Bilimkurgunun Geleceği Tehdit Altında


surrogates.jpg

Hakikat hakkında bir şey bilmiyoruz, zira hakikat dipsiz bir uçurumun dibinde yatar.

Demokritos

Hakikat arayışı yüz yıllardır süren ve bir türlü bitemeyen bir süreç. Fakat bazı hakikatler var ki ayan beyan ortada. Bunlardan birisi de Surrogates’ in kötü bir film olduğu. Aslında film eleştirileri kesin yargı belirtmez, bunu – aynı bir sanat yapıtında olduğu gibi- altmetinde gereğince yapar. Okuyucuya kalan da bu altmetinden yola çıkarak zaten varılması gereken yargıya varmaktır. Pek tabii eleştirmen ve eleştiri metninin işlevi, görev ve sorumluluğu tartışılabilir ama bu yazı başlığı altında değil.

Bir eleştiri metninde ele alınan filmin ya da eleştirmenin önermelerinin daha açık anlaşılabilmesi için farklı filmlerin referans olarak gösterilmesi doğaldır. Ama pek az eleştiri metninde, metnin yazım sürecine filmsel bir referans oluşturulur. Aynen Adaptation filminde Nicholas Cage’ in canlandırdığı Kaufmann karakterinin kendisini senaryosuna dahil ettiği için yaşadığı tedirginliği hali hazırda okuduğunuz metindeki uygulamam için ben hissediyorum. Bunun nedeni ise çok basit: Surrogates o kadar kötü – ya da beklentiden uzağa düşen- bir film ki hakkında yazı yazabilmek için zorluğunu anlatmam gerekiyor. Poe’ nun belirttiği gibi, bazı öyküler kendilerini anlattırmaz. Bazı filmlerse kendilerini eleştiriye maruz bırakmaz.

Surrogates belgesel havasında başlayarak, hatta günümüzdeki sibernetik gelişmeleri bu havayı yaratmada başarılı bir şekilde kullanarak iyi sayılabilecek bir başlangıç yapıyor. Fakat bu başlangıçla beraber karakter odaklı bir hikaye anlatmayacağının da sinyalini veriyor. Hele ki belgeselvari giriş kısmından hemen sonra gelen olaya geçiş ana karakterle özdeşleşme yaşamak için onunla tanışmamızı daha da geciktiriyor. Filmin içine dağıtılmış aile işlevini yerine getirememek ve çocuğunu kaybeden aile gibi karakterlere yakınlaştırıcı öğelerse hem zamanlama hataları, hem de yavan ele alınış nedeniyle eksik kalıyor. Tam bu noktada da devreye seyircinin karaktere ve dolayısıyla öyküye alışma sürecini kısaltmak için seçilen Willis ve performansı giriyor. Willis’ in de, diğer oyuncuların da vasat performans sergilemeleri, karakterlerine derinlik katamamaları, hele ki suret – insan tezatının sadece ve sadece görsel olarak verilmesi ne yazık ki başarısızlığın bir başka nedeni olarak yer alıyor.

Hikaye açısından ele alındığında Surrogates kendisine kaynaklık eden çizgiromandan farklılıklar içeriyor. Bunlardan en önemlisi suretlerin devredışı kaldığı saldırılarda suret kullanıcısının/sahibinin de ölmesi. Ayan beyan “insan hayatı riski” konarak seyirci gözünde “şimdi ne olacak, kahramanlar zamanında kötü adamı engelleyebilecek mi?” sorusu sordurmaya çalışan bu uygulama da ne yazık ki boşa giden bir debelenme olarak hanelere yansıyor. Çünkü günümüzde seyirciler “tüm insanlığı yok edecek” bir silaha hâlâ inanıyorlar ama bu kadar kıytırık bir “yıkım yolunu” benimsemiyorlar ne yazık ki! Halbuki Surrogates tanıtım yazısında belirttiğimiz ve filmde de özellikle Ajan Greer’ ın karısıyla verilmeye çalışılan “suret kullanma bağımlılığının” ölüm riskine rağmen sürmesi gibi bir durum yaratılsaydı ve tehdit tüm suret kullanıcılarına bildirilseydi belki de değişiklik hakkını bulacaktı.

Teknolojik gelişim gibi güncelliğini yitirmeyen bir konu üstünde akan öyküde devletin bireyi takibi gibi bir konuyu da işleyen Surrogates bu konuda da kararı seyirciye bırakmak yerine iki ayrı ve zıt saptamayla işleri arapsaçına çeviriyor. Bir yandan devletin bu derece sınırsız (ve gizli) bir şekilde özel hayata müdahalesini tepkisel ele alıyor, diğer yandan da kurtuluşu bu uygulamada buluyor. Hangi kalburüstü filmde bu kafa karışıklığı var, tam bir muamma! Zıtlıkları kullanmak ve yin-yang misali bir arada tutmak elbette ki bir sanat yapıtı için çok işlevsel ama bir o kadar da tehlikeli bir fırsat. Surrogates neredeyse her parçasıyla bu riske güzel bir örnek.

The Prophet karakterinin ikinci plana itilmesi ya da gerektiği şekilde incelenmemesi ise ayrı bir hata. Çizgi romanda bilge bir kişilik sergileyen The Prophet filmde çok yüzeysel, basit ele alınmış. Aynı şekilde filmde Canter’ ın suret teknolojisini çökertmesine neden olan motivasyon da son derece vizyon yoksunu. Oysa ki kendi elleriyle oluşturduğu teknolojinin toplumsal hayata ve insanlığın geleceğine etkisini görmüş olup bu nedenle onu durdurmaya çalışsa daha ateşli bir amaç sergilenecek. Böyle felsefi ve ahlaksal bir amaç yerine bir kişinin hayatını kaybetmesi nedeniyle (kim olursa olsun) tüm suret teknolojisini çökertmek çok güçsüz kalıyor. Bir de bu işlemleri arka planda dönen entrikalarla soslayarak yapınca türünün iyi bir örneği olabilecek bir film harcanıyor.

Ne The Matrix, ne I, Robot, ne de Minority Report… Surrogates bilim kurgunun son yıllardaki favori konusu yapay zekayı bir kenara itip sibernetik ve yapay gerçekliği kullanarak bakir toprakları gözler önüne seriyor. Ama ne yazık ki film bu bakir ama verimli toprakların etrafına dikenli teller geriyor. Gerçekliğin sorgusunu yapay zeka üstünden değil de, bu kadar doğrudan yaparak varoluşsal hezeyanlar, bağımlılık, toplumsal beğeni gibi konuları ele alan bir yapıta bu kadar yakışıksız bir uyarlama ancak Jonathan Mostow gibi yüzeysel bir yönetmenden beklenebilirdi. Sanırım bilimkurgunun her daim içeriği olan insanlığın geleceğinin tehdit altında olması artık kendisi için söz konusu!


4 responses to “Bilimkurgunun Geleceği Tehdit Altında”

  1. Bilimkurgu sinemasının geleceği gerçekten de tehdit altında. Artık bilimkurgu namına izleyebileceğiniz tek şey abartılı görsel efektlerle süslenmiş, kovalamaca filmleri… Yada eski filmlerden araklanmış senaryoların makyajlanıp tekrar önümüze sürülmesi. Geçenlerde Gamer’ın tanıtımını izledim, Running Man’den pek bir farkını göremedim…

  2. Bilimkurgu sinemasının geleceği gerçekten de tehdit altında. Artık bilimkurgu namına izleyebileceğiniz tek şey abartılı görsel efektlerle süslenmiş, kovalamaca filmleri… Yada eski filmlerden araklanmış senaryoların makyajlanıp tekrar önümüze sürülmesi. Geçenlerde Gamer’ın tanıtımını izledim, Running Man’den pek bir farkını göremedim…

  3. gamer a gitmeyi eksi de gizli bir eleştiriyi görünce vazgeçtim. yönetmenlerin bu yüzeysel yaklaşımı can sıkıcı olmaya başladı. ama işte avatar geliyor ya, ne demeli? cameron, her yerde cameron, her yaşta cameron… ama bilimkurguyu tek film kurtarır mı orası meçhul!

  4. gamer a gitmeyi eksi de gizli bir eleştiriyi görünce vazgeçtim. yönetmenlerin bu yüzeysel yaklaşımı can sıkıcı olmaya başladı. ama işte avatar geliyor ya, ne demeli? cameron, her yerde cameron, her yaşta cameron… ama bilimkurguyu tek film kurtarır mı orası meçhul!

Leave a Reply