Sonbahar: Deli Dalgalar Kafamı Kurcalar


Türkiye Cumhuriyeti topraklarında devrimci olmaktan daha zor bir iş yoktur. Yozgat’ta asgari ücretle çalışan, mutaassıp ailesi ile yaşayan bir eşcinsel olmak gibi bir şey bu topraklarda devrimci olmak. Özcan Alper’in ilk filmi Türkiye’de devrimci olmanın, ülkenin geleceğine dair umut dolu düşüncelere sahip olmanın güzel ama iç burkan bir olgu olabileceğini gösteriyor.

Kendi deyimiyle ‘sabırsızlık zamanın güzel çocuklarına’ adadığı film bir vicdan borcu çalışması. Tabii işin içine vicdan girdi mi sinema sanatı daha duygu dolu, hayata daha anlamlı bakabiliyor. Bu yalnız ve güzel ülkenin en kuzey doğusundaki güzelliklerin içinden gelen yönetmen Özcan Alper, belki de son on sene içerisinde türk sinemasının başına gelmiş en güzel şey.

Hayata Dönüş olarak adlandırılan ama hapishanedeki mahkûmları hayata döndürmek dışında her şeyin olduğu unutulmayacak operasyondan sağ çıkmayı başarmış, daha öncesinde ölüm orucu ve açlık grevi eylemlerine katılmış; muhtemelen Parti-Cephe ya da benzeri bir sol görüşlü örgütün ülküsüne gönül vermiş genç Yusuf’un hikâyesinin anlatıldığı film, bir 20 ya da 30 sene önce çekilse muhtemelen ya yakılacak ya da sansürlenecekti.

sonbahar-1.jpg

Gerçekleri anlatmanın verdiği ağır yük altında ezilmeyen Özcan Alper, Onur Saylak, Megi Kobalzade gibi rollerine cuk oturan oyuncular ile gerçekleştirdiği çalışma oldukça minimalist. Tamamen yöresel motiflerle bezenen Sonbahar’ın, bu yöresel motifleri ucuzlaştırmak yerine tüm doğallığıyla filme aktarmış olması Karadeniz Bölgesi’nin kültüre gelişimi açısından oldukça ümit verici bir gelişme. Yeşim Ustaoğlu’nun, bulutları beklerken ile yapmaya çalıştığını Özcan Alper, ilk denemesinde başarıyor.

Kurgu’dan görüntü yönetimine gerçekten başarılı bir çalışmanın gerçekleştirildiği film, Steve Mcqueen’in Hunger’ı ya da Marco Bechis’ın Garage Olimpo filmi kadar güçlü etkili ve kült olmaya aday. Politik sinemanın önemli adamlarından biri olan İngiliz Terry George’un bile erişemediği bir duyarlılığı sanırım insan sadece kendi topraklarında yakalayabiliyor. Ve bu sebepten dolayı, hem yapımcı F. Serkan Acar’ın hem de yönetmen Özcan Alper’in Artvinli olması sürpriz olmuyor.

Filmde yer alan, Doğu Karadeniz sahilinin hırçın dalgalarla örselendiği sahne olsun, sakin yaylardaki kurtların havaya sıkılan silahın sesi ile korkutulmaya çalışıldığı o fotoğraf kadar güzel kare olsun, bu nemli ve yeşil bölgenin tüm özünü bulunduğu film, aceleye getirilmemiş bir çalışma. Özellikle, hemşince, gürcüce halk türkülerin yer aldığı soundtrack o kadar güçlü ki, türk sinemasında daha önce eşi benzeri görülmemiş bir titizlikte hazırlandığını sıradan bir dinleyici bile kolaylıkla söyleyebilir. Sadece,  Yusuf’un dalgalara, Don Kişot vari bir şekilde meydan okuduğu sahneden çalan Tefken Karadeniz Filormani Orkestrası üyeleri ve rahmetli Azeri müzik dehası Adnan Bezirov’un icra ettiği Kemança konçertosu, kemençe ve benzeri bir çalgı aleti ile horon dışında müzik yapılabileceğini kanıtlıyor. Ne yazık ki parçayı dinlemek isteyenler ya Tefken Karadeniz Filormani Orkestrası’nın bulunması zor CD’lerine ulaşmaya çalışacaklar ya da Film DVD’sinde malum sahneyi bulup kumanda yardımıyla tekrar tekrar izleyecekler.

Önemsiz görünen ama sinefiller için önemli olan bir ayrıntı (Trivia): Alex Proyas’ın Dark City filminde yer alan Jennifer Connelly Ve Rufus Sewell’ın iskele sahnesini dikkatli seyirciler hatırlayacaklardır. Oldukça katostrofik bir film olan Dark City bu en göz alıcı sahnesinde Jennifer Connelly kırmızı bir elbise giyer ve tahta bir iskele üzerinden denize bakar. Aynı sahnenin bir benzeri, Darren Aranafosky’nin Requiem for a Dream filminde yer almaktadır. Bu sefer Jared Leto ile iskelenin üzerinde sahile bakan Connelly yine göz alıcıdır ve sahne yine filmin en önemli sahnelerinden biridir. Özcan Alper’in yönettiği filmde Jennifer Connelly elbette yer almıyor ama Megi Kobalzade onun gürcü şubesi olarak dikkatleri çekiyor. Gürcü oyuncunun kırmızı elbisesi ile Jenny C.’den daha bir güzel gözüküyor. Sonbahar’ın Karadeniz’i ise o kadar karakterli ve sert görünüyor ki Requiem for a Dream’de gördüğümüz Kuzey Atlantik Okyanusu’nun New York kıyıları solda sıfır kalıyor. Dark City’nin içine bolca CG (Computer Graphics) karıştırılmış hayali denizini hesaba katmıyorum bile.

sonbahar-sahne.jpg


Leave a Reply