Solino: Almanya, Acı’lı’ Vatan


solino-1.jpg

Futbolda bir takımın gücünü kendi saha ve seyircisi önünde değil, deplasmanda oynadığı maçlara bakarak anlarsınız. Bir takım kendisine yabancı olan, bilmediği bir ortamda ne kadar iyi oynayabiliyorsa, o kadar güçlüdür. Fatih Akın’ın 2002’de kendisine ait olmayan bir senaryo ve Moritz Bleibtreu dışında pek de alışık olmadığı bir kadroyla çektiği Solino, iyi bir deplasman galibiyeti gibi…

Fatih Akın sinemasına doğrudan “göç sineması” demek, biraz ağır ve kolaycı bir yaklaşım… Onun filmlerinde sadece göç eden insanın yaşadığı zorluklar ve dramlar yok. Fatih Akın bütün o göç hikayeleri içinde birçok farklı noktaya dokunabildiği için iyi bir sinemacı. Göç ve göç eden insanlarla ilgili filmlerde genelde sadece yaşanılan zorlukların üzerine gidilirken Akın, aşk, kıskançlık, hayaller, aile gibi normal bir filmde bile tam olarak anlatılması zor konuları göçle beraber işleyebilme ustalığını gösteriyor.

Yazımızın hemen başında göç kelimesinin bu kadar çok geçmesi Solino’ya has bir özellik. Hiçbir Fatih Akın filminde köklerden kopma, yeni bir dünyaya alışma, bu yeni dünyada yaşanan hayal kırıklıkları, kısacası göç, bu kadar net bir şekilde işlenmemişti. Akın’ın senaryoyu kendi yazmamış olması ve daha sonraki röportajlarda filmi “arabesk” olarak nitelemesi göç olgusu üzerine biraz fazla gidilmesinden belki… Ama Akın’ın göç eden aileyi ele alışındaki farklılık kendini hemen hissettiriyor.

solino-2.jpg

Filmde italyan bir ailenin Solino isimli kasabalarından Almanya’ya göçlerini ve 30 yıl boyunca yaşadıklarını izliyoruz. Solino’nun Giriş, Gelişme ve Sonuç bölümleri, Almanya’ya Alışma, Almanya’da Yaşama ve Almanya’yı Terk Ediş bölümleri olarak karşımıza çıkıyor. Dirençli ve becerikli anne Rosa ile yaratıcı ve akıllı küçük oğul Gigi bu üç evrede de Baba Romano ve büyük oğul Giancarlo’dan sık sık kazık yemelerine rağmen önce alışan, doğru bir şekilde yaşayan ve zamanı gelince terk eden oluyorlar.

Anne Rosa, kocasının zoruyla geldiği Almanya’da yemek becerisiyle ailesine bir umut ve gelir sağlıyor. Baba Romano bir parazit gibi yaşamasına rağmen, aileyi bir arada tutmak için kendisine iş düştüğü tüm durumlarda yanlış kararlarla tabiri caizse sıçıp sıvıyor (Sert tabirleri hoşgörün, ama filmi seyredince hak vereceksiniz). Filmin baş karakteri küçük oğul Gigi, babası ve abisi yüzünden bir türlü gerçekleştiremediği hayalleri, büyük oğul Giancarlo’nun ise ailenin tüm hayallerini yıkmaktaki ustalığı filmin tüm konusunu oluşturuyor. Aile için Almanya Acı Vatan olmaktan uzak, Akın’ın usta yönetmenliğiyle tüm italyan yemeklerinden kokusu burnunuza kadar gelen acılı sos ailenin yaşamını daha iyi anlatıyor. Almanya’daki yaşamı ısırdıklarında ağızlarına gelen acı tada alışıyorlar ve hatta giderek sevmeye başlıyorlar. Ama baba Romano ve büyük oğul Giancarlo Almanya’yı yaşanmaz bir hale getirince Gigi ve lösemiye yakalanan Rosa acıları ve kırık hayalleri arkalarında bırakarak Solino’ya dönüyorlar.

solino-3.jpg

Film, iyi ve hayallerine sadık kalanların, kötü niyetli ve ne yapacağına bir türlü karar veremeyenlerin aksine her yerdeki yaşama uyum sağlayabileceğini gösteriyor gibi. Fatih Akın, didaktik olarak hissedilebilecek bu ana yargıyı çok da abartmadan yavaş yavaş zerk ediyor bünyelerimize…

Tüm bu ana hikayeyle, usta oyunculuklar, güzel doğa, mükemmel soundtrack ve Gigi’nin sinema aşkı nedeniyle küçük sinema hikayeleri de bir araya gelince ortaya zevkle seyredilebilecek bir film çıkıyor. Fatih Akın’ın en iyi filmleri sıralamasında asla ilk 3 veya 5’e giremeyecek bir film olsa da iyi ve kalburüstü bir film olarak hatırlanacak Solino…


Leave a Reply