Kategoriler
seçki

Dizi Pazarı: Sports Night

Dizi Pazarı köşemizin bu bölümünde 90’lı yıllardan bir Aaron Sorkin dizisi, Sports Night var.

– Dizi isminden de anlaşılacağı gibi spor haberlerini hazırlayan bir ekibin başından geçenleri anlatıyor. ESPN’in ünlü SportCenter’ından esinlenilerek oluşturulmuş bir senaryo üzerinden ilerliyor. 1998-2000 tarihleri arasında ABC’de yayınlandı ve çok erken bir şekilde ekranlara veda etti. Her biri 22 dakikalık toplam 45 bölüm ekranda kaldı.

– Robert Guillaume, Felicity Huffman, Peter Krause, Josh Charles, Sabrina Lloyd, Joshua Malina’dan oluşan, daha sonra birçok dizide rastlayacağınız önemli oyuncuların iyi performanslarını izledik. William H. Macy, sık sık konuk oyuncu olarak dizide yer aldı ve yeteneklerini sergiledi. Doğal olarak her Sorkin dizisinde olduğu gibi Sports Night’ta da uzun diyaloglarla kendini gösteren dramatik öğeler öne çıkıyordu.

– Dizinin önemli özelliklerinden biri hem amerikan spor dünyasına hem de medyaya eleştirel ve komedi öğeleri yüksek bir bakış atmasıydı. Sorkin’i henüz ustalaşma aşamasında izlemek için Sports Night iyi bir seçim.

– Dizi yayınlandığı 2 sezonda Emmy ve Golden Globe adaylıklarına ulaştı ve genel olarak teknik alanlarda ödülleri topladı. Özellikle meslek ve eleştirmen birlikleri tarafından ödül yağmuruna tutuldu. Ancak prime-time’da istenen rating’lere ulaşamayınca çok erken bir şekilde tarihteki yerini aldı.

Kategoriler
haber

Nicole Kidman Hope’un Dizi Uyarlamasında Oynayacak

Norveç’in Oscar Adayı Hope, Nicole Kidman tarafından diziye aktarılacak. Yıldız oyuncu dizide hem yapımcı, hem de başrol olarak görev alacak.

Maria Sodahl’ın filmi bir ailenin 12 günlük noel tatilinde yaşadıklarını anlatıyar. Alice Bell tarafından dizi senaryosuna çevrilecek yapımın yönetmenliğini Lulu Lang yapacak. Orijinal filmin başrollerinde Andrea Braein Hovig ve Stellan Skarsgard yer almıştı. Film, Avrupa Film Ödülleri’nde Sodahl’a en iyi yönetmen adaylığı getirmişti.

Kidman, Hulu dizisi Nine Perfect Strangers ve Robert Eggers’in Viking filmi The Northman’da rol alacak. Oscar ödüllü oyuncu aynı zamanda Aaron Sorkin’in draması Being The Ricardos’ta Lucille Ball’ı canlandıracak.

Kategoriler
izlenim

The Trial of the Chicago 7: Başarısız Hatırlatma

The Social Network, A Few Good Men ve Moneyball gibi filmlerin senaryosuna imza atan Aaron Sorkin, 3 sene önce izlediğimiz Molly’s Game gibi hem yazıp hem de yönettiği The Trial of the Chicago 7 filmiyle karşımızda bu sefer. Netflix’in yeni Oscar atılımı olan Chicago 7, gerçek bir hikayenin Aaron Sorkin’in gözünden uyarlaması. Peki, Sorkin’in gözünden derken ne demek istiyoruz?

Hem Martin Luther King Jr. Hem de Robert F. Kennedy’nin ölümü sonrası yapılan Demokrat Parti Kongresi’nde çıkan olayların ardından 7 kişinin (ve Bobby Seale’ın) mahkemeye çıkarılışını anlatıyor. Hikayenin detaylarına daha fazla girmeye gerek yok. Kısaca belirtmek gerekirse, günümüz politik iklimine özellikle Trump sonrası Amerika’sına uygun bir hikaye. Bu hikayenin daha geniş bir bakış açısıyla ele alınması gerekiyor ki Sorkin, tam da burada sınıfta kalıyor. Liberal bir beyazın bakış açısından ötesini göremiyoruz. Film, bir iki beyaz karakter hariç (ki onları da anlatmaktan aciz) bütün karakterleri dışlıyor. En basitinden Bobby Seale’ı (Yahya Abdul-Mateen II) asla işleyemiyor film. Filme adını veren Chicago 7’lisinden biri olmaması, Seale’ı önemsiz bir karakter haline getirmemeli. Sorkin’in karakterlerin altını doldurmakta ki sıkıntıları burada da bitmiyor. Film, adını aldığı hiçbir karakteri önemli bir özne haline getiremiyor. Hatta anarşist bir karakter olan Abbie Hoffman’a, (Sacha Baron Cohen) “Sistemde sıkıntı yok, sadece bir iki çürük elma var” dedirtecek kadar ileri gidiyor. Film boyunca sistemin açıklarını kovalayan ve bize suçsuz insanların haksız yere mahkemede olduğunu gösteren filmin en sonunda şu cümleyi kullanmak akıl alır gibi değil. Filmde pasifist olduğunu iyi kötü öğrendiğimiz Dellinger’ı (John Carroll Lynch) spot ışığında gördüğümüz ilk anda basit bir drama ögesine çeviriyor mesela. Tom Hayden (Eddie Redmayne) ile siyah hizmetçi arasındaki minik diyalog da filmin en dip noktalarından biri ve oldukça tembel bir senaryo yazımı. Bir de tek karakter özelliği kötülük olan Yargıç Julius Hoffman (Frank Langella) karakteri var ki artık ana akım aksiyon filmlerinde bile bu kadar sığ kötü adamlar görmüyoruz. Ne karakterlerini ne de olayları anlayabilmiş Sorkin.

Bu karakter çizimlerinin ve hikaye anlatımının bir diğer yan etkisi de demode hissettirmesi. Bu film 90’larda çıkmış olsaydı (tıpkı A Few Good Men gibi) belki daha ılımlı bakılabilirdi ancak Sorkin’e kötü bir haberim var bu konuda. Ne yazık ki saf kötü ve/ya saf iyi karakterler başarılı olmuyorlar artık. Film boyunca yer yer giren gerçek görüntülerle bir nebze de olsa asıl yaşananları göstermeye çalışan filmin karakter çalışmasında bu kadar geri kalması ilginç. Çünkü bu karakterler bariz şekilde gerçek değiller, sadece iyi veya kötünün tarafında bulunan birer kartonlar.
Filmin tekniğine dönersek eğer burada bizi basit bir sinematografi karşılıyor. Artık rahatlıkla başarısız bir yönetmen olduğunu söyleyebileceğimiz Sorkin, kamerasına pek dikkat etmiyor ve daha çok oyuncu performanslarına odaklanıyor. Görsel olarak pek bir şey sunmuyor ve hatta yer yer özensiz kalıyor. Müzik kullanımı da bu özensizlikten nasibini alıyor, filmin bitişiyle birlikte zihninizden uçup gidiyorlar. Kurguya geldiğimizde ise bizi hiçbir anlamı olmayan Abbie Hoffman stand-up’ı karşılıyor. Konuşan kafalar şeklinde ilerleyen filmin en bariz örneği, hikayeye yardımı dokunmayan Hoffman stand-up’ı. Zaten gördüğümüz olaylara bir de Hoffman’ın yorumlarını görüyoruz. Yer yer filmi beraber izlediğiniz geveze arkadaş havası veriyor bu durum. Stand-up haricinde, akıcı ve hareketli bir kurgu ile birlikte arada ayarı kaçırsa da kendini izletmeyi başarıyor denebilir. Oyuncular ise ellerindeki karakterler ile çabalıyorlar. Jeremy Strong, Sacha Baron Cohen ve Yahya Abdul-Mateen II, yer yer parlıyorlar. Özellikle Abdul-Mateen II, tıpkı filmdeki karakteri gibi, tek başına ayakta durmaya çalışıyor.

Sonuç olarak, Aaron Sorkin belki de kariyerinin en kötü senaryosu ile karşımıza çıkıyor. Bu durum başarısız yönetmenliğiyle birleşince de film adına işler hiç iyi gitmiyor. Bu demode filmin tek faydası, Chicago 7’lisini tekrar hatırlatması olacaktır.

Kategoriler
seçki

Netflix Bir Ödül Sezonuna Daha Hazır!

Alfonso Cuaron imzalı ROMA filmiyle en iyi film Oscar’ını ilk kez kazanan Netflix bu yılki sezona hazır durumda. Önceki yıl gibi bu yılda da pek çok filmle Oscar için yarışacak Netflix. Sonuç ne olur bilinmez ama şirketin elinde iddialı pek çok film mevcut, şirket kalabalık portföye rağmen bu filmlere yenilerini eklemeye devam ediyor. Şirketin hangi filmlere hangi dallarda kampanya yapacağıysa şimdilik belli değil. Yüksek ihtimalle -her zamanki gibi- bu filmleri sırayla gösterime çıkarıp gelecek eleştiri/tepkilerden sonra kararını verecek. Bir bakalım Netflix’in elinde hangi filmler var…

Pieces of a Woman: Macaristanlı yönetmen Kornel Mundruczo‘nun ilk İngilizce filmi Pieces of a Woman, Venedik Film Festivali’nden olumlu eleştiriler ve iki adet ödülle dönmüştü. Film, Vanessa Kirby‘e en iyi aktris ödülünü getirmekle kalmamış yönetmene Arca CinemaGiovani Ödülü’nü de getirdi. Kirby’nin ödülünün konuşulduğu dakikalardaysa Netflix haklar için son aşamadaydı. Peki elinde bir çuval film bulunan Netflix, Kirby’nin epey beğenilen filmine kampanya yapacak mı? Yapmaması hata olur gibi görünüyor. Ama bekleyelim görelim. Netflix henüz filmin yayın tarihini açıklamadı. Bu arada film bebeğini kaybeden bir kadının dramatik yaşamına odaklanıyor, belirtmeden geçmeyelim. Aktrise Shia LaBeouf‘ün eşlik ettiğini de belirtelim.

Da 5 Bloods: Spike Lee‘nin Vietnam Savaşı’na siyahi askerlerin gözünden odaklanan eleştirel filmi Da 5 Bloods‘ın en iyi oyuncusu Delroy Lindo‘ya kampanya yapılacağı kesinleşti. Filmin en travmatik karakteri Paul’a hayat veren aktör bu filmdeki performansıyla olumlu eleştiriler almıştı. Film, Lee’nin önceki filmi Blackkklansman kadar sevilmedi ama Netflix’in Lee için de kampanya yapması bekleniyor. Şimdilik filmin en iddialı olduğu alan en iyi aktör dalı.

Hillbilly Elegy: Ron Howard‘ın draması Hillbilly Elegy, Oscar’a defalarca aday olmuş ama her geceden hüzünle, eller bomboş bir şekilde dönen iki aktrisin, Amy Adams‘la Glenn Close‘un başrolleri üstlenmesiyle dikkatleri çekiyor. Aynı adlı romandan Vanessa Taylor tarafından uyarlanan bu drama, Yale’den mezun olur olmaz memleketine dönen genç bir hukukçunun ailesine odaklanıyor. Adams ve Close ikilisine hangi dallarda kampanya yapılacağı henüz netleşmese de şimdilik beklenti, Adams’a en iyi aktris, Close’a en iyi yardımcı aktris dallarında kampanya yapılması yönünde.

The Midnight Sky: Howard ve Lee’ye ek olarak George Clooney de yönetmen kimliğiyle Netflix çatısı altında Oscar için didinecek. Yönettiği son filmleriyle (The Monuments Men ve Suburbicon) olumsuz eleştiriler alan, Catch-22 dizisiyle de toparlanamayan yönetmen bu kez şansını bilimkurgu türüyle deneyecek. Kıyamet sonrası bir gelecekte geçen film, kuzeyde yalnız başına yaşayan bilim insanı Augustine’in Sully ve ekibindeki astronotları dünyaya dönmemeleri için ikna etmeye çalışmasına odaklanıyor. Good Morning, Midnight adlı romandan uyarlanan filmde Clooney’e Felicity Jones, Kyle Chandler, David Oyelowo eşlik ettiler. Bakalım 2 Oscarlı sinemacı Clooney bu filmle toparlanabilecek ve yarışa dahil olabilecek mi?

Mank: Clooney’e kampanya yapılır mı, Howard yeterince önemsenir mi bilemiyoruz; ama Netflix’in şimdilik en çok önemsediği film, David Fincher imzalı Mank. Citizen Kane başyapıtının senaristi Herman Mankiewicz‘in senaryoyu yazıp çektirmeye çalıştığı dönemde geçen filmde Gary Oldman usta senaristi, Tom Burke filmin yönetmeni Orson Welles’i, Lily Collins asistan Rita Alexander’ı, Amanda Seyfried oyuncu Marion Davies’i, Charles Dance ise dönemin en zenginlerinden, gazete kralı William Hearst’ü canlandırdı. Tamamı siyah beyaz çekilen filmi Fincher’ın babası Jack Fincher kaleme aldı. Fincher’ın 90’lardan beri çekmek için uğraştığı ama finansman bulamadığı için çekemediği film henüz gösterime giremese de yarışın en iddialı filmlerinden. Bakalım Netflix, ROMA gecesini Mank‘la tekrarlayabilecek mi?

Ma Rainey’s Black Bottom: Oyunlarıyla pek çok Tony ödülünü kazanan usta yazar August Wilson‘ın bir oyunu daha perdeye taşındı ve bir oyununun sinema uyarlamasında daha Viola Davis başrolde yer aldı. Daha önce Fences uyarlamasında rol alan Davis, Ma Rainey’s Black Bottom‘ın da başrolünü başkasına bırakmadı. 1927 yılında geçen film, “Blues’un kraliçesi” ünvanlı Ma Rainey’nin yeni albümünü kaydetmek için stüdyoya girdiği bir zamana odaklanıp Rainey’nin ekibiyle çatışmalarını konu alıyor. Davis’e yakın zamanda kaybettiğimiz yetenekli aktör Chadwick Boseman eşlik etti. Filmin şimdilik iddialı olduğu iki dal, en iyi aktris ve yardımcı aktör dalları. Boseman’ın son performansı yeterince beğenilirse Heath Ledger gibi vefatından sonra Oscar kazanması mümkün.

The Trial of the Chicago 7: Aaron Sorkin‘in on yıldan da uzun bir süre önce kaleme aldığı bu dönem filminin yönetmenliği için önce Steven Spielberg‘le anlaşmaya varılmıştı ama Spielberg filmi çekemeyince proje, Paul Greengrass‘e teslim edildi. Greengrass de filmi çekemeyince Spielberg, Sorkin’e “En iyisi bu filmi sen çek” dedi ve böylelikle Sorkin, Molly’s Game‘in ardından yönetmenliğe dönüverdi. Filmin ilk gösterimi gerçekleştirildi. Şimdiye dek eleştiriler olumlu. Geniş oyuncu kadrosundaki pek çok oyuncunun performansı övüldü, bu yüzden Netflix’in aktör ve yardımcı aktör dalları için elinde pek çok isim mevcut. Hangilerine kampanya yapacak bilemiyoruz.

Bruised: Greta Gerwig‘in Lady Bird‘le elde ettiği başarının ardından aktrisler peş peşe yönetmenliğe geçiyorlar. Bu yıl Halle Berry de ilk filmi Bruised‘la yönetmenliği deneyimledi. Gerwig’in aksine filminin başrolünü de üstlenen Berry bu filminde bir MMA dövüşçüsüne odaklandı. ‘Justice’ lakaplı Jackie yıllar önce MMA’nın gözünden düşüp dövüşü bıraktıktan sonra yaşamına devam ederken terk ettiği oğlu kapısını çalınca MMA’ya dönüp kendisini tekrar kanıtlamaya çalışmaya, oğlunun velayeti için mücadele etmeye ve travmalarıyla yüzleşmeye karar verir, olaylar gelişir. Netflix filmi hemen satın aldı almasına da bu filme kampanya yapıp yapmayacağı, filmi ödül sezonunda yayınlayıp yayınlamayacağı şimdilik belirsiz durumda.

I Care A Lot: Bu kalabalık film portföyünü I Care A Lot‘la noktalayacağız. Netflix bu filmi de kimselere kaptırmadı. Rosamund Pike‘ın Gone Girl‘den yıllar sonra benzer bir rolle olumlu eleştirileri topladığı film kara komedi türünde. Peter Dinklage ve Eiza Gonzalez‘in Pike’a eşlik ettiği filmde Dinklage bir gangstere, Pike ise yasal koruyucuya hayat verdi. Film bu iki karakterin yollarının kesişmesine odaklanıyor.

Bir Özet: Netflix’in aktris dalları için aday adayları: Rosamund Pike, Amy Adams, Glenn Close, Viola Davis, Halle Berry, Vanessa Kirby, Felicity Jones (bir ihtimal).

Aktör dalları için aday adayları: George Clooney, Chadwick Boseman, The Trial ekibi, Gary Oldman, Tom Burke, Delroy Lindo, Shia LaBeouf (bir ihtimal).

Bakalım kimlere Oscar kampanyası düzenlenecek, kimler yarışı sağ salim atlatıp aday olabilecek? Yarış çetin, rakip çok. Ama Netflix geçen yıl kampanyaları sonucunda Anthony Hopkins & Jonathan Pryce, Al Pacino & Joe Pesci, Adam Driver & Scarlett Johansson, Laura Dern‘ü aday göstertmeyi başarmıştı. Bu durum bu yıl da tekrarlanabilir.

Kategoriler
seçki

Cate Blanchett Beş Filmle Sinemalara Dönecek

Nasıl yapabiliyor bilmiyoruz ama Cate Blanchett durmadan üretmeye devam ediyor. Bu yıl hem Stateless, hem de Mrs. America dizileriyle televizyonları şenlendiren iki Oscar ödüllü usta aktris, The Simpsons dizisinin The Way of the Dog adlı bölümüne de sesini vermişti. Bir süredir TV’ye odaklanan Blanchett beş filmle sinemalara dönecek. Aktrisi önce Guillermo del Toro‘nun dönem draması Nightmare Alley‘de izleyeceğiz. Bradley Cooper, Rooney Mara, Willem Dafoe, Richard Jenkins, David Strathairn, Toni Collette, Ron Perlman gibi yıldız isimlerin rol aldığı filmin çekimleri salgın sonrasında devam edecek. Filmin bu yıla yetişip yetişmeyeceği şimdilik bilinmiyor. Blanchett’ı bu filmde psikiyatrist rolünde izleyeceğiz.

Aktrisin sonraki filmiyse Adam McKay‘in Netflix için çekeceği Don’t Look Up adlı komedi filmi olacak. Salgın nedeniyle çekimleri ertelenen bu filmin de bu yıla yetişip yetişmeyeceği bilinmiyor. Jennifer Lawrence‘ın başrolünde yer alacağı bu filmde Blanchett gökbilimciyi oynayacak. Film bir grup gökbilimcinin altı ay içinde bir meteorun Dünya’ya çarpacağını fark etmelerinin ardından insanları uyarmalarını konu alacak. Blanchett, Nightmare Alley ve Don’t Look Up‘ı aradan çıkardıktan sonra James Gray‘in sıradaki draması Armageddon Time‘da rol alabilir. Gray bu yeni filminde Donald Trump‘ın okulu Queens’e odaklanacak, film 80’lerde geçecek. Blanchett’ın rolü açıklanmadı. Filmde Trump’ın gençliğine de yer verilecek haliyle.

Gelelim diğer projeye, Borderlands‘e. Genelde prestijli dramalarda yer alsa da Blanchett zaman zaman gişe filmlerine de şans veriyor. Aktris iki yıl evvel Eli Roth‘un gişe filmi The House with a Clock in Its Walls‘da rol almıştı. 2021’de Roth’la ikinci kez çalışabilir. Roth sıradaki filmi Borderlands‘in başrolünü Blanchett’a teklif etti. Aaron Berg‘le Craig Mazin‘in kaleme aldıkları film popüler konsol oyunundan uyarlanıyor. Film kaderine terk edilmiş bir gezegen olan Pandora’da kutsal emanetlerin aranmasını konu alacak. Blanchett teklifi kabul ederse filmin kahramanı süper güçlü Lilith’i oynayacak. Aktrisin şimdilik son projesiyse durumu belli olmayan Lucy and Desi adlı biyografik film. Aaron Sorkin‘in kaleme aldığı, yönetmeni belli olmayan bu film aktris Lucille Ball‘un TV’deki kariyerine ve sevgilisi Desi’yle ilişkisine odaklanacak. Filmin çekilip çekilmeyeceği şimdilik belli değil. Çekilirse Amazon tarafından vizyona çıkarılacak.

Görüleceği üzere Blanchett projelerine proje eklemeye devam ediyor. Aktrisi yakın zamanda pek çok filmde, birbirinden farklı karakterlerde izleyebileceğiz.

Kategoriler
haber

Aaron Sorkin, The Trial of the Chicago 7 Filmini Yönetecek

2013’ten beri rafta duran The Trial of the Chicago 7 filminin yönetmeni dün akşam duyuruldu. On yıl evvel senaryoyu Steven Spielberg için kaleme alan Aaron Sorkin filmin yönetmenliğini üstlenecek. Spielberg 2008’de bu filmi çekmeye niyetlenmiş, hatta başrolleri Sacha Baron Cohen, Will Smith gibi ünlü isimlere teklif etmiş ama daha sonra yönetmenlikten çekilmişti. Bunun üzerine proje önce Ben Stiller‘a, sonra 2013’te Paul Greengrass‘e teslim edilmiş ama bütçede anlaşılamadığı için (Universal filme sadece 30M$ harcamak istemişti) Greengrass filmden çekilmişti. Film bu kez çekilecek gibi görünüyor.

İlk filmi Molly’s Game‘le olumlu eleştiriler alan Sorkin’in sıradaki filminin The Trial… olup olmayacağı şimdilik belli olmasa da filmde rol alması için Cohen’le görüşmelere tekrar başlandığı belirtilmiş. Film 1968’de Chicago’da düzenlenen demokrat parti kurultayı sırasında Vietnam Savaşı’nı protesto edenlerden sekiz kişinin tutuklanıp yargılanma sürecini konu alıyor. Bu sekiz kişiden yedisi beraat etmişti. Sorkin şu sıralar Lucy and Desi adlı filminin senaryosuyla da meşgul durumda. Bu filmin başrolünü Cate Blanchett üstlenecek. Filmin yönetmeni henüz duyurulmadı. Molly’s Game zamanında filmi Sorkin’in yönetebileceği söylenmişti.

Kategoriler
haber

73. Altın Küre Ödülleri Sahiplerini Buldu

HPFA’nın verdiği Altın Küre Ödülleri’nin 73.’sü bu gece sahiplerini buldu. Aday ve kazananların tam listesini aşağıda bulabilirsiniz. Kazananlar mavi renkle işaretlenmiştir.

globes-nominees-73-th

 

EN İYİ DRAMA FİLMİ

The Revenant

Room

Carol

Mad Max: Fury Road

Spotlight

 

DRAMA DALINDA EN İYİ ERKEK OYUNCU

Leonardo DiCaprio (The Revenant)

Michael Fassbender (Steve Jobs)

Bryan Cranston (Trumbo)

Eddie Redmayne (The Danish Girl)

Will Smith (Concussion)

 

DRAMA DALINDA EN İYİ KADIN OYUNCU

Brie Larson (Room)

Cate Blanchett (Carol)

Rooney Mara (Carol)

Alicia Vikander (The Danish Girl)

Saoirse Ronan (Brooklyn)

 

EN İYİ MÜZİKAL VEYA KOMEDİ FİLMİ

The Martian

The Big Short

Joy

Spy

Trainwreck

 

MÜZİKAL VEYA KOMEDİ DALINDA EN İYİ ERKEK OYUNCU

Matt Damon (The Martian)

Christian Bale (The Big Short)

Steve Carrell (The Big Short)

Al Pacino (Danny Collins)

Mark Ruffalo (Spotlight)

 

MÜZİKAL VEYA KOMEDİ DALINDA EN İYİ KADIN OYUNCU

Jennifer Lawrence (Joy)

Melisa McCarthy (Spy)

Amy Schumer (Trainwreck)

Maggie Smith (The Lady in the Van)

Lily Tomlin (Grandma)

 

EN İYİ YARDIMCI KADIN OYUNCU

Kate Winslet (Steve Jobs)

Jennifer Jason Leigh (The Hateful Eight)

Helen Mirren (Trumbo)

Alicia Vikander (Ex Machina)

Jane Fonda (Youth)

 

EN İYİ YARDIMCI ERKEK OYUNCU

Sylvester Stallone (Creed)

Michael Shannon (99 Homes)

Idris Elba (Beasts of No Nation)

Mark Rylance (Bridge of Spies)

Paul Dano (Youth)

 

EN İYİ YÖNETMEN

Alejandro Gonzalez Inarritu (The Revenant)

Tom McCarthy (Spotlight)

George Miller (Mad Max: Fury Road)

Todd Haynes (Carol)

Ridley Scott (The Martian)

 

EN İYİ SENARYO

Steve Jobs (Aaron Sorkin) 

Room (Emma Donoghue)

Spotlight (Tom McCarthy, Josh Singer)

The Big Short (Charles Randolph, Adam McKay)

The Hateful Eight (Quentin Tarantino)

 

EN İYİ ANİMASYON

Inside Out

Anomalisa

The Good Dinosaur

The Peanuts Movie

Shaun the Sheep Movie

 

YABANCI DİLDE EN İYİ FİLM

Son of Saul

Mustang

The Brand New Testament

El Club

The Fencer

 

EN İYİ FİLM MÜZİĞİ

Ennio Morricone (The Hateful Eight)

Cartor Burwell (Carol)

Daniel Pemberton (Steve Jobs)

Alexandre Desplat (The Danish Girl)

The Revenant (Ryuichi Sakamoto, Alva Noto)

 

EN İYİ ÖZGÜN ŞARKI

Writing’s on the Wall (Spectre) 

Love Me Like You Do (Fifty Shades of Grey)

See You Again (Furious 7)

One Kind of Love (Love & Mercy)

Simple Song #3 (Youth)

 

EN İYİ DRAMA DİZİSİ

Mr. Robot

Game of Thrones

Narcos

Outlander

Empire

 

EN İYİ MÜZİKAL VEYA KOMEDİ DİZİSİ

Mozart in the Jungle

Casual

Orange is the New Black

Silicon Valley

Transparent

 

EN İYİ MİNİ DİZİ VEYA TELEVİZYON FİLMİ

Wolf Hall

American Crime

American Horror Story: Hotel

Fargo

Flesh and Bone

 

MİNİ DİZİ VEYA TELEVİZYON FİLMİ DALINDA EN İYİ KADIN OYUNCU

Lady Gaga (American Horror Story: Hotel)

Queen Latifah (Bessie)

Kirsten Dunst (Fargo)

Sarah Hay (Flesh & Bone)

Felicity Huffman (American Crime)

 

MİNİ DİZİ VEYA TELEVİZYON FİLMİ DALINDA EN İYİ ERKEK OYUNCU

Oscar Isaac (Show Me a Hero)

Patrick Wilson (Fargo)

Idris Elba (Luther)

David Oyelowo (Nightingale)

Mark Rylance (Wolf Hall)

 

DRAMA DİZİSİ DALINDA EN İYİ KADIN OYUNCU

Taraji Henson (Empire)

Robin Wright (House of Cards)

Viola Davis (How to Get Away with Murder)

Caitriona Balfe (Outlander)

Eva Green (Penny Dreadful)

 

DRAMA DİZİSİ DALINDA EN İYİ ERKEK OYUNCU

John Hamm (Mad Men)

Bob Odenkirk (Better Call Saul)

Rami Malek (Mr. Robot)

Wagner Moura (Narcos)

Liev Schreiber (Ray Donovan)

 

KOMEDİ DİZİSİ DALINDA EN İYİ KADIN OYUNCU

Rachel Bloom (My Crazy Ex-Girlfriend)

Lily Tomlin (Grace and Frankie)

Gina Rodriguez (Jane the Virgin)

Jamie Lee Curtis (Scream Queens)

Julia Louis-Dreyfus (Veep)

 

KOMEDİ DİZİSİ DALINDA EN İYİ ERKEK OYUNCU

Gael Garcia Bernal (Mozart in the Jungle)

Aziz Ansari (Master of None)

Jeffrey Tambor (Transparent)

Rob Lowe (Grinder)

Patrick Stewart (Blunt Talk)

 

DİZİ, MİNİ DİZİ VEYA TELEVİZYON FİLMİ DALINDA EN İYİ ERKEK OYUNCU

Christian Slater (Mr. Robot)

Ben Mendelsohn (Bloodline)

Alan Cumming (The Good Wife)

Damian Lewis (Wolf Hall)

Tobias Menzies (Outlander)

 

DİZİ, MİNİ DİZİ VEYA TELEVİZYON FİLMİ DALINDA EN İYİ KADIN OYUNCU

Maura Tierney (The Affair)

Regina King (American Crime)

Uzo Aduba (Orange is the New Black)

Judith Light (Transparent)

Joanne Froggatt (Downton Abbey)

 

CECILLE B. DEMILLE ÖDÜLÜ

Denzel Washington

 

 

Kategoriler
haber

Roundtable: Senaristler Konuşuyor

THR’ın klasikleşen yuvarlak masalarında bu yıl büyük bir ihtimalle oscar’a aday olacak isimler bir kez daha bir araya geldi.

Amy Schumer (Trainwreck), Aaron Sorkin (Steve Jobs), Emma Donoghue (Room), Tom McCarthy (Spotlight), Meg LeFauve (Inside Out) ve Nick Hornby (Brooklyn) son filmlerini ve kariyerlerini uzun bir röportajda paylaştılar.

Kategoriler
haber

David Fincher, Steve Jobs Rolü İçin Christian Bale’i İstiyor

Geçtiğimiz haftalarda Aaron Sorkin’in kaleme aldığı Steve Jobs biofilminin yönetmenliği için David Fincher’ın kapısı çalınmıştı. Gelen haberlere göre Fincher teklifi kabul etti. Hatta kadro üzerinde düşünmeye de başladı. Apple’ın kurucusu Steve Jobs’ın hayatına odaklanacak bu biofilmin başrolü için Fincher, Christian Bale’i istiyor. Fincher, Bale’i o kadar çok istiyor ki Bale teklifi reddederse filmi yönetmeyecek. Onca önemli yönetmenle çalışan Bale’in daha önce Fincher’la çalışmadığını da belirtelim. Henüz yapımcılar Bale ile iletişime geçmediler. Dolayısıyla aktörün yanıtını bilmiyoruz. Bale’in yakın zamanda çekilecek projesinin olmadığını da ekleyelim. Fincher ise bu biofilmden önce “Utopia” dizisinin pilot bölümünü çekecek. Jobs biofilminin çekimlerine ancak 2015’te başlanabilecek.Christian-Bale-01

Kategoriler
haber

David Fincher-Aaron Sorkin’den Steve Jobs Biofilmi

David Fincher ile Aaron Sorkin’i ilk kez aynı projede buluşturan Mark Zuckerberg/Facebook biofilmi “Social Network”ten sonra ikili ikinci kez aynı projede yer alacaklar. Senarist Sorkin ile Fincher’ı bir araya getirecek yapım başlıkta da belirttiğimiz gibi biofilm türünde olacak ve Apple’ın kurucusu Steve Jobs’ı anlatacak. Filmin yapımcılığını “Social Network”ün yapımcılarından Scott Rudin üstlenecek. Bu Jobs biofilmi, Walter Isaacson’ın kaleme aldığı “Steve Jobs” kitabından uyarlanacak. Filmin çekimlerine bu sene başlanacak. Gösterim tarihi ise tahmin edileceği gibi 2015 sonbaharı. Fincher’ın filmden önce İngiliz dizisi “Utopia”nın Amerikan yeniden çevriminin pilot bölümlerini çekeceğini de belirtelim. Yönetmenin yeni polisiyesi “Gone Girl” bu sonbaharda gösterime girecek.U.S actors Jesse Eisenberg, left, Andrew Garfield, second from left, Justin Timberlake, center, U.S director David Fincher, second from right and U.S scriptwriter Aaron Sorkin, right, pose for photographers as they arrive to The Social Network premiere, in Paris, Sunday Oct. 3, 2010. (AP Photo/Thibault Camus)

Kategoriler
haber

Paul Greengrass, Aaron Sorkin’in Senaryosunu Çekebilir

Sonbaharda karşımıza Tom Hanks’li Captain Philips filmiyle çıkmaya hazırlanan Paul Greengrass yıllardır Martin Luther King’i anlatan Memphis’i çekmeye çalışıyor. Bu filmle ilgili yaptığımız son haberde King’i Forest Whitaker’ın canlandıracağını belirtmiştik. Gelen yeni habere göre Greengrass Memphis’ten önce başka bir filmi kotarabilir.

The Trial of the Chicago 7

Usta senarist Aaron Sorkin’in kaleme aldığı The Trial of the Chicago 7 filminin yönetmenliği için Greengrass ile görüşmelere başlandı. Sorkin’in bu filmi daha önce Steven Spielberg’e teklif edilmiş, Spielberg de teklifi kabul etmişti. Will Smith, Philip Seymour Hoffman, Sacha Baron Cohen, Heath Ledger ve Kevin Spacey ile iletişime geçilmişti. Spielberg projeden elini çekince projeyle Ben Stiller ilgilenmiş, ama sonrası gelmemişti.

DreamWorks’ün yapımını üstleneceği filmde yıldız isimlere yer verilmeyeceği açıklandı. Bütçesi de 20-30 milyon dolar arasında olacak. Film 1968 yılında Vietnam Savaşı’nı protesto eden sekiz göstericinin tutuklanıp mahkemeye sevkedilmeleri sürecini anlatacak. Bu sekiz göstericiden sadece birisi tutuklanmıştır.

Kategoriler
haber

Aaron Sorkin’den 3 Sahneli Bir Film

Aaron Sorkin şu sıralar Steve Jobs filminin senaryosu üzerinde çalışıyor. Filmin senaryosunu kaleme alan Sorkin filmle ilgili ilk bilgileri de basınla paylaştı. Apple’ın yaratıcısı Steve Jobs’ın hayatını anlatacak olan “Steve Jobs” filmi 30’ar dakikalık üç sahneden oluşacak. Daha önce denenmemiş bir şey değil, gene de Sorkin’in bu kararının şaşırttığını söylemek mümkün.

Film sadece üç sahneden oluşacak. Nasıl olacak, biz de epey merak ediyoruz. Ama Sorkin’e güvenimiz tam. Geçmişte vasat işlere imza atmış olsa da Sorkin yetenekli bir senarist. Üç sekanslık, 90 dakikalık bu biofilmin de altından kalkacağını düşünüyoruz. Filmin yönetmeni ve oyuncu kadrosu henüz belirlenmedi. Bir diğer Steve Jobs filmi olan “Jobs”ın çekimlerinin tamamlandığını, Jobs’a Ashton Kutcher’ın hayat verdiğini hatırlatalım.

Kategoriler
izlenim

Moneyball: Kazanma Sanatına Matematiksel Çözüm

Kazanma Sanatı (Moneyball) itiraf etmeliyim ki diğer spor ile ilgili çekilmiş otobiyografik filmlerden ayrı tutulabilecek nadir güzel filmlerinden biri.

Çünkü karşımızda yabancı bir kültürün ürünü olan bir sporun, hiçbir kuralını bilmeden, geçmişini bilmeden, dünyanın neredeyse yarısının bir kez olsun bu oyunu açıp izlemediğini varsayarsak, Steven Zaillian (Schindler’s List) ve Aaron Sorkin’in (The Social Network) gibi iki mükemmel senaryo yazarı, yine ellerindeki malzemeyi diğer tüm kalıpların dışında tutatak klasikleşebilecek bir hikaye ortaya koymuşlar. Böyle söylememin sebebi ise diğer birçok filmdeki hikayenin aksine, bize hikayenin teknik ve matematiksel yönünden çok anlatılan kişinin hayatındaki bu dönüm noktasına, bütün kuralları nasıl altüst ettiğine yoğunlaşarak diğer filmlerdeki gibi seyircinin üzerine oynanan duygusal sahneler ve benzeri yaklaşımları sterilize ederek filmi daha gerçekçi ve izlenebilir kılıyor olması. Filmde bizi heyecanlandıran ne heyecanlı maç sahneleri, ne son sayılar, ne de tam kaybederken birden kazanılan maçlar. Filmde bizi heycanlandıran, içine çeken şey Oakland A’s takımının genel yöneticisi Billy Beane’in şimdiye kadar yazılıp, çizilen beyzbol tarihini nasıl değiştirdiği oluyor.

Billy Beane iyi koşuyor, yakalıyor, atıyor, vuruyor ve oynuyor. Seçmelerde antrenörlerin dikkatini böylesine çekmesinin sebebi de budur. Çünkü ilgilendikleri gençlerin çoğunda bu özelliklerden bir ya da ikisi oluyor, geriye kalan yeteneklerden belki de bir tanesi antrenörlerin geliştirmesi ile oluyordur.

Antrenörlerin ailesi ile görüşme yaptığı sırada hatırı sayılır bir meblağ transfer ücreti sunması, Billy’nin ailesinin seçimi kendisine bırakması ve Billy’nin Stanford üniversitesini tam burslu kazanmışken beyzbol mu yoksa kariyer için gideceği üniversite mi gibi kararsız anları flashback’ler ile izlerken düşünmemize sebep oluyor. Çünkü ne beyzbolu ne de üniversiteyi seçebilmiştir kendisi. Bu iki durumun açığını ise Oakland A’s takımının genel yöneticiliğini yaparak kapatıyordur.

Oakland A’s sahibi elindeki has oyuncuları satarak bütçelerini artırmak niyetindeyken bir yandan da yönetici Billy Beane’in giden adamların yerine alacağı adamlar için sunduğu bütçeyi vermemektedir. Bunun üzerine Billy Beane yönetim toplantısında yeni tanıştığı beyzbola tamamen istatistiksel yaklaşan iktisat mezunu Peter Brand’i yanına alarak giden oyuncuların yerine kendi alanında eskiden ün yapmış, beyzbolu bırakmış ya da gece hayatı yüzünden medya tarafından dışlanan oyuncuları toplayarak yeni bir takım oluşturur. Hangi oyuncunun nerede oynadığı, nerde başarılı olduğu gibi teknik detayları bilgisayar ve tablolarda geliştirdikleri yöntemler ile bir nevi işin matematiğine kaçan bu ikili her ne kadar yönetimde bulunan danışmanların tepkilerini alsalar da, ilk başlarda yerlerde sürünen bu takım 103 yıllık amerikan ligi tarihinde üstüste 20 galibiyet alarak emsali görülmemiş bir başarıya imza atar.

Bennett Miller’ın 2005 te Capote (ki ilk filmi olmasına rağmen şahane bir işçilik çıkarmıştır) filminden sonra çektiği ikinci film olan Kazanma Sanatı (Moneyball), mükemmel senaristlerin elinden çıkarak Bennett Miller’ın elinde hayat bulmuş bence. Bratt Pitt her zamanki gibi üst düzey oyunculuğunu sergiliyor. Genellikle teenage amerikan komedi filmlerinin vazgeçilmez yüzü olan Jonah Hill ise olması gereken oyunculuğunu sergilemiş. Sanırım yönetmen ilk filminde başrol verdiği Philip Seymour Hoffman’dan vazgeçememiş olacak ki, ikinci filmi olan Moneyball’da takımın teknik direktörü rolünde kısa kısa izliyoruz kendisini. Kim bilir belki de ileride fetişist oyuncusu olarak diğer filmlerinde de görürürüz.

Kısacası teknik detaylarla kafa bulandırmayan,duygusal ve içten bir sona sahip Moneyball, aldığı IMDb puanını kesinlikle sonuna kadar hakediyor.