Kategoriler
izlenim

A Star Is Born: Yıldızlar Söner, Şarkılar Daima Akıllarda Kalır

A Star Is Born: Amerikan Rüyası Bir Kez Daha Canlanıyor

Hollywood’un belki de en sevdiği projelerden birisi olan A Star Is Born bir kez daha karşımıza yeni uyarlamasıyla çıkıyor. Bu sefer yönetmen koltuğunda başarılı oyuncu Bradley Cooper’ı görüyoruz. Hatta başrollerden birini de kendine ayırıyor. Bir diğer isim ise müzik piyasasının popüler simalarından Lady Gaga oluyor. Genel hatlarıyla bakıldığında gayet verimli geçebilecek bir gişe filmi gibi görünüyor. Buraya kadar her şey normal diyebiliriz.

Ancak filmin ilk izleyenlerin tepkilerinden sonra film bir anda kendini Oscar potasında buldu ve son derece iddialı bir işe dönüştü. Hatta Oscar için yarışacak filmlerin listelerine baktığımızda film favori film olarak öne çıkartıldı. Bununla kalmayıp önemli kategorilerde bahis sitelerinde şimdiden galip ilan edildi bile. Bu yüzden de A Star Is Born bu yılın en çok konuşulacak ve en çok eleştirilecek filmi olarak gözüküyor.

Lady Gaga Yeni Barbara Streisand Mı?

Peki filmin Oscar potasına kadar iten durum ne oldu? İlk planda filmin başrolündeki Lady Gaga’nın payının yüksek olduğunu söyleyebiliriz. American Horror Story’deki performansıyla Altın Küre ödülü kucaklaması fitili ateşledi diyebiliriz. Televizyona yapılan bir işte çok fazla hayranı bulunan bir popüler kültür figürünün böylesine takdir görmesi, bir anlamda altın yumurtlayan kaz etkisi yarattı. Her ne kadar çok takdir görmese de A Star Is Born halkın en sevdiği hikaye formülünü uygulaması sayesinde son derece garanti bir proje olarak beklentileri yükseltti.

Ne de olsa yıllardır tutan bir formül olan fakir kızın başarıya doğru tırmanışı hikayesi pek çok seyircinin hoşuna giden bir senaryo oldu. Daha önce yapılan A Star Is Born filmleri gişe anlamında tatmin edici sonuçlar elde ettiğinden dolayı belli aralıklarla hortlatılan bir duruma sebebiyet verdi. Hollywood’un yıllardır hissettiği bir diğer sıkıntı ise yeni Barbara Streisand’ını bulamamasıydı. Hem iyi şarkı söyleyen, hem de fiziksel görünüşüne rağmen insanların sevgilisi olacak bir oyuncu bulmak pek kolay bir iş olmasa gerek. İşte tam bu noktada Lady Gaga bu eksikliği de dolduracak biri olarak gözüküyor. Her ne kadar hayranları kendisi için çıldırsa da Lady Gaga’nın son dönemlerinde aldığı kilolarla yeni Barbara Streisand’a benzeme yüzdesi arttı. Sonuçta yüz olarak da Streisand ile Gaga’nın benzeşmesi bu projenin fitilinin atılmasına sebep oldu.

Bradley Cooper Dümenin Başında…

Hollywood’un sevdiği hikayelerin başında ilk filmini çeken oyunculuktan gelen bir yönetmenin başarılı olması hikayesi diyebiliriz. İlk filmiyle olmasa da başarılı olan oyuncu – yönetmenler arasında Mel Gibson, Kevin Costner, Warren Beatty, Clint Eastwood, Greta Gerwig gibi bir sürü ismi sayabiliriz. Bradley Cooper’ın da eli yüzü düzgün bir şekilde duygusal bir hikayeyi hakkıyla anlatabileceğini bu filmle keşfetmiş olduk. Bu yüzden de Oscar potası için sonuna kadar beklenen projelerden biri haline geldi.

Somut nedenlerden sonra aklımıza Akademi üyelerinin bu bilindik hikayeyi neden şimdi ödüllendirmek isteyebileceği sorusu geliyor. Bunun cevabını ise politik etmenlerde arayabiliriz. Trump döneminde umudunu kaybeden ABD için “ne olursa olsun Amerikan rüyasını ülkemizde yaşayabilirsiniz” demenin bir yolu olarak bu filmin baş tacı edilebileceği gayet açık görünüyor. İnsanların ülkenin politik durumu hakkında bunaldığı düşünüldüğünde bu sene nefes almak için harika şarkılarla dolu bu duygusal filme ödül vermek insanların aklına hiç de kötü bir düşünce olarak gelmiyor.

Şarkılar Yaralarımızın Merhemi…

Duygular arası geçişlerde bulunabileceğiniz A Star Is Born’u izlemek için başlı başına bir neden arıyorsanız, o neden de gayet açık: Şarkı ve müzikleri… Lady Gaga’nın dahi son albümlerinden başarılı şarkıların yer aldığı konser gibi bir film sizleri bekliyor. Bir yandan Crazy Heart filmindeki Jeff Bridges’ın farklı evrenden bir kopyası gibi gözüken Bradley Cooper yıldızlığın karanlık yüzünü temsil ederken, Lady Gaga ise Amerikan rüyasının birebir tasviri olarak karşımızda yer alıyor. Filmi izledikten sonra içinizde buruk bir tat bırakıyor belki ama izlediğinize pişman olmuyorsunuz. Çünkü yaşadıklarımızın derin travmasından çok, aklımızda şarkıların tınıları ve sözleri kalıyor. Müzik yaralarımızı iyileştirebilecek son kalan ilaç oluyor. Hele bir de sinemayla birleşince düşünmek için zaman kalmıyor.

Kategoriler
seçki

A Star Is Born: 16 Yıllık Projeyle Adları Anılan Oyuncular ve Yönetmenler

A Star Is Born filmi beklenmedik bir başarı elde ediyor. Bradley Cooper‘ın senaristleri arasında yer aldığı, yönettiği ve başrolünü üstlendiği bu yeniden çevrim gittiği her yerden (Toronto, Venedik vs) olumlu eleştiriler alıyor, eleştirmenleri ve izleyicileri etkilemeyi başarıyor. Üç gün sonra ülkemizde de vizyona girecek, yıldızı sönmek üzere olan bir müzisyenle (Cooper) yıldızı hızla parlayan bir şarkıcının (Lady Gaga) ilişkisine odaklanan bu film rüzgârını koruyabildiği takdirde Akademi ödüllerine pek çok dalda aday gösterilecektir. Oscar adaylığına doğru emin adımlarla ilerleyen bu filmin geçmişi eski aslında. Vulture sitesi projenin geçmişini kronolojik bir şekilde anlatmış.

Temmuz 2002: Will Smith, TVGuide’a A Star Is Born‘un yeniden çevriminde yer almak istediğini söylemiş. Bu sıralarda yönetmenlik için Joel Schumacher‘in adı anılıyordu. Smith ikinci başrol için Jennifer Lopez veya Alicia Keys‘i düşünüyordu. Smith, Lopez’in Latin kimliğinden ötürü bu yeniden çevrimin öncekilerden farklılaşabileceğini düşünüyordu. Projeyle ilgili diğer düşüncesi de yıldızı sönen müzisyen/aktör rolünü yıldızı parlayan müzisyen/aktöre dönüştürmekti. Tabii bu durumda yıldızı parlayan kadın müzisyen rolü de tam tersine evrilecekti. Smith bu filmin Sony’nin çatısı altında yapılabileceğini belirtmiş. O zamanlarda Smith, Sony’le anlaşması nedeniyle sürekli Sony’nin filmlerinde yer alıyordu.

Eylül 2002: Bu ay Schumacher’in filmi yöneteceği, Smith’le Lopez’in başrolleri üstlenecekleri kesinleşmiş. Stüdyo filmin çekilmesi konusunda istekli olsa da Schumacher temkinli davranıp “Çekilip çekilmeyeceğini kim bilir?” demiş.

Ekim 2002: Projeden ilk ayrılık ekimde gerçekleşmiş. Keys projede yer almaktan vazgeçmiş. Haberlere göre Keys yer alacağı ilk filmde (A Star Is Born‘da) kendisini (gene bir şarkıcıyı) oynamak istememiş, bu yüzden bu projeden ayrılmış. Keys’in ayrılışından sonra proje çekilememiş, Smith, Lopez ve Schumacher de projeyle bağlarını koparmışlar. Proje rafa kaldırılmış.

2002-2010: Warner Bros. başroller için Smith ve Beyonce‘yi istemiş. Ama ikilinin filmde oynayıp oynamayacakları bir türlü kesinleşmemiş.

Ocak 2010: Ocağa gelindiğindeyse WB nihayet yönetmeni duyurmuş: Nick Cassavetes. Yönetmen o sıralarda stüdyonun sıkça çalıştığı senaristlerden Will Fetters‘ın yazdığı taslağın üzerinde çalışmaya başlamış. Beyonce hâlâ stüdyonun başrol için istediği kişiymiş. Ama Keys’in adı sekiz yıl aradan sonra tekrar bu projeyle anılmış, Rihanna da düşünülmüş.

Şubat 2010: Beyonce kesinleşmiş. Şarkıcının filmdeki partneriyse Russell Crowe olacaktı. Fakat işler gene yolunda gitmedi ve bir yıl boyunca bu projeden yeni bir haber gelmedi.

J. Edgar Seti

Ocak 2011: Yeni yıla geçildiğinde Cassavetes projeyle bağını kopardı. WB bunun üzerine yönetmenliği bu türde daha önce film yapmamış Clint Eastwood‘a teslim etti. Beyonce halen projedeydi. Pek çok aktörün projeyle adları anılmaya başlandı. Smith (gene), Robert Downey Jr., Jon Hamm, Beyonce’nin Dreamgirls‘deki partneri Eddie Murphy… Ocak ayında bu aktörlerin adları anıldı.

Haziran 2011: Eastwood, J. Edgar biofilmini çektiğinde sıradaki filmi A Star Is Born‘un başrolünü Leonardo DiCaprio‘ya teklif etmiş. Plan, DiCaprio’yla Beyonce’nin başrolleri üstlenmeleriydi.

Temmuz 2011: Beyonce, Eastwood’la tanıştığını, o sırada çok gergin olduğunu ama bunun kariyerinin en büyük fırsatının olduğunu söylemiş.

Ağustos 2011: DiCaprio bu filmde oynamayı kabul etmeyince (aktör, Tarantino’nun Django Unchained filmini tercih etmişti) rol, Batman üçlemesini tamamlayan Christian Bale‘e teklif edilmiş. Fakat bu haberden günler sonra Beyonce hamile olduğunu açıklayınca Şubat 2012’deki çekim tarihi doğum sonrasına ertelenmiş.

Mart 2012: Eastwood, Bale’i ikna edemeyince bu kez Tom Cruise‘la görüşmelere başlamış. O sıralarda Cruise müzikal türdeki Rock of Ages‘i yapmıştı. Zaten bu yüzden bu rol için görüşülmüştü aktörle. Cruise, Eastwood’la çalışma konusunda istekliydi. Haberlere göre WB aktörle anlaşamazsa rol için Eminem ve Hugh Jackman‘la görüşmeyi düşünüyordu.

Nisan 2012: Senarist Fetters filmin aşk öyküsünden ziyade aktörün düşüşüne odaklanacağını belirtmiş. “Çünkü aşk öyküsü beş kez işlendi” demiş. Öte yandan Fetters müzik ve sinema sektörüyle ilgili de konuşmuş: “İlginç bir zamandan geçtiğimizi düşünüyorum. Endüstrim değişti ve buna alışmaya çalışıyoruz. Millet artık eskisi kadar sinemaya gitmiyor. Müzik endüstrisi de değişti. Artist olmak ve bu işten para kazanmak artık daha da zor. Özellikle bir dinozorsan. Eğer 50’lerinde bir adamsan, Justin Bieber’ın dünyasında, 50’lerindeki Kurt Cobain bile olsan ne yapabilirsin? Bu dünyada nasıl var olabilirsin?” Fetters senaryoyu Cobain’den yola çıkarak kaleme almış.

Ağustos 2012: Crowe olmadı, DiCaprio Tarantino’yu tercih etti, Bale reddetti derken bu kez rol Bradley Cooper’a teklif edildi. Fakat aktör bu rol için hazır olmadığını düşündüğü için teklifi reddetti. Bir de 2012’de epey yoğundu.

Ekim 2012: Beyonce resmi olarak projeden ayrıldı. Rolling Stone’un haberine göre Eastwood aktörleri ikna edemeyince en sonunda Johnny Depp‘in de kapısını çalmış. Fakat Depp’i de ikna edememiş. Beyonce’nin ayrılışı üzerine Eastwood, Esperanza Spalding‘le görüşmelere başlamış. Ama bu da olmamış ve proje rafa kaldırılmış.

2012 Sonrası: Eastwood bu süre zarfında Jersey Boys adlı müzik grubuna odaklanan müzikal filmi Jersey Boys‘u çektiği için A Star Is Born‘u çekmekten vazgeçmiş ve projeden resmi olarak ayrılmış.

Mart 2015: WB bir türlü çekilemeyen, başrol oyuncuları bir türlü netleşemeyen, en sonunda yönetmensiz de kalan projeyi Mart 2015’te tekrar raftan indirmiş. Bu kez yönetmenlik için Cooper’la görüşmelere başlanmış. WB’nin planı Cooper’ın yönetmenliğe bu filmle geçmesi. Stüdyo tekrar Beyonce’yi düşünmeye başlamış.

Mart 2016: Aradan bir yıl geçmiş. WB, Beyonce’yle iletişime geçmiş ama şarkıcının istediği ücreti kabul etmeyince görüşmeler olumsuz noktalanmış.

Haziran 2016: Beyonce olmayınca WB/Cooper, Lady Gaga‘yla görüşmelere başlamışlar.

Ağustost 2016: Lady Gaga teklifi kabul etmiş. Cooper’ın filmin senaristleri arasında yer alıp başrolü de üstleneceği açıklanmış.

Eylül 2018: Film tamamlandıktan sonra Venedik ve Toronto’da izleyicinin ve eleştirmenlerin karşısına çıktı. Bu iki yerden de olumlu eleştiriler aldı. Eylüldeki haberlere göre Cooper filmini Steven Spielberg‘e göstermiş, usta yönetmen bu filmden epey etkilenmiş. Öyle ki Spielberg gösterimden kısa bir süre sonra projesi Bernstein‘ın yönetmenliği ve başrolünü Cooper’a pasladı. Böylelikle Cooper’ın yönetmenlikte de önü açılmış oldu. Cooper, Bernstein‘ı 2019 sonbaharında çekmeyi planlıyor.

Kategoriler
seçki

FilmEkimi 2018 Önerileri: Olmazsa Olmaz ve Geniş İzleme Listeleri

İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından 17. kez düzenlenen, Filmekimi 2018 gelecek ay sinemaseverlere dolu dolu bir program sunacak. FilmEkimi 2018 Önerileri ile mutlaka izlenmesi ve geniş listenizde yer alması gereken filmleri toparladık.

Olmazsa Olmaz Listesi

Shoplifters

Basın Özeti: Hirokazu Kore-eda’nın yeni filmi Arakçılar / Shoplifters, yönetmenin sevilen tarzını yansıtan dokunaklı bir aile dramı. Filmin kahramanları, ufacık bir evde yaşayan ve geçinmek için süpermarketlerden yiyecek çalan bir aile. Sokakta terk edilmiş küçük bir kızı kendilerince evlat edinen aile böylece büyüyor, ancak bu iyilik cezasız kalmıyor.

Bakınız’ın Notu: Gösterildiği her yerde yılın en iyi filmlerinden biri olarak ilan edildi. Kore-eda’nın samimi sinema gramerini daha önce izlemediyseniz başlamak için de mükemmel bir film.

Le Livre D’Image

Basın Özeti: Dünya prömiyerini yaptığı Cannes’da ilk kez verilen Özel Altın Palmiye’yi kazandı. Farklı formatların, görüntü kaynaklarının, ses parçalarının kolajlandığı İmgeler Ve Sözcükler, Godard’ın sinemada artık hiçbir şeye özgün denilemeyeceğini iddia eden bir zihin egzersizi, görsel bir bombardıman, yine heyecan verici bir başyapıt.

Bakınız’ın Notu: Godard, sinema yaşamının son dönemlerinde teknolojiyi de kullanarak izleyicilerine farklı deneyimler sunmayı yeğliyor. Sinemanın farklı yorumlarını ustasından izlemek istiyorsanız, kaçırmayın.

Climax

Basın Özeti: Gaspar Noé, Cannes’da Yönetmenlerin On Beş Günü bölümünün en iyi filmi seçilen Climax’te de kuralı bozmuyor. “Rüya ve kâbuslarını” perdeye yansıtan Noé, son filminin merkezine bu kez dansçıları yerleştiriyor. Dansçılar son provalarını yaptıktan sonra beklenmedik bir gelişmeyle Noé tarzı sürpriz, hazmı zor olaylar birbirini kovalıyor.

Bakınız’ın Notu: Gaspar Noe’nin yine zorlayıcı ama ne olursa olsun izlenmesi gereken bir filmi…

A Star Is Born

Basın Özeti: Sinemanın en sevilen aşk hikâyelerinden biri, bu kez en parlak Hollywood yıldızlarından Bradley Cooper’ın yönetmenliğiyle başrolünü üstlendiği, Lady Gaga’nın ise ilk büyük Hollywood rolünde göz kamaştırdığı bir filmle beyazperdeye dönüyor. Bir Yıldız Doğuyor / A Star is Born’un sönmeye yakın yıldızı Jackson Maine, şöhretten bunalmış, teselliyi içkide arayan bir rock efsanesidir. Jackson, bir barda rast geldiği amatör şarkıcı Ally’nin sesine hayran kalır ve onu şöhretin basamaklarına çıkarır.

Bakınız’ın Notu: İlk gösterimini yaptığı Venedik’te çok iyi eleştiriler aldı. Orijinal filmin öyküsünü bilsek de Cooper’ın farklı bir dokunuşla izleyen herkesi etkilediği konuşuluyor.

The Favourite

Basın Özeti: Yorgos Lanthimos’un, prömiyerini yaptığı Venedik Film Festivali’nde Jüri Büyük Ödülü’nü kazanan son filmi, yönetmenin önceki filmlerine kıyasla çok farklı, çünkü bir dönem filmi. 18. Yüzyılda geçen filmde Fransa ile savaş sürerken iki soylu kuzen, Marlborough Düşesi Sarah ile akrabası genç Abigail, İngiltere Kraliçesi Anne’in gözdesi olmak için birbirleriyle rekabete girer. Kraliçe Anne’in sağlığı bozulurken iktidar, hırs, aşk ve hasetten güç alan saray entrikaları alıp başını gider.

Bakınız’ın Notu: Her filmiyle kendini yenileyen ve beyin kaşıyan Yorgos Lanthimos’un yeni filmi de FilmEkimi’nin kaçırılmaması gereken filmlerinden…

Dogman

Basın Özeti: Matteo Garrone’nin Cannes’da Altın Palmiye için yarışan son filmi, bu kez küçük bir kıyı kasabasında kötülüğün ve şiddetin toplumdaki izlerini arıyor. Git gide sertleşen atmosferi ve gerçekçi yaklaşımıyla Dogman, başroldeki, oyunculuk eğitimi almamış Marcello Fonte’nin etkisiyle sessiz sinema döneminin efsaneleri Buster Keaton ve Charlie Chaplin’e de gönderme yapan film, Cannes’da Palm Dog ödülünü de kazanırken, Fonte de En İyi Erkek Oyuncu ödülünün sahibi oldu.

Bakınız’ın Notu: Yılın en sert, en gerçek ve izlenmesi gereken filmlerinin başında geliyor.

https://www.youtube.com/watch?v=LI2JE_xjAaY

Kindergarten Teacher

Basın Özeti: Hem başrolü hem yapımcılığı üstlenen Maggie Gyllenhaal’ın canlandırdığı Lisa, 20 yılını öğretmenliğe adamış, bezgin ve mutsuz bir kadındır. Yuva sınıfında, dahi bir şair olarak gördüğü 5 yaşındaki bir çocuğun konuşmalarına hayranlık duyan Lisa, bir süre sonra çocuğa saplantılı bir ilgi geliştirir. Nadiv Lapid’in aynı adlı 2015 tarihli filminin ABD uyarlamasında Gyllenhaal, karakterinin psikolojik ve duygusal çıkmazlarını muhteşem bir performans ve çarpıcı bir derinlikle perdeye taşıyor.

Bakınız’ın Notu: Amerikan bağımsız sinemasının geçtiğimiz yıl ortaya koyduğu en iyi eserlerden biri…

Loro

Basın Özeti: Paolo Sorrentino, yine ülkesinin entrika dolu dünyasına dönüyor ve kamerasını bu kez eski başbakan Silvio Berlusconi’ye çeviriyor. Sorrentino bir yandan skandalların adamı Berlusconi’yle sınır tanımadan dalga geçiyor, bir yandan da İtalyan siyasetine ilginç bir açıdan göz atıyor. Kurt siyasetçiyi, Sorrentino’nun birçok filminde birlikte çalıştığı Toni Servillo canlandırıyor.

Bakınız’ın Notu: İki üç filmini izleyen herkes anlamıştır; Sorrentino ne çektiyse izlenir.

Burning

Basın Özeti: Kült yazar Haruki Murakami’nin öyküsünden sinemaya uyarlanan Şüphe dünya prömiyerini yaptığı Cannes’da tüm eleştirmenlerin beğenisini kazandı ve FIPRESCI ödülünü aldı.
Şüphe vasıfsız bir genç, âşık olduğu güzel kız ile zengin ve küstah bir adam arasındaki aşk üçgeni ekseninde bir öfke ve saplantı hikâyesi anlatıyor. Gitgide artan gerilimiyle usta işi bir Murakami uyarlaması olan Şüphe, Vaha, Güneşli Kent ve Şiir filmleriyle tanıdığımız Lee Chang-dong’un sekiz yıl aradan sonra çektiği ilk film.

Bakınız’ın Notu: Yılın en ilgi çeken ve tartışılan filmlerinden biri, kaçırmamak lazım.

Geniş Listenizde Yer Alabilecek Filmler

Everybody Knows

Basın Özeti: Asghar Farhadi’nin en yeni filmi Herkes Biliyor Cannes Film Festivali’nin açılışında gösterildi. Ustalığını konuşturduğu ahlaki seçimler ve aile dramı alanına bu kez psikolojik gerilim ve gizemi de katan Farhadi’nin bu sekizinci uzun metrajlı filminde, Buenos Aires’te yaşayan bir kadının çocuklarıyla birlikte İspanya’ya gidişi ve eski tanıdıklarının da karıştığı olayların ortasında kalışı anlatılıyor.

Bakınız’ın Notu: Ustanın izlenmesi gereken ancak en iyi filmlerinden biri olmayan bir eseri…

Capharnaüm

Basın Özeti: Lübnanlı yönetmen Nadine Labaki’nin son derece dokunaklı son filmi Capharnaüm, 12 yaşındaki Zain’in kısacık hayat hikâyesini anlatıyor. Ailesinden sevgi dışında hiçbir şey alamadığını, ihmal edildiğini söyleyen, nüfusa kayıtlı bile olmayan Zain, Beyrut’un en fakir mahallelerinde bazen tek başına, bazen mülteci bir kadının sıcak kucağında hayat mücadelesi veriyor ve sonunda anne-babasını mahkemeye veriyor.

Bakınız’ın Notu: Caramel ile bize çok yakın ama uzak bir coğrafyanın kapılarını açan Labaki, Beyrut sokaklarını Filmekimi perdesine taşıyacak.

Cold War

Basın Özeti: Pawel Pawlikowski, yine İkinci Dünya Savaşı’nın küllerine dönüyor. Cannes’da dünya prömiyerini yaparak Pawlikowski’ye En İyi Yönetmen ödülünü kazandıran Soğuk Savaş 1950’lerde, Soğuk Savaş sırasında, Polonya’dan Berlin’e, Yugoslavya’dan bohem Paris’in gece kulüplerine uzanan, iki müzisyen arasındaki tutkulu aşkı anlatıyor.

Bakınız’ın Notu: İyi müzik filmi bulmak günümüzde çok zor… Bu yüzden şans verilmesi gereken bir film…

Lazzaro Felice

Basın Özeti: Alice Rohrwacher’in son filmi Mutlu Lazarro günümüz dünyasını mistik öğelerle ele alan bir dostluk hikâyesi anlatıyor. İtalyan sinemasının yükselen yeteneklerinden Alice Rohrwacher’in insanın ruhuna işleyen filmi, hem tarzı hem konusuyla efsane Pasolini’nin yapıtlarını anımsatıyor.

Bakınız’ın Notu: Uluslararası festivallerdeki gösterimlerinde önemli övgüler alan film geniş listenizde mutlaka yer alması gereken filmler arasında…

https://www.youtube.com/watch?v=8NQUOYO1tow

Girl

Basın Özeti: Cannes’da Belirli Bir Bakış bölümünde dünya prömiyerini yapan, Lukas Dhont’un yönettiği Kız, 15 yaşındaki ergen bir trans bireyin balerin olma mücadelesini anlatıyor. Kız, Cannes’da FIPRESCI Ödülü, En İyi İlk Film’e verilen Altın Kamera, Kuir Palmiye ödüllerini kazandı, başroldeki genç oyuncu Victor Polster’e de Belirli Bir Bakış Bölümü–En İyi Erkek Oyuncu ödülünü getirdi.

Bakınız’ın Notu: Fragmanlarından ve uluslararası eleştirilerinden gördüğümüz/okuduğumuz kadarıyla FilmEkimi’nin en ilginç deneyimlerinden biri olacak.

The House That Jack Built

Basın Özeti: Jack’in Yaptığı Ev parlak oyuncu kadrosuyla göz kamaştırırken dehşet verici hikâyesi ve görselliğiyle izleyicileri ve eleştirmenleri ikiye böldü. Her filminde izleyiciyi zorlayan Von Trier, Cannes’da dünya prömiyerini yapan son filminde çıtayı iyice yükseltti. Film, 1970’lerde başlayıp, bir seri katilin 12 yıl boyunca işlediği korkunç cinayetleri katilin gözünden takip ediyor.

Bakınız’ın Notu: Lars von Trier ne yapsa izlenir tabi ama biraz formunun düştüğünü de göz önüne almamız lazım.

Israrla Tavsiye Ettiğimiz Diğer Filmler

Ash is Purest White

Basın Özeti: Jia Zhang-ke’nin Cannes’da yarışan ve Sinefil Derneği Ödülleri Jüri Özel Ödülü ile En İyi Kadın Oyuncu (başroldeki Tao Zhao) ödüllerini kazanan son filmi Kül En Saf Beyazdır, Çin’in kapitalist dönüşümünü gangster dünyasında geçen bir aşk trajedisi yoluyla anlatıyor. Daha önce Filmekimi’nde Günahın Dokunuşu ve Dağlar Uzaklaştığında filmlerini izlediğimiz yönetmen Zhang-ke, filmini şöyle tarif ediyor: “Toplumun kıyısında yaşayan bir çiftin hikâyesi—kayıp gençliğim ve gelecek hayallerim… Yaşamak, sevmek ve hür olmak…”

https://www.youtube.com/watch?v=bt5BGibtb3I

Museo

Basın Özeti: Alonso Ruizpalacios’un birçok festivalde ödüllendirilen Güeros’tan sonra çektiği ilk film olan Müze, Meksika’nın bu en kötü şöhretli soygununu içeriden bir bakış açısıyla anlatıyor. 25 Aralık 1985’te Meksika’nın en saygın, en bilinir, neredeyse kutsal mekânlarından Meksika Antropoloji Müzesi’nin soyulma hikâyesini anlatan Müze’nin senaryosunun yazım sürecinde soyguna bir şekilde bulaşanlarla da görüşmeler gerçekleştirildi.

Don’t Worry, He Won’t Get Far On Foot

Basın Özeti: Gus Van Sant’ın son filmi Merak Etme, Fazla Uzaklaşamaz, bir azim, yaşam sevinci ve sıra dışı başarı öyküsü anlatıyor. Başrolündeki Joaquin Phoenix’in benzersiz performansıyla bolca övülen ve şimdiden 2019 Oscar’ları için adı anılan film, yönetmen Van Sant’ın dostu da olan karikatürist John Callahan’ın gerçek hayat hikâyesinden esinleniyor. Trafik kazası sonucu belden aşağısı felçli kalan 21 yaşındaki Callahan, gönülsüzce razı olduğu zorlu rehabilitasyon sürecinde çizim yeteneğini keşfediyor; dünyaca ünlü bir karikatürist olma yolunda bir yandan da alkol bağımlılığını yenmeye çalışıyor.

The Man Who Killed Don Quixote

Basın Özeti: Efsane yönetmen Terry Gilliam’ın kendisi de efsaneye dönüşen son filmi, bir tutku projesi; hiç dinmeyen temposu, yaratıcı olay örgüsü, dev oyuncu kadrosu, gözalıcı mekânları ve sıradışı mizah anlayışıyla tam bir Terry Gilliam başyapıtı. Cervantes’in başyapıtından esinlenen filmde Adam Driver kendini beğenmiş bir reklam yönetmenini, Jonathan Pryce ise kendini Don Quixote sanan bir adamı canlandırıyor. Filmin 1990’larda başlayan yapım süreci hastalıklar, davalar, finansman sıkıntıları, hatta sel baskını gibi çeşitli talihsizlikler yüzünden 2018’e kadar aksadı. “Yapılamama” hikâyesi 2002’de Lost in La Mancha adlı belgesele konu olan Don Kişot’u Öldüren Adam dünya prömiyerini Cannes Film Festivali’nin kapanışında yaptı.

3 Faces

Basın Özeti: Jafar Panahi’nin Cannes’da dünya prömiyerini yapan son filmi sosyal medyanın İran’daki popülerliğinden yola çıkıyor. Sanatçı, kendini ve ailesini bir sosyal medya olayının tam merkezine yerleştiriyor ve hem sanat dünyasını hem İran toplumunun huzursuzluğunu keskin gözlemciliğiyle mercek altına yatırıyor. Panahi, İran-Türkiye sınırında, ailesinin memleketi olan Azerice konuşulan köylerde çektiği Üç Hayat’ta film çekmesi yasaklandığı için intihar eden bir kızın mesajını Instagram üzerinden alan ünlü yönetmen olarak kendini oynuyor.

Suspiria

Basın Özeti: Luca Guadagnino bu kez korku sinemasına el attı ve giallo türünün en bilindik filmlerinden, Dario Argento’nun 1976 başyapıtı Suspiria’yı yeniden çekti. Venedik Film Festivali’nde dünya prömiyerini yapan filmin konusu, orijinaliyle neredeyse aynı: 1977 yılında, Berlin’de, dünyaca ünlü bir dans trupuna karanlık güçler musallat olmuştur; dansçılardan bazıları bu güce yenilir, bazılarıysa mücadeleyi seçer. Duyurulduğu ilk andan beri merakla beklenen Suspiria, Tilda Swinton ve Dakota Johnson’lı parlak oyuncu kadrosu, özünü aldığı kült film, sürekli artan huzursuzluk hissi ve benzersiz görselliğiyle uzun süre zihninizi kurcalayacak.

Kategoriler
haber

A Star Is Born’dan Bölümler

Venedik’te ilk gösterimi yapılan ve çok beğenilen Bradley Cooper’ın yönettiği ve Lady Gaga ile başrolü paylaştığı A Star is Born’un vizyon tarihi yaklaştıkça, filmden paylaşılan görüntüler de artıyor. Andrew Dice Clay, Dave Chappelle ve Sam Elliott’ın da yardımcı rollerde çok iyi performanslar ortaya koyduğu söylenen film, 5 Ekim’de ABD’de, 19 Ekim’de de Türkiye’de gösterime girecek.

Kategoriler
seçki

2018’in Ortak Teması: Müzik Filmleri!

Her yıl bazı temalar popüler oluyor ve bir akım haline gelip benzer konularla pek çok film hazırlanıyor. Bu yılın ortak teması da Müzik Filmleri gibi görünüyor. Bu yıla denk gelen, bu ay Toronto ve/veya Venedik festivallerinde görücüye çıkan filmleri, aldıkları eleştirileri ve aralarındaki benzerlik ve farkları derleyeyim istedim.

Vox Lux: 2014’te oyunculuğa ara verip ilk filmi The Childhood of a Leader‘ı çekip bu filmiyle olumlu eleştiriler alan Brady Corbet ikinci filmi Vox Lux‘ı neredeyse çekemeyecekti. İki yıl boyunca Rooney Mara‘nın başrolünde finansman arayan Corbet bulamayınca filmin yapımcıları Mara’yla yolları ayırıp Natalie Portman‘ın kapısını çalmışlar, aktris tatile gitmek üzereyken bu projeyi kabul etmiş. Corbet bu yaz çok kısıtlı bir zaman zarfında Vox Lux‘ı Portman ve Jude Law‘ın başrollerinde çekti. Film müzikal türünde ama La La Land veya The Greatest Showman gibi “büyük” müzikal sahnelere sahip değilmiş. Küçük bir bütçeyle çekilen bu film Celeste (Portman) adlı yıldız şarkıcının yaşamının 15 yılına, bu 15 yıldaki psikolojisine-travmalarına odaklanıyor. Celeste’in çocukluğunda başlayan film günümüzde noktalanıyor. Portman kariyerinde ilk kez yıldız bir şarkıcıyı oynadı, eleştirilere göre aktris gene güçlü bir performans vermiş. Filmi başarılı bulan da var, kötü bulan da. Henüz dağıtımcısı olmadığı için vizyon tarihi belli değil.

Her Smell: Bu yıl Elisabeth Moss‘ı da şarkıcı rolünde izleyeceğiz. Vox Lux‘ın şarkıcısı Celeste, Lady Gaga‘ya benzer bir şarkıcı iken Moss’ın canlandırdığı Becky punk rock türünde şarkılara imza atıyor. Filmi Moss’la daha önce iki kez çalışan Alex Ross Perry (Listen Up Philip, Queen of Earth) yazıp yönetti. Aktrise Dan Stevens, Cara Delevingne, Amber Heard ve Ashley Benson eşlik ettiler. Her Smell, Becky’nin bozuk psikolojisine, kendi kendisine zarar verip durmasına odaklanıyor. Filmin Vox Lux‘ın aksine müzikal olmadığını belirteyim. Bugün yayınlanan ilk klip Moss’ın gene iyi bir performans verdiğini, Oscar kampanyası yapılırsa adaylık için şansının olacağını düşündürttü bana. Ama önce eleştirileri beklemek gerek.

A Star Is Born: Bol Grammy’li yıldız şarkıcı Lady Gaga kimsenin tanımadığı bir kişiyken ünlü bir şarkıcı sayesinde şöhrete kavuşan bir kadını oynadı Bradley Cooper‘ın A Star Is Born yeniden çevriminde. Bilindiği üzere bu film orijinal filmin üçüncü yeniden çevrimi. Yıldızı sönmeye yüz tutan bir adamla yıldızı her geçen gün daha da parlayan bir kadının inişli çıkışlı ilişkisini konu alan A Star Is Born gösterildiği her yerden olumlu eleştiriler aldı. Film rüzgârını ocağa dek koruyabilirse Akademi’den bolca adaylık gelebilir. Yılın La La Land‘ine dönüşür mü bilinmez, ama şimdilik olumlu yorumlar alıyor. Filmi gelecek ay izleyebileceğiz.

Teen Spirit: Ünlü yönetmen Anthony Minghella‘nın aktör oğlu Max Minghella bu yıl kariyerinde ilk kez yönetmenlik koltuğuna oturup Elle Fanning ve Rebecca Hall‘lı filmi Teen Spirit‘i çekti. Bu film de bir nevi bir yıldızın doğuşunu konu alıyor. Mutsuz bir yaşamı olan, utangaç Violet ailesini geride bırakıp evinden kaçar. Ünlü bir şarkıcı olmanın hayallerini kuran Violet usta birisinin yardımları sayesinde uluslararası şarkı yarışmasına dahil olur, olaylar gelişir. Film Violet’ın kabuğunu kırmasını, büyümesini, yarışmada yeteneğini ve tutkusunu sınamasını konu alıyor. Bu arada yukarıdaki aktrisler gibi Fanning de şarkıları kendisi söyledi. Zaten daha önce Woodkid‘in bir konserine katılmış, Never Let You Down şarkısını söylemişti. Bakalım Minghella ilk filmiyle nasıl eleştiriler alacak.

Bohemian Rhapsody: Sorunlu bir prodüksiyon süreci geçirdi Bohemian Rhapsody. Daha önce başrol doğru bir kararla Sacha Baron Cohen‘a teslim edilmişti ama Queen grubundan halen hayatta olanlar, Cohen’a “Freddie’yi filmin ortasında öldürelim, sonrasında Queen’e odaklanalım,” teklifini iletince Cohen “Öyle saçmalık olmaz!” deyip projeden çekilmişti. Sonrasında başrol Rami Malek‘e teslim edilmişti. Lakin yönetmen Bryan Singer aktörle geçinememiş, en sonunda sette çıkan tartışmada Malek’e bir şeyler fırlatmış, onunla yumruklaşma aşamasına kadar gelmişti. Bunun üzerine Fox, Singer’ı kovup kalan bir buçuk haftalık çekimler için Dexter Fletcher‘ı görevlendirmişti. Görüleceği üzere epey sorunlu bir süreç geçirdi Bohemian Rhapsody. ABD’de 2 kasımda, bizde 28 aralıkta vizyona girecek filmde Malek’e Aidan Gillen, Mike Myers, Joseph Mazzello, Ben Hardy, Tom Hollander eşlik ettiler.

Juliet, Naked: Listedeki filmler henüz gösterime çıkarılmadı ama bu filmlerden Juliet, Naked geçen ay gösterime girdi, küçük/bağımsız bir film olan bu film gündemde fazla yer edemese de DVD’si çıktığında oyuncu kadrosu için bir şans tanınabilir, zira eğlenceli bir film gibi görünüyor. Jesse Peretz‘in yönettiği filmde usta aktör Ethan Hawke bir şarkıcıyı oynadı. Film uzatmalı sevgilisinden ve hayatından iyice sıkılan Annie’nin (Rose Byrne) hayranı olduğu şarkıcı Tucker Crowe’la tanışmasını, onunla romantik günler geçirmesini, Annie’nin sevgilisi Duncan’ın (Chris O’Dowd) kıskanmaya başlamasını konu alıyor. Portman ve listedeki diğer oyuncular gibi Hawke da ilk kez bir şarkıcıyı oynadı. Aktörün bu yıl vizyona giren filmi Blaze‘in de bir şarkıcıya (Blaze Foley) odaklandığını belirteyim.

Wild Rose: Açıkçası şarkıcılıkla ilgili bu kadar filmin 2018’in sonuna denk gelmesi beni şaşırttı. Listeyi Wild Rose filmiyle bitireceğiz. Şu sıralar Eddie Redmayne-Felicity Jones‘un başrollerinde dönem filmi The Aeronauts‘ı çeken Tom Harper bu yıl karşımıza Wild Rose‘la çıkacak. Yetenekli aktris Jessie Buckley‘nin başrolünü üstlendiği bu film, Teen Spirit‘e yakın bir öyküye sahip: Glasgow’lu bir müzisyen olan Rose-Lynn’in en büyük hayali Nashville’in yıldızı olmaktır, bunun için elinden geleni yapacaktır. Kadrosunda usta aktris Julie Walters‘ın da yer aldığı filmin müzikleri ve şarkıları country müzik türünde. Bu müzik türünü sevenler için keyifli bir film olabilir. Film İngiltere’de 8 şubatta vizyona girecek.

HAZIRLIK AŞAMASINDAKİ PROJELER: Yukarıdaki filmlerin ilk gösterimleri bu yıl çeşitli festivallerde gerçekleştirildi, gerçekleştirilecek. Bazıları 2019’da vizyona girecek, girebilir. Şarkıcıları konu alan film furyası pek çok projeyle devam edecek gibi görünüyor. Jessica Chastain/Josh Brolin‘in George and Tammy adlı bir projeleri var, çekilir mi bilinmez. Öte yandan Riz Ahmed/Olivia Cooke‘li Sound of Metal‘in çekimleri devam ediyor. Michelle Williams ilerleyen yıllarda Janis Joplin‘i oynayabilir. Naomi Rapace‘nin Maria Callas‘ı canlandıracağı açıklanmıştı birkaç yıl önce. Martin Scorsese, The Ramones grubuyla ilgili bir film yapmak istediğini duyurmuştu. Todd Haynes ise şarkıcı Peggy Lee ile ilgili bir proje hazırlıyor. Paul Greengrass ünlü şarkıcı Jimi Hendrix‘in biofilmini çekmek niyetinde. Görüleceği üzere şarkıcıları konu alan pek çok film hazırlanıyor.

Kategoriler
bakınıztv

Haftanın Fragmanları: Sharp Objects, Suspiria, Widows, Bumblebee, Mortal Engines, Operation Finale, Old Man and the Gun vd

Stüdyolar yılın son dört ayında vizyona çıkaracakları filmlerinin ilk fragmanlarını arka arkaya yayınlıyorlar bu hafta. HBO’nun Sharp Objects dizisinin yeni fragmanı dahil bu hafta yayınlanan tüm fragmanları derledik.

First Man: La La Land filmiyle ödülleri silip süpüren genç yönetmen Damien Chazelle yeni filminde daha büyük bir bütçe ve daha fazla yıldız oyuncuyla çalışma şansını yakaladı. Neil Armstrong’un Ay’a ayak basışını ve öncesini konu alan biyografik film First Man’i Spotlight’ın senaristi Josh Singer kaleme aldı. Ryan Gosling’in başrolünü ve yapımcılığını üstlendiği filmde Claire Foy, Jason Clarke, Corey Stoll, Kyle Chandler, Ciaran Hinds, Brian James, Shea Whigham, Christopher Abbott gibi iyi oyuncular rol aldılar. Film ekimde vizyona girecek.

Bad Times at the El Royale: Martian filminin senaristi Drew Goddard altı yıl aradan sonra yönetmenlik koltuğuna oturup Bad Times…‘ı kotardı. 60’larda geçen noir-gerilim filmi olan bu film El Royale adlı otelde yolları kesişen yedi yabancı kişiye odaklanıyor. Goddard bu filmi için sağlam bir kadro oluşturmuş: Chris Hemsworth, Jon Hamm, Dakota Johnson, Jeff Bridges, Nick Offerman. Film ekimde vizyona girecek.

https://www.youtube.com/watch?v=SbrOMrjhyvI

Serenity: Matthew McConaughey bu yıl karşımıza bir değil, iki değil, üç farklı filmle çıkacak. Uyuşturucu ticaretini konu alan White Boy Rick‘in fragmanı birkaç gün önce yayınlandı. Bugün de Serenity‘nin fragmanı yayınlandı. Ünlü senarist Steven Knight’ın yazıp yönettiği bu film küçük bir adada geçen gerilim filmi. McConaughey’le Anne Hathaway’i ikinci kez buluşturan Serenity balıkçılıkla uğraşan bir kaptanı (McConaughey) merkeze koyuyor. John adındaki adam küçük adada yaşamına devam ederken gizemli bir kadın (Hathaway) çıkagelir, John’dan kötü kocasını (Jason Clarke) öldürmesini ister, olaylar gelişir. Film ekimde vizyona girecek.

The Girl in the Spider’s Web: Sony bir dönem epey konuşulan Ejderha Dövmeli Kız romanını David Fincher’a Rooney Mara ve Daniel Craig’in başrollerinde uyarlatmış ama elde edilen hasılat (232M$) Sony’i memnun etmeyince film devam ettirmemişti. Mara rolü tekrarlamayı çok istese de Sony düşük hasılat nedeniyle yola yeni yüzlerle ve yeni senaristler, yönetmenle (Fede Alvarez) devam etmeyi uygun görmüştü. David Lagercrantz’ın kaleme aldığı aynı adlı 4. romandan uyarlanan filmde ejderha dövmeli hacker Lisbeth’i bu kez Claire Foy, gazeteci Blomkvist’i Sverrir Gudnason oynarken Sylvia Hoeks, Lisbeth’in kötü kız kardeşini, Claes Bang filmin esas kötüsünü oynadılar. Stephen Merchant, Lakeith Stanfield, Cameron Britton ve Vicky Krieps de filmde rol aldılar. Bakalım Sony bu kez iyi bir hasılat elde edecek mi.

A Star Is Born: Birkaç on yılda bir yeniden çevrilen A Star Is Born (1937) filmini bu kez Bradley Cooper yeniden çevirdi. Cooper’ın geniş senarist grubunda yer alıp başrolünü Lady Gaga’yla paylaştığı bu film romantik-müzikal türünde olup klasik bir konuyu işliyor: Ünlü bir müzisyen bir barda denk geldiği, ünlü olmayan ama yetenekli olan bir kadını keşfeder, onu ünlendirir. Kadının yıldızı günden güne parlarken adamınki yaşlılık ve alkol nedeniyle sönmeye yüz tutar, bu durum çiftin ilişkilerini de etkiler. The Artist ve daha pek çok projede de işlenmişti bu konu. Fakat Cooper bu ilk filmiyle Spielberg’in takdirini kazanmayı başardı. Film ekimde vizyona girecek. Bu arada bu projenin yıllardır hazırlık aşamasında olduğunu, başrolün Leonardo DiCaprio, Russell Crowe, Tom Cruise, Christian Bale gibi pek çok aktöre teklif edildiğini, Beyonce’nin hamilelik nedeniyle projeden çekildiğini belirteyim.

https://www.youtube.com/watch?v=asX53aeBPJE

Sharp Objects: HBO ve Jean-Marc Vallee’nin işbirliği Big Little Lies‘ın ilk sezonundan sonra Sharp Objects uyarlamasıyla devam edecek. Gillian Flynn’in aynı adlı romanından uyarlanan bu mini dizi 8 temmuzda başlayacak. Amy Adams’ın başrolünü üstlendiği dizi BLL dizisi gibi cinayete, bu kez cinayet serisine, bir gazetecinin memleketine dönüp bu cinayetlerle ilgili bir yazı yazmaya çalışırken geçmişiyle de yüzleşmesine odaklanacak.

https://www.youtube.com/watch?v=1LRYX4fulUE

London Fields: 2015’te çekimleri tamamlanan bu film yönetmen Matthew Cullen’ın kendisinin bilgisi ve onayı olmadan filmin kurgusuna karışılması nedeniyle yapımcıları, yapımcıların da bazı sahnelerde rol almak istemeyen Amber Heard’ü dava etmeleri nedeniyle bir türlü vizyona girememişti. Çekimlerin tamamlanmasından üç yıl sonra film gösterime hazır durumda. Lionsgate filmi bu yaz vizyona çıkaracak. Roman uyarlaması olan London Fields herkesin öldürmek istediği Nicola Six adlı kadına odaklanıyor. Heard’e Billy Bob Thornton, Theo James, Jim Sturgess, Cara Delevigne, Jaimie Alexander, Jason Isaacs eşlik ettiler. Heard’ün çekimler sırasında sevgilisi olan, sonradan evlenip boşandığı Johnny Depp konuk oyuncu olarak filme dahil olmuştu.

Operation Finale: A Better Life filminin yönetmeni Chris Weitz’in yönettiği, Oscar Isaac, Ben Kingsley ve Melanie Laurent’li Operation Finale gerçek bir öyküyü konu alıyor. 2. Dünya Savaşı’nda Nazizm yenilince pek çok insanın katili olan Adolf Eichmann sırra kadem basar. Aradan geçen on beş yıldan sonra Peter Melkin ekibiyle birlikte Eichmann’ı bulmaya ve adaleti sağlamaya çalışır. Film, Eichmann’ın katliamlarına ve ajanların onu bulma çabalarına odaklanacak. Filmin kadrosunda Nick Kroll, Joe Alwyn, Haley Lu Richardson gibi tanıdık simalar da yer alıyor. Filmin ABD vizyon tarihi 14 eylül.

Mortal Engines: 1992 yılından beri Peter Jackson’la çalışan Christian Rivers kısa filmlerinden sonra geçen yıl kariyerinde ilk kez uzun metrajlı bir film için yönetmenlik koltuğuna oturdu. Jackson’ın LOTR serisinin senaristleriyle birlikte kaleme aldığı ve yapımcılığını üstlendiği Mortal Engines aynı adlı roman serisinden uyarlandı. Film kıyamet sonrası dünyada kentlerin tekerlekler ve motorlar sayesinde yürümesini, bu kentlerin birbirleriyle savaşmalarını işlerken genç bir kadının intikamına odaklanıyor. Jackson’la sıkça çalışan Hugo Weaving’in gene kötü rolde karşımıza çıkacağı bu filmde Hera Hilmar ve Stephen Lang de rol aldı. Filmi 14 aralıkta izleyebileceğiz.

The Old Man and the Gun: David Lowery-Casey Affleck işbirliği bu yıl The Old Man and the Gun filmiyle devam edecek. Fakat bu kez başrol Lowery’le Pete’s Dragon filminde çalışan Robert Redford’un. Bu film de gerçeklerden uyarlanmış, yaşlı bir adamın, Forest Tucker’ın arka arkaya pek çok bankayı gülümsemesinden ödün vermeden soymasını, polis John Hunt’ın onu yakalamaya çalışmasını konu alıyor. ABD’de ekimde vizyona girecek filmde Affleck ve Redford’a Tom Waits, Sissy Spacek, Danny Glover, John David Washington ve Elisabeth Moss eşlik ettiler. Filmin Redford’un rol aldığı son film olduğunu da belirtelim.

Suspiria: Dario Argento’nun klasik korku filmi Suspiria da yeniden çevrildi. Luca Guadagnino’nun yönettiği yeniden çevrimde Dakota Johnson, Tilda Swinton, Chloe Moretz, Mia Goth rol aldılar. Orijinal filmin başrolünü üstlenen Sylvie Testud bu filmde de karşımıza çıkacak. Diyaloglara yer vermeyen ilk fragman heyecanlandırdı. Bakalım Guadagnino “Benim için oksijenden farksız” dediği orijinal filmin üstüne neler ekleyecek. Film, ABD’de 2 kasımda vizyona girecek.

Widows: Sonbaharın tek yeniden çevrimi Suspiria değil. Widows da merakla beklenen yeniden çevrimlerden. Steve McQueen’in beş yıllık film arasını noktalayacak Widows aynı adlı diziden uyarlandı. Gillian Flynn’in kaleme aldığı filmde Viola Davis, Liam Neeson, Colin Farrell, Michelle Rodriguez, Daniel Kaluuya, Elizabeth Debicki, Robert Duvall, Jackie Weaver, Jon Bernthal, Carrie Coon gibi ünlü oyuncular rol aldılar. Kocalarının bir soygundan sonra polisle girdikleri çatışmada ölmeleri üzerine kadınların yarım kalan soygunu tamamlama çabalarını konu alan film ülkemizde 16 kasımda vizyona girecek.

https://www.youtube.com/watch?v=r56OkUHO73U

Friday’s Child: Peter Jackson’la çalışan Christopher Reeve yönetmenliğe geçer de yıllardır Terrence Malick’le çalışan kurgucu A.J. Edwards durur mu? Edwards geçen yıl çektiği Friday’s Child‘la yönetmenliği ilk kez deneyimledi. Tye Sheridan, Imogen Poots, Jeffrey Wright ve Caleb Landry Jones’un başrollerini üstlendiği film 18 yaşındaki bir gencin suç işlemesine ve âşık olmasına odaklanıyor. İlk fragmandan anlaşılacağı üzere Edwards ilk filminde Malick’in izinden gidiyor.

Bumblebee: Michael Bay’in başlattığı Transformers serisi Bumblebee adlı spin-off filmle devam ediyor. Christina Hodson’ın kaleme aldığı, Travis Knight’ın yönettiği bu film serinin diğer filmlerinden farklı olarak geçmişte, 1987’de geçip genç bir kızla Bumblebee’nin arkadaşlığını konu alıyor. Filmin başlıca rolleri Hailee Steinfeld, John Ortiz, John Cena, Kenneth Choi’nin. Film ülkemizde 21 aralıkta vizyona girecek.

Kategoriler
seçki

Yönettikleri İlk Filmleriyle Bu Yıl Karşımıza Çıkacak Oyuncular

Christoph Waltz: Quentin Tarantino’nun filmlerindeki performansıyla iki Oscar kazanan yetenekli aktör Christoph Waltz geçen yıl ilk kez yönetmenlik koltuğuna oturdu ve Georgetown adlı filmini çekti. Halen post prodüksiyonu devam eden filmi Proof‘un senaristi David Auburn kaleme aldı. Waltz başrolü de üstlenirken ona Vanessa Redgrave ve Annette Bening eşlik ettiler. Waltz ilk filminde gerçek bir olayı anlatmayı tercih etmiş. Georgetown‘ın merkezinde bir çift -Elsa Breht’le (Redgrave) eşi Ulrich Mott (Waltz)- yer alacak, film 13 Ağustos 2011’de Elsa’nın ölü bulunmasından sonra eşi Mott’un hemen bir numaralı şüpheli haline gelmesini anlatacak. Auburn senaryoyu Washington’da yaşayan Albrecht Muth’ın hayatından uyarladı. Muth kendisinden çok yaşlı olan, 21 yıllık eşi Viola Drath’ı öldürmüş, 50 yıllık hapis cezasıyla mahkum edilmişti 2011’de. Kötü rollerin aranan oyuncusu, sıkça bu rollerde izlediğimiz Waltz’ı ilk filminde de kötü rolde izlemiş olacağız. Bakalım Waltz ilk filmiyle nasıl eleştiriler alacak.

Jonah Hill: Tek başına çektiği ilk filmi Lady Bird‘le yıla damgasını vuran Greta Gerwig gibi Jonah Hill de ilk filminde büyüme (coming-of-age) türünü işledi. Scott Rudin’in yapımcılığını üstlendiği Mid ’90s adından da anlaşılacağı üzere 90’larda geçiyor, bekâr bir anne (Katherine Waterston) ve iki oğuldan (Lucas Hedges ve Sunny Suljic) oluşan bir aileyi merkeze koyuyor, bu ailenin en küçük bireyi olan Stevie’nin (Suljic) mahallenin kaykay takımına dahil olmaya çalışmasını anlatıyor. Kendi filminde rol almayan Hill senaryoyu tek başına kaleme almış. Son yılların ünlü yapım şirketi A24’un haklarını satın aldığı bu filme Oscar kampanyası yapılması bekleniyor. Hill büyüme türündeki bağımsız filmiyle Gerwig’in başarısını tekrarlamaya çalışacak. Bakalım onun kadar başarılı olabilecek mi.

Bradley Cooper: Amerikalı aktör Bradley Cooper orijinal bir filmle yönetmenliğe geçmek yerine yıllardır hazırlık aşamasında olan, Clint Eastwood‘un bir ara çekmeyi düşündüğü ama sonra vazgeçtiği A Star Is Born yeniden çevrimini devraldı. Cooper bu filmin senaristleri arasında da yer alıp başrolü Lady Gaga’yla paylaştı. 1937’de vizyona giren ilk film daha sonra 1954 ve 1976’da tekrar sinemaya taşınmıştı. Hikâye klasik: Yaşlılık ve alkolizm nedeniyle yıldızı sönmeye yüz tutan bir aktör genç bir kadını keşfeder. Ally adlı bu kadın, şarkıcılıkta ve oyunculukta yükselişe geçerken onu keşfeden Jackson’ın yıldızı söner. Müzikal-dram türündeki film bu yılın La La Land’i olmaya çalışacak. Fakat Cooper, Steven Spielberg‘in övgülerini çoktan aldı. Hatta Spielberg, Bernstein filminin senaristliğini, yönetmenliğini ve başrolünü Cooper’a teslim etti bu filmden sonra. Yani Cooper’ın yönetmenlikte de önü açık gibi görünüyor.

Max Minghella: The Social Network, Agora, The Ides of March filmlerinden ve The Handmaid’s Tale dizisinden hatırlanabilecek aktör/senarist Max Minghella da şu sıralar ilk filminin post prodüksiyonuyla meşgul durumda. Waltz kötü bir adamın eşini öldürmesini, Hill bir çocuğun büyümesini anlatırken Minghella ilk filmi Teen Spirit‘te genç bir kızın şarkıcı olma hayallerini anlatacak (A Star Is Born‘a yakın bir proje). Violet adlı genç kız şarkıcılık hayalleriyle evini terk edip uluslararası şarkı yarışmasına katılmanın bir yolunu bulacak, olaylar gelişecek. Filmin başrolünü Elle Fanning üstlendi. Aktris henüz şarkıcılığa yönelmese de Woodkid’le beraber bir konserde şarkı söylemişti. Minghella’nın filmine Oscar kampanyasının yapılıp yapılmayacağı belli değil. Henüz bu filmin de vizyon tarihi belli değil.

Tom Cullen: Downton Abbey, Knightfall ve Gunpowder dizilerinde rol alan Kanadalı aktör Tom Cullen de yakın zamanda ilk filminin çekimlerini tamamladı. Pink Wall adını verdiği filminde bir çiftin altı yılını anlattı aktör/yönetmen. Jenna-Leon çiftinin altı yılına, bu altı yıldan altı önemli ana odaklanan filmde çifti Jay Duplass‘la Tatiana Maslany oynadılar. Cullen daha önce The Other Half’ta sevgilisi Maslany’le birlikte bir çifti oynamıştı. Pink Wall da The Other Half gibi ilişkilerin sancılı yüzünü anlatacak. Filmin vizyon tarihi henüz duyurulmadı.

Idris Elba: İngiliz sinemacı Idris Elba okuyup çok sevdiği Yardie romanını birkaç yıldır sinemaya taşımak istiyordu, ama çekim takviminin yoğunluğu nedeniyle bir türlü fırsat bulamıyordu. Sonunda 2017’de bu filmine zaman yaratıp filmi tamamlayabildi. Ocakta Sundance’te gösterilen film, D. (Aml Ameen) adlı Jamaikalı uyuşturucu kuryesinin teslim etmesi gereken uyuşturucuyla kayıplara karışması, bunun üzerine patronunun onu bulmaya çalışmasını konu alıyor. Brock Norman Brock‘un kaleme aldığı film, İngiltere’de 24 ağustosta vizyona girecek.

Karen Gillan: Guardians of the Galaxy filmleri ve Doctor Who dizisiyle ünlenen aktris Karen Gillan ilk uzun metrajlı filmi The Party’s Just Beginning‘i Glasgow ve Tribeca film festivallerinde gösterildi bu yıl. Genelde olumlu eleştiriler alan filmde Gillan’a Guardians‘taki rol arkadaşı Lee Pace eşlik etti. Film arkadaşının intiharından sonra zorlu günler geçiren Liusaidh’in (Gillan) kendisini toparlama çabalarını komediye de yer vererek anlatıyor. Filmin henüz dağıtımcısı olmadığı için vizyon tarihi belli değil.

Kristen Stewart: Come Swim adlı kısa filmle ilk kez senaristliği ve yönetmenliği deneyimleyen Kristen Stewart bu kısa filmden sonra Sage + The Saints‘in Take Me to the South şarkısının klibini çekmişti. Bu kısa videolarla yönetmenliğe ısınan Stewart çok geçmeden ilk uzun metrajlı filmini de çekme niyetinde. Stewart biseksüel draması The Chronology of Water‘la yönetmenlik koltuğuna oturacak. Bu film, Lidia Yuknavitch‘in aynı adlı anı kitabından uyarlanacak. Stewart senaryoyu tek başına kaleme alacak. Aktris, “En iyi kadın rolünü yazacağım. Hep oynamak istediğim ama oynamayacağım en iyi rolü yazacağım,” demiş bu projesi için. Bu yaz Jean Seberg biofilmi Against All Enemies‘de oynadıktan sonra tüm vaktini senaryoyu bitirmeye ayıracakmış. Daha sonra rol için ünlü bir aktrisle anlaşmaya çalışacak Stewart. Film, Yuknavitch’in istismarcı babası ve alkolik-intihara meyilli annesinden kurtulmak için üniversitenin yüzme bursunu kabul etmesini, ama uyuşturucu bağımlılığı nedeniyle bursu kaybetmesini anlatacak. Kitapta Yuknavitch biseksüelliğinden ve BDSM’den de bahsediyor.

Brie Larson: Gillan ilk filmiyle olumlu eleştiriler aldı, lakin Brie Larson ilk filmi Unicorn Store‘la genelde olumsuz eleştiriler aldı. Larson’ın yönetip başrolünü Samuel L. Jackson, Bradley Whitford ve Joan Cusack‘le paylaştığı bu filmi Samantha McIntyrie yazdı. Geçen yıl Toronto Film Festivali’nde gösterilen film Kit adlı kadının çocukluk hayallerini gerçek kılabilecek bir icat için uğraşmasını konu alan bir komedi. Aslında bu proje epey eski. Larson 2012’de filmde rol almak için görüşmelere başlamış. O zamanlarda filmi Miguel Arteta çekmeyi planlıyordu. Fakat Arteta filmi çekmekten vazgeçince yönetmenlik Larson’a teklif edilmiş. Aktris bu kez başrolü üstlenmek istemese de senaristin ısrarlarına dayanamayıp başrolü de kabul etmiş. Hızla çekilip Toronto’ya yetiştirilen film olumsuz eleştirilerden sonra dağıtımcı bulamadı. O yüzden vizyon tarihi belli değil.

Taylor Kitsch: En son Waco mini dizisinde iyi bir performans ortaya koyan aktör Taylor Kitsch kısa filmi Pieces‘la 2013’te ilk kez yönetmenlik koltuğuna oturmuştu. Kitsch bu kısa filmini uzun metrajlı bir filme dönüştürmek niyetinde. Senaryoyu da, başrolü de üstlenen Kitsch’in çekimlere başlayacağı tarih henüz belirlenmedi. Zira film halen senaryo aşamasında. O yüzden bu yıla yetişmeyecek Pieces. Film Detroit’li üç arkadaşın hayatlarının uyuşturucu ticareti nedeniyle tehlikeye girmesini konu alacak. Film suç-gerilim türünde olacak.

Brendan Gleeson: İrlandalı usta aktör Brendan Gleeson listemizdeki oyuncuların aksine henüz ilk uzun metrajlı filmini çekmedi ama Psychic adını verdiği kısa filmiyle yönetmenliği ilk kez deneyimlemiş oldu 2017’de. Henüz yayınlanmayan bu film, Gleeson ailesinin tüm bireylerini buluşturdu. Baba Gleeson filmi yönetip başrolde yer alırken kamera önünde ona Domhnall ve Brian Gleeson eşlik ettiler. Senaryoyu Rory Gleeson kaleme alırken müzikleri Fergus Gleeson hazırladı. Film iki gencin medyum babalarını emekliliğe zorlamalarını konu alıyor. Film 2019’da TV’de yayınlanacakmış.

Kirsten Dunst: 29 yıldır film ve dizilerde rol alan ünlü aktris Kirsten Dunst da ilk uzun metrajlı filmi için hazır durumda. Daha önce iki kısa filmle yönetmenliği deneyimleyen Dunst yeni projesini 2017’de duyurmuştu. Aktris, Sylvia Plath‘in tek romanı The Bell Jar‘ı sinemaya taşıyacak. Senaryoyu Nellie Kim‘le birlikte kaleme alan Dunst başrolleri Dakota Fanning, Jesse Plemons, Patricia Arquette, Bel Powley, Stacy Martin ve Michael Ridley‘e teslim etmişti. Fanning’in yapımcılar arasında yer aldığı bu filmin çekim tarihi henüz duyurulmadı. Film genç bir kadın olan Esther’in depresyonunu konu alacak, 1950’lerde geçecek. Dram-komedi karışımı filmin 2019’a yetişmesini umuyoruz.

Paul Dano: There Will Be Blood‘ta döktüren aktör Paul Dano roman uyarlaması ilk filmi Wildlife‘ı sevgilisi Zoe Kazan‘la birlikte kaleme almış, 2017’de çekip Sundance’e yetiştirebilmişti. Cannes’da da gösterilen film şimdiye dek genelde olumlu eleştiriler aldı. Carey Mulligan‘la Jake Gyllenhaal‘ı buluşturan, Richard Ford‘un aynı adlı romanından uyarlanan Wildlife bir evliliğin çatırdayıp sona ermesini ailenin tek oğlunun (Ed Oxenbould) gözünden aktarıyor. Bunca olumlu eleştiriden sonra tabii ki filme Oscar kampanyası yapılacak. Bakalım bir süredir Oscar’a aday olamayan Gyllenhaal-Mulligan-Dano-Kazan dörtlüsüne adaylık gelebilecek mi.

Diğerleri: Ron Howard’ın aktris kızı Bryce Dallas Howard yıllardır yönetmenliğe geçmek istiyor. Önce Originals adlı filmle geçmek istedi ama bu proje çekim aşamasına gelemeyince roman uyarlaması Sorta Like a Rock Star‘la geçeceğini duyurdu. Scarlett Johansson‘sa yıllar önce Summer Crossing romanını uyarlayacağını açıklamıştı, ama proje iptal edilmiş olabilir, zira bu filmden yeni bir haber gelmedi daha sonra. Olivia Wilde daha şanslı durumda. Zira aktris ilk filmi Booksmart‘ın çekimlerine başladı. Film 2019’da vizyona girecek.

Kategoriler
seçki

Bu Yıl İlk Filmlerini Çeken Oyuncular

Aktörlükten Yönetmenliği Geçen Oyuncular

Her sene olduğu gibi bu yıl da pek çok ünlü oyuncu yönetmenliği deneyimlemek isteyip ilk filmlerini çektiler. Genelde komedi türünü tercih eden oyunculardan bazılarının filmleri bu ay düzenlenen Toronto Film Festivali’nde gösterildi, bazı filmleri 2018’de izleyeceğiz. Listede yer alan birkaç filmin hazırlıklarıysa devam ediyor, muhtemelen bu filmler 2018’de çekilecek. Lafı uzatmayalım ve bu yıl ilk filmlerini çeken oyuncuları derleyelim.

Bradley Cooper: Bir süredir yönetmenliği deneyimlemek isteyen Bradley Cooper yıllardır çekilmek istenen ama bir türlü çekilemeyen A Star Is Born müzikalini devraldı bu yıl. Çekimleri yazın tamamlanan bu film aynı adlı filmin üçüncü yeniden çevrimi oldu. Cooper filmin başrolünü şarkıcı Lady Gaga’yla paylaştı. Film bir film yıldızının (Cooper) şarkıcılık yeteneği olan isimsiz genç bir kadını (Lady Gaga) keşfedip ünlendirmesini konu alıyor. Kadının ünü arttıkça adamın yıldızı yaşlılık ve alkolizm yüzünden sönecek, olaylar gelişecek. A Star Is Born 28 Eylül 2018’de vizyona girecek.

Kirsten Dunst: Çocukluğundan beri oyunculuk yapan, pek çok yönetmenle çalışan Kirsten Dunst 2018’de ilk kez yönetmenlik koltuğuna oturacak. Dunst yazar Sylvia Plath’in romanı The Bell Jar‘ı sinemaya taşıyacak. Plath’in hayatından izler taşıyan bu romandan uyarlanacak filmin başrolünü ve yapımcılığını Dakota Fanning üstlenecek. Fanning’e Bel Powley, Patricia Arquette, Stacy Martin ve Jesse Plemons eşlik edecekler. 1950’lerde geçecek film, Esther adlı genç kızın depresyonuna odaklanacak. Filmin 2018’e yetişip yetişmeyeceği bilinmiyor.

Jonah Hill: Şu sıralar yoğun bir dönemden geçen aktör Jonah Hill rol aldığı projeleri arasına ilk filmi Mid ’90s‘i de sığdırdı bu yaz. Hill bu filmin başrolünü Michelle Williams’a teslim etmişti ama aktris başka projelerle meşgul olduğu için rol, Katherine Waterston’un oldu. Aktrise Lucas Hedges, Alexa Demie ve Sunny Suljic eşlik ettiler. Hill’in de ilk filmi komedi türünde. 90’larda geçen filmin merkezinde ergen Stevie yer alıyor. Stevie annesi (Waterston) ve ağabeyiyle geçinemediğinden zamanının çoğunu dışarıda kaykaycı gençlerle geçirir. Hill post prodüksiyona devam ediyor. Film 2018’de vizyona girecek.

Brie Larson: On yıl önce oyunculuğunun yanı sıra şarkıcılık da yapan Brie Larson bu sıfatlarının yanına bu yıl yönetmenliği de ekledi. Larson, Unicorn Store adı verilen filmin hem yönetmenliğini hem de başrolünü üstlendi. Film çocukken de, büyüdüğünde de tek boynuzlu atlara inanan Kit’e ve hayallerini gerçekleştirme çabalarına odaklanıyor. Komedi türündeki film bu ay Toronto Film Festivali’nde gösterildi. Lakin filmle ilgili yazılan tüm eleştiriler olumsuz. Larson ilk filmiyle sınıfı geçemedi. Filmin vizyon tarihi henüz belli değil. Yüksek ihtimalle 2018’de gösterime girecek (onca olumsuz eleştiriden sonra dağıtımcı bulabilirse tabii). Larson’a satıcı rolünde Samuel L. Jackson’ın da eşlik ettiğini belirtelim.

Jennifer Morrison: House MD, Once Upon a Time, How I Met Your Mother dizilerinde rol alan, 1994’ten beri sektörde yer alan aktris Jennifer Morrison da bu yıl ilk kez yönetmenlik koltuğuna oturanlardan. Morrison, Sun Dogs adını verdiği filmini bu yıl tamamladı. Melissa Benoist, Michael Angarano ve Allison Janney’nin başrollerini üstlendiği filmde Morrison da rol aldı. Aktris ilk filminin merkezine Ned (Angarano) adlı genci koyuyor, Ned’le Tally’nin (Benoist) terörist olduklarını düşündükleri bir grubu gözlemlerini ve onları yakalamaya çalışmalarını anlatıyor. Komedi türündeki filmin vizyon tarihi henüz belirlenmedi.

Karen Gillan: İskoçyalı aktris Karen Gillan da bu yıl ilk filmini çekti. Gillan, Morrison ve Larson gibi ilk filminde komedi türünü denedi. The Party’s Just Beginning adını verdiği filminin başrolünü de, senaristliğini de üstlendi. Başrolde ona Guardians of the Galaxy filmindeki rol arkadaşı Lee Pace eşlik etti. Halen post prodüksiyonu devam eden film kendisine çok yakın birisini kaybeden genç bir kızın bu acıyla başa çıkmaya çalışmasını konu alıyor. Film 2018’de vizyona girecek.

Christoph Waltz: İki Oscar ödüllü usta aktör Christoph Waltz 2015’ten beri ilk filmi Georgetown‘ı çekmeye çalışıyordu. Sonunda bu ay çekimlere başlayabildi. Waltz başrolü Vanessa Redgrave’le paylaşıyor. Georgetown‘ın merkezinde bir çift -Elsa Breht’le (Redgrave) eşi Ulrich Mott (Waltz)- yer alacak, film 13 Ağustos 2011’de Elsa’nın ölü bulunmasından sonra eşi Mott’un hemen bir numaralı şüpheli haline gelmesini anlatacak. David Auburn senaryoyu Washington’da yaşayan Albrecht Muth’ın hayatından uyarladı. Muth 2011’de kendisinden çok yaşlı olan, 21 yıllık eşi Viola Drath’ı öldürmüş, 50 yıllık hapis cezasıyla mahkum edilmişti. Film 2018’e yetişecek gibi görünüyor.

Guy Pearce: Aktör Guy Pearce ilk filminin hazırlıklarına hızla devam ediyor. Poor Boy adını verdiği ilk filminin çekimlerine yakında başlayacak. Matt Cameron’ın kaleme aldığı filmin başrolü de Pearce’in. Aktöre Frances O’Connor, Sarah Peirse, Callan Mulvey ve Richard Roxburgh eşlik edecekler. Filmin merkezinde yedi yıl önce gizemli bir şekilde yolları kesişen iki aile yer alacak. Bu iki ailenin özlemlerine, sevinçlerine, inançlarına, sevgilerine, umutlarına, duygusal yolculuklarına ve sırlarla gerçeklerin ortaya çıkmasıyla kendilerini buldukları zor durumlara odaklanılacak.

Simon Baker: The Mentalist dizisiyle ünlenen Simon Baker ilk filmi Breath‘i bu yıl çekip vizyona hazır hale getirdi. Filmin prömiyeri bu ay Toronto Film Festivali’nde yapıldı. Baker’ın başrolü de üstlendiği filmde Elizabeth Debicki de rol aldı. Tim Winton’ın aynı adlı romanından uyarlanan film 70’lerin Avustralyasında geçip iki ergen oğlana, oğlanların gizemli ve maceracı bir adamla (Baker) arkadaşlıklarına odaklanıyor. Bu film de 2018’de vizyona girecek.

Alex Pettyfer: Magic Mike, Elvis & Nixon, In Time filmlerinden hatırlayabileceğimiz aktör Alex Pettyfer’ın ilk filmi Black Roads adını taşıyor. Pettyfer ilk filminin başrollerini Tom Scott, Jennifer Morrison, Juliette Lewis, Nicola Peltz ve Robert Patrick’e teslim etti. Film aynı adlı romandan uyarlandı, istismarcı kocasını öldüren kadın hapse girince Harley adlı oğlu üç kız kardeşinin sorumluluğunu üstlenir. Fakat bir gün Harley’nin adı gizemli bir cinayete karışır, olaylar gelişir. Harley’i Pettyfer’ın oynadığını belirtelim. Gerilim türündeki filmin post prodüksiyonu devam ediyor.

Bryce Dallas Howard: Usta yönetmen Ron Howard’ın kızı Bryce Dallas Howard da beş yıldan uzun bir süredir ilk uzun metrajlı filmini çekmek için fırsat kolluyordu. Çekmeyi planladığı The Originals‘a ne olduğunu bilemiyoruz, aktris bu filmden evvel Sorta Like a Rock Star‘ı çekecek. Film yazar Matthew Quick’in aynı adlı romanından uyarlanacak, annesiyle kavga ettikten sonra evi terk edip annesinin okul servisinde yaşamaya başlayan iyimser genç bir kıza, Amber’a odaklanacak. Howard henüz oyuncu kadrosunu oluşturmadı. Çekimlere 2018’de başlanacak.

Andy Serkis: Duygu yakalama teknolojisiyle çekilen filmlerin (King Kong, LOTR, Planet of the Apes) aranan oyuncusu Andy Serkis bu yıl karşımıza Breathe filmiyle çıkacak. Breathe yönetmenin vizyona giren ilk filmi, lakin Serkis bu filmden önce Jungle Book animasyonunu çekti. WB, Jungle Book‘un vizyonunu 2018’e erteleyince Breathe yönetmenin ilk filmi oldu. Andrew Garfield’la Claire Foy’un başrollerini üstlendiği bu romantik film, Robin Cavendish’in polio hastalığı yüzünden 28 yaşında felç olmasını, birkaç ay ömür biçilmesine rağmen eşi Diana, Diana’nın ikiz kardeşi sayesinde yaşama tutunmasını ve oğlunu büyütmesini konu alıyor. Gerçeklerden uyarlanan film, TIFF’te gösterildi, karışık eleştiriler aldı, Garfield’ın performansı övüldü.

Paul Dano: Okja, Prisoners, Youth, 12 Years a Slave, There Will Be Blood filmlerinde rol alan Paul Dano da bu yıl yönetmenliğe hazır olduğunu düşünüp koltuğa oturanlardan. Dano ilk yönetmenliği için Richard Ford’un Wildlife adlı romanını seçti. Bu romanı sevgilisi Zoe Kazan’la birlikte senaryolaştırdı. Wildlife‘ın başrollerini Prisoners ve Okja filmlerinde çalıştığı Jake Gyllenhaal’a teslim etti. Aktöre Carey Mulligan eşlik etti. Filmin merkezinde Jerry-Jeanette çifti yer alıyor. Jeanette başka bir adama âşık olunca çiftin evliliği bitme noktasına gelir. Dano evliliğin bitişini çiftin çocukları Joe üzerinden anlatıyor.

Greta Gerwig: Amerikalı aktris Greta Gerwig bu yıl tek başına ilk filmini çekti. Tek başına dememin nedeni aktrisin ilk filmi Nights and Weekends‘i Joe Swanberg’le birlikte yazıp yönetmiş olması. Saoirse Ronan’ın başrolünü üstlendiği Lady Bird, Gerwig’in tek başını yazıp yönettiği ilk filmi oldu. Bu ay TIFF’te gösterilen, Gerwig’i ünlendiren Frances Ha‘nın izinden gittiği söylenen film olumlu eleştiriler aldı. Film maceraperest genç bir kızın Kaliforniya’daki evini bir yıllığına terk etmesini konu alıyor. Filmin ülkemizdeki vizyon tarihi henüz açıklanmadı. ABD’de 10 kasımda vizyona girecek.

Max Minghella: 2008’de 54 yaşındayken vefat eden usta yönetmen Anthony Minghella’nın aktör oğlu Max Minghella da bu yıl yönetmenlik koltuğuna oturdu. Teen Spirit adını verdiği ilk filminin senaristliğini de üstlendi Minghella. Yapımcılar arasında aktör Jamie Bell de yer alıyor. Filmin başrolünüyse Elle Fanning üstlendi. Teen Spirit utangaç genç kız Violet’ın şarkıcı olma düşlerine, bu düşleri için ailesini arkada bırakıp kasabasından kaçmasına, birisi sayesinde uluslararası bir şarkı yarışmasına katılmasına odaklanıyor. Bu film de 2018’de vizyona girecek.

Idris Elba: Bu projelerden en farklısı Idris Elba’nın yakın zamanda tamamladığı filmi olsa gerek. Elba bu yıl Yardie adlı romanı uyarladı. Suç türündeki film Jamaikalı bir gencin, D.’nin, uyuşturucu kuryeliğine ve Londra’da dağıtması için verilen uyuşturucu çalıp çeteden ayrılıp Londra’da izini kaybettirmeye çalışmasına, çeteninse bu ihaneti unutmayıp onu aramasına odaklanıyor. Elba filminin başrolünü Aml Ameen’e teslim etmişti. Film 2018’de vizyona girecek.

Scarlett Johansson: Şu sıralar Avengers filmleriyle meşgul olan Scarlett Johansson yönetmenlik koltuğuna oturacağını altı yıl önce (Kasım 2011) açıklamıştı ama nedense bu altı yılda filmini çekemedi. Projenin iptal olup olmadığını, aktrisin yönetmenlik için halen istekli olup olmadığını bilemiyorum ama gene de listeye ekleyeyim dedim. Aktrisin çekmek istediği film, Summer Crossing adını taşıyor. Film, Truman Capote’nin aynı adlı romanından uyarlanacak. Roman, 18 yaşındaki Grady’e odaklanıyor. Zengin ebeveynleri seyahate çıkınca yazı tek başına geçirmek istemeyen Grady o yaz kimliğini ve cinselliğini keşfetmek ister. Grady Brooklyn’de yaşayan Yahudi bir aileye mensup, ailesiyle ilişkileri iyi olmayan bir gençle tanışır, kısa sürede onunla evlenip ondan hamile kalır. Roman 2. Dünya Savaşı döneminde geçiyor. Bakalım Johansson yakın zamanda yönetmenlik koltuğuna oturabilecek mi.

Jamie Foxx: Altı yıl önce bir TV kanalı için epey kötü kalitedeki korku filmi Night Tales‘ı çeken aktör Jamie Foxx altı yıllık aradan sonra bu yıl ikinci filminin, aynı zamanda ilk sinema filminin çekimlerine başlamıştı. Foxx’un da ilk sinema filmi komedi türünde. Filmin adı All-Star Weekend. Foxx’a Robert Downey Jr., Jessica Szohr, Jeremy Piven, Eva Longoria eşlik ettiler. Film iki dostun sevdikleri basketbol oyuncusu üzerinden rekabetlerine odaklanıyor. Yüksek ihtimalle 2018’de vizyona girecek bu film.

Kategoriler
seçki

Önümüzdeki Dönemde Vizyona Girecek Müzikal Filmler

Damien Chazzelle’nin eski müzikal filmlere saygı duruşunda bulunan filmi La La Land‘in 2016-17’ye damgasını vurması, uluslararası alanda çok iyi bir hasılat elde etmesi, ödülleri silip süpürmesi müzikal türünün canlanmasını sağlayacak. Aslında müzikal türü ölmüş değil. La La Land‘in hasılat ve ödül başarısıyla biraz daha popüler olacağını söylemek mümkün. Bu ay vizyona giren Beauty and the Beast‘in de çabucak 400 milyon dolar hasılat elde etmesi de türün popülerleşmesine katkı sağlayacak. Lafı uzatmayalım ve bu türde hangi filmlerin hazırlandığına bakalım.

Basmati Blues: Brie Larson’ın başrolünü, Dan Baron’ın yönetmenliğini üstlendiği Basmati Blues bu yıl vizyona girecek. Komedi-müzikal türündeki bu filmin merkezinde bir bilim kadını olan Linda (Larson) yer alıyor. Linda işini başarıyla icra ederken bir gün laboratuvarını kapatıp Hindistan’a laboratuvarında tasarladığı yeni pirinci satmak amacıyla yola çıkar. Linda bu yeni pirincin çiftçilerin işine yarayacağını düşünür, ama aslında bu yeni pirinç çiftçilerin işlerini baltalayacaktır. Scott Bakula ve Donald Sutherland’in de yer aldığı Basmati Blues‘da pek çok Hintli oyuncu da yer aldı. Larson, Scott Pilgrim vs the World filminden sonra ilk kez bir filmde şarkı söyleyip dans edecek. Aktrisin 16 yaşındayken albüm çıkardığını ama bu albümden sonra şarkıcılığa devam etmediğini de belirteyim.

The Greatest Showman: Çekimleri birkaç hafta evvel tamamlanan The Greatest Showman‘in oyuncu kadrosu göz dolduruyor. Oscar törenindeki ve Les Miserables filmindeki performanslarıyla dansa dair tüm hünerlerini sergileyen Hugh Jackman filmin merkezindeki P.T. Barnum’u oynadı. Jackman’a Zac Efron, Michelle Williams, Rebecca Ferguson, Zendaya eşlik ettiler. Michael Gracey’nin yönettiği bu müzikal, Barnum’un sirkine ve bu sirkle ünlenmesine odaklanacak. Film ödül sezonunda, 25 Aralık 2017’de gösterime girip ödül kovalayacak. Bakalım La La Land‘in başarısını tekrarlayabilecek mi.

Mary Poppins Returns

Disney’in Müzikalleri: Disney müzikal türüne çok az filminde yer verecek. Bu yıl çekilmesi planlanan Mulan müzikal olmayacak. Ama mayısta Guy Ritchie’nin yönetmenliğinde çekimlerine başlanacak Aladdin, ne zaman çekileceği belli olmayan The Little Mermaid, çekimleri Rob Marshall’ın yönetmenliğinde devam eden bol yıldızlı Mary Poppins Returns de müzikal türünde. Ritchie şu sıralar filminin oyuncu kadrosunu oluşturmakla meşgul durumda. Mary Poppins Returns‘de Emily Blunt, Colin Firth, Meryl Streep, Ben Whishaw, Lin-Manuel Miranda rol alıyorlar. Film 25 Aralık 2018’de vizyona girecek.

Joseph Gordon-Levitt’in İsimsiz Filmi: Henüz adı açıklanmayan, çekimlerine başlanacağı tarih de belli olmayan bu müzikal filmin başrollerini ve yapımcılığını Joseph Gordon-Levitt – Channing Tatum ikilisi üstlenecekler. Gordon-Levitt filmin öyküsünü de kaleme alıyor. Yönetmense henüz belirlenmedi. Film iki pilotun komik maceralarına odaklanacak. R reytingiyle (18 yaş altı izleyici kitlesi için uygun değil) gösterime girecek. Şimdilik bu müzikal proje hakkında bildiklerimiz bu kadar.

Miss Saigon: Claude-Michel Schönberg’le Alain Boublil’in yıllarca sahnelenen, klasikleşen müzikal oyunları Miss Saigon sinemaya taşınacak. Oyunun sinemaya taşınacağı geçen yıl açıklanmıştı. Senaryosu kaleme alınan filmi İngiliz yönetmen Danny Boyle çekecek. Pek çok müzikalin yapımcılığını üstlenen Cameron Mackintosh bu filmin de yapımcılığını üstlenecek. Çekimlere ne zaman başlanacağı bilinmiyor. Schönberg-Boublil ikilisi Miss Saigon‘ı Giacomo Puccini’nin klasik operası Madame Butterfly‘dan uyarlamışlardı. Miss Saigon, Vietnam Savaşı zamanında 17 yaşındaki Vietnamlı Kim’le Amerikalı asker Chris’in âşkına odaklanıyor. Oyun sahnelendikten sonra çok sevilmiş, ama oryantalist, seksist ve ırkçı olduğu da yazılmıştı. Miss Saigon çekilirse Boyle’ın ilk müzikali olacak.

Cats: Müzikal türünün büyük isimlerinden, Phantom of the Opera müzikalinin yaratıcısı Andrew Lloyd Webber’ın klasik müzikali Cats de sinemaya taşınacak. Les Miserables‘ın yönetmeni Tom Hooper bu oyundan uyarlanacak filmle müzikal türüne dönecek. Şimdilik filmin başrolleri, çekim ve vizyon tarihleri belli değil. Hooper’ın bu filmden önce başka bir film çekip çekmeyeceği de belli değil. Webber bu müzikalini T.S. Eliot’ın şiirinden uyarlamıştı. Cats adından da anlaşılacağı üzere kedilere odaklanıyor. Bu kediler konuşur, şarkı söyler, dans ederler. Kralları bir gün Heaviside’a gidecek kediyi seçecekken Macavity adlı kötü kedi ve adamları, kralı kaçırırlar. Kediler büyücü kedinin de yardımıyla krallarını kurtarmaya çalışırlar, olaylar gelişir, şarkılar söylenir, danslar edilir.

Wicked: Cats, Les Miserables, Phantom of the Opera, Miss Saigon gibi büyük müzikaller sinemaya taşınır da Wicked eksik kalır mı? Kalmayacak tabii ki. Wicked, Frank L. Baum’ın klasik eseri Wizard of Oz‘ın prequeli. Dorothy, Oz diyarına gelmeden önce iyi kalpli peri Glinda’yla kötü kalpli cadının ilişkilerine, Dorothy’den önce Oz’un nasıl bir yer olduğuna odaklanıyor. Filmi sinemaya Stephen Daldry taşıyacak. Daldry çekimlere 2018’de başlamayı planlıyor. Bir sorun ortaya çıkmazsa film 20 Aralık 2019’da vizyona girecek.

Elisabeth: Cate Blanchett’lı Elizabeth filmlerinin Hintli yönetmen Shekhar Kapur Almanca müzikal Elisabeth‘i sinemaya uyarlayacak. 1992’den beri defalarca kez sahnelenen, çok beğenilen bu müzikal, Avusturya-Macaristan’ın kraliçesi, I. Franz Joseph’in eşi Elisabeth’in yaşamına ve 1898’de İtalyan bir anarşist olan Luigi Lucheni tarafından bıçaklanarak öldürülmesine odaklanıyor. Bu müzikal, Almanya’nın en başarılı müzikali olmuştu. Kapur’un çekimlere ne zaman başlayacağı bilinmiyor. Filmin 2018’e yetişmesi bekleniyor.

Annette: Fransız yönetmen Leos Carax sonunda suskunluğu bozup bu yıl setlere dönecek. Carax başrolünü Adam Driver’a pasladığı Annette adlı müzikalinin hazırlıklarına devam ediyor. Annette, Carax’nın hem ilk müzikali, hem de ilk İngilizce filmi olacak. Filmin diğer başrolü Rooney Mara’ya teslim edilmişti ama aktris, Vox Lux müzikalinin çekimleri yüzünden bu filmden çekilmişti. Kısa bir süre görünmesi planlanan Rihanna da kadrodan ayrılmıştı. Carax bu filminde opera şarkıcısı eşini kaybeden bir komedyenin (Driver) bu acıyla başa çıkmaya ve 2 yaşındaki kızını büyütmeye çalışmasını konu alıyor. Film 2018’de vizyona girecek.

Vox Lux: Rooney Mara bu yıl arka arkaya iki müzikalde, Vox Lux ve Annette‘te oynamayı planlıyordu. Planlara göre Vox Lux‘ın çekimlerine 31 ocakta başlanacak, yaza doğru Annette‘in çekimleri başlayacaktı. Ama daha sonra Vox Lux‘ın çekimleri yaza ertelenince Mara, Annette‘ten çekilmişti. Vox Lux filmini aktörlükten yönetmenliğe geçen Brady Corbet yönetecek. Jude Law ve Stacy Martin’in de rol alacağı bu müzikal bir pop şarkıcısının, Celeste’in on beş yılına, bu süre zarfında ünlenmesine ve şöhretle başa çıkmaya çalışmasına odaklanacak. Law, Celeste’in menajerini oynayacak, film 2018’de vizyona girecek.

A Star Is Born: Bradley Cooper yönetmenliğe geçmek için A Star Is Born yeniden çevrimini tercih etmişti. Senaristler arasında da yer alan Cooper filmin başrolünü şarkıcı Lady Gaga’yla paylaşacak. Sam Elliott da filmde rol alacak. Çekimlere yakın zamanda başlanacak. Daha önce iki kez yeniden çevrilen A Star Is Born adından da anlaşılacağı üzere bir yıldızın doğuşuna odaklanacak. Cooper’ın oynayacağı film yıldızı, Gaga’nın oynayacağı genç bir aktrisi keşfedecek ve ünlenmesine yardımcı olacak. Kadının yıldızı parlarken adamın alkol bağımlılığı ve yaşlılık yüzünden yıldızı sönmeye yüz tutacak. Bakalım Cooper ilk işinde yönetmenliği kıvırabilecek mi. Film 28 Eylül 2018’de vizyona girecek.

Jeannette: Fransız yönetmen Bruno Dumont, Woody Allen’ın da hızını aşarak film üretmeye devam ediyor. Dumont bu yıl karşımıza Jeannette adlı müzikaliyle çıkacak. Bu film, Charles Peguy’un oyunundan uyarlandı. Film, Jean of Arc’ın çocukluğuna odaklanıyor.

Christopher Robin: Türden türe atlayan, hep farklı büyüklükte filmler yapan, Bond filmi de çeken Marc Forster kariyerine Walt Disney Pictures filmiyle devam edecek. Christopher Robin adı verilen bu müzikal film, Winnie the Pooh‘un yaratıcısı AA Milne’nin oğlu Christopher Robin’e ve Winnie the Pooh‘a odaklanacak. Senaryonun ilk taslağını genç yönetmen Alex Ross Perry kaleme aldı. Oscar ödüllü Spotlight‘ın yönetmeni Tom McCarthy şu sıralar senaryonun ikinci taslağını kaleme alıyor. Filmin oyuncu kadrosu henüz belirlenmedi. Domhnall Gleeson ve Margot Robbie’nin başrollerini üstlendikleri isimsiz filmde de Milne’nin hayatına odaklanıldı. Bu isimsiz film bu yıl vizyona girecek.

 

Kategoriler
haber

A Star Is Born: Bradley Cooper ve Lady Gaga’dan Bir Müzikal

Aktör Bradley Cooper yakın zamanda ilk kez yönetmenlik koltuğuna oturacak. Cooper daha önce iki kez yeniden çevrilen müzikal film A Star Is Born‘u yönetecek, filmin başrolünü Lady Gaga’yla paylaşacak. Cooper filminin senaryosunu Will Fetters, Christopher Wilkinson ve Stephen Rivele’le birlikte kaleme aldı. Çekimlerine Los Angeles’da nisan ayında başlanacak film ünlü bir oyuncunun (Cooper) genç bir şarkıcı/oyuncuyu (Gaga) keşfedip ünlendirmesini, kadın yükselişe geçerken adamın kariyerinin yaşlılık ve alkol bağımlılığı yüzünden düşüşe geçmesini anlatacak. Evet, film Oscar ödüllü The Artist‘i hatırlatıyor. Gaga’nın rolünü daha önce Judy Garland, Barbra Streisand ve Janet Gaynor üstlenmişlerdi. Cooper’ın rolünüyse Kris Kristofferson, Fredric March ve James Mason oynamışlardı. Üç film de Oscar’a çeşitli dallarda aday gösterilmişti.

A Star Is Born, 1955

EW’nun haberine göre Cooper, Les Miserables‘in ve bu yılın hit filmi La La Land‘in izinden gidip şarkıları canlı performanslarla çekecek, yani playback yaptırmayacak. Bilindiği üzere Les Miserables ekibi çekimler sırasında görünmeyecek bir kulaklık kullanmış, o kulaklıkla müzikleri dinleyip şarkıları söylemişlerdi. Bakalım Cooper ve ekibi hem önceki A Star Is Born‘ların, hem de La La Land‘in başarısını gelecek yıl tekrarlayabilecek mi? Film, ABD’de 28 Eylül 2018’de gösterime girip 2019 Oscarları için mücadele edecek.

Kategoriler
haber

Bradley Cooper Aksiyon Filmi Atlantic Wall’da Oynayacak

En son Ben Affleck’li The Accountant filmini çeken Gavin O’Connor projeleri arasına Atlantic Wall adını verdiği aksiyon-savaş filmini de dahil etti. Bu filmin başrolünün Bradley Cooper’a teslim edildiği bugün açıklandı. Cooper ortağı Todd Phillips’le birlikte filmin yapımcıları arasında yer alacak. Zach Dean’in yazdığı Atlantic Wall, 1944’teki Normandiya Çıkarması’ndan bir gün önce düşman hattına inen paraşütçü bir askere (Cooper) odaklanacak. O’Connor’ın projeleri arasında The Green Hornet filmi de var. Yönetmenin önce hangi filmi çekeceği şimdilik bilinmiyor. Cooper 2017’nin başlarında A Star Is Born yeniden çevriminin yönetmenlik koltuğuna oturacak, başrolünü Lady Gaga’yla birlikte üstlenecek.

Kategoriler
haber

Bradley Cooper, Lady Gaga’yla Çalışacak

Önce Clint Eastwood’un çekmek istediği A Star Is Born yeniden çevrimiyle ilgili son haberimizde filmi Bradley Cooper’ın yöneteceğini, başrolü Lady Gaga ile paylaşma ihtimalinin olduğunu, şarkıcıyla görüşmelere başlandığını yazmıştık. Bugün gelen habere göre filmin çekileceği kesinleşmiş durumda. Cooper hem yönetmenliği, hem de başrolü üstlenecek. Lady Gaga ile de anlaşmaya varıldı. Lady Gaga başrolle yetinmeyecek, filmin bazı müziklerini de hazırlayacak. Çekimlere gelecek yıl Kaliforniya’da başlanacak. Cooper kariyerinde ilk kez yönetmenlik koltuğuna oturmuş olacak. Film müzikal türünde olacak ve bir yapımcıyla (Cooper) kariyerinde yükselişe geçen bir aktrisin (Gaga) ilişkisine odaklanacak.

Kategoriler
haber

Bradley Cooper “Deeper” Filminde Astronotu Oynayacak

George Clooney, Matt Damon, Matthew McConaughey’den sonra astronotluk sırası Bradley Cooper’a gelmiş gibi görünüyor. Aktörlük de yapan, Chronicle ve American Ultra’nın senaristi Max Landis’in kaleme aldığı film, diğer filmler gibi uzayda yaşam savaşı veren astronota odaklanacak. Filmin yapımcısı David S. Goyer, yönetmenliği ise “White God” ile dikkatleri çeken Kornel Mundruczo. Filmin çekimlerine bu yıl başlanması planlanıyor.

bradley

Cooper bu yıl “Guardians of the Galaxy Vol. 2″de seslendirmenlik yapacak. “A Star Is Born” müzikalini yönetip başrolünü üstlenebilir. “Honeymoon with Harry” adlı komedi filmini de çekebileceği söyleniyor. Landis ise iki hafta önce “Bright” adlı senaryosunu dört milyon dolara Netflix’e satmıştı. Bu filmi David Ayer çekecek, Will Smith ve Joel Edgerton rol alacaklar. Landis, BBC America için “Dirk Gently” dizisini yazacak.

Kategoriler
haber

A Star Is Born Müzikali Çekilmeyebilir

2011’de Clint Eastwood, Leonardo DiCaprio ve Beyoncé’nin başrollerinde “A Star Is Born” müzikalini çekmek istedi. Ama DiCaprio teklifi kabul etmedi. Bunun üzerine Tom Cruise, Will Smith, Russell Crowe, Christian Bale gibi pek çok aktörle görüşüldü ama hepsi teklifleri reddettiler. Beyoncé hamile kalınca proje rafa kalktı. İndirildiğindeyse Eastwood yönetmenlikten çekilmişti. Bunun üzerine yönetmenlik ve başrol Bradley Cooper’a paslandı. Cooper yönetmenliğe bu müzikalle geçmek niyetindeydi.

beyonce-1024

Ama bu kez de Beyoncé projeden çekilmişti. Cooper, Beyoncé’nin filmde oynamasını istediğinde ise şarkıcı çok para istedi. Warner Bros., Beyoncé’nin istediği parayı veremeyecek. Kaynaklara göre “A Star Is Born” çekilmeyebilir. Çekilirse aynı adlı müzikal filmin üçüncü yeniden çevrimi olacak. İlk film 1937’de, ikincisi ’54’te çekilmişti. “A Star Is Born”, genç bir şarkıcı/aktrisin üne kavuşmasını, ardından alkolik olunca dibe vurmasını konu alıyor.

Kategoriler
haber

Clint Eastwood Aradığı Başrolü Buldu: Bradley Cooper

Bradley Cooper epeydir film çekmesine rağmen şöhreti ancak “The Hangover”la bulabildi. Bu filmden sonra giderek daha fazla kaliteli filmde ve daha usta isimlerle çalışmaya başlayan Cooper görünüşe göre usta aktör-yönetmen Clint Eastwood’un da dikkatini çekmiş. Yönetmenin yeni projesinden defalarca kez bahsetmiştik. “A Star Is Born”un dördüncü yeniden çevrimine hazırlanan Eastwood başrol için önce Will Smith, sonra sırasıyla Leonardo DiCaprio, Robert Downey Jr, Christian Bale ve Russell Crowe’la görüşmüştü. Eastwood en son Tom Cruise’un kapısını çalmıştı. Bu aktörlerin reddettikleri rol Cooper’ın oldu. Filmin bir diğeri başrolünü Beyonce üstlenecek. Filmin çekimlerine yakın zamanda başlanacak, Eastwood’tan bir müzikal izlemek enteresan olacak.
Cooper bu sene David O. Russell’la ikinci kez çalışacak. Russell’ın isimsiz filminde (eski adı American Bullshitt) bir polisi oynayacak Cooper. Ayrıca Hangover serisinin son filminin çekimlerine de bu sene başlayacak. Bir diğer filmi ise “Bad Blood And Trouble”. 1950’lerde geçen filmde Cooper Miami dedektifini kotaracak.

Kategoriler
haber

Clint Eastwood Bu Kez Tom Cruise’un Peşinde

Clint Eastwood film yönetmeye tüm hızıyla devam edecek. Yeni filminin A Star is Born’un dördüncü yeniden çevrimi ve başrolün Beyonce’a ait olacağını sıklıkla belirtmiştik. Eastwood filmin başrolü için ilk olarak Leonardo DiCaprio’nun kapısını çalmış ama olumsuz yanıt almıştı. Ardından Christian Bale’le görüşmüş ve Bale de çekim takviminin yoğun olduğunu belirtip projede yer almamıştı.

Eastwood bu kez de Tom Cruise’un kapısını çaldı ve başrolü Cruise’a teklif etti. Tom Cruise geçtiğimiz sene Rock of Ages’in çekimlerini tamamlamıştı. Dolayısıyla Cruise Rock of Ages gibi bir müzikalden sonra tekrar bir müzikalde yer almak ister mi emin değiliz. Önümüzdeki günlerde Cruise’un Eastwood’la çalışıp çalışmayacağı belli olacaktır.

Filmin çekimleri yılın sonlarına doğru başlayacak. Eastwood bu süre zarfında daimi yardımcısı Robert Lorenz’ın “Trouble with the Curve”sinde rol alacak. Böylelikle Eastwood’u Gran Torino’dan sonra ilk kez perdede izlemiş olacağız.

Kategoriler
haber

Sandra Bullock, Eastwood’la Oynamayacak

Clint Eastwood oyunculuğa dönüyor. Aktör-yönetmen en son Gran Torino’da rol almış, ardından oyunculuğu bıraktığını, yönetmenliğe daha da yoğunlaşmak istediğini açıklamıştı. Geçtiğimiz haftalarda çıkan bir haber Eastwood’un oyunculuğa döneceğini müjdeliyordu. Eastwood bu kez kendi filminde de oynamayacak. Ama kendisine epey yakın bir isim Robert Lorenz’in yönetmenliğini üstleneceği Trouble with the Curve filminde bir babayı canlandıracak. Film, Lorenz’in ilk yönetmenliği olacak. Lorenz daha önce Eastwood’un dört filminde yardımcı yönetmen, yönetmen asistanı gibi alanlarda Eastwood’la çalışmıştı. Dolayısıyla Eastwood’un oyunculuk kariyerine bir dostunun filmiyle dönüş yapacak olması şaşırtmadı. Filmde görme yetisini yavaş yavaş kaybetmeye başlayan bir beyzbol yetenek avcısının kızıyla çıktığı yolculuk anlatılacak.

Eastwood’a eşlik etmesi planlanan kişi Sandra Bullock’tu. Ancak aktrisin bu filmde rol almayacağı açıklandı. Bullock rolü kabul etseydi filmde Eastwood’un canlandıracağı babanın kızını oynayacaktı. Bullock’un yerine düşünülen iki isim mevcut: Şu sıralar tekrar popülerleşen Reese Witherspoon ve Amy Adams, bu rol için düşünülen ve muhtemelen teklif götürülecek iki oyuncu.

Eastwood’un tekrar kamera arkasına geçeceği müzikal filmi A Star Is Born’a ise ancak gelecek senenin sonlarına doğru başlanabilecek. Eastwood’un bu projeden ayrılmadığını, Beyonce’un bebeğini doğurmasını beklediğini ve bu süre zarfında Lorenz’in filminde rol alacağını tekrar belirtelim. Filmde Beyonce’a eşlik etmesi için önce DiCaprio’ya, DiCaprio’nun rolü reddetmesiyle Christian Bale’e teklif götürülmüştü. Bale’in de bu filmde gelecek seneki çekim takviminin tamamıyla dolu oluşu yüzünden rol almayacağını söyleyebiliriz. Eastwood’un rolü kime teklif edeceğiyse şimdilik belirsizliğini koruyor. Zaten proje de Beyonce bebeğini dünyaya getirene kadar rafa kaldırıldı. Film aynı isimli 1934 çıkışlı filmin dördüncü yeniden çevrimi olacak. J. Edgar’a da değinip yazıyı noktalayalım. Yönetmenin son çektiği film olan J. Edgar Amerika’da vizyona girdi ve üç günde sadece 4.3 milyon dolar hasılat elde ederek çok kötü bulunan Jack and Jill’in bile gerisinde kaldı. Eleştirmenler cephesinden de beklenen ilgiyi göremedi film. Eleştirmenlerce film vasat bulundu. J. Edgar ülkemizde 2 Mart’ta vizyona girecek.

Kategoriler
haber

Eastwood’un Yeni Filmi A Star Is Born Ertelenebilir

Clint Eastwood’un J. Edgar’ı gösterim için hazır. Usta yönetmen J. Edgar’ı bitirir bitirmez yeni projesi A Star Is Born üzerinde çalışmaya başladı. Geçtiğimiz aylarda filmin başrolü için Leonardo DiCaprio’ya teklif götürdüğü açıklanmıştı. Ardından Christian Bale dedikoduları dönmeye başladı. Bugün gelen haberde DiCaprio’nun bu projeyi pas geçtiği, yani filmde rol almayacağı belirtiliyor. Bale’in projede yer alıp almayacağıysa belli değil. Henüz ne Eastwood cephesinden, ne Bale cephesinden resmi bir açıklama geldi. Eastwood filmin çekimlerine şubat ayında başlamayı planlıyordu. Ancak Beyonce’un hamile oluşu filmin çekimlerini erteletebilir. Henüz kesin bir açıklama yok. Beyonce projedeki yerini, yani başrolünü koruyabilecek mi, yoksa Warner Bros başrolü başkasına mı teslim edecek bu da belli değil. Ayrıca bilindiği gibi Eastwood son zamanlarda filmlerini hızla kotarmaya başladı. Epey yaşlandığından elindeki tüm projeleri bir an önce çekmek istiyor. Dolayısıyla Beyonce’u bir on ay (yani doğurana kadar) bekler mi emin değilim. Bol muammalı A Star Is Born’un kaderini ilerleyen aylarda ve muhtemelen yıl bitmeden öğreneceğiz.

Kategoriler
haber

Eastwood yine DiCaprio’nun Peşinde (A Star is Born)

Clint Eastwood yeni filmi “A Star Is Born” için DiCaprio’nun peşine düştü.

Aktörle “J. Edgar” filminde çalışmaktan memnun kalan usta yönetmen şarkıcı Beyonce Knowles’a filmde eşlik etmesi için DiCaprio’ya teklif götürdü. DiCaprio’dan önce rol için Will Smith, Gerard Butler ve Russell Crowe’un adları geçmiş ama netice alınamamıştı.

1937 yılında vizyona giren müzikal türündeki “A Star Is Born”un dördüncü yeniden çevriminde DiCaprio’nun olup olmayacağı henüz belli değil. DiCaprio’nun başrolünde olduğu “J. Edgar” filmi Amerika’da 14 Aralıkta vizyona girecek. Ülkemizde vizyon tarihi belirsizliğini koruyor.

Aktör bu sene “The Great Gatbsy”nin çekimlerine başlayacak. Tarantino’nun spagetti westerninde (Django Unchained) rol alma ihtimali mevcut.