendi bağlanma arayışını hem de Brandon’ın bağlan(a)mama sorununu üzerinde taşıyor.

Bir diğer noktada Brandon’ın Sissy’e evinde kalabilmesi adına kurallar koymasıysa kontrolü elde tutma isteğinden kaynaklanıyor. Sissy’nin “kaybedişi” Brandon’ın onu kontrol etme fırsatına dönüşüyor. Sissy’nin onun kontrol alanına girmesi, onu da Brandon’un kontrol nesneleri arasına yerleştiriyor. Bir “sığınağa” sahip olması ve Sissy’i o “sığınağa” sokup sokmama kararı alabilmesi Brandon için “karar verici erkek özne” rolüyle büyük bir iktidara dönüşüyor. Fakat Sissy’nin sahne aldığı gecenin ardından Brandon’un patronuyla onun evinde sevişmesi Brandon’u çıldırtan nokta oluyor. Çünkü tam da bu noktada Brandon’un kontrol mekanizması çatırdıyor ve Sissy’nin “muhtaç” olduğu kişinin Brandon’dan David’e kayma ihtimali ortaya çıkıyor. Aslında Sissy’nin Brandon’un patronu David’e bağlanmasıysa çok mantıksız bir yerde durmuyor. Zira Sissy’nin “New York, New York” parçasını seslendirdiği sahnede Brandon’ın Sissy’e herhangi bir tepkide bulunmamasına karşın (3) ; David’in şarkıyı övmesi ve Sissy’e alakadar davranması Sissy’i ister istemez David’e yaklaştırıyor. Bu anlamda Sissy’nin aradığı bağlanacak kişi isteği Brandon’dan, Brandon’un patronuna kayıyor. Bütün bu çetrefilli ilişki katmanlarından yine Brandon’ı kurtaracak olan kişi Sissy oluyor. Zira çocukluğuna, anılarına kısacası bütün yaşanmışlıklarının önemli bir kısmına tanık olmuş olan Sissy bütün herkesten bu konuda ayrılıyor. Zamanla, Sissy’nin Brandon’un patronuyla bozulan ilişkisi, Sissy’i Brandon’a bağlanmak için tekrar çabalamaya itiyor. Diğer taraftan Brandon’un bir kere (belki de birçok kere) yitirmiş olduğu bu ihtimal kız kardeşinin zayıf anında ona “saldırmasına” yol açıyor.

Finaldeki bu tartışmalarının ardından Sissy ölüme giden bir yolu seçerken; Brandon’sa yeniden doğuma giden bir yolu seçiyor (4). Nihayetinde bu iki kardeşin yaşamış olduğu iki deneyim de Sissy’nin Brandon tarafından kurtarılmasıyla son bulduğunda aslında bir bütünlenmeye ulaşmış oluyor. Sissy’nin intihar teşebbüsü Brandon’a hayatında hala bağlanabileceği insanlar olduğunu hatırlatırken; bu dönüşüm de Sissy’nin tekrar Brandon’a bağlanabilme kapısını aralıyor. Filmin finalinde tekrar bir metro sahnesine yer veren McQueen’se belli ki Brandon’ın hayatından bir şeylerin değiştiğini ya da tam tersine hala aynı olduğunu belirsiz ama karşılaştırmacı bir biçimde seyircisine bırakıyor.

Filmin özünde Brandon’ın yaşamış olduğu bu gelgitler aslında bizden çok da uzak bir yerde durmuyor. McQueen’in yine filmle alakalı olarak Brandon’ın bize uzak bir karakter olmadığını vurgulaması hatta hepimizin biraz Brandon ya da Brandon gibi olduğunu söylemesi film için de bizim için de oldukça mantıklı bir yerde duruyor. Brandon’ın seks bağımlılığı ve insanlara bağlanma isteği arasında gidip gelmesi aslında bizim de günlük hayatlarımızdaki küçük bağımlılıklarımız ve insanlara olan bağlılıklarımız arasında dolanmamıza benziyor. Tam da McQueen’in dediği gibi:

“Brandon alışılmamış bir figür olsa da hepimiz için fazlasıyla tanıdık.” (5)

——

(1) Brandon evli insanların konuşacak bir şeyleri kalmadığından dem vururken, Marianne ona onların konuşmaya ihtiyaç duymadıklarını çünkü birbirlerine bağlı olduklarını söylüyor. Bu anlamda bağlılık filmde de Marianne üzerinden vurgulanmış oluyor.

(2) Brandon’ın bu tavrı hayatındaki diğer kadınlarla yaşadığı seks deneyimlerin de olduğu gibi seks odaklı bir şekilde biçimleniyor. Marianne’i otel odasına getirip onunla sevişmek isterken; onu önceki gece bir restoranda oturup sohbet ettiği kişi kimliğinden soyarak hayat kadınlarının üzerinde kurduğu baskıyla yaşadığı deneyime indirgiyor.

(3) Her ne kadar Brandon bu sahnede Sissy’e şarkıyla alakalı bir yorum getirmese de şarkıyı dinlerken ağlıyor. Buradaysa Brandon’ın aslında Sissy’e bağlanabileceği ihtimalini görsek de bağımlılığın kodlarından Sissy için de çıkamadığını görüyoruz. Performans sırasında ağlaması ama fikri sorulduğunda soğukkanlılığını koruması bu noktada devam eden med-cezir halinin bir ifadesi haline geliyor.

(4) Bir yeniden doğum sahnesi olarak çizildiği oldukça belli olan filmin son kısmı Brandon’ın “arınmasına” oldukça büyük çapta vurgu yapıyor. İki bar sahnesinde karanlık ve tekinsiz bir atmosferin çizilmesi ve ardından “ışıklar” arasında bir grup seks sahnesinin verilmesi Brandon’un bu “ekstrem” seks macerası yoluyla arınacağına vurgu yapıyor. Diğer taraftan tam da bu grup seks sahnesi içerisinde Sissy’nin bant kayıda bırakmış olduğu “yakarışları” dinlememiz de paralel bir ölüm-yeniden doğum vurgusunun olduğu duygusunu destekliyor.

(5) Venedik Film Festivalinde McQueen, Brandon karakteri için şöyle diyor: “I think ,as a character, he is very familiar to all of us. Not at all, repulsive at all… much more I’d like to say a character who is sort of unfamiliar but extraordinarily recognizable. (Bana göre bir karakter olarak Brandon hepimiz için çok tanıdık. Belki tamamiyle tanıdık değil belki de biraz mide bulandırıcı ama tam anlamıyla söylemek istediğim şey Brandon alışılmadık bir figür ama fazlasıyla tanıdık.) (link)


Leave a Reply