Kategoriler
haber

Limbo: Inarritu’nun Yeni Filmiyle İlgili Ayrıntılar

Alejandro González Iñárritu’nun yeni filmi Limbo ile ilgili haberler bu hafta haber ajanslarına düştü. Ön hazırlıkları tamamlanıp, çekimleri başlayan filmle ilgili ayrıntıları derledik.

– Film ispanyolca olacak ve Meksika’da geçecek. Konusu ile ilgili pek ayrıntı açıklanmasa da ülkenin son döneminde yaşadığı değişimleri anlatacak masalsı bir film olacağı söyleniyor.

– Filmin başrolünde usta oyuncu Daniel Giménez Cacho var. Lucrecia Martel’in Zama’sıyla uluslararası eleştirmenlerden de takdirleri toplayan Cacho, Meksika’da yıllardır övgü alan oyunculuk gücünü bu filmde de kanıtlayacak gibi görünüyor.

– Inarritu, kamera arkasında da çok güçlü bir ekip oluşturmuş durumda. Sinematograf Darius Khondji, sanat yönetmeni Eugenio Caballero filmin unutulmaz görüntülere ve ayrıntılara sahip olacağını şimdiden garantiliyor.

– Filmin çekimleri de başladı. Ayrıntılar açıklanmasa da pandemi nedeniyle verilen aralara rağmen belirli sahnelerin çekimleri tamamlanmış. Filmin 2022 Cannes Film Festivali’ne hazır olması planlanıyor.

Kategoriler
haber

DiCaprio’dan, Inarritu ve Anderson’a Ret, del Toro’ya Evet

Leonardo DiCaprio dört yıllık uzun arayı Quentin Tarantino‘nun heyecanla beklenen filmi Once Upon a Time in Hollywood‘la noktaladı. Oscar ödüllü aktör bu yaz Martin Scorsese‘nin bir süredir yapım aşamasında olan dönem filmi Killers of the Flower Moon‘da oynamayı planlıyordu ama yeni haberlere göre planlar değişmiş. Haberlere göre aktörün sıradaki filmi Guillermo del Toro‘nun geçen yıl kaleme aldığı Nightmare Alley adlı yeniden çevrim. Bu filmin çekimlerine sonbaharda başlanacak. Film aynı adlı klasik filmin yeniden çevrimi olacak. Daha önce iki kez dolandırıcıları oynayan DiCaprio bu filmde de bir dolandırıcıya hayat verecek. Film bir dolandırıcının sirkte çalışmaya başladıktan sonra ünlenmesine, daha sonra dibi bulmasına odaklanacak.

The Hollywood Reporter’ın haberine göre DiCaprio’nun önünde üç proje yer alıyordu. Biri Paul Thomas Anderson‘ın senaryosu, diğeri Alejandro G. Inarritu‘nun senaryosu ve sonuncusu da del Toro’nun filmi. Aktör henüz duyurulmayan diğer iki projeyi eleyip del Toro’da karar kılmış ama gene de Anderson’la çok geçmeden çalışmayı umuyormuş. Bu bilgilerden anlaşılacağı üzere Inarritu da dört yıllık suskunluğunu noktalamaya hazırlanıyor. Usta yönetmenin yeni projesi yakında duyurulabilir. Keza Anderson’ınki de.

Görüleceği üzere DiCaprio ustalarla çalışmaya devam edecek. Ama kötü haber şu ki Shutter Island‘tan beri çalışmadığı Scorsese’yle yakın zamanda çalışamayacak gibi görünüyor.

Kategoriler
seçki

Leonardo DiCaprio: Prestijli Projelerin Oyuncusu

Leonardo DiCaprio global şöhrete kavuştuğu Titanic filminden beri prestijli projeleri kovalayan bir isim. Johnny Depp, Brad Pitt, Matt Damon, George Clooney gibi pek çok yıldız oyuncunun aksine DiCaprio sıradaki projesini belirlerken kılı kırk yaran birisi. Yıllarca hedefinde Oscar’a uzanma hayali olduğu için sadece usta yönetmenlerle çalıştı. Pek çok oyuncunun aksine sürekli filmlerde oynamak yerine yılda en fazla iki filmde oynamakla yetindi. Yüzlerce proje arasından bu iki filmi de belirlerken titiz davrandı. Filmografisine bakıldığında diğer oyuncuların aksine az filmde oynadığı ama genelde dramaları, biyografik filmleri tercih ettiği, herkesin oynamak için can attığı DC/Marvel projelerinden ve diğer gişe filmlerinden uzak durduğu görülebilir.

DiCaprio, Depp veya Clooney gibi bağımsız filmlere de yüz veren birisi değil. Bu yüzden Titanic sonrası kariyerindeki neredeyse tüm filmler pahalı yapımlar. Küçük bütçeli, Sundance’de gösterilebilecek, tanınmayan bir yönetmenin çektiği bir projede yer alan birisi değil DiCaprio. Ya da ünlü bir yönetmenin bağımsız filminde de yer alan birisi değil veya Avrupalı/Uzakdoğulu yönetmenlerin peşinde koşturacak birisi de değil. Oynamayı planladığı, oynadığı, iptal edilmiş tüm projeleri bunun kanıtı. DiCaprio her daim orta/büyük bütçeli, ödül potansiyeli taşıyan filmlerde rol alan, genelde ununu elemiş eleğini asmış yönetmenlerle çalışan bir oyuncu. Titanic‘te James Cameron‘la çalışan aktör bu filmden sonra sırasıyla şu yönetmenlerle çalıştı:

Randall WallaceBraveheart‘ın senaristi- (The Man in the Iron Mask), Woody Allen (Celebrity), Danny Boyle (The Beach), RD Robb (Don’s Plum), Martin Scorsese (Gangs of New York), Steven Spielberg (Catch Me If You Can), Scorsese (The Aviator, The Departed), Ed Zwick (Blood Diamond), Ridley Scott (Body of Lies), Sam Mendes (Revolutionary Road), Scorsese (Shutter Island), Christopher Nolan (Inception), Clint Eastwood (J. Edgar), Quentin Tarantino (Django Unchained), Baz Luhrmann (The Great Gatsby), Scorsese (The Wolf of Wall Street, The Audition), Alejandro G. Inarritu (The Revenant), Tarantino (Once Upon A Time in Hollywood).

Titanic sonrası kariyeri bu şekilde. Scorsese’den Spielberg’e, Eastwood’tan Scott’a, Allen’dan Nolan’a dek sürekli usta isimlerle çalıştı, onların ödül alabilecek projelerinde çalıştı -tabii ki kağıt üstünde ödül alabilecek gibi görünse de her filmi ödül sezonunda parlamadı. Mesela J. Edgar kötü çıktığı için ödül sezonunda konuşulmamıştı-. Bu açıdan bakıldığında göze çarpan ilk film Don’s Plum oluyor, ki aktör çok geçmeden bu filmde oynamaktan pişman olup filmi yasaklatmıştı. Film 95-96’da çekilmiş, ama Tobey Maguire‘la DiCaprio açtıkları davayı kazanınca filmin Amerika ve Kanada gösterimleri yasaklanmıştı. Bu yüzden ancak 2001’de ABD/Kanada dışında gösterilebilmişti. Filmin yönetmeni Robb 2015’te filmini internet sitesinde yayınlamıştı. Don’s Plum, DiCaprio’nun şöhret olmadan evvel yer aldığı küçük bütçeli filmlerden. Aktör Titanic öncesinde Critters 3, Poison Ivy, This Boy’s Life, What’s Eating Gilberg Grape, The Basketball Diaries, The Quick and the Dead, Total Eclipse, Romeo + Juliet ve Marvin’s Room gibi orta/küçük bütçeli dramalarda yer almıştı. İşler ünlendiğinde, özellikle heyecanla rol aldığı The Man in the Iron Mask ve The Beach filmleri aktörün büyük popülaritesine rağmen gişede iki seksen yattığında değişti. Bu iki filmden sonra aktörün kariyerini değiştirdiği, daha az risk aldığı görülüyor.

Gelelim rol seçimlerine. DiCaprio kariyerinin başından beri gerçek kişileri oynuyor -mesela Total Eclipse‘ta gay yazar Rimbaud‘u oynamıştı-. Ama özellikle Titanic sonrasında sıkça biofilmleri tercih etti, halen de bu projelerle ilgileniyor. O kadar çok gerçek kişiyi oynadı ki… Uyuşturucu bağımlısı Jim Carroll (The Basketball Diaries), FBI’nın kurucusu J. Edgar Hoover (J. Edgar), dolandırıcı Frank Abagnale Jr. (Catch Me If You Can), milyoner iş adamı Howard Hughes (The Aviator), dolandırıcı Jordan Belfort (The Wolf of Wall Street). Aktör, Rus kraliyetinden Rasputin’i, Amerikan başkanı Roosevelt’i, ressam Leonardo Da Vinci’yi, seri katil H.H. Holmes’u, General Ulysses S. Grant’ı ve daha nice gerçek kişiyi de oynamak istedi/istiyor. Yani DiCaprio prestijli biofilmlerden de uzaklaşmayacak gibi görünüyor. Yalnız, DiCaprio’nun Oscar için takım elbiseli pek çok kişiyi oynadıktan sonra Oscar’a ancak takım elbiseyi çıkarttığı filmle (The Revenant) ulaşması da dikkat çekici.

Bu arada oynadığı gerçek kişilerin ortak tarafları ailevi sorunları var. Hoover’ın annesiyle, Frank’in ve Jordan’ın babalarıyla problemleri vardı. Hughes ise çocukluğundan beri pek çok konuda takıntılı, annesini özleyen birisi olarak yansıtılmıştı. Aktörün biofilmler dışında da dramatik rolleri tercih ettiği görülüyor. İntikam peşindeki Hugh Glass, bir türlü mutlu olamayan, eşiyle sorunları olan Frank Wheeler, köstebekliği nedeniyle psikolojisi allak bullak olan Billy, babasının intikamını almak isteyen Amsterdam, Ürdün’de hayatı tehlikeye giren CIA ajanı Roger, sevdiği kadın için zenginleşen ama kadınla birlikte olamayan Gatsby, bir cinayeti araştırdığını sanan ama gerçekte hayatındaki trajik bir olayı unutmaya çalışan Teddy ve eşi intihar etmiş Cobb. Ama her zaman dramatik rolleri oynamadı. Tarantino’nun filminde son 30 dk’da ortaya çıkan ırkçı Calvin, Sam Raimi‘nin bol yıldızlı western filmi The Quick and the Dead‘teki Kid -gerçi bu karakter de babasıyla sorunları vardı ama bu mevzu dramatik bir şekilde işlenmemişti- ve Titanic‘teki Jack rolleri arkaplanda dramatik bir öyküleri olmayan karakterler sayılabilir. Bir de Arnie Grape karakterini unutmamak gerek. DiCaprio bu rol için “oynadığım en eğlenceli roldü” demişti.

En iyi performanslarına değinmeden olmaz. Henüz 19 yaşındayken oynadığı engelli Arnie rolünde çok iyiydi. Başrolü üstlenen Depp’in gölgesinde kalmamış, göründüğü her sahnede aktörden rol çalabilmişti. Titanic‘te iyi bir performans veren DiCaprio özellikle Scorsese’nin filmlerinde parladı. The Aviator‘daki Howard Hughes performansı, Shutter Island‘ta kendisini dedektif sanan, akıl hastası rolündeki performansı çok iyi. The Departed‘ı da anmak gerek. Frank Costello (Jack Nicholson) adlı gangsterin çetesine girmeyi başaran ama Costello’nun suçlarına tanık ola ola, kimliğinin açığa çıkma ihtimali nedeniyle psikolojisi bozulan Billy rolünde de oldukça iyiydi. The Revenant‘ta da iyiydi ama bu bahsettiğim rollerle Oscar’ı -bence- daha fazla hak etmişti. Çocukluğundan beri sektörde olan DiCaprio kariyerine (şimdilik) 29 film, 2 kısa film ve 7 dizi sığdırdı. Tüm yapımlarında iyi performanslara imzasını atan (ama The Man with the Iron Mask gişede batınca Razzie’nin en kötü aktör ödülünü kazanan, The Beach‘le bu dala son kez aday gösterilmişti) aktör Oscar’a dört kez aday gösterilip 5. kazanmıştı.

Yıllardır şirketi AppianWay’le yapımcı kimliğiyle de projeler üreten DiCaprio özellikle iklim değişikliği, hayvan katliamları, çevre kirliliği gibi günümüzün büyük sorunları üzerine belgeseller yaptırıyor, tüm dünyada farkındalık yaratmaya çalışıyor. Aktör sosyal medya hesaplarını da bu mühim sorunları irdelemek için kullanıyor. DiCaprio Oscar kazandıktan sonra verdiği neredeyse dört yıllık arayı çekimleri tamamlanan Once Upon A Time In Hollywood‘la sonlandırdı, bu filmi Temmuz 2019‘da izlerken aktör o sıralarda Martin Scorsese’nin filmi Killers of the Flower Moon‘da rol alacak, galiba tekrar takım elbiseli bir ajanı oynayacak. Yapımcı kimliğiyle hazırladığı projeler arasında çevreye duyarlı bir süper kahramanı konu alan Captain Planet filmi de yer alıyor.

Kategoriler
haber

Iñárritu’dan del Toro’ya Övgü: The Shape of Water Bir Sinema Mucizesi

Alejandro Gonzalez Inarritu, arkadaşı Guillermo del Toro’nun The Shape of Water’ına övgüler yağdırdı:

“Yıllar önce Guillermo kafasında dönüp duran bir fikri bana anlattı. Gözleri parlıyordu. Dilsiz bir kadınla, bir balık adamın aşkı… Bu fikir sadece onun aklına gelebilirdi ve sadece o bu fikirden bir film çıkarabilirdi. O dönemdeki heyecanını gördüğümde en iyi filmi olacağını biliyordum.

Bana arada sırada bir balık adam gibi hissettiğini, kendi sularında olmadığı zaman herşeye yabancı bir canavar haline geldiğini anlatıyordu. Filmin içine kendisinden çok şey koyduğunu biliyorum.

Shape of Water, aşka yazılmış bir aşk mektubu… Ve sinemaya olan aşkın büyük bir ilanı… Guillermo, canavar hikayelerinin şeklini değiştirdi. Hiçbir canavar aşk için şekil değiştirmek zorunda değil. Haruki Murakami eserleri gibi, Shape of Water gerçekliğimizde var olan bir mucize…”

Kategoriler
seçki

11 Usta Yönetmenin Dizileri

Michael Mann, David Fincher, Morten Tyldum, Nicolas Winding Refn gibi 11 usta yönetmenin dizileri, 2017-18 yıllarında gösterim tarihlerini bekliyor.

DANNY BOYLE: İngiliz yönetmen Boyle televizyona uzak bir yönetmen değil. Boyle 2014’te Babylon mini dizisinin pilot bölümünü çekmişti. Üç yıl aradan sonra Trust adlı antoloji diziyle ekranlara dönecek. Yönetmen 2018’de FX kanalında yayınlanacak bu dizinin çekimlerine başladı. Suç-gerilim türündeki dizide Hilary Swank, Donald Sutherland ve Brendan Fraser başrolleri üstlendiler. Dizi, 1970’lerde milyoner John Getty’nin kendisiyle aynı adı taşıyan torununun kaçırılmasına, Getty’nin istenen fidyeyi ödemek istememesine odaklanacak. Ridley Scott’ın da bu olayları odaklanan filmi All the Money in the World‘ün çekimlerine başladığını belirtelim.

YORGOS LANTHIMOS: The Killing of a Sacred Deer‘le Cannes’dan ödülle dönen, şu sıralar dönem draması The Favourite‘in prodüksiyonuyla meşgul olan Yorgos Lanthimos’un projeleri arasında iki adet dizi de yer alıyor. İlki Kirsten Dunst’ın başrolünü üstleneceği On Becoming a God in Central Florida mini dizisi. AMC kanalının hazırladığı bu dizi kara komedi türünde olacak, Orlando’da bir su parkında çalışan, dul Krystal Gill’in 90’larda Amerikan rüyasını gerçekleştirme çabalarını, bir tarikata dahil olmasından sonra hayatının değişmesini anlatacak. Lanthimos’un hazırladığı diğer dizinin adıysa açıklanmadı. Bu dizinin başrolünü Colin Farrell üstlenecek. Reagan döneminde, Kasım 1986’da ABD’nin İran’a silah sattığı, bu satıştan elde ettiği gelirleri yasa dışı bir şekilde anti-komunist kontralara aktardığı, bu kontralar üzerinden Nikaragua’daki solcu yönetimi devirmeye çalıştığı ortaya çıkmıştı. Dizi bu skandala odaklanacak, Farrell İran’a silah satan, sonra Nikaragua yönetimini devirmeleri için paraları kontralara veren Amerikalı deniz piyadesi yarbayı Oliver North’u oynayacak. İki dizinin çekim tarihleri açıklanmadı, hazırlıkları devam ediyor.

PAOLO SORRENTINO: İtalyan yönetmen Paolo Sorrentino 2016’da The Young Pope dizisini çekmiş, dizi başarılı olunca 2. sezonu hazırlayacağını açıklamıştı ama sonra planlarını değiştirdi. Sorrentino gene papalıkla ilgili bir dizi yapacak. Adı The New Pope olan dizinin çekimlerine 2018’in sonlarına doğru başlayacak. Ne yazık ki diziyi 2019’dan önce izleyemeyeceğiz. The New Pope, İtalya’da Sky, Amerika’da HBO kanallarında yayınlanacak. Sorrentino bu yaz Loro adlı Berlusconi biofilmini çekecek.

JEAN-MARC VALLEE: Kanadalı yönetmen Jean-Marc Vallee sinemadaki başarılarından sonra TV’ye HBO dizisi Big Little Lies‘la geçti ve bu diziyle de başarısını devam ettirdi. Dizi başarılı olunca HBO ikinci sezonunun çekilmesini istedi ama Vallee ikinci sezonunun çekilmemesi gerektiğini, çünkü dizinin tek sezonluk planlandığını belirtti. Dolayısıyla ikinci sezonu çekmeyebilir. Yönetmen şu sıralar Amy Adams’lı HBO dizisi Sharp Objects‘i çekiyor. Bu dizi 2018’in ilkbaharında yayınlanacak.

MICHAEL MANN: Sorunlu prodüksiyonlu Luck dizisinden sonra Michael Mann yakın zamanda TV’ye dönecek gibi görünüyor. Usta yönetmen TV’ye kitap uyarlaması Hue 1968 mini dizisiyle dönecek. Mann’in hazırlıklarına devam ettiği bu dizi, Vietnam Savaşı zamanında geçip Vietnamlıların sürpriz saldırılarına odaklanacak. Dizinin çekim tarihi bilinmiyor. Mann bir ihtimal diziden önce Hugh Jackman ve Noomi Rapace’li Enzo Ferrari biofilmini çekebilir.

SUSANNE BIER: Danimarkalı yönetmen Susanne Bier’in de çekim takvimi yoğun. Bier ilk sezonuyla iyi eleştiriler alan The Night Manager‘ın ikinci sezonunu da yönetecek. Bier, Out of Africa romanını da dizileştirecek. Daha önce Meryl Streep ve Robert Redford’un başrollerinde sinemaya uyarlanan bu roman bu kez TV’ye taşınacak. Bier’in iki diziyi de ne zaman çekeceği bilinmiyor. İki dizinin de ayrıntıları açıklanmadı; Hugh Laurie’yle Tom Hiddleston’ın ikinci sezonda rol alıp almayacakları, başka karakterlere mi odaklanılacağı belli değil.

NICOLAS WINDING REFN: Danimarkalı yönetmen Nicolas Refn de uygun bir proje bulunca TV’ye geçmeye karar verdi. Too Old to Die Young adlı dizinin çekimlerine bu yaz başlanacak. Miles Teller’ın başrolünü üstleneceği dizi on bölümden oluşacak. Refn on bölümü de çekecek. Los Angeles’ta çekilecek dizi merkezdeki karakterlerin katilden samuraya dönüşümlerini anlatacak. Dizi 2018’de Amazon’da yayınlanacak.

MORTEN TYLDUM: En son Passengers filmini çeken Morten Tyldum iki diziyle meşgul durumda. İlki Counterpart. Bu yıl izleyeceğimiz bu dizinin çekimlerini çoktan tamamladı Tyldum. Starz’da yayınlanacak dizide JK Simmons, Kenneth Choi, Nazanin Boniadi, Ulrich Thomsen rol aldılar. Yönetmenin diğer dizisi ise Jack Ryan. Amerikalı ajan Jack Ryan’ın görevlerine odaklanan bu dizinin çekimlerine devam ediliyor. Dizinin başrollerini John Krasinski ve Abbie Cornish üstleniyorlar. Amazon bu diziyi bu yıl yayınlayabilir.

ALEJANDRO G. INARRITU: The Revenant‘tan sonra 6 dakikalık kısa filmi Carne y Arena‘yı çeken Alejandro Inarritu kariyerine The One Percent dizisiyle devam edebilir. Revenant’ı çekerken duyurduğu bu dizinin çekimlerine başlayacağı tarihse meçhul, zira diziye halen finansman aranıyor. On bölümden oluşacak dizide Greg Kinnear ve Hilary Swank rol alacak. Ed Harris dizide rol alabilir. Inarritu’nun yanından ayırmadığı 3 Oscar ödüllü görüntü yönetmeni Emmanuel Lubezki bu yapımda da Inarritu’yla çalışacak.

DAVID FINCHER: Bir yıldan uzun bir süredir David Fincher, Mindhunter‘ın üzerinde çalışıyor. 70’lerde geçen bu polisiye-gerilim dizisi FBI ajanlarının seri katil ve tecavüzcülerin profillerini oluşturmalarını konu alıyor. Charlize Theron’ın yapımcılar arasında yer aldığı dizinin ilk iki bölümünü ve sezon finalini Fincher çekti. Diğer bölümleri Asaf Kapadia’yla Andrew Douglas çektiler. Dizide Anna Torv, Jonathan Groff ve Holt McCallany rol aldılar. Netflix diziyi kasım ayında yayınlayacak.

CARY FUKUNAGA: True Detective‘le ünlenen Cary Fukunaga kariyerine Maniac dizisiyle devam edecek. Çekimlerine bu yaz başlanacak dizide Jonah Hill ve Emma Stone rol alacaklar. Fukunaga bu diziyi aynı adlı Norveç dizisinden uyarlayacak. Yönetmenin tüm sezonu çekip çekmeyeceği belli değil. Dizi akıl hastanesinde tedavi olan iki gencin komik maceralarına odaklanacak. Fukunaga’nın dönem dizisi The Alienist‘i kaleme aldığını, bu dizinin bu sonbaharda yayınlanacağını belirtelim. Yönetmenin projeleri arasında Napoleon dizisi de yer alıyor.

Kategoriler
haber

The One Percent: Inarritu’dan Üst Sınıfla İlgili Bir Dizi

GÜNCELLEME: Harris’in çekim takvimi Westworld‘ün ikinci sezonuyla çakışmazsa bu dizide rol alabileceği açıklandı.

Alejandro Gonzalez Inarritu, The Revenant’ın hazırlıklarıyla meşgul olduğu zamanda bu filmden sonra The One Percent adlı bir dizi çekeceğini açıklamış, başrolleri Ed Helms, Ed Harris ve Hilary Swank’e teslim etmişti ama işler yolunda gitmedi, çekimler birkaç kez ertelendi. Bugün gelen haberlere göre üst sınıftan bir aileyi konu edinen bu dizi, Starz’da yayınlanmayacak, Helms ve Harris dizide oynamayacaklar. Helms’in rolü Greg Kinnear’a teslim edildi. Swank ise dizide oynayacak. Dizi on bölümden oluşacak, gene sorun çıkmazsa çekimlere birkaç ay içinde başlanabilir. Çekim tarihinin açıklanmadığını belirtelim. Pilot bölümün görüntü yönetmenliğini Emmanuel Lubezki üstlenecek. Inarritu şu sıralar Lubezki’yle birlikte isimsiz kısa filminin çekimlerine devam ediyor. Dizinin yeni kanalı henüz belirlenmedi.

Kategoriler
seçki

Meksikalı Yönetmenler ve Sıradaki Filmleri

Şu sıralar memleketleri Meksika’dan çok Hollywood’ta film üreten Alejandro Gonzalez Inarritu, Alfonso Cuaron ve Guillermo del Toro’nun yanı sıra Meksika’da film çekmeye devam eden Amat Escalante ve Carlos Reygadas’ın önümüzdeki dönemlerde izleyeceğimiz projelerini derledik. Meksikalı Yönetmenler gelecek yılları çok meşgul geçirecek gibi…

Alejandro G. Inarritu: Arka arkaya çektiği Birdman ve The Revenant‘la ödülleri silip süpüren Alejandro G. Inarritu’nun sıradaki uzun metrajlı filmi henüz açıklanmadı. İki yıl önce Inarritu’nun Ed Harris, Ed Helms ve Hilary Swank’in başrollerinde One Percent (% 1) adlı bir dizi hazırladığı, bu diziyi The Revenant‘tan sonra çekeceği açıklanmıştı ama görünüşe göre proje rafa kaldırılmış. Inarritu şu sıralar kısa metrajlı bir filmin çekimleriyle meşgul durumda. Yönetmen adını açıklamadığı bu kısa filminde mülteci sorununa odaklanıyor. Inarritu bu kısa filmini çekerken virtual realty (sanal gerçekçilik) teknolojisinden yararlandığını açıklamıştı. Filmin görüntü yönetmenliğini Inarritu’nun ekürisi Emmanuel Lubezki üstleniyor.

Alfonso Cuaron: 2013’te vizyona giren Gravity‘den sonra uzun metrajlı film çekmeyen Alfonso Cuaron sonunda suskunluğunu kasım ayında noktalamış ve adını açıklamadığı yeni filminin çekimlerine memleketi Meksika’da başlamıştı. Geçtiğimiz haftalarda filmin adının Roma olduğu açıklandı. Cuaron, Roma adlı filminde orta sınıftan bir aileyi merkeze koyup 70’lerin Meksikası’na odaklanıyor. Bu kez politik-dramatik bir öykü anlatacak. Film yüksek ihtimalle bu yıla yetişmeyecek. Çünkü çekimleri devam ediyor. IMDb’ye göre Lubezki bu filmde de Cuaron’la çalışıyor. Tabii Lubezki’nin aynı anda nasıl oluyor da hem Cuaron’la, hem de Inarritu’yla çalıştığını bilemiyorum.

Guillermo del Toro: Her daim pek çok projeyle meşgul olan del Toro 2016’nın sonlarına doğru yeni fantastik filmi The Shape of Water‘ın çekimlerini tamamlamıştı. Bu yıl vizyona girecek bu filmin kadrosu iyi: Michael Shannon, Michael Stuhlbarg, Doug Jones, Sally Hawkins, Octavia Spencer, Richard Jenkins. Film yönetmenin Pan’s Labyrinth‘i gibi savaş zamanında geçip fantastik bir öykü anlatacak. Soğuk Savaş’ın devam ettiği 1963’te geçen film bir laboratuvarda çalışan genç bir kadının (Hawkins) bu laboratuvarda esaret altına alınmış bir canavarı serbest bırakmaya çalışmasını konu alıyor. Biraz Beauty and the Beast‘i hatırlatıyor. del Toro’nun bu filmden sonra çekeceği proje belli değil. Hellboy 3 için yapımcıları tekrar ikna etmeye çalışacağını açıkladı. Pinokyo filminin senaryosunu yazdırtmaya başladı. Öte yandan James Cameron’ın yapımcılığını üstlendiği Fantastic Voyage yeniden çevrimini yönetmeyi de kabul etmişti ama dediğim gibi, henüz sıradaki filmi belli değil.

Carlos Reygadas: 2012’de çektiği Post Tenebras Lux filmiyle ödülleri toplayan yetenekli yönetmen Reygadas’la ilgili geçen mayısta gelen bir habere göre yönetmen yeni filminin çekimlerine başlamış. Where Life is Born adını verdiği filminin bu mayısta düzenlenecek Cannes Film Festivali’nde yarışabileceği söyleniyor. Görünüşe göre Reygadas beş yıllık suskunluğunu bu yıl noktalayacak ve yeni filmiyle karşımıza çıkacak. Where Life is Born‘un merkezinde bir çift yer alacak. Film bir aşka ve aşkın kaybedilmesine odaklanacak. Juan eşi Ester’in beklentilerini karşılayamayınca Ester başka bir adama âşık olacak, olaylar gelişecek. Bakalım Reygadas başarısını devam ettirebilecek mi?

Amat Escalante: Heli adlı filmiyle dikkatleri çeken yönetmen Amat Escalante’nin yeni filmi La region salvaje (The Untamed) geçen yıl Escalante’nin memleketi Meksika’da gösterime girdi. Geçen yıl Venedik Film Festivali’nde yarışıp en iyi yönetmen ödülünü kapan bu film Londra Film Festivali, Toronto Film Festivali, ABD’de AFI Fest’te de gösterilmişti. Bizim festivallerde gösterilmeyen La region salvaje‘in merkezinde ilişkileri günbegün kötüye giden bir çift yer alıyor. Bu çift tutkunun ve yıkımın kaynağı bir canavarı keşfedecekler, ardından hayatları tepetaklak olacak, olaylar gelişecek. Escalante’nin şimdilik açıklanmış bir projesi yok. Filmin fragmanı için tıklayınız.

Guillermo Arriaga: Inarritu’nun kesişen hayatlar üçlemesi Amores perros, 21 Grams ve Babel‘i kaleme alan, daha sonra The Burning Plan‘le ilk kez yönetmenlik koltuğuna oturan senarist Guillermo Arriaga ilk filminden sonra sadece kısa film çekti. Birkaç yıldır uzun metrajlı bir film yazmayan Arriaga, Lorenzo Vigas’la birlikte Desde alla (From Afar) filminin öyküsünü kaleme almıştı. Bu filmin yapımcılığını da üstlenen Arriaga’nın sıradaki projesi henüz açıklanmadı. Beş yıl önce Arriaga’nın The Tiger adlı filmin senaryosunu yazacağı, bu filmi Michael R. Roskam’ın yöneteceği açıklanmıştı. Brad Pitt de yapımcılığı ve başrolü üstlenmeyi planlamıştı ama sonradan bu projeden bir haber gelmedi.

 

Kategoriler
haber

Inarritu, Sanal Gerçeklik ve Mülteciler

Alejandro Gonzalez Inarritu uzun süredir VR teknolojisiyle yakından ilgileniyor ve bu endüstrinin önemli kurumlarından teklifler alıyordu.

Usta yönetmen en sonunda kendisine gelen teklifleri önemli bir amaç için değerlendirmeyi kabul etti. Emmanuel Lubezki ile birlikte ön hazırlıklarını tamamladıkları kısa filmde mültecilerin dramını anlatacak.

Özel olarak hazırlanacak kısa filmde Inarritu Meksika-ABD sınırını geçen bir grup mültecinin neler yaşadığını sanal gerçeklik yoluyla anlatacak. Film, 2017 ortalarında VR platformlarından izlenebilecek.

Kategoriler
izlenim

Bakınız Kulis: The Revenant

Bakınız yazarları olarak Alejandro Gonzales Inarritu’nun yeni filmi The Revenant’ı konuştuk. Ortaya farklı görüşlerden oluşan bir yelpaze çıktı…

Turgay Kaplan: Güçlü bir kalemi olmayan Inarritu-The Revenant’ta da açıkça görüldüğü üzere-bu eksikliğini giderebilmek için işin teknik kısmına daha çok efor sarf ediyor. Üç boyut etkisi uyandırmak için oyuncuların etrafında kamerasını dört döndürüyor ve de -senaryosunu amacından saptırması pahasına- hikayenin geçtiği vahşi ortamı gerek renk kullanımı gerekse çerçeve anlayışıyla seyirci için olabildiğince cazip kılıyor. Neticede hikaye ve görsellik farklı kulvarlarda ilerliyor. Bir yanda içinde bulunmayı pek arzu etmeyeceğiniz bir mücadele yaşanırken diğer yanda daha güçlü seyreden görsellik, tüm ilgiyi kendi üzerine çekerek, mücadelenin ruhuna hançeri saplamış oluyor. Filmin insan türünü ele alış bakımından gerçekçi bulduğum yaklaşımı da bundan zarar görüyor. Diyebilirim ki; insan türüne gerçekçi yaklaşımının zarar görmediği tek sahne, Di Caprio’nun boz ayının saldırısına uğradığı sahnedir.
Teknik yönden maharetli Inarritu, uzun süredir, senaryoları Guillerma Arriage’e ait ilk iki filmini taklit edip duruyor. Tabi ki orjinallerinin yanında her zaman gölgede kalmaya mahkum olan her iş gibi gölgede kalan filmleri, güçlü görselliklerinin altında ezilmeyecek güçlü kalemlere gereksinimleri olduğu izlenimlerini uyandırıyor.revenant 4

Sinan Doğrul: Hikayesi ayrıksı olmasa da sinemanın en temel dilinin görsellik olduğu düşünüldüğünde sırf görsel yetkinliğini deneyimlemek için bile seyredilebilir Revenant. Dahası bu görsel yetkinlik hikaye ilerledikçe dikkati kahramanların üzerinden doğanın kendisine yönelterek filmin oyuncu kadrosuna vahşi doğanın kendisini de katmış oluyor ki bu söz konusu intikam kovalamacasına başka bir boyut da katıyor diye düşünüyorum. Bu bakımdan ben Revenant’ta Turgay’ın film için yaptığı “gerçekçi” belirlemesinin bir adım daha daha öteye götürülüp filmin “natüralist” bir çizgide değerlendirileceği kanısındayım. Senaryoda anlatacağı hikaye konusunda elinde çok belirgin kayda değer bir senaryo bulunmayan Innaritu, meseleyi nasıl anlatacağı konusunda seyirciye hatırı sayılır bir cevap verebiliyor.

Turgay Kaplan: Sinan, eşin öldürülmüş ve sonra da çoçuğun öldürülüyor. İntikamla dolup taşarken bir yandan da zorlu doğa koşullarında hayatta kalmaya çalışıyorsun. Şimdi böylesi bir durumda filmdeki kahramanın gördüğü doğayla bize gösterilen doğa aynı mıdır sence? Ben Inarritu’nun yaptığının sinematik bir çaba olduğunu düşünüyorum. Seyirci desin ki “Bu film sinema da ne izlenir be” ve sinemaya koşsunlar. Kamerasını o kadar çok hissettiriyor ki senin dediğin gibi natüralist olsaydı ben o kamerayı hissetmez o kartpostal görüntülere içim gitmezdi. Sonuçta klasik anlatıyı tercih etmişsin değil mi? Sana katılıyorum; sırf görsel yetkinliği için bile izlenebilir elbette. Ancak sinemanın temel dilinin görsellik oması görselliğin anlatının aleyhine işleyebileceği sonucunu doğurmaz.

Sinan Doğrul: Mevzu bahis sadece bir intikam meselesi değildi filmde bence. Hatta söz konusu intikam sadece mevzu’nun görünen kısmıydı. Filmde ben hesaplaşmak için geri dönmeye çalışan adamdan çok üç kuruş kazanç için kendinden geçmiş ve her şeyi yapmaya hazır “beyaz” adamın ahlaksızlığın dibine doğru yaptığı yaptığı yolculuğu fark ettim. İşte kâr için doğayı yağmalamaya hazır uygarlığın yeni bir anakara keşfetmişken içine düştüğü acınılası hırsı ve en başta kendisi ve etrafındakiler olmak üzere her şeyi gözden çıkarışı çarptı beni. Filmin çarpıcılığının en belirgin nedeni ise hikayesindeki malzeme değil o malzeme için yarattığı sinema dili oldu. Natüral yanıyla kastettiğimse filmin klasik hikaye algısında en başta oluşturulan iyi-kötü kahraman arasındaki sınırı elinden geldiği kadar silikleştirmeye çalışmasıydı. Zira bence Di Caprio’nun oynadığı karakter de aslında öyle sütten çıkmış ak kaşık biri değildi. Bunun belirgin derecede hissettim filmde. Filmin sonlarına doğru gördüğümüz kavga sahnesindeki sakillik ve vahşet bunun en belirgin göstergesiydi. Eğer Di Caprio bir yerli olsaydı böyle konuşmazdım. Onu karakter olarak diğerlerinden ayıran en önemli farksa anakaraya yeni gelmiş biri olarak az önce bahsettiğim yağmacı anlayışla ama iyi ama kötü yüzleşmeye çalışması oldu. Ne ki bu yüzleşmede o, sözgelimi Avatardaki Jack Sullivan gibi rafine edilmiş ve direnişçiye dönüştürülmüş biri değildi. Tam tersi biz film boyunca kahramanın doğa içindeki sefaletini ve çaresizliğini gördük. Filmde ana karaktere acıdım ama doğa içinde kaybolduğu ve haksızlığa uğradığı için değil kendi hırsları ve hevesleri için içine düştüğü tanımsızlıktan ve çaresizlikten dolayı acıdım.revenant 5

Haktan Kaan İçel: Revenant tam anlamıyla bir ayindi bana kalırsa… Görüntü yönetmeni Lubezki görüntülediği her karesiyle görsel bir başyapıtın kapılarını sonuna kadar aralamış. Filmin içinde ayı sahnesi gibi unutulmaz anlar var. Leonardo DiCaprio fiziksel mücadelesiyle rolünün hakkını sonuna kadar veriyor. Bana kalırsa Leo’dan sonraki en beğendiğim oyuncu Domnhall Gleeson oldu. Bu oyuncu son dönem işleriyle yükselişini sürdürüyor. Ancak filmin en temel sorunu senaryonun zayıf kalmasında diyebiliriz. Hikaye ne kadar intikam hikayesi olarak sunulsa da, Amerika’nın Amerikan yerlileri katliamı ile yüzleşmesi olarak göndermeler içeriyor. Senaryodaki kimi nokta çok sağlam temeller üzerine oturtulmadığından havada kalıyor. Bir de film intikam hikayesinden çok, bir felaket filmi sonrasında survive filmlerine daha çok benziyor. Ancak film hipnoz edici yapısıyla bu yılın deneyimlenmesi gereken işlerinden biri olarak öne çıkıyor. Innaritu’nun en iyi filmi değil. Ama yine de herşeyin toplamını aldığımızda ne kadar beğensek de, eksik bir tarafımız kalıyor.

Turgay Kaplan: Sinan ve Haktan, ben film sadece bir intikam hikayesi demedim.Demek istediğim şu ki; Di Caprio’ya fokuslanan bir kamera ister istemez onu prizma gibi kullanacak ve bağımsızlığını yitirerek Di Caprio’yu şarj eden şeyler neler ise görüsü de o şeylerle sınırlandırılmış olacaktır ya da olmalıdır. Bir de şu var:Amerikan yerlilerinin katledilmesine ve kıtanın talanına dair ön bilgiye sahip olmasaydınız bunu filmden çıkartabilir miydiniz?

Sinan Doğrul: Di Caprio mevzusuna katılıyorum Turgay. Kızılderililere gelince evet, ortada dolaşan yanlış bir şeyler olduğunu sezerdim ama bunu sadece film bağlamında açıklamak zor olurdu sanırım.revenant 6

Edip Can Rende: Galiba herkes senaryonun sıkıntılı olduğu konusunda hemfikir. Aslında ilk bir buçuk saati senaryo açısından da sorunsuzdu. Zaten ekip (Inarritu, Lubezki, filmin üç müzisyeni, kostümleri tasarlayan vs) muazzam bir performansa imza attıklarını daha film başlar başlamaz kanıtlıyorlar. Senaryo da o ilk bir buçuk saat de iyiydi bence. Yerlilerle mücadele, ayının saldırısı, ekip arasındaki tartışmalar ve intikamı hazırlayan olaylar iyi yazılmış. Ama film devam ettikçe öykü gücünü kaybetti. Görsellik zaten başlangıçtan beri önplandaydı. Süre ilerledikçe görsellikte sıkıntı çıkmazken öykünün nefesi tıkanıyor, görselliğin gerisinde kalıyor. Öte yandan Turgay’a katılmadan edemiyorum. Amerika’nın kanlı geçmişine uzaktan bir bakış atılıyor. Glass’in yerli eşinin katledilmesi, evlerinin yakılmasına flashbackle saniyelik yer veriliyor. Sonra tabii ki izleyiciye yabancıların acımasızlığı ve vahşiliği çıtlatılıyor. Ama bunun üzerinde fazla durmuyor. Martin Scorsese, “Gangs of New York”ta ABD’nin gerçek yüzünü ifşa etmemiş olsaydı pek takılmazdım buna. Scorsese “Gangs”de lafı eğip bükmeden, dolandırmadan, iki saat boyunca ABD’nin kanlı yüzünü ortaya koymuştu. Inarritu’nun ise bu konuda cesur davranmadığını söyleyebilirim. Aslında yerli katliamı, Glass’ın bir yerliyle evli olması üzerinden öyküye iyi bağlanmış ama bunun üzerine gidilmiyor. Glass’in geçmişi, yani eşinin Glass gibi beyaz adamlarca katledilmesi, evinin yakılması geçmişte bırakılmış, pek kurcalanmak istememiş. Kurcalanmasını isterdim. Zaten bakıldığında karakterlerin tamamının geçmişi es geçilmiş. Fitzgerald’ın geçmişine de pek değinilmiyor, Yüzbaşı’nın geçmişine de. Bu durum Glass dışındaki karakterlere zarar veriyor. Zira saniyelik de olsa ara ara Glass’in geçmişine değiniliyor.
İntikam teması iyi işlenmiş. Aslında intikamdan çok bu vahşi doğada ve vahşi insanlar arasında hayatta kalma (survive) teması daha belirgin. Zira film başlangıcından son yirmi dakikasına kadar karakterlerin doğayla ve birbirleriyle mücadelelerine odaklanıyor.

Bu arada Sinan da güzel yazmış. Glass’la özdeşleşsek ve oğlunun intikamını Fitzgerald’tan almasını istesek bile Glass’ın da sütten çıkma ak kaşık olduğunu söyleyemeyiz. Zira o da doğayı kazancı için talan ediyor. Inarritu’nun kahramanını kahramanlaştırmaması da yerinde olmuş. Sinan’ın dediği gibi, Cameron “Avatar”da Jack’i bir süre sonra Navilerden birisi, hatta Navilerin önderi haline getiriyordu, ki açıkçası ben bundan hoşlanmamıştım. Burada ise öyle bir şey olmuyor neyse ki. O yüzden Glass, Jack’ten daha sağlam, daha gerçekçi bir karakter olmuş. Kalkıp yerlilere önderlik etmiyor, yerlilerin intikamını almaya çalışmıyor, sadece oğlunun intikamı için uğraşıyor.

Görsellik hakikaten şahaneydi. Lubezki gene döktürmüş. Filmin kanımca en büyük gücü. Soğuğu hissettirmeyi başarmış. “Everest”i örnek vereceğim. “Everest” bunu hissettirememişti mesela. Karakterlerini de umursatmamıştı zaten. Lubezki büyük bir sinemacı. Öte yandan kameranın 360 derece dönüp durması da hoşuma gitti. Turgay sevmemiş sanırım. Ben kameranın kendisini hissetirmesinden sıkıntı yaşamadım. Hatta mesela Glass’ın akıntıya kapıldığı sahnede daha da heyecanlandım. Öncesinde yerlilerden gizlenmeye çalışıyordu. Kamera da 360 derece dönüp gene Glass’ı gösteriyordu. O sahneyi sevdim. Aslında sahnelerin çoğunun çok iyi çekildiğini söyleyebilirim. Bence Inarritu yönetmenlik ödülünü en az George Miller kadar hak ediyor. O ayı sahnesi de enfesti. Tarihe girebilir bu sahne. Oyunculuklara gelirsek… Leonardo da ödülü sonuna dek hak etmiş. Rakibi Eddie Redmayne’i onun kadar başarılı bulmadığımı söyleyeyim. Tom Hardy ve hep loser karakterlerde gördüğümüz Domhnall Gleeson da iyi oynamışlar. Hardy zaten kendisini önceden kanıtlamıştı. Gleeson’ı diğer rollerinden daha farklı bir rolde izlemek güzel oldu. Özetle; senaryosu sorunlu, görselliği ve oyunculukları muazzam bir film.revenant 7

Ebru Çavdarlı: Öncelikle belirtmem gerekir ki Inarritu’nun en iyi filmi kesinlikle değil. Herkesin de belirttiği gibi senaryo oldukça sıkıntılı. Nereye odaklanacağına karar verememiş izlenimi yaratıyor. Bir yandan Amerika’nın Kızılderililer’le olan kanlı geçmişine yer yer değinirken, bir yandan bir intikam mücadelesinin hikayesini izliyor, bir yandan da sadece vahşi doğa koşullarında bir yaşam mücadelesine odaklanıyor. Oğlunun intikamını almak için hayata tutunma çabası ile başlayıp sadece doğa koşullarında hayatta kalma mücadelesine evriliyor film.

Görsellik konusuna gelecek olursak zaten film Lubezki ve DiCaprio’nun performansı ile dikkat çekiyor. Hatta öyle ki filmdeki ayı sahnesi hepsinin önüne bile geçiyor. Senaryo ne kadar sorunlu olsa da Haktan’ın da dediği gibi görsel bir başyapıt sunan filme hakettiği değeri vermek gerekir.

Leonardo DiCaprio da bu sene Oscar’ı sonuna kadar hakedecek bir performans sergilese de ben üzülerek rakibi Eddie Redmayne’nin performansını daha başarılı buldum. Olur da akademi bir sürpriz yapar da ödülü Eddie’ye verirse hiç şaşırmam.

Son olarak müziklerine değinecek olursam filmin görsel etkileyiciliğinin yanında biraz sönük kalıyor. Daha vurucu daha akılda kalıcı müzikler beklerdim. Ama filmin önüne geçmesi de istenmemiş olabilir tabi bilemiyorum.

Kategoriler
haber

73. Altın Küre Ödülleri Sahiplerini Buldu

HPFA’nın verdiği Altın Küre Ödülleri’nin 73.’sü bu gece sahiplerini buldu. Aday ve kazananların tam listesini aşağıda bulabilirsiniz. Kazananlar mavi renkle işaretlenmiştir.

globes-nominees-73-th

 

EN İYİ DRAMA FİLMİ

The Revenant

Room

Carol

Mad Max: Fury Road

Spotlight

 

DRAMA DALINDA EN İYİ ERKEK OYUNCU

Leonardo DiCaprio (The Revenant)

Michael Fassbender (Steve Jobs)

Bryan Cranston (Trumbo)

Eddie Redmayne (The Danish Girl)

Will Smith (Concussion)

 

DRAMA DALINDA EN İYİ KADIN OYUNCU

Brie Larson (Room)

Cate Blanchett (Carol)

Rooney Mara (Carol)

Alicia Vikander (The Danish Girl)

Saoirse Ronan (Brooklyn)

 

EN İYİ MÜZİKAL VEYA KOMEDİ FİLMİ

The Martian

The Big Short

Joy

Spy

Trainwreck

 

MÜZİKAL VEYA KOMEDİ DALINDA EN İYİ ERKEK OYUNCU

Matt Damon (The Martian)

Christian Bale (The Big Short)

Steve Carrell (The Big Short)

Al Pacino (Danny Collins)

Mark Ruffalo (Spotlight)

 

MÜZİKAL VEYA KOMEDİ DALINDA EN İYİ KADIN OYUNCU

Jennifer Lawrence (Joy)

Melisa McCarthy (Spy)

Amy Schumer (Trainwreck)

Maggie Smith (The Lady in the Van)

Lily Tomlin (Grandma)

 

EN İYİ YARDIMCI KADIN OYUNCU

Kate Winslet (Steve Jobs)

Jennifer Jason Leigh (The Hateful Eight)

Helen Mirren (Trumbo)

Alicia Vikander (Ex Machina)

Jane Fonda (Youth)

 

EN İYİ YARDIMCI ERKEK OYUNCU

Sylvester Stallone (Creed)

Michael Shannon (99 Homes)

Idris Elba (Beasts of No Nation)

Mark Rylance (Bridge of Spies)

Paul Dano (Youth)

 

EN İYİ YÖNETMEN

Alejandro Gonzalez Inarritu (The Revenant)

Tom McCarthy (Spotlight)

George Miller (Mad Max: Fury Road)

Todd Haynes (Carol)

Ridley Scott (The Martian)

 

EN İYİ SENARYO

Steve Jobs (Aaron Sorkin) 

Room (Emma Donoghue)

Spotlight (Tom McCarthy, Josh Singer)

The Big Short (Charles Randolph, Adam McKay)

The Hateful Eight (Quentin Tarantino)

 

EN İYİ ANİMASYON

Inside Out

Anomalisa

The Good Dinosaur

The Peanuts Movie

Shaun the Sheep Movie

 

YABANCI DİLDE EN İYİ FİLM

Son of Saul

Mustang

The Brand New Testament

El Club

The Fencer

 

EN İYİ FİLM MÜZİĞİ

Ennio Morricone (The Hateful Eight)

Cartor Burwell (Carol)

Daniel Pemberton (Steve Jobs)

Alexandre Desplat (The Danish Girl)

The Revenant (Ryuichi Sakamoto, Alva Noto)

 

EN İYİ ÖZGÜN ŞARKI

Writing’s on the Wall (Spectre) 

Love Me Like You Do (Fifty Shades of Grey)

See You Again (Furious 7)

One Kind of Love (Love & Mercy)

Simple Song #3 (Youth)

 

EN İYİ DRAMA DİZİSİ

Mr. Robot

Game of Thrones

Narcos

Outlander

Empire

 

EN İYİ MÜZİKAL VEYA KOMEDİ DİZİSİ

Mozart in the Jungle

Casual

Orange is the New Black

Silicon Valley

Transparent

 

EN İYİ MİNİ DİZİ VEYA TELEVİZYON FİLMİ

Wolf Hall

American Crime

American Horror Story: Hotel

Fargo

Flesh and Bone

 

MİNİ DİZİ VEYA TELEVİZYON FİLMİ DALINDA EN İYİ KADIN OYUNCU

Lady Gaga (American Horror Story: Hotel)

Queen Latifah (Bessie)

Kirsten Dunst (Fargo)

Sarah Hay (Flesh & Bone)

Felicity Huffman (American Crime)

 

MİNİ DİZİ VEYA TELEVİZYON FİLMİ DALINDA EN İYİ ERKEK OYUNCU

Oscar Isaac (Show Me a Hero)

Patrick Wilson (Fargo)

Idris Elba (Luther)

David Oyelowo (Nightingale)

Mark Rylance (Wolf Hall)

 

DRAMA DİZİSİ DALINDA EN İYİ KADIN OYUNCU

Taraji Henson (Empire)

Robin Wright (House of Cards)

Viola Davis (How to Get Away with Murder)

Caitriona Balfe (Outlander)

Eva Green (Penny Dreadful)

 

DRAMA DİZİSİ DALINDA EN İYİ ERKEK OYUNCU

John Hamm (Mad Men)

Bob Odenkirk (Better Call Saul)

Rami Malek (Mr. Robot)

Wagner Moura (Narcos)

Liev Schreiber (Ray Donovan)

 

KOMEDİ DİZİSİ DALINDA EN İYİ KADIN OYUNCU

Rachel Bloom (My Crazy Ex-Girlfriend)

Lily Tomlin (Grace and Frankie)

Gina Rodriguez (Jane the Virgin)

Jamie Lee Curtis (Scream Queens)

Julia Louis-Dreyfus (Veep)

 

KOMEDİ DİZİSİ DALINDA EN İYİ ERKEK OYUNCU

Gael Garcia Bernal (Mozart in the Jungle)

Aziz Ansari (Master of None)

Jeffrey Tambor (Transparent)

Rob Lowe (Grinder)

Patrick Stewart (Blunt Talk)

 

DİZİ, MİNİ DİZİ VEYA TELEVİZYON FİLMİ DALINDA EN İYİ ERKEK OYUNCU

Christian Slater (Mr. Robot)

Ben Mendelsohn (Bloodline)

Alan Cumming (The Good Wife)

Damian Lewis (Wolf Hall)

Tobias Menzies (Outlander)

 

DİZİ, MİNİ DİZİ VEYA TELEVİZYON FİLMİ DALINDA EN İYİ KADIN OYUNCU

Maura Tierney (The Affair)

Regina King (American Crime)

Uzo Aduba (Orange is the New Black)

Judith Light (Transparent)

Joanne Froggatt (Downton Abbey)

 

CECILLE B. DEMILLE ÖDÜLÜ

Denzel Washington

 

 

Kategoriler
haber

Tom Hardy, Revenant Hakkında Konuştu

Tom Hardy yeni filmi The Revenant, çekim şartları, atlar, “Suicide Squad” ve yönetmen hakkında konuştu. Söylediği pek çok şeyi madde madde özetledik.

-Legend’ı çekerken Leo beni arada ve “Dostum, biliyorum şu an bir film çekiyorsun ama elimde mükemmel bir senaryo var. Muazzam bir film olacak. Kesinlikle okumalısın,” dedi. İşte böyle başladık. Senaryoyu okudum, Alejandro ile tanıştım, karakterle ilgili konuştuk ve rolü kaptım.

-Muhteşem bir deneyimdi. Temel düşüncemiz filmi “Birdman” gibi tek planda halletmekti.

-Setteki şartlar çok zordu. Çünkü dışarıda çekim yapıyorduk ve hava sürekli değişiyordu. Bazen bir saat ama genelde 6-8 saat çekim yapıp seti toparlıyorduk. O gün çekim yapamazsak sonraki gün gelip çekimlere devam ediyorduk. İlginç bir prosedürdü. Hava epey soğuk olduğundan bizi zorladı. Çekimler çok uzadı.

-Atlardan hiç hoşlanmıyorum. Beni korkutuyorlar. Köpekleri tercih ederim. Atlar güzel hayvanlar ama onlara yabancıyım. Sonuçta ata bindim. Şimdi bir dizi için (“Taboo”) gene ata biniyorum, bu kez daha fazla sahnem var at üzerinde. Sana ata daha önce bindiğimi söyleyemem. Öğrenmem gereken bir şeydi.

-Alejandro çok iyi bir yönetmen. Benden ne istediyse yaptım. Aramızda tartışmalar çıktığı, onu yumrukladığım, onunla anlaşamadığım haberleri saçmalık. Öyle bir şey olmadı. Onunla çokça eğlendik.  Zaten Alejandro kendisini ciddiye alan birisi değil. Benim tanıdığım ve sevdiğim Alejandro budur.

-Kanada’da çekim yapmak, oranın soğuğu beni çok zorlamadı. Fakat havalar yüzünden bir ay çekimleri durdurmak ve sonra “Suicide Squad” filmindeki rolümü kaybetmek sinir bozucuydu. İş kaybetmekten nefret ederim.

Kategoriler
seçki

24 Yönetmenden Yeni Diziler

Artık herkes bir konuda hemfikir: TV dünyası, sinema cenahına göre daha özgürlükçü, daha kreatif. Dolayısıyla çoğu yönetmen kanallardan gelen “Gel şu pilot bölümü çek” tekliflerini kabul ediyor. Biz de daha önce yaptığımız gibi Hollywood’un ünlü yönetmenlerinin Yeni Diziler ve projelerini bir yazıda toparlayalım istedik.

Martin Scorsese: “Boardwalk Empire” ile dizi sektörüne geçen Scorsese, HBO ile işbirliğine bu yıl “Vinyl” dizisiyle devam etti. 70-80’lerin Amerikası’nı mesken tutan “Vinyl” merkeze müzik sektöründen bir prodüktörü koyuyor ve o dönemi her açıdan yansıtmaya niyetleniyor. Mick Jagger’ın da yapımcılar arasında olduğu dizide Bobby Cannavale, Olivia Wilde ve Juno Temple başrolde yer alıyorlar. “Sex, drugs and rock’n’roll”a doyacağız gibi görünüyor. Dizi yayın hayatına ocak ayında başlayacak. Scorsese’nin HBO ile işbirliği ise devam edecek. “Cortés” adlı dönem dizisi ve “Shutter Island”ın dizi versiyonunun hazırlıkları devam ediyor.

Vinyl (1)

David Lynch: Yıllardır müzik klipleri ve reklamlar dışında bir şey çekmeyen Lynch sonunda kameranın arkasına döndü ve efsane dizisi “Twin Peaks”in çekimlerine başladı. On dokuz bölümden oluşacak dizinin çekimleri hızla devam ederken kadro da Peter Saarsgard, Amanda Seyfried gibi yetenekli oyuncularla genişliyor. Ne yazık ki “Twin Peaks”in yeni sezonunu 2017’den önce izlememiz biraz zor gözüküyor. Hâlâ 2016’da yayınlanacağı söylense de on dokuz bölümün yayına hazır hale gelmesi 2017’yi bulacaktır. Neyse, en azından Lynch müzik sektörüne ara verip dizi sektörüne döndü.

Steven Spielberg: Usta yönetmen Spielberg bu yıl önceki yıllara göre TV ile daha az haşır neşir oldu. Spielberg’in (ya da stüdyosunun) yapımını üstlendiği üç dizi var. İlki “Minority Report”. Yayın hayatına devam eden dizinin tutunabilmesi zor gözüküyor. Zira reytingleri de, kalitesi de yerlerde. Filmin ve daha önemlisi kitabın kalitesini yakalayamıyor. Dolayısıyla yakın zamanda kaldırılırsa şaşırmayınız. Spielberg’in yapımı devam eden diğer projesi ise Stephen King uyarlaması “The Talisman”. Spielberg, James Frey ile birlikte gizemli cinayetleri konu alan, her bölüm bir saatten oluşacak “American Gothic” dizisinin de hazırlıklarına başladı. Dizi 2016 yazında CBS’te yayınlanacak.

Stephen Daldry: Son filmi “Trash” ile şu sıralar gündemde olan Stephen Daldry kariyerine “The Crown” dizisiyle devam ediyor. Usta senarist Peter Morgan’ın kaleme aldığı “Crown”ın pilot bölümünü Daldry yönetecek. İki usta sinemacı sayesinde bu dönem dizisi merakla bekleniyor. Dizi, Kraliçe Elizabeth II ve Winston Churchill döneminde geçecek. Kadroda John Lithgow, Matt Smith ve Claire Foy gibi tanıdık İngilizler yer alıyorlar.

Jason Reitman: İlk filmleriyle Oscar adaylıkları alan, son filmleriyle görmezden gelinip gündeme bile giremeyen Reitman kariyerine Hulu’da yayınına başlayan komedi dizisi “Casual” ile devam etti. Dizinin iki bölümünü kotaran Reitman bu yapımla iyi eleştiriler alabildi. “Casual” bir aile dizisi. Boşanmış bir kadınla bekar erkek kardeşinin aynı evde yaşamaya başlamalarıyla ortaya çıkan komik olayları anlatıyor.

640_casual_hulu

Baltasar Kormakur: Hollywood’a geçtiğinden beri vasatı aşamayan filmlere imzasını atıp kendisini tüketen Kormakur arada bir memleketine dönüyor neyse ki. Bu yıl da döndü ve “Trapped” adındaki suç/polisiye dizisinin iki bölümünü kotardı. İzlandalı oyuncuların başrole kurulduğu dizi Harvey Weinstein tarafından beğenilince yayın hakları satın alındı. Yakında dizi, ABD’de de yayın hayatına başlayacak. Kormakur’un diğer dizisi ise “Eve” adını taşıyor. Hazırlıkları devam eden dizi aynı adlı konsol oyundan uyarlanacak ve bilim kurgu türünde olacak, İzlanda’da çekilecek.

Steve McQueen: Sinemaya bir süreliğine ara veren enfes yönetmen McQueen kariyerine HBO için hazırladığı “Codes of Conduct” dizisiyle devam ediyor. Yıldızlarla dolu olan dizi New York sosyetesine girmeyi başaran bir genç üzerinden sosyetenin dünyasına odaklanacak. Dizide Devon Terrell, Helena B. Carter, Paul Dano, Rebecca Hall rol aldılar.

Darren Aronofsky: HBO enfes bir kanal. Belki David Fincher’ın (ki çalışılması zor yönetmenlerden) iki dizisini de iptal ederek bizleri üzdü ama Hollywood’un usta yönetmenleriyle çalışarak her daim bizleri heyecanlandırıyor. Usta yönetmen Aronofsky usta yazar Margaret Atwood’un kaleme aldığı üç romanı, “MaddAddam” adındaki dizide harmanlayacak. Dizinin castı henüz oluşturulmadı ve ne yazık ki çekim tarihi de açıklanmadı. Umarız “Hobgoblin” gibi iptal olmaz. Aronofsky “MaddAddam”dan önce “Hobgoblin” dizisiyle meşguldü ama sonradan bu projeden elini eteğini çekmişti.

Ridley Scott: Scott’ın yapımcılığını üstlendiği pek çok yeni dizi var ama şimdilik bu dizilerden hiçbirini çekecek gibi görünmüyor. Scott, Mary Elizabeth Winstead’ın başrollerini üstlendiği “BrainDead” ve “Mercy Street”in, Tom Hardy’nin başrolünü üstleneceği dönem dizisi “Taboo”nun ve “The Man in the High Castle”ın yapımcılıklarını üstleniyor. Ebola virüsüyle mücadeleyi konu alan “The Hot Zone”ı yöneteceği açıklanmıştı ama takvimi yoğun olduğu için gelecek yılın ortalarından önce çekemeyecektir bu diziyi.

Leonardo DiCaprio: Burada sadece yönetmenlerin projelerine odaklanıyoruz ama bir istisna yapıp DiCaprio’yu da listeye dahil edelim. DiCaprio, Showtime kanalı için ’80’lerin Brooklyn’inde geçen bir mafya dizisi hazırlatmaya başladı. Dizinin yapımcılığını üstlenen DiCaprio senarist olarak “Ray Donovan”ın senaristi Brett Johnson’ı seçti. Johnson senaryoyu oluşturacağı ekiple birlikte kaleme alacak.

Baz Luhrmann: En son  “The Great Gatsby” uyarlamasını çeken Luhrmann da TV’ye geçiyor. Luhrmann, Napolyon’u anlatan “Napoleon” dizisi ve şu sıralar çekimleri devam eden “The Get Down” dizileriyle meşgul durumda. Usta yönetmen Stanley Kubrick’in film olarak tasarladığı ve üzerinde çok büyük emek harcadığı Napolyon projesi, Steven Spielberg tarafından diziye çevrildi. Pilot bölümün yönetmenliği de Luhrmann’a paslandı. Fakat çekimlere ne zaman başlanacağı bilinmiyor. Luhrmann’ın “The Get Down” dizisi ise bir grup genç üzerinden ’70’lerin Bronx’una odaklanıyor. Luhrmann dizinin üç bölümünü kotarıyor. Sonrasında dümeni başka yönetmenlere bırakacak.

Alejandro G. Inarritu: “The Revenant” uyarlamasını gösterime hazır hale getiren Inarritu bir değişiklik olmadıysa Oscarlardan sonra “The One Percent” adını verdiği on bölümlük dizinin çekimlerine başlayacak. İşlevini yitirmiş bir aile üzerinden ekonomik krize odaklanacak bu dizide Ed Helms, Ed Harris ve Hillary Swank başrolleri üstlenecekler. Inarritu sadece ilk iki bölümü çekecek.

Woody Allen: Her seneye bir film sığdırmayı alışkanlık haline getiren Allen 2016’da hem bir filmle, hem de bir mini diziyle adından söz ettirecek. Filmin çekimlerine devam eden Allen bu filmi tamamladıktan sonra dizinin çekimlerine başlamayı planlıyor. Gerçi bir röportajında dizinin senaryosunda zorlandığını ifade etmişti. Olur da vazgeçmezse 2017 için çekeceği filmden önce bu diziyi aradan çıkaracak. Diziyi Amazon sitesi için hazırlıyor. Her bölümü otuz dakikadan ve tek sezonu da altı bölümden oluşacak. Ne yazık ki adı da, konusu da açıklanmadı. Cast aşamasına da henüz geçilmedi.

Cameron Crowe: Son filmiyle epey eleştirilen Crowe bu aralar “Roadies” adını verdiği dizisinin çekimlerine devam ediyor. Aslında Crowe bu yaz çekimleri tamamlamıştı ama Christina Hendricks’in öyküsü için doğru seçim olmadığını ancak kurgu aşamasında fark edebildiğinden pilot bölümü sil baştan başlamayı tercih etti ve Hendricks yerine Carla Gugino ile anlaştı. “Roadies”, Crowe’un en beğenilen filmi “Almost Famous”ın diziye dönüştürülmüş hali. JJ Abrams’ın yapımcılığını üstlendiği dizide Gugino’ya Imogen Poots, Luke Wilson, Luis Guzman, Rafe Spall gibi tanıdık oyuncular eşlik ediyorlar.

Jean-Pierre Jeunet: Jeunet bu yıl “Casanova” adlı dizinin pilot bölümünü kotardı. Dizinin pilot bölümü ağustos ayında Amazon’da yayınlandı. Ama beğenilmediğinden olsa gerek diğer bölümleri yayınlanmadı. Dizinin başrolünü, kazanova rolünü Diego Luna üstlendi. Geçen yıl Jeunet’in “The Phantom of the Opera” romanını TV’ye taşıyacağı açıklanmıştı. Fakat sonra bu diziden bir haber gelmedi. Yine de bu eskiyen haberi de notlarıma dahil edeyim istedim. Belki ileride bu diziyle ilgili yeni haberler gelir.

050ad8f38a8bcc3009e6882b08548ab2

Steven Soderbergh: Sinemayı bıraktığından beri kendisini TV’ye adamış bir isim Soderbergh. Usta yönetmen bu yıl “The Knick”in ikinci sezonunun tamamını (on bölüm) yönetti. Fazla ara vermeden (zaten sinema filmlerini de arka arkaya çekerdi) Garrett Hedlund ve Sharon Stone’lu “Mosaic”in çekimlerine başladı. Kimi kaynaklar bunun dizi olduğunu, kimi kaynaklarsa TV filmi olduğunu yazmışlar. Şimdilik ne olduğu belli değil. Proje, HBO için hazırlanıyor. Soderbergh ayrıca kendi filminden uyarlanan “The Girlfriend Experience” dizisinin yapımcılığını da üstleniyor. Soderbergh’in yönettiği “Haywire”ın da TV’ye taşınacağını belirtelim. Yönetmenin bu diziyle yapımcı/yönetmen olarak bağının olup olmayacağı açıklanmadı.

Luc Besson: Aynı anda onlarca projeyle meşgul olan kişilerden birisi de Luc Besson. Fransız yönetmen şu sıralar “Taken”ın dizi versiyonunu hazırlatıyor. Dizinin senaryosunda parmağı olacak ama diziyi yönetmeyecek. Bunun dışında başka dizi projesi görünmüyor.

Tom Tykwer: Alman yönetmen Tykwer, Allen gibi 2016’da hem bir dizi, hem de bir filmle karşımıza çıkacak. Tom Hanks’li “A Hologram for the King” filminin çekimlerini tamamlayan Tykwer yakın zamanda “Babylon Berlin” adlı dizinin çekimlerine başlayacak. Dizi, Volker Kutscher’in kaleme aldığı romanlarından uyarlanacak. 1920’lerde geçecek dizi, Gereon Rath adlı bir polisi merkeze koyup cinayetlere, sanata, politikaya ve uyuşturuculara odaklanacak. Tykwer’ın “Sense8″in 2. sezonunda görev alıp almayacağı ise bilinmiyor. “Babylon” ile uğraşacağından “Sense8″e vakit ayıramayabilir.

Tarsem Singh: NBC için hazırlanan “Emerald City”nin on bölümlük ilk sezonunu Singh çekecek. Soderbergh gibi tüm sezonu kotarmaya hazırlanan Singh bu dizide “Wizard of Oz”da anlatılan olayların öncesinde yaşananları anlatacak. Dizi 2016 sonbaharında yayınlanacak.

Lee Daniels: Daniels şu sıralar TV sektöründe el üstünde tutulan sinemacılardan. Yarattığı “Empire” dizisi iki sezondur elde ettiği reytinglerle kanalı Fox’u ihya ediyor. Haliyle Daniels özellikle TV cenahında saygı duyulan bir isim oldu. Fox şu sıralar Lee ile yeni projeler geliştirmeye devam ediyor. Henüz kesinleşmedi ama ilerleyen yıllarda “Empire”ın bir uzantısı (spin-off) yayınlanabilir. “Empire”ın izinden giden, üç kadının Atlanta’da biraraya gelip bir müzik grubu oluşturmalarına odaklanacak “Star” dizisinin hazırlıklarına devam ediyor. Daniels diziyi “The Mentalist”ten Tom Donaghy ile birlikte kaleme alıyor. Muhtemelen pilot bölümü de kendisi çekecek.

Barry Levinson: Gene istisna yapalım ve bir diziye değil de bir TV filmine değinelim. Emektar yönetmen Levinson şu sıralar “The Wizard of Lies” adlı filmin çekimleriyle meşgul durumda. Levinson bu filmi HBO için hazırlıyor. Film aynı adlı kitaptan uyarlanıp Bernie Madoff’ın dolandırıcılığını konu alıyor. Filmde Robert De Niro, Michelle Pfeiffer, Hank Azaria, Kristen Connolly rol alıyorlar.

Paolo Sorrentino: “La grande bellezza” ve “Youth” filmleriyle Amerika cenahında da dikkatleri çeken İtalyan yönetmen Sorrentino bol yıldız oyunculu, sekiz bölümlük mini dizisi “Young Pope”un çekimlerine devam ediyor. Genç bir rahibe odaklanan dizide Jude Law, Diane Keaton, Cecile de France, Javier Camara, Ludivine Sagnier, James Cromwell rol alıyorlar.

Jonathan Nolan: Christopher Nolan’ın yetenekli kardeşi Jonathan Nolan bu yıl “Westworld” adlı dizinin pilot bölümünü kotardı. Western ile bilim kurguyu harmanlayan, aynı adlı kitaptan uyarlanan (kitap daha önce sinemaya taşınmıştı) bu dizi, 2016’da HBO’da yayınlanacak. Sekiz bölümden oluşan dizide Anthony Hopkins, Evan Rachel Wood, Ed Harris, Thandie Newton, Rodrigo Santoro, James Marsden, Clifton Collins Jr, Jeffrey Wright’ı izleyeceğiz.

cjrubuovaaailju

Zal Batmanglij: Kariyerine “Sound of Voice” ile başlayan, “The East” ile devam eden genç yönetmen Zal Batmanglij, Brad Pitt’in yapımcılığında Netflix için sekiz bölümlük gizemli bir dizi (“The OA”) hazırlıyor. Batmanglij dizinin senaryosunu ilk iki filmin senaristlerinden Brit Marling’le birlikte kaleme alıyor. Yönetmen dizinin sekiz bölümünü de çekmeyi planlıyor. Marling dizinin başrolünü de üstlenecek. Dizinin konusu açıklanmadı.

Terry Gilliam: Usta yönetmen Gilliam önümüzdeki yıllarda TV’ye geçebilir. Şimdilerde Don Kişot uyarlamasıyla meşgul olan Gilliam kariyerinin üçüncü filmi olan ve zamanda yolculuk yapan, yolculukları sırasında bulundukları yerleri soyan bir grup haydudun maceralarını konu alan “Time Bandits”i TV’ye taşıyacak. Dizinin ne zaman çekileceği bilinmiyor. Gilliam’ın diğer projesiyse “The Defective Detective” mini-dizisi. Bu dizinin senaryosunu Richard LaGravenese ile birlikte kaleme alıyor. Adından da anlaşılacağı üzere bu dizi bir dedektife odaklanacak.

Kategoriler
haber

Inarritu, One Percent’in Kadrosunu Oluşturuyor

Kara komedi türündeki “Birdman” adlı filmiyle Venedik Film Festivali’ni açmaya hazırlanan, Leonardo DiCaprio-Tom Hardy’li “The Revenant” filminin hazırlıklarına devam eden (film, eylülde çekilecek) Alejandro Gonzalez Inarritu, “One Percent” (Yüzde Bir) adını verdiği ve adından da anlaşılacağı üzere en zengin sınıfa odaklanacağı dizisinin kadrosunu oluşturmaya başladı. Inarritu bu dizisinin başrolünü komedi filmlerinden tanıdığımız Ed Helms’e teslim etti. Aktöre Hilary Swank ve Ed Harris eşlik edecekler. Helms ile Swank evli bir çifte, Harris ise çiftin piskoposuna hayat verecekler. Dizinin hangi kanalda yayınlanacağı şu an için bilinmiyor. Çekimlere “The Revenant”tan sonra başlanacak.
helms-getty

Kategoriler
haber

Warner Bros. ve Disney’den Jungle Book Uyarlaması

Disney, ünlü roman ve çizgi film olan Jungle Book’u uyarlayacağını ve yönetmen koltuğunda Jon Favreau’nun oturacağını duyurmuştu. Jungle Book’a dair bir başka uyarlama çalışması haberi de Warner Bros.’dan geldi. Warner Bros’un muhtemel yönetmen adayının Alejandro Gonzalez Iñarrítu olduğu söylenirken, iki projeye de dair net bilgiler henüz paylaşılmadı.
jungle1-5

Kategoriler
haber

Inarritu’dan Dizi: % 1

Şu sıralar ilk amerikan filmi Birdman”ın post prodüksiyonuyla meşgul olan Meksikalı yönetmen Alejandro Gonzalez Inarritu kariyerine burada devam edecek gibi görünüyor. Yönetmen yeni projesini belirledi!

Inarritu, Netflix’in çok beğenilen politik dizisi House of Cards’ın yapımcılarıyla gücünü birleştirip bir dizi çekecek. % 1 adı verilen bu dizinin Wall Street İşgali’ne odaklanacağı açıklandı. Yapımla ilgili başka bir bilgi yok. Inarritu dizinin pilot bölümünü yönetecek. Çekimlere gelecek sene başlanacak. Dizinin hangi kanalda yayınlanacağı da şimdilik bilinmiyor.

Kategoriler
haber

Edward Norton Birdman’de Rol Alacak

Alejandro Gonzalez Inarritu yeni filmi “Birdman”a yetenekli oyuncuları dahil etmeye devam ediyor. Emma Stone, Naomi Watts, Michael Keaton ve Zach Galifianakis’ten mürekkep kadroya Inarritu, Edward Norton’ın da dahil etmeyi başardı. “Birdman”da Norton’ı da bir oyuncu rolünde izleyeceğiz. Norton Broadway’de oynanan ve bir süper kahramanı anlatan bir oyunda rol alan bir aktörü canlandıracak. Filmin çekimlerine nisanın ortasında başlanacak. Daha fazla bilgi için şuraya bakabilirsiniz.

edward_norton1

Kategoriler
haber

Inarritu’nun Birdman’inin Oyuncu Kadrosu Belli Oldu

Alejandro Gonzalez Inarritu Hollywood oyuncuları ile sıkça çalışsa da ve Amerikalı yapımcılardan sürekli “Gel, burada film çek” teklifleri alsa da Hollywood’ta hiç film çekmedi. Bu sene ise Amerikalı yapımcıları daha fazla kırmayacak ve Amerika’daki ilk filmini çekecek. “Birdman” adını verdiği yeni filminde Inarritu dört yetenekli oyuncu ile çalışacak. “Birdman”da “The Hangover” ile ünlenen Zach Galifianakis (filmde işbirlikçi bir yapımcıyı oynayacak), Emma Stone (Keaton’ın canlandıracağı karakterin kızını oynayacak), yönetmenin “21 Grams”inde rol alan Naomi Watts (filmde bir aktrise hayat verecek), eski Batman Michael Keaton (filmde Broadway oyununda süper kahramanı canlandıran egoist bir aktörü kotaracak) başrolleri üstlenecekler.
Alejandro-Gonzalez-Inarritu-025
Bu dört oyuncuyu biraraya getirecek olan “Birdman”, Inarritu’nun dramlardan oluşan filmografisinde farklı bir yerde duracağı kesin. Zira “Birdman” kara komedi türünde olacak. Inarritu özellikle “Biutiful” ile dramın dibine vurduktan sonra bir kara komedi ile karşımıza çıkacak olması epey heyecanlandırıcı… Film, Raymond Chandler’ın kısa öyküsünden “Biutiful”ın senaristleri Nicolas Giacobone, Armando Bo tarafından uyarlanacak. Filmin çekimleri nisan ayında başlayacak.

Kategoriler
haber

Alejandro Gonzalez Inarritu Komedi Çekecek

En son “Biutiful”ı çekip sessizliğe gömülen Alejandro Gonzalez Inarritu’nun adı geçtiğimiz aylarda iki projeyle anıldı. Geçtiğimiz aylarda Inarritu’nun Hollywood’a geçtiğini ve yeni filmlerini Hollywood’un destekleri ile çekeceğini belirtmiştik. Önce Inarritu’nun başrolünde Leonardo DiCaprio ve Sean Penn’in olduğu “The Revenant” adındaki gerilim filmini çekeceğini açıklamıştık.

Fakat o ilk haberimizden sonra bu proje rafa kaldırıldı, şimdilik durumu meçhul. Bu projeden sonra yönetmenin “Flim-Flam Man”i (“Red Flag” olarak da geçiyor adı) çekeceği açıklandı. Sean Penn bu projeden haberdar olur olmaz yönetmeni arayıp projenin başrolünü istemiş, Inarritu da reddetmemişti. Şimdiyse Inarritu’nun komedi türünde bir film çekeceği açıklandı.

Kariyeri boyunca hep dram türünde filmler çeken Inarritu’dan komedi türünde bir film izleyecek olmak sevindirici. “Birdman” adındaki bu komedi filminin senaryosunu “Biutiful”ın senaristliğini üstlenen Armando Bo, Nicolas Giacobone ve Alexander Dinelarist kaleme aldılar. Filmin çekimleri mart ayında başlayacak.

Kategoriler
haber

Naran Ja: Inarritu’dan Kısa, Deneysel Dans Filmi

Natalie Portman’la, Black Swan sırasında tanışan ve evlenen Benjamin Millepied, yetenekleri sayesinde, sadece “Bay Portman” olarak anılmayacağını çeşitli kereler göstermişti.

Millepied, son projesini de günümüzün en iyi yönetmenlerinden Alejandro Gonzalez Inarritu’yla birlikte gerçekleştirdi. Inarritu, ünlü koreografın genel dans egzersizlerini yorumlayarak ortaya çıkardığı çalışmayı VHS kamerayla çekerek çarpıcı bir eser ortaya çıkarmış. Lafı fazla uzatmadan 12 dakika süren eserle sizleri başbaşa bırakalım.

Kategoriler
haber

Lionsgate Yüksekten Uçuyor

The Hunger Games’in elde ettiği gişe başarısından sonra Lionsgate stüdyosu devam filmi Catching Fire için çalışmalara hızla başladı. Senaryoyu bu kez deneyimli bir senariste, Simon Beaufoy’a yazdıran stüdyo filmin yönetmenliği için Gary Ross’u ikna edemedi. Ross kendisini tekrar etmek istemediğinden devam filminden ayrıldı. (Gerçi Ross The Hunger Games vizyona girdikten sonra yaptığı röportajlarda devam filmi için çok heyecanlı olduğunu belirtmişti.)

Lionsgate Catching Fire’ın yönetmenliği için üç ismi düşündüğünü açıkladı: Stüdyonun listesinde David Cronenberg, Alejandro Gonzalez Inarritu ve Alfonso Cuaron bulunuyor. Yönetmenlerin projelerine şöyle bir bakarsak Cuaron dışında hiçbirinin müsait olmadığını söylemek mümkün. Cronenberg “As She Climbed Across the Table”ın ve Inarritu “Flim-Flam Man”in hazırlıklarını yürütüyor. Ayrıca bu iki yönetmenin Catching Fire gibi bir blockbusterı yönetmek isteyeceklerine pek inanmıyorum. Dolayısıyla stüdyo yakın zamanda başka bir listeyle tekrar karşımıza çıkabilir.

Filmin çekimleri sonbaharda başlayacak ve ocağa kadar bitirilmeye çalışılacak. Çünkü ocakta Jennifer Lawrence’ın diğer filmi X-Men’in çekimleri başlayacak. Filmin kadrosu aynen korunuyor. Donald Sutherland, Josh Hutcherson ve Liam Hemsworth Catching Fire’da da rol alacaklar. Film 22 Kasım 2013’te vizyona girecek.