Kategoriler
seçki

Disney+, D23’te İçeriklerini Tanıttı, Fragmanları Yayınladı

Disney’in hayranlarınca her yıl heyecanla beklenen D23 etkinliği bu gece düzenlendi. Disney her yıl olduğu gibi bu etkinliğinde de sıradaki içeriklerini tanıttı ama bu kez D23’ün merkezinde Marvel Sinematik Evreni değil, Disney’in Netflix’in rakibi olarak hazırladığı Disney+ platformu yer aldı. Disney, D23’te Disney+’ın pek çok içeriğini duyurdu, tamamlanan yapımlarıyla ilgili ilk fragmanları da izleyicilere sundu. Girişi uzatmayıp neler olduğunu, yayınlanan fragmanları sırayla irdeleyelim.

  • NatGeo’dan başlayalım. Fox’ın satın alınmasıyla Disney’e geçen NatGeo, Disney+ için de içerikler hazırlayacak. Bu içeriklerden ilki sevilen aktör Jeff Goldblum‘ın sunuculuğunu üstlendiği belgesel dizisi The World According to Jeff Goldblum. Adından da anlaşılabileceği üzere dizi, dünyayı aktörün bakış açısından aktaracak. Aktör, NatGeo’yla birlikte bu diziyi yapma nedeni olarak yeni şeyleri öğrenmeyi, keşfetmeyi göstermiş. 12 bölümden oluşan dizi 12 kasımda platformun açıldığı an izlenebilecek.

Marvel İçerikleri:

  • Marvel yeni animasyon dizisi Marvel’s What If..?‘i de tanıttı. Jeffrey Wright‘ın The Watcher adlı karakteri seslendirdiği dizi 23 filme karşılık 23 bölümden oluşuyor. Dizi, Marvel Comics’in 70’lerden beri devam eden tek sayılık (one-shot) çizgi-romanlarından uyarlanıyor. Her öyküde MCU’daki büyük bir olay tersine çevriliyor. Misal “Steve Rogers’a verilen serum, Rogers yerine Ajan Carter’a verilse neler olurdu?” veya “Bucky trende dövüşürken Steve’e benzer bir silueti görür ama bu siluet ona yaklaştığında bu kişinin Steve değil de zombi olduğunu fark eder” vs… Kısacası 23 filmden önemli olayları alıp bunları değiştirecekler. Evrende karakterleri kim oynadıysa animasyonda da yer alacak.
  • Panel sırasında WandaVision dizisinin kadrosu da açıklandı. Elizabeth Olsen ve Paul Bettany‘nin başrollerini üstlendiği dizide Kathryn Hahn, Teyonah Parris, Kat Dennings, Randall Park da rol alacaklar. Dennings ve Park, Thor ve Ant-Man filmlerindeki rollerini tekrarlayacaklar. Hahn, Wanda’nın komşusunu oynarken Parris de Captain Marvel’ın arkadaşı Maria’nın kızını oynayacak. Dizi sit-com türünde olacak. Matt Shankman tüm sezonu (6 bölüm) yönetecek. Dizi 2021’in ilkbaharında yayınlanacak.
  • Panelde Loki dizisi de tanıtıldı, yeni diziler duyuruldu. She-Hulk, Moon Knight ve Ms. Marvel adlı üç Marvel dizisi daha Disney+ için hazırlanıyor. Marvel’ın ilk Müslüman kahramanı Kamala’yı konu alan Ms. Marvel dizisini Sex Education‘dan Bisha Ali kaleme alacak. Diğer dizilerin senaristleriyle ilgili bilgi verilmedi. Oyuncu kadroları da henüz oluşturulmadı. Marvel birkaç yıl önce Ms. Marvel‘ı sinemaya uyarlamayı planlıyordu. Ağustos 2020’de yayınlanacak Falcon and the Winter Soldier dizisine Wyatt Russell da dahil edildi. Diziyi The Handmaid’s Tale‘den Kari Skogland yönetecek. Bu arada Kit Harington da Marvel evrenine dahil oldu ama aktörün yer alacağı film veya dizi ve canlandıracağı rol açıklanmadı.

  • Star Wars cephesinden de yeni haberler geldi. Jon Favreau‘nun uzun soluklu bir film gibi tasarladığını söylediği The Mandalorian dizisinden yeni bir fragman yayınlanırken (2. sezonun çekimlerine ekimde başlanacak) Obi-Wan Kenobi dizisi de resmen duyuruldu. Ewan McGregor rolünü tekrarlayacak. Bütün senaryoların tamamlandığı, çekimlere 2020’de başlanacağı açıklandı. Diego Luna‘lı isimsiz Star Wars dizisi de 2020’de çekilecek. Bu arada Star Wars: The Clone Wars animasyon dizisinin 7. sezonu Şubat 2020’de yayınlanacak.
  • Fark edileceği üzere Disney yeni yapımlardan ziyade hep daha önce ürettiği yapımları yeniden çeviriyor veya devam ettiriyor ya da bir şekilde bilinen, sevilen karakterlerin üzerine içerikler inşa ediyor. Disney bu garantici politikasını Lizzie McGuire‘le de devam ettirecek. Şarkıcı/aktris Hilary Duff‘ın başrolünü üstlendiği, 2001-2004 yılları arasında yayınlanan, bitmeden önce bir filmi de çekilen aynı adlı dizi, Disney+ için devam ettirilecek. Dizi bu kez Lizzie’nin 30’lu yaşlarına odaklanacak, Duff rolünü tekrarlayacak.
  • Panel sırasında Anna Kendrick‘li Noel komedisi Noelle‘nin, animasyon yeniden çevrimi veya live-action versiyonu Lady and the Tramp‘in, yeni High School Musical dizisinin, Kristen Bell‘in sunuculuğunu üstlendiği Encore!‘un de fragmanları yayınlandı. Aşağıdan izleyebilirsiniz.

 

Kategoriler
seçki

2020’de Erişime Açılacak Quibi Dijital Platformu İçin Hazırlanan İçerikler

Daha önce pek çok yazıda değindiğim üzere 2019’un sonlarına doğru Netflix ve rakipleri arasındaki savaş daha da kızışacak. Bilindiği üzere Apple TV+ ve Disney+ bu yılın sonbaharında erişime açılacak. Warner Bros.’un hazırladığı dijital platformsa 2020’den önce erişime açılamayacak gibi görünüyor. Apple ve Disney duyurdukları projelerini sonbahara hazır hale getirmeye uğraşadursun DreamWorks Animation’ın kurucularından yapımcı Jeffrey Katzenberg mobil dijital platformu Quibi‘ın yapımlarını açıklamaya devam ediyor. Katzenberg’in kurduğu Quibi için Steven Spielberg‘ten Steven Soderbergh‘e, Idris Elba‘dan Antoine Fuqua‘ya dek pek çok ünlü isim projeler hazırlıyor.

“Quick bites”ın (hızlıca bir ısırık almak) kısaltması olan Quibi’ın ilgiyi çeken tarafı bütün yapımlarının kısa süreli olması. Yani Quibi platformundan bir dizi açıldığında bu dizilerin bölümleri 7-10 dakika, toplam süreyse 2-4 saat arasında olacak. Platformun adından da anlaşılacağı üzere Katzenberg hızlıca tüketilebilecek yapımlar hazırlatıyor. Bu yapımlar zamanını Youtube’ta, Facebook’ta, Instagram’da geçiren, akıllı telefonlarıyla epey haşır neşir olan kitle için hazırlanıyor. Katzenberg’in istediği şeyse bu platformuna TV denmemesi. Çünkü ünlü yapımcı bu platformunu TV’yle rekabet edecek bir platform olarak görmüyor, zaten platformun kuruluş amacı Youtube’ta vs kısa süreli videolarla zamanını geçiren kitleyi çekmek.

Quibi Nisan 2020‘de önce ABD’de erişime açılacak, daha sonra globalleşecek. Platformun ABD ücreti aylık 4.99 dolar olacak. Platformda reklam görmek istemeyenlerse 7.99 dolar ödeyecekler. Haberlere göre 2020’de 7 bin parçanın (dizi bölümü, kısa film vs) yayınlanacağı tahmin ediliyor. Dilerseniz hemen Quibi’ın içeriklerini tanıtalım.

Genelde başkalarının senaryolarını filmleştiren usta yönetmen Spielberg yıllar sonra ilk kez bir yapımın senaryosunu kaleme alacak. Spielberg’s After Dark adı verilen dizi korku türünde olacak. Usta yönetmen bu dizinin Quibi’da sadece geceleri izlenebilmesini istiyor. Eğer planda bir değişiklik olmazsa sabahleyin bu dizi en azından Quibi platformu üzerinde izlenemeyecek. Amaç tabii ki korkutmak. Katzenberg, Spielberg’in dizisinin 5-6 bölümden oluşacağını, bu bölümlerin de 10-12 kısımdan oluşacağını söylemiş. Spielberg’in adaşı Steven Soderbergh‘e geçelim. Kariyeri boyunca sürekli yeni şeyler deneyen (iPhone’la filmler çekmek, türlerin yapısıyla oynamak, bağımsız film de, gişe filmi de, dizi de çekmek vs) Soderbergh bu yeni platformun haberini alır almaz Katzenberg’i arayıp yeni bir dizi hazırlamak istediğini söylemiş. Soderbergh’in dizisinin ayrıntıları açıklanmadı.

Yönetmen Paul Feig ve Guillermo del Toro da birer dizi hazırlayacaklar. Ama bu dizilerin de ayrıntıları duyurulmazken Antoine Fuqua‘nın hazırladığı, Dog Day Afternoon‘un bir versiyonu olan, Irak Savaşı’ndan dönen siyahi bir gencin SWAT timiyle karşı karşıya gelmesini konu alan dizinin adı ve başrolleri açıklanmıştı. #Freerayshawn adı verilen dizide Stephen James ve Laurence Fishburne rol alacak. Genelde komedi filmlerinde rol alan aktris Anna Kendrick‘in başrolünde Dummy adlı bir film de hazırlanıyor. Kendrick komedi türündeki bu filmde umut vaat eden bir yazarı oynayacak. Film bu yazarla sevgilisinin şişme bebeğini konu alacak. Oyuncusuyla öne çıkan diğer yapımsa Wolves and Villagers. Jason Blum‘ın yapımcılığını üstlendiği, Naomi Watts‘lı bu dizi, Fatal Attraction filminin bir versiyonu olacak.

Quibi için bilimkurgu türündeki Don’t Look Deeper adlı bir dizi de hazırlanıyor. Don Cheadle, Emily Mortimer ve Helena Howard‘ın başrollerini üstlendiği dizi, Kaliforniya’nın merkezindeki bir lisede okuyan bir gencin insan olup olmadığından şüphelenmeye başlamasından sonra ortaya çıkan beklenmedik olayları konu alan dizinin yapımcılığını Doug Liman‘la Charlie McDonell üstlenirlerken yönetmenlik koltuğuna Catherine Hardwicke oturacak. Daha önce Netflix’e dizi hazırlayan Idris Elba bu platforma da yeni bir içerik hazırlayacak. Elba vs. Block adı verilen yapım reality türünde bir program olacak. Program, Elba’yla otomobil yarışçısı Ken Block‘ın mücadelesini konu alacak.

Şimdilik Quibi tarafından duyurulan projeler bunlar ama “7 bin içerik eklenecek” cümlesinden de anlaşılacağı üzere yıl boyunca bu platforma neredeyse sürekli yeni şeyler eklenecek.

Kategoriler
haber

Disney, Netflix’in Rakibi Platformunun Adını ve İlk Projelerini Duyurdu

Disney bir yıldır hazırlıklarına devam ettiği, Netflix’in rakibi olarak tasarladığı platformunun adını ve ilk projelerini resmi olarak duyurdu. Disney Direct, Disney Play gibi adlarla anılan platformun adı Disney+ olmuş. Daha önce açıklandığı üzere Disney+ ancak 2019 sonbaharında erişime açılabilecek. Tarihin 2019 sonbaharı olarak belirlenmesinin nedeni hem hazırlanan projelerin ancak bu tarihte yayına hazır hale gelmesi, hem de Netflix’le anlaşmanın 2019’da sona erecek olması. Netflix’le anlaşma sona erince yeni MCU ve Star Wars filmleri Netflix’te yer almayacak (Captain Marvel ve Star Wars Episode 9 vizyondan sonra Netflix’te değil, Disney+’ta yayınlanacak. Disney’in önceki MCU ve Star Wars filmleri vizyondan sonra Netflix’te yayınlanmıştı).

Dün Disney ilk projeleri de duyurdu. Tom Hiddleston‘lı Loki mini dizisi kesinleşti. Bu dizi 2019 sonbaharına yetişecek. Ama duyurulan diğer solo dizi Scarlett Witch‘le ilgili bir açıklama yapılmadı. Nedeni bu dizinin 2019’a yetişmeyecek olması deniyor. Bu arada bu iki dizi dışında Hawkeye ve Nick Fury solo dizilerinin de hazırlandığı söyleniyor ama Marvel bu iki diziyi henüz duyurmadı. Öte yandan Disney ikinci Star Wars dizisini de duyurdu. Jon Favreau‘nun dizisi The Mandalorian‘ın çekimleri hızla devam ederken Disney+, Rogue One‘da Diego Luna‘nın oynadığı Cassian Andor‘ın solo dizisini hazırladığını açıkladı. Luna dizide rol alacak. Çekimlere 2019’da başlanacak ama aktör önce Narcos‘un 5. sezonunda rol almak zorunda kontratı nedeniyle.

Cassian solo dizisi 2019’a yetişmeyecek ama Disney+ bunun dışında pek çok yapım hazırlıyor: Zoe Kravitz‘li High Fidelity dizisi, The Paper Magician, Stargirl, Anna Kendrick‘li Noel filmi Nicole, Willem Dafoe‘lu Togo, Tessa Thompson‘lı Lady and the Tramp, Magic Camp, Don Quixote, High School Musical dizisi, Monsters Inc dizisi… Disney’in CEO’su Bob Iger ilk etapta platforma Netflix kadar içerik yüklenmeyeceğini söylemişti. Ama daha sonra içeriklerin sayısı doğal olarak artacak. Disney’in Fox’a da sahip olması onu Netflix’e karşı epey güçlendirecek gibi görünüyor. Yukarıdaki banner’dan anlaşılacağı üzere NatGeo içerikleri de Disney+’ta yer alacak. Marvel, Star Wars, Pixar, Walt Disney Animation, Fox, NatGeo… 2019’da Apple, Wall-Mart ve daha pek çok platform açılacak ama Netflix’in en büyük rakibi Disney olacak gibi görünüyor. Disney+’la ilgili daha fazla haber Nisan 2019’da gelecek.

Kategoriler
haber

Disney’in Netflix’e Rakip Olacak Platformundan Yeni Haberler

Şu an Hollywood’un açık ara en büyüğü olan, son yıllarda sektörün en çok hasılat elde eden stüdyosu ünvanını kaptırmayan Disney iş borsaya geldiğinde Netflix‘e yenilmişti. Geçtiğimiz ayların birisinde Netflix’in değeri ilk kez Disney’in değerini kıl payıyla geçmişti. Karşısında ciddi bir rakip gören Disney de Netflix’i de geçmek, liderliğini kaybetmemek için önce Fox‘ı satın alma işlemlerini başlatmış, daha sonra Netflix’e rakip olacak online seç-izle platformunu duyurmuştu. Fox’ı satın alma işlemleri hızla devam ediyor. Haberlere göre 2019’un ilk yarısında -ne yazık ki- Fox, Disney’in olacak, böylelikle Disney Amerika’daki hasılatın % 40-48’ini elde etmeye başlayacak, yani tekel olacak.

Öte yandan platformun hazırlıkları da hızla devam ediyor. Bugünkü haberlere göre platformun adı Disney Direct şeklindeymiş. İlk bilgilere göre Netflix’ten daha ucuz olacak. Yani kullanıcılar daha az para ödeyip içeriklere erişebilecekler. Peki neyi barındıracak bu platform? Disney’den Pixar animasyonları, Marvel filmleri, yeni Star Wars filmleri, Walt Disney yapımları, Fox’a ait olan NatGeo‘nun içerikleri… Disney sadece eski yapımları yayınlamayacak burada. Netflix gibi yeni yapımlar da hazırlatıyor. Mesela Jon Favreau‘nun hazırladığı, bazı bölümlerini yöneteceği, 100 milyon dolara mal olacak Star Wars dizisi, çekimleri tamamlanan, Anna Kendrick‘li komedi filmi Noelle, Willem Dafoe‘lu Togo, Disney Direct’te yayınlanacak. Şu yazıda platformla ilgili bazı haberleri derlemiştik.

Noelle

Yani Disney, Disney Direct için pek çok yeni proje üzerinde de çalışıyor. Bunları 2019 sonbaharından itibaren yayınlamaya başlayacak. Platform 2019 sonbaharında erişime açılacak. Gelelim Netflix’le anlaşmaya. Disney’in Netflix’le anlaşması Ant-Man and the Wasp‘la sona erecek. Netflix bu filmi yayınlayacak ama Captain Marvel ve sonrasını yayınlayamayacak. Böylelikle MCU’nun tüm filmleri 2019’dan itibaren sadece Disney Direct’te yayınlanacak. Netflix demişken… Disney ilk etapta Netflix kadar içerik hazırlamayı düşünmüyor, ilk yıl için daha az içerik hazırlıyor Disney.

Önemli bir not: Variety’nin haberine göre 2019 öncesi Star Wars filmleri dağıtım hakları nedeniyle platformda yayınlanamayacak ama 2019 ve sonrası Star Wars filmleri vizyondan sonra Disney Direct’te yayınlanacak -tabii direkt bu platform için hazırlanmamışsa-. Hulu‘ya da değinelim. Disney, Fox’ı alınca Hulu’nun % 60’ına sahip olacak. Variety’nin haberine göre, Fox’ın tüm filmleri burada yayınlanacak -17 yaş ve üzeri kitle için hazırlanan filmleri (Logan, Deadpool gibi) ve Searchlight’ın prestijli filmleri vd-. Anlaşılacağı üzere Disney Direct, Disney’in aile politikasını (aileyle izlemeye uygun içerikler) devam ettirecek, çocuklar için uygun olmayan yapımlar ve Fox’a ait yapımlar Hulu’da yayınlanacak. Yani Disney Direct’te Deadpool‘u izleyemeyeceksiniz, ayrıca bir para ödeyip Hulu’da izlemeniz gerekecek.

Kategoriler
haber

Toronto Film Festivali’ne Doğru

Toronto Film Festivali (4 eylülde kapılarını açacak) bu sene de sağlam bir seçkiyle sinemaseverlere merhaba diyecek. Bu sene bir çok film, festivalde ilk gösterimlerini gerçekleştirip ödül sezonuna başlamış olacaklar. Festivalde galaları gerçekleştirilecek filmler şunlar (ayrıntıları aşağıda): “Black and White”, “The Equalizer”, “Foxcatcher”, “Haemoo”, “The Judge”, “A Little Chaos”, “Maps to the Stars”, “The New Girlfriend”, “Pawn Sacrifice”, “The Riot Club”, “Samba”, “This Is Where I Leave You” ve “Wild”. Özel gösterim kapsamında kendilerine yer bulabilen filmlerse şunlar: “99 Homes”, “American Heist”, “Before We Go”, “Breakup Buddies”, “Cake”, “Coming Home”, “The Dead Lands”, “Dearest”, “The Drop”, “Eden”, “Far From Men”, “Force Majeure”, “The Gate”, “Good Kill”, “The Good Lie”, “Hector and the Search for Happiness”, “The Humbling”, “Hungry Hearts”, “The Imitation Game”, “Kahlil Gibran’s The Prophet”, “The Keeping Room”, “The Last Five Years”, “Learning to Drive”, “Love & Mercy”, “Manglehorn”, “Mary Kom”, “Men, Women and the Children”, “Miss Julie”, “Mr. Turner”, “My Old Lady”, “Ned Rifle”, “Nightcrawler”, “Pasolini”, “Phoenix”, “The Reach”, “Red Amnesia”, “Return to Ithaca”, “Rosewater”, “A Second Chance”, “Still Alice”, “The Theory of Everything”, “Time Out 0f Mind”, “Top Five”, “While We’re Young”, “Whiplash” ve “Wild Tales”. Tabii bu filmlerin seçkinin sadece bir kısmının olduğunu, festival kapsamında 200 film gösterileceğini belirtelim. Her sene olduğu gibi bu sene de programda yer alan, yani festival kapsamında gösterilecek bazı filmleri tanıtmaya ve filmden gelen ilk karelere yer vermeye bu sene de devam edeceğiz.

A Little Chaos: Alan Rickman’ın yönetmenlik koltuğuna oturduğu bir kostümlü drama. Başrolde Rickman’a Kate Winslet, Matthias Schoenaerts ve Stanley Tucci eşlik ettiler. Film, Kral Louis’in hayatından bir kesiti ve iki mimarın rekabetten aşka ilerleyen ilişkilerini anlatacak bizlere. Rickman ile Winslet, ’95’te çekilen “Sense and Sensebility”den sonra ikinci kez aynı filmde yer aldılar. Film, bu sene gösterime girecek.

a_little_chaos

Pawn Sacrifice: Türden türe atlayan Edward Zwick bu kez satranç filmine imzasını attı. Amerikalı satranç şampiyonu Bobby Fischer’ın Rus Boris Spassky ile mücadelesini anlatan bu film, Soğuk Savaş dönemini fon alıyor. Filmde Fischer’a Tobey Maguire, Spassky’e Liev Schreiber hayat verdiler. Peter Saarsgard, Michael Stuhlbarg’ın da kadroda yer aldıklarını belirtelim.

pawn

The Riot Club: “An Education”ın yönetmeni Lone Scherfig bu kez üst sınıftan bir öykü anlatacak bizlere. “The Riot Club” adı verilen film, Oxford’taki elitlerin gittiği bir kulüpte patlak veren entrikalara, kavgalara ve ihanetlere odaklanıyor. İngiltere’de oynayıp hit hâline gelen “Posh” adlı oyundan uyarlanan bu filmde Natalie Dormer, Jessica Brown Findlay, Max Irons, Sam Clafin ve Douglas Booth rol aldılar.

American Heist: Ermeni yönetmen Sarik Andreasyan’ın kotardığı “American Heist”, adından da anlaşılacağı üzere bir soygun öyküsü anlatıyor. İki erkek kardeşin mecbur kaldıkları için bir bankayı soyma girişimlerini anlatan bu film, Andreasyan’ın ilk Amerikan filmi. Filmin başrolleri Adrien Brody ile Hayden Christensen’e teslim edilmişti.

american_heist

Before We Go: Captain America filmleriyle ünlenen Chris Evans’ın ilk yönetmenlik denemesi olan “Before We Go” (eski adı “1: 30 Train”) romantik-komedi türünde. Evans’ın başrolü Alice Eve ile paylaştığı “Before We Go”, Grand Central’da tanışan iki yabancının (Evans ile Eve) birbirlerine aşık olmasına odaklanıyor. Evans’ın Marvel’la kontratı bittikten sonra kariyerine yönetmenlikten devam etmeyi, oyunculuğu bırakmayı planladığını yeri gelmişken hatırlatalım.

before_we_go

Cake: Anna Kendrick, Jennifer Aniston, William H. Macy, Felicity Huffman ve Sam Worthington’ı buluşturan “Cake”, yönetmen Daniel Branz’ın imzasını taşıyor. Film, depresyona giren Claire Simmons’ın (Aniston) destek gruplarına katılıp düzelmeye çalışmasını komedi türünde anlatıyor.

cake_1

Eden: Fransız senarist/yönetmen Mia Hansen-Love bu sene karşımıza “Eden” ile çıkacak. Yazıp yönettiği bu filminin başrollerini Felix de Givry, Greta Gerwig, İranlı aktris Golshifteh Farahani ve Brady Corbet’e teslim etmişti. Film, ’90’larda ünlenen Fransız DJ’in hayatına, Paris’te geçirdiği anlara, ilişkilerine ve o dönemin elektro müziğine odaklanacak.

eden_1

Far From Men (Loin des Hommes): Fransız bir öğretmen, Cezayir’in küçük bir vilayetine Cezayir Savaşı devam ederken mesleğini icra etmek amacıyla yerleşir. Günler sonra bu öğretmenle küçük bir çocuk arasında beklenmedik bir bağ oluşur, olaylar gelişir. Filmin tanıdık tek yüzü Viggo Mortensen. Filmi David Oelhoffen yazıp yönetti.

far_from_men

Good Kill: Senarist/yönetmen Andrew Niccol facia olarak addedebileceğimiz iki filmden (“In Time” ve “The Host”tan) sonra “Good Kill” ile karşımıza çıkacak. Niccol en sağlam eserlerinden  “Gattaca”dan on yedi sene sonra Ethan Hawke ile tekrar çalıştı. Hawke’ye January Jones, Zoe Kravitz, Jake Abel ve Bruce Greenwood eşlik ettiler. Gerilim türündeki film, bir aile babasının (Hawke) yaptığı işin (kontrol ettiği insansız hava aracıyla Taliban’la savaşmak) etnik yönünü sorgulamaya, işi ve ölümlerle ilgili sorular sormaya başlamasını konu alıyor.

good_kill_1

good_kill_3

The Humbling ve Manglehorn: Usta aktör Al Pacino kariyerinde ilk kez Toronto’ya iki filmle katılacak. Pacino’nun başrolünü üstlendiği “The Humbling”, Philip Roth’un aynı adlı son romanından uyarlandı. Barry Levinson’ın yönettiği, Greta Gerwig’in de rol aldığı bu film, yaşlı bir aktörle (Pacino) ondan epey genç olan bir kadın (Gerwig) arasındaki sado-mazo ilişkiye odaklanıyor. “Manglehorn” ise küçük bir kasabada yaşayan, tek düze bir yaşantısı olan, her gün aynı yerde yemeğini yiyen ve yerel banka memuru ile sürekli sohbet eden bir adamın, A.J. Manglehorn’un bu hiç de çekici olmayan hayatını anlatacak. David Gordon Green’in yazıp yönettiği filmde Pacino’ya Holly Hunter ve Chris Messina eşlik ettiler.

_U6C1621.CR2

The Keeping Room: Sam Worthington, Hailee Steinfeld ve Brit Marling’i buluşturan, Michael Caine’li “Harry Brown” ile kariyerine başlayan Daniel Barber’ın yönettiği “The Keeping Room”; iki kız kardeş ve bir Afro-Amerikalı kölenin Amerikan İç Savaşı devam ederken hayatta kalma savaşlarına odaklanıyor.

the_keeping_room

The Last Five Years: Anna Kendrick, “Pitch Perfect”ten sonra üç müzikalde daha rol aldı: “Pitch Perfect 2”, “Into the Wôods” ve bu film. “The Last Five Years” aynı adlı Broadway müzikalinden uyarlandı. Film, bir evliliğin beş yılına odaklanacak. Richard LaGravenese’nin yazıp yönettiği filmde Kendrick’e Jeremy Jordan eşlik etti.

Behind the scenes during the filming of "The Last 5 Years"

Love and Mercy: İki Paul’u, Paul Giamatti ile Paul Dano’yu buluşturan “Love & Mercy”, Beach Boys grubunun yazar ve müzisyeni Brian Wilson’ın (Dano) kariyerine ve Dr. Eugene Landy (Giamatti) ile arkadaşlığına odaklanıyor. Filmde Wilson’ın yaşlılığına John Cusack hayat verdi. Elizabeth Banks’in de kadroda yer aldığını, filmi 1990’da gösterime giren “Old Explorers”dan beri film çekmeyen Bill Pohlad’ın yönettiğini belirtelim.

LM_02573.CR2

A Second Chance: Danimarkalı yönetmen Susanne Bier’in iki filmini izleyeceğiz bu sene: Biri Danimarka yapımı “A Second Chance”, diğeri Jennifer Lawrence-Bradley Cooper’lı ABD yapımı “Serena”. Yönetmenin “A Second Chance”i Toronto’da gösterilecek. Bier bu filminde “Game of Thrones”un yıldızlarından Nikolaj Coster-Waldeu ile çalıştı. Danimarka’nın en önemli senaristlerinden Anders Thomas Jensen’in kaleme aldığı bu film, bir bebeği kaçırıp eşiyle birlikte büyütmeye ve sahiplenmeye başlayan bir adamın (Coster-Waldeu) depresyon sürecini ve eyleminin sonuçlarıyla yüzleşmesini konu alıyor.

Pasolini: “Welcome to the New York”tan sonra Abel Ferrara ara vermeden “Pasolini” adlı filmini çekti. Adından da anlaşılacağı üzere İtalyan Yeni Gerçekçilik’in en önemli isimlerinden olan usta yönetmen Pier Paolo Pasolini’yi anlatacak bu film. Ama Pasolini’nin sadece son gününe odaklanılacak. Pasolini’ye Ferrara’nın sıkça çalıştığı Willem Dafoe hayat verdi.

pasolini

Phoenix: “Enemy”, “Ben O Değilim” ve “The Double”dan sonra bir doppelganger filmi daha geliyor. 2013 yapımı “Barbara” ile çıkış yakalayan Alman yönetmen Christian Petzold’un yönettiği “Phoenix”, toplama kampından kaçmayı başaran Nelly’nin (Nina Hoss) kocasını (Ronald Zehrfeld) bulmaya çalışmasını, en sonunda kocasının doppelganger’ıyla (ikiziyle) karşılaşmasını konu alıyor.

August .2013  Dreharbeiten zum CHRISTIAN PETOLD Film PHÖNIX mit Nina Hoss , Ronald Zehrfeld und Nina Kunzendorf Verwendung der Fotos nur in Zusammenhang mit dem Film PHÖNIX von Christian Petzold ( Model release No ) © Christian Schulz Mobil 01723917694

Still Alice: Kısa sürede çekilen “Still Alice”te Julianne Moore, Kristen Stewart, Alec Baldwin, Kate Bosworth rol aldılar. Bu sene Scarlett Johansson’lı “Under the Skin” filmiyle karşımıza çıkan Richard Glatzer ile Kevin Kline’lı “The Last of Robin Hood”u yöneten Wash Westmoreland’in beraber yönettikleri “Still Alice”, mutlu bir evliliği ve üç çocuğu olan profesör Alice’in alzaymır hastalığına yakalanmasını konu alıyor. Alice’e Moore hayat verdi.

still_alice

Time Out of Mind: Richard Gere, Jena Malone, Ben Vereen, Kyra Sedgwick, Jeremy Strong, Steve Buscemi, Michael Kennet Williams, Yul Vasquez’den mürekkep bir oyuncu kadrosuna sahip olan bu filmi Oren Moverman yönetti. Film, evinde yaşamaktan hoşlanan bir adamın (Gere) hiç tanımadığı kızıyla (Malone) iletişim kurup onu tanımaya çalışmasını anlatıyor.

time_out_of_mind

Top Five: Amerika’nın sevilen komedyenlerinden Chris Rock kameranın arkasına üçüncü kez geçti. Senaryosunu kaleme alıp başrolünü de üstlendiği “Top Five” (IMDb’de “Finally Famous” adıyla bulunabilir), bir program sunan ünlü bir komedyenin düğününü programında gerçekleştirmeye çalışmasını anlatıyor. Rock’a Rosario Dawson, Anders Holm, Michael Che, Gabrielle Union, Tracy Morgan, Kevin Hart gibi ağırlıklı olarak siyahilerden oluşan bir oyuncu kadrosu eşlik etti.

top_five_1

While We’re Young: Umut vaat eden senarist/yönetmen Noah Baumbach bu sene karşımıza “While We’re Young” ile çıkacak. Ben Stiller, Naomi Watts, Amanda Seyfried, Adam Driver ve Adam Horovitz’in başrollerini üstlendiği bu film, belgeseller çeken bir yönetmenle (Stiller) eşinin (Watts) ilişkisine, yaşlanan bu iki çiftin genç bir çiftle (Seyfried ve Driver) tanışıp ilişkilerini sorgulamalarına odaklanıyor.

while_were_young_2

Miss Julie: Üç kişi arasında geçen entrikalara odaklanan “Miss Julie”, Ingmar Bergman’ın favori aktrisi Liv Ulmann’ın yazıp yönettiği bir film. 1890’ların İrlandası’nda geçen bu film, İrlanda’nın aristokrat sınıfını anlatıyor. Jessica Chastain, Colin Farrell ve Samantha Morton’un başrollerini üstlendiği filmde Julie’nin (Chastain) evli şoförüne (Farrell) aşık olması anlatılıyor.

Hill of Freedom (Ja-yu-ui eon-deok): Japon bir genç, Seul şehrini ziyaret eder. Genç adamın bu şehre gelmesinin tek nedeni sevdiği kadınla barışabilme ihtimalidir. Bu Güney Kore yapımı romantik filmi on altı filme imzasını atan, geçen sene Isabelle Huppert’lı “In Another Country” ile karşımıza çıkan Sang-soo Hong yönetti. Film, Güney Kore’de 4 eylülde gösterime girecek.

hill_of_freedom_2-620x312

[Rec] 4: Apocalypse (Apocalipsis): [Rec] serisine dördüncü filmle devam ediliyor. Serinin dördüncü filmi Toronto Film Festivali’nin “Gece Yarısı Çılgınlığı” bölümünde gösterilecek. Dördüncü filmin yönetmenlik koltuğuna serinin ilk iki filmini yazıp yöneten, üçüncü filmin sadece “yaratıcı yapımcı”lığını üstlenen Jaume Balaguero oturdu. Senaryoyu ise ikinci filmin senaristlerinden Manu Diez, Balaguero ile birlikte kaleme aldı. Başrolde ilk iki filmin başrolünü üstlenen Manuela Velasco yer alıyor. Filmin merkezinde Velasco’nun canlandırdığı gazeteci Angela yer alacak. Filmin mekanı ise bu kez bir gemi. Angela virüs taşıdığı şüphesi yüzünden karantinaya alınır. Fakat zombiler karadan çok uzakta, denizin ortasındaki gemide bile elemanlarımızı bulurlar, mücadele başlar.

Kategoriler
haber

Sundance 2014 Rehberi: İkinci Bölüm

Sundance Film Festivali’nde gösterilecek filmleri tanıtmaya ve yayınlanan kareleri paylaşmaya devam ediyoruz. Bu tanıtıcı dosyanın ilk bölümüne ulaşmak için tıklayınız.

Camp X-Ray: Peter Sattler’ın yazıp yönettiği “Camp X-Ray” (yönetmenin ilk filmi olduğunu belirtelim), Irak İşgali sırasında tutuklanan Müslümanlara yapılan işkencelerle gündemi sarsan Guantanamo adlı cezaevini anlatıyor. Sattler filmin merkezine genç, deneyimsiz bir gardiyanı yerleştirmiş. Gardiyana Kristen Stewart hayat verdi. Ona İran yapımı “A Separation” ile ünlenen Payman Maadi, John Carroll Lynch, J.J. Storia gibi isimler eşlik ettiler.
camp-620x394
Cold in July: Dexter’la ünlenen yetenekli aktör Michael C. Hall katillere hayat vermekten bıkmıyor anlaşılan. Zira çekimleri tamamlanmak üzere olan “Cold in July”de de aktörü bir katil rolünde izleyeceğiz. Hall’ın hayat verdiği adamın evine bir hırsız soygun amacıyla girer, elemanımız bu adamı öldürür. Hırsızın babası ise intikam almak ister, olaylar gelişir. Filmin 1980 yılında geçtiğini belirteyim. Filmi “We Are What We Are” filmiyle dikkatleri çeken Jim Mickle yönetti.
cold_in_july-620x308
God’s Pocket: Bol yıldızlı filmlerden: Philip Seymour Hoffman, Eddie Marsan, Christina Hendricks, Richard Jenkins, John Turturro. Bu sağlam kadroyu biraraya getiren kişiyse ilk kez bir film yöneten aktör John Slattery (Mad Men’in Roger’ı). Film üvey oğlunu yanlışlıkla/kaza sonucu öldüren bir adamın bunu kanıtlama ve bu acıyla baş etme çabalarını anlatıyor. Peter Dexter’ın romanından uyarlandı film.
gods_pocket_2
Fishing Without Nets: Somalili balıkçılar/korsanlar bu sene karşımıza Paul Greengrass imzalı “Captain Phillips” filminde çıktılar. Somalili balıkçıların/korsanların sorunlarına odaklanmak yerine Amerikan ordusunun propagandasını yapmayı tercih eden bu abartılmış yapımdan sonra korsanların hayatı “Fishing Without Nets”de de anlatılacak. Tanınmayan oyuncuların rol aldığı filmi Cutter Hodierne yönetti.

Happy Christmas: 2013’te “Drinking Bodies” ile Sundance’e uğrayan Joe Swanberg’in yazıp yönettiği “Happy Christmas”, genç bir kadının sevgilisinden ayrıldıktan sonra evli ve çocuklu ağabeyinin evine taşınması ve hayatını düzene sokmaya çalışması anlatılıyor. Filmin başrollerinde Anna Kendrick, Melanie Lynskey, Mark Webber, yönetmen Swanberg ve “Girls”le ünlenen Lena Dunham’ı izleyeceğiz.happy_christmas_2-620x346

Infinitely Polar Bear: Bağımsız filmlerde de, gişe filmlerinde de rol alan yetenekli aktör Mark Ruffalo “Thanks for Sharing”teki seks bağımlısı adam rolünden sonra karşımıza tekrar sorunlu bir karakterde çıkmaya hazırlanıyor. Ruffalo bu kez manik depresif birisine hayat verdi. Manik depresif hastalığından muzdarip bir babanın hayatını, eşini ve iki çocuğunu kazanmaya çalışmasını izleyeceğiz bu filmde. Ruffalo’ya Zoe Saldana eşlik etti. Filmi Maya Forbes yönetti.
polar_bear_11-620x392
Jamie Marks Is Dead: “The Ruins”le sinemaya geçen Carter Smith’in yazıp yönettiği “Jamie Marks Is Dead” bir hayaleti merkeze koyan bir komedi. Bu hayalet arkadaşlarını ve evini ziyaret edecek, arkadaşlık ve aşkla ilgili hiç yaşamadığı şeyler yaşayacak. Filmde Liv Tyler, Noah Silver ve Judy Greer rol aldı.

Kumiko, the Treasure Hunter: Bu senenin gişe filmlerinden Pacific Rim’de karşımıza çıkan Rinko Kikuchi’nin başrolünü, David Zellner’ın yönetmenliğini üstlendiği bir film. Bu film, yalnız bir kadının memleketi Tokyo’dan Amerika’nın Minnesota eyaletine para kazanmak amacıyla taşınması ve para kazanma çabaları anlatılıyor.
kumiko
Life After Beth: Bir adamın sevgilisi beklenmedik bir şekilde vefat eder. Adam depresyona girer. Ama bir süre sonra sevgilisi gizemli bir şekilde hayata döner. Adam, sevgilisinin zombi olduğunu fark eder, olaylar gelişir. “I Heart Huckabess” filminin senaristi Jeff Baena’nın ilk yönetmenlik denemesi olan bu filmde Aubrey Plaza, John C. Reilly ve Dane DeHaan rol aldılar.

Song One: Les Miserables’da şarkı söyleyebildiğini de kanıtlayan Anne Hathaway çekimleri bu senen tamamlanan drama türündeki “Song One”da da şarkı söylemiş. Kate Barker-Froyland ilk filminde tanıştığı bir müzisyene aşık olan bir kadına odaklanıyor.

Wish I Was Here: “Garden State” filmiyle kameranın arkasına geçen aktör Zach Braff uzun bir aradan sonra tekrar yönetmenlik koltuğuna oturdu. İlk filmindeki gibi senaristliği ve başrolü de kendisine paslayan aktör bu filminin parasını Amerikalı hayranlarından topladı. Tıpkı “Veronica Mars” gibi “Wish I Was Here” için de Kickstarter sitesinde hayranlardan para istenmiş, hayranlar da gönüllerinden koptuğunu yapımcılara bağışlamışlardı. Filmde Braff’a Jim Parsons, Josh Gad, Ashley Greene ve Kate Hudson eşlik ettiler. Film, evli ve çocuklu, başarısız bir aktörün iki çocuğuna evinde eğitim vermesiyle gelişen olayları anlatıyor.

wish-i-was-here-zach-braff-kate-hudson

Whiplash: The Spectacular Now’dan sonra filmin başrolünü üstlenen Miles Teller da yeni filmiyle Sundance’te olacak. “Whiplash”, Teller’ın canlandırdığı genç bir davulcunun hayatını anlatıyor. Teller’a J.K. Simmons eşlik etti. Filmi Damien Chazelle yazıp yönetti.

Hellion: Breaking Bad dizisiyle ünlenen Aaron Paul’un başrolünü üstlendiği bir drama “Hellion”. Daha önce sadece bir filmi yöneten, kısa filmi “Black Metal” ile Sundance’ten jüri ödülünü kazanan Kat Candler yönetmiş filmi. Metal müzik hastası bir adamın küçük kardeşi çocuk koruma hizmetlerince kendisinden alınır. Adam kardeşini evine getirebilmek için çabalamaya başlar.

Low Down: Jeff Preiss’ın yönettiği “Low Down”, gerçekte yaşayan Amy Albany’nin ergenliğine, depresyondaki babasıyla sorunlu ilişkisine ve babasının piyanistliğine odaklanıyor. Film 1960’lar ve 70’lerde geçiyor. Senenin büyüme hikayelerinden birisi. Filmde Elle Fanning, Lena Headey, Peter Dinklage, Glenn Close, John Hawkes başrolleri üstlendiler.

The Skeleton Twins: Birbirlerine yabancılaşmış iki kardeşin esrarengiz bir ölümle biraraya gelip sorunlarını çözmeye çalışmalarını konu alan “The Skeleton Twins”ın başrollerini Kristen Wiig, Ty Burell, Bill Hader, Luke Wilson ve Boyd Hollbrook üstlendiler. Filmi Craig Johnson yönetti.

Ida: Bir yaz tatilinde lezbiyenliğini keşfeden bir kadının başka bir kadınla ilişkisine odaklanan “My Summer of Love”dan sonra iki sene önce “The Woman in the Fifth” ile karşımıza çıkan 1977 doğumlu Pawel Pawlikowski geçtiğimiz haftalarda Marakeş Film Festivali’nde yeni filmi “Ida”nın ikinci gösterimini gerçekleştirmişti. Festivalden ödülsüz dönen yönetmen iyi eleştirilerle yetinmek zorunda kaldı. Film 1960’ların Polonya’sında geçiyor; Katolik’e, kapitalizme ve Yahudi Soykırımı’na Wanda adlı bir kadın üzerinden odaklanıyor.

pawel

The Double: Gösterildiği festivallerden olumlu eleştiriler alan “The Double” ticari gösterime girmeden önce Sundance’de gösterilecek. Daha önce sitemizdeki haberlerde sıkça belirttiğimiz gibi “The Double”, Dostoyevski’nin romanından uyarlandı. Genç yönetmen Richard Ayoede’nin yönettiği filmde Jesse Eisenberg iki rolde karşımıza çıkacak. Ona Mia Wasikowska ve Noah Taylor’ın eşlik ettiğini, filmin yapımcıları arasında Michael Caine’in yer aldığını belirtelim. Daha fazla bilgi için bakınız.

Viktoria: Bulgaristan yapımı “Viktoria” izleyicileri 1970’lerin sonlarındaki komünist Bulgaristan’a götürecek ve bir anneyle kızının ilişkisini anlatacak. “Viktoria”, Bulgar yönetmen Maya Vitkova’nın ilk uzun metrajlı filmi. Daha önce kısa filmlerle kendisini geliştiren Vitkova yarım saatlik kısa filmi “Mothers and Daughters”da da anne-kız ilişkilerine odaklanmıştı.

cache

Rudderless: “Shameless” dizisinde döktüren usta aktör William H. Macy kariyerinde ilk kez bir sinema filmini yönetti. “Rudderless” adını verdiği filmiyle yönetmenliği deneyen Macy bu filmin önemli rollerinden birisini de üstlendi. Filmde Macy’e Felicity Huffman, Selena Gomez, Jamie Chung, Anton Yelchin, Laurence Fishburne, Billy Crudup gibi oyuncular eşlik ettiler. Film, oğlunu kaybeden acılı bir babanın bir grup oluşturup acısını müzikle atlatmaya çalışmasını anlatacak.

 

Rudderless

God Help The Girl: İngiliz yapımı “God Help The Girl”, Glasgow’da bir hastahanede çalışan, duygusal sorunları olan, hayattan bıkmış Eve’nin şarkılar yazmaya başlayıp daha iyiye gitmesini anlatıyor. Eve, James ve Cassie ile tanıştıktan sonra rüya gibi bir yaz geçirmeye başlar. Emily Browning’in başrolünü üstlendiği filmi daha önce filmlere şarkılar yazmaktan başka bir şey yapmayan Stuart Murdoch yönetti.

god help the girl

Kategoriler
haber

Sundance 2014 Rehberi: Birinci Bölüm

Bağımsız filmlerin en büyük destekçisi Sundance Film Festivali’ne sadece bir ay kaldı. Haliyle Sundance’te gösterilecek filmlerle ilgili bilgiler ve filmden kareler hızla yayınlanmakta. Biz de geçen aralık ayında yaptığımız gibi bu filmleri tanıtıp filmden karelere yer vereceğiz. Bakalım onca film arasından hangisi “Fruitvale Station” kadar dikkatleri çekip Sundance’ten sonra ödül sezonunda ödülleri süpürecek? Lafı uzatmayalım, filmleri tanıtmaya başlayalım.

Calvary: “The Guard” filmiyle sinemaya atılan John Michael McDonagh üç yıllık suskunluğunu bozup “Calvary” ile dönecek sinemalara. Bu filmde de başrolü İngiliz aktör Brendan Gleeson’a pasladı McDonagh. İrlanda-İngiltere ortak yapımı olan filmde Gleeson’a Domhnall Gleeson ve Kelly Reilly eşlik etmişler. Film kara komedi türünde ve iyi yürekli, dünyayı daha iyi bir hale sokmaya çalışan bir rahibin çektiği acıları ve karanlık güçlerle savaşını anlatıyor.

calvary

Frank: İrlanda-İngiltere ortak yapımı olan “Frank”te Domhnall Gleeson, Michael Fassbender, Scott McNairy ve Maggie Gyllenhaal’ı izleyeceğiz. Lenny Abrahamson’ın yönettiği komedi türündeki “Frank”te Frank adındaki bir rockçının maceraları anlatılıyor. Başkaraktere Fassbender hayat verdi ve yüksek ihtimalle aktör filmi kafasındaki büyük bir maskeyle tamamlayacak. Aşağıdaki kare karakter hakkında fikir verebilir.

frank

Hits: Aktör/senarist/yönetmen David Cross da kara komedi türünde bir filmle Amerikalı sinemaseverlerin karşısına çıkacak. “Hits” adını verdiği filminin başrollerini 2013’te iki filmle Sundance’te yer alan Michael Cera, “Under the Dome” dizisiyle ünlenen Britt Robertson, Matt Walsh’a pasladı. Film, New York’un küçük bir kasabasındaki insanların pek de gerçekçi olmayan beklentilerini anlatıyor.

hits_4

I Origins: “Another Earth” filminin senaristi ve yönetmeni Mike Cahill kariyerinin üçüncü filmi “I Origins” ile Sundance’te yerini alacak ve ödül için yarışacak. Bilim-kurgu türündeki bu filmin başrolünü de senarist/oyuncu Brit Marling’e teslim etti Cahill. Marling, “Another Earth”te de rol almıştı. Bu filmde aktrise Michael Pitt eşlik etti. Film, moleküler biyoloji alanında çalışan bir adamla onun partnerinin laboratuvarlarında toplumu değiştirecek bir buluşa imzalarını atmaya çalışmalarını anlatacak ve görünüşe göre dinle bilimi karşı karşıya getirecek. Dileriz orijinal şeyler söyleyen bir film olmuştur.

origins_2

Laggies: Chloe Moretz, Sam Rockwell, Gretchen Mol ile Keira Knightley’i biraraya getiren “Laggies” geçen sene Sundance’e iki filmiyle dahil olan aktrist/yönetmen Lynn Shelton’ın yeni filmi. Film, ergenlikteki bir kızla nişanlısının kendisine yalan söylediğini ve kendisinden çok arkadaşlarıyla zaman geçirdiğini fark eden, kafası karışık, geleceği belirsiz 28 yaşındaki bir kadının arkadaşlıklarını anlatıyor.laggies

Little Accidents: Kısa filmlerle yönetmenliğini geliştirmeye çalışan yeni sinemacı Sara Colangelo “Little Accidents” adını verdiği ve 2010’da kotardığı kısa filmini başka bir kadroyla bu kez beyazperde için uzun metraj olarak kotardı. Colangelo bu ilk yönetmenlik denemesinde Hollywood’un ünlü oyuncularından Elizabeth Banks, Chloe Sevigny ve Josh Lucas’la çalışma şansını elde etti. Film Amerika’nın küçük bir kasabasında (haklısınız, bağımsız sinemanın klişelerinden bir tanesidir küçük kasabalar) yaşanan maden kazasını anlatıyor. Yani senenin derdi, tasası olan filmlerinden. Bu olaydan sonra 14 yaşındaki bir oğlan kaybolur ve kasabalı onu bulmaya çalışır. Tabi madencilerden birisinin hayatta olduğu anlaşılır, kurtarılmaya çalışılır.

little accidents

Love Is Strange: Marisa Tomei, John Lithgow ve Alfred Molina’yı buluşturan romantik bir film. Ira Sachs’in yönettiği film, beraber geçirdikleri 39 yılın ardından işlerinden olan ve bu yüzden şehir değiştirmek zorundak kalıp New York’ta bir apartmana yerleşen eşcinsel çiftle apartmandaki ahali arasındaki ilişkiyi konu ediniyor.

A Most Wanted Man: En son George Clooney’li “The American”ı çeken fotoğrafçı/yönetmen Anton Corbijn’in son filmi. Philip Seymour Hoffman, Rachel McAdams, Robin Wright, Willem Defoe gibi harika bir kadroya sahip olan film, John le Carre’nin aynı adlı çok satan romanından uyarlandı. Film, Çek asıllı bir Müslüman üzerinden teröre, Rus mafyasına, casusların savaşına ve kara para aklayıcılarına odaklanıyor.

The One I Love: Malcolm McDowell’ın oğlu Charlie de sinemacı oldu. Genç aktör/yönetmen Charlie McDowell yönetmenlik kariyerinin ilk filmi olan “The One I Love” ile Sundance’e konuk olacak. Elisabeth Moss ile Mark Duplass’ın başrolleri paylaştığı “The One I Love” komedi türünde. Film ilişkilerine bir süreliğine ara veren ve birbirlerine hala aşık olup olmadıklarını anlamaya çalışan bir çifti anlatıyor.

the one i love

The Raid 2: “The Raid: Redemption”ın ya da orijinal adıyla “Serbuan Maut”ın çok beğenilmesinden sonra hızla çekilen devam filmi. İlk filmde Jakarta’da bir binaya girip uyuşturucu kaçakçılarını yakalamaya çalışan özel timin bu çabalarını yüksek bir aksiyonla anlatılıyordu. İkinci filmde ise Rama’nın ailesini suçlulardan korumaya çalışması anlatılacak. Filmi Gareth Evans yönetti.raid 2

White Bird in a Blizzard: Genç aktris Shailene Woodley “The Spectacular Now”dan bir sene sonra tekrar Sundance’e konuk olacak. Woodley’nin rol aldığı filmde Eva Green, Thomas Jane ve Christopher Meloni’yi de izleyeceğiz. Filmi deneyimli yönetmen Gregg Araki yönetti. Filmle ilgili daha geniş bilgi için şu haberimize bakabilirsiniz.

white bird

The Voices: Bir adam delirir ve çalıştığı fabrikanın muhasebe bölümündeki bir kadını öldürür. Her geçen dakika daha da kötüye giden bu adam kedisi ve köpeğinden tavsiyeler alarak cinayetin izlerini yok etmeye çalışır. Yıllardır çekilmeye çalışılan film nihayet çekilip gösterime hazır hale getirildi. Filmi “Persepolis”le ünlenen Marjane Satrapi yönetti. Ryan Reynolds, Anna Kendrick, Gemma Arterton ve Jackie Weaver filmin başrollerini üstlendiler.

the voices

Young Ones: Sundance’in ve senenin en merak edilen bilim-kurgu filmlerinden. Filmi Jake Paltrow yönetti. Soyadından da anlaşılacağı üzere Gwyneth’in kardeşi. “Young Ones” yönetmenin ikinci filmi. Filmde Michael Shannon, Nicholas Hoult, Elle Fanning, Kodi Smit-McPhee’yi izleyeceğiz. Su bulmanın çok zor olduğu bir gelecekte geçen film bir çocuğun ailesini korumak için su bulmak amacıyla yola koyulmasını anlatacak.

young ones

They Came Together: Senenin Paul Rudd komedilerinden. Tanınmış Yahudilerden olan bir adamın etkileyici bir kadınla tanışıp ona aşık olmasını anlatıyormuş bu film. Yani romantik komedi türünde. Filmi David Vain yönetti. Rudd’a Amy Poehler, Ed Helms, Cobie Smulders ve Christopher Meloni eşlik ettiler.

they came

 

Kategoriler
seçki

Yönetmenlerin Müzikal Projeleri

Bu aralar hangi yönetmene mikrofon uzatılsa o yönetmen müzikal türünde bir film çekmeyi çok istediğini dile getiriyor. Stüdyolar da İngiliz yönetmen Tom Hooper’ın “Les Miserables”ının gişede sağlam bir hasılat elde etmesinden sonra bu türün hala iş yaptığını düşünmüş olacaklar ki rafa kaldırdıkları müzikal projelerini indirip çektirmeye başladılar. Bu kısa yazıda yönetmenlerin müzikal projelerine değindik.

david-o-russell

David O. Russell: Kariyerinin başından beri Amerikan aile kurumunu komik bir üslupla anlatan David O. Russell farklı türlerde filmler çekmekten hoşlanan bir yönetmen. Boks, polisiye, savaş, romantik komedi gibi türleri komediyle harmanlayan yönetmen önümüzdeki dönemlerde aynı şeyi müzikal için yapacak. Russell geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada müzikal türünde bir film çekmek istediğini, başrolde de Amy Adams’ı görmeyi çok istediğini dile getirdi. Russell danslı, şarkılı sahneler çekmekten hoşlanan biri. Özellikle son iki filmine dahil ettiği bu tür sekanslarla bunu kanıtlıyor. Dolayısıyla önümüzdeki yıllarda bir müzikal çekmesi şaşırtıcı olmayacak. Bakalım klasik bir müzikale mi imza atacak, yoksa Tom Hooper gibi bu türe bir şeyler katmaya çalışacak mı?

Coen Kardeşler: Tıpkı Russell gibi Coen Kardeşler de sıkça komik filmler çekmiş, ama müzikal türüne bulaşmamışlardı. Görünüşe göre kardeşler de bu türü denemek istiyorlar. Hatta senaryo çalışmalarına başlamışlar bile. Kardeşler müzikal türündeki filmlerinin odağına bir opera sanatçısını yerleştirecekler. Komik bir film olacağını söylüyorlar. Ne yazık ki hemen çekmeyecekler bu filmi. Önce Roma İmparatorluğu döneminde geçen bir film çekecekler. Kesin olmamakla birlikte bu filmden sonra müzikal türündeki filmi çekecekler.

Clint Eastwood: Bu iki yönetmenin aksine Clint Eastwood müzikal filminin çekimlerini bitirdi bile. 20 Haziran 2014’te gösterime girecek “Jersey Boys”. Adından da anlaşılacağı üzere biofilm aynı zamanda. Jersey Boys adlı gruba odaklanıyor. Filmin tanıdık tek ismi efsane aktör Christopher Walken. Her ne kadar müzikalle Eastwood’u pek bağdaştırmasak da Eastwood bu türe epey ilgi duyuyor. Hatta “Jersey Boys”dan önce üç kere yeniden çevrilen “A Star Is Born” müzikalini tekrar çekmeye çabalamış ama başarılı olamamıştı. Eastwood gibi müzikalle bağdaştıramadığımız bir yönetmenden müzikal izlemek nasıl olacak merak ediyoruz.

Rob Marshall: Coen’leri, Eastwood’u müzikalle bağdaştıramıyoruz ama Marshall deyince herkesin aklına şarkılı, türkülü, danslı filmler gelecektir. Marshall yıldız oyuncularla doldurduğu masalsı filmi “Into the Woods”un çekimlerini geçtiğimiz ay tamamladı. Johnny Depp, Meryl Streep, Anna Kendrick, Chris Pine, Emily Blunt filmin başrollerini üstlendiler. Hepsini karşılıklı şarkı söylerken, masalsı mekanlarda izlemek güzel mi olacak, gelecek sonbaharda göreceğiz.

Michelle-Williams-600

Michael Mayer: Bir yeniden çevrim projesi de Mayer’dan gelecek. Mayer üç dalda Oscar’a aday gösterilen 1958 yapımı “South Pacific” filmini perdeye taşıyacak. Bir değişiklik olmadığı taktirde filmin başrolünde Michelle Williams’ı izleyeceğiz. Film, İkinci Dünya Savaşı sırasında bir adada hemşirelik yapan Nellie ile Fransız Emile’in aşkını anlatıyor. Mayer’ı Colin Farrell’lı “A Home at the End of the World” filminden hatırlarsınız belki. “South Pacific”, Mayer’ın ve Williams’ın ilk müzikali olacak.

Michael Gracey: Kendisini muhtemelen tanımıyorsunuzdur. Çünkü daha önce film yönetmedi. Ama önümüzdeki yıllarda sağlam projelerle adından söz ettirecek. Gracey şu sıralar Elton John’ın hayatına odaklanan Tom Hardy’li “The Rocketman” filmine hazırlanırken beri yandan müzikal türündeki “The Greatest Showman on Earth” filmini hazırlatıyor. Bu müzikal filminin başrolünde Hugh Jackman’ı izleyeceğiz. Bilindiği gibi aktör bu türü çok seviyor. Sinemada çok fazla müzikal filmde rol almasa da sahnede bu türdeki oyunlarda sıkça rol alıyor. Film, showman P.T. Barnum’un hayatına odaklanacak.

Steve McQueen: Belli ki bu tür herkesin ilgisini çekiyor. “Hunger”, “Shame” ve “12 Years A Slave” gibi hazmı zor filmlerinin yönetmeni Steve McQueen de müzikal türünde bir film çekmek istiyor. Çekmek istediği müzikalin ayrıntılarını açıklamadı ne yazık ki. Projenin başrolü ise şimdiden belli: Michael Fassbender. Aktörle üç kez çalışan, dördüncünün planlarını yapan McQueen, Fassbender’e “Çok iyi bir sesi var. Onu dinlemelisiniz. Gerçekten çok iyi şarkı söylüyor” şeklinde övgülerde bulunmuştu aylar önce.

 

Kategoriler
haber

Wish I Was Here: Zach Braff Yeni Filmini Kickstarter’la Çekecek

Zach Braff, Scrubs’ta yıllarca başrolü oynadıktan sonra Garden State ile uzun metraja ve yönetmenliğe başarılı bir geçiş yapmış, yeni bir film için de teklifler almıştı.
movies-zach-braff-mandy-patinkin
Ancak Braff yapımcıları geri çevirerek yeni filmini kendi sağlayacağı kaynaklarla çekmeyi hedefledi ve bunun için Kickstarter’da bir kampanya başlattı. Braff’ın hedef olarak koyduğu 2 milyon dolarlık bütçe üç gün içinde geçildi. 46.520 bağışçı Braff için 3 milyon dolar topladı. Braff, kampanyayı bitirdi ve filmin çalışmalarına başladı.

Kate Hudson, Mandy Patinkin, Anna Kendrick, Josh Gad, Jim Parsons ve Donald Faison gibi güçlü bir kadroyu bir araya getiren filmin bağışları için Braff şu videoyu hazırlamıştı.

Kategoriler
izlenim

Up in the Air: Havalandım da Duruldum

George Clooney, özellikle son dönemde içinde yer aldığı filmlerle sinemasal kredisi son derece yüksek birisi. Kredi, çok “ekonomik” bir tabir oldu, değiştirelim. George Clooney, özellikle son dönemdeki film seçimleriyle neredeyse her yaptığına kefil olabileceğimiz bir isim. Kefil de fazla hukuki oldu şimdi. Bu film için fazla ayakları yere basan tabirler oldu bunlar. En iyisi ismi Up in the Air / Aklı Havada olan bir filme yakışır şekilde -bir yazılığına- biraz uçalım.

Clooney 2002 tarihli Confessions of a Dangerous Mind’dan bu yana süper filmler çeken bir adam (çekme fiilini hem yönetmek anlamına hem de oynamak anlamına çekebiliriz). Arada Leatherheads gibi “eh” bir film çıksa da gayet umut veren yönetmenliğinin yanına bulunduğu her kadraja kalite katan oyunculuğu ekleyince ne yapsa izlenen adamlardan biri oluyor George Clooney. Şahsen Clooney gibi, Jeff Bridges gibi, Kevin Spacey gibi adamlar kameranın önüne oturup keçilere baksa dahi izlerim. Ne yapsa izlenecek bu adam da 2010un ilk günlerinde iddialı bir filmle geliyor ve küçük yaşta hamile kalan Juno kardeşin dertleriyle boğuştuktan sonra bir kaçış arayan yönetmen Jason Reitman’la birlikte “Aklı Havada” olarak karşımıza çıkıyor.

Filmin amacı, esas görevi çalışanları işten çıkartmak olan bir adamın, Ryan Bingham’ın, başına gelenleri anlatmak. Peki bu Ryan nasıl bir adam, havada yaşayan bir adam. Uçaklarda oturup otellerde yatan, tek kişilik ufak menülerden yiyip paketlenmiş mini sabunlarla elini yıkayan bir adam. Komşusu yok, kankası yok, sevgilisi yok. Sadece işi var elinde. Atlıyor uçağa, gidiyor Wichita’ya, işi gereği tanımadığı insanları işinden kovuyor (çünkü çalışanların patronlarında işçilerini kovacak cesaret yok) gidiyor otelde kalıyor, tekrar atlıyor uçağa, başka bir eyalet, kovulacak başka insanlar, yatılacak başka oteller, binilecek başka uçaklar. En büyük hayali on milyon uçuş mili biriktirmek olan birisinden bahsediyoruz. Bu karakter size kimi çağrıştırıyor bilmem ama benim aklıma iki kişiyi getiriyor: Fight Club filminin başlarında hayatından bezmiş şekilde iş seyahatlerinden bahseden anlatıcı Edward Norton ve daha önce gittiği bir yere ikinci gez gitmeyi kendine azap addeden Yusuf Atılgan karakteri Aylak Adam. Hadi popüler Fight Club’a dokunmayalım ve Ryan için son tanımı yapalım: hayatı sürekli kendini yenilemek olarak gören ve yaşamındaki tüm maddi manevi bağların sırtına binmiş birer yük olduğunu düşünen bir “çalışan aylak adam.”

Filmin açılımı ise Ryan Bingham’ın hayatına iki kadının girmesiyle başlıyor. Biri işten, biri aşktan. İşten olan, Bingham’ın çalıştığı (işten kovma?) firmasına gelen ve firmadaki yetkililerin yaptığı bütün işleri (“kapı kapı dolaşıp çalışanlarınız itinayla kovulur”) görüntülü konferans yöntemine aktararak büyük kârlar elde edilebileceğini savunan genç beyin aka çömez Natalie (harika oyunculuğuyla Anna Kendrick için bir alkış). Aşktan olan ise yine kendisi gibi uçaklardan uçak, otellerden otel beğenen karakterdeki gezici güzel Alex (her zamanki “meraklısına” güzelliğiyle Vera Farmiga). Ryan Bingham bir yandan elindeki işi ve alışkanlıklarını yeni teknoloji sayesinde tamamen değiştirmeyi planlayan genç Natalie’yi “bak bu iş böyle yapılır, yüzyüze görüşmenin de bir saygınlığı vardır” demek için ülke ülke gezdirip iş kovma anlarına stajyer yaparken, diğer yandan sadece karşılaştığı anlarda aşk yaşadığı Alex ile daha çok karşılaşmanın planlarını yapıyor. Bu da yavaş yavaş, yaşam tarzını gözden geçirmesine neden oluyor.

anna-kendrick-george-clooney-up-in-the-air.jpg

“Havada” kelimesini gökteki bir şeyi anlatmaktan ziyade, belirsizliği, boşluğu ve eksikliği anlatır dilimizde. Bingham’ın havada geçen bu yaşantısı da bir raddeden sonra kendisine “havada” gibi gelmeye başlıyor; bağlılık, aile, yuva gibi kelimeler yaşadığı olaylarla birlikte karşısına çıkıyor ve olay dönüp dolaşıp Bingham’ın seçimine kalıyor: havada olmaya devam mı edecek yoksa ayaklarını yere indirip bağlılık dolu bir hayata adım mı atacak?

“Yeter filmi anlattığın” diyenlere burada hak vermeli ve durmalı. Walter Kirn’in aynı isimli romanından uyarlanan filmin senaristler tarafından bir takım değişikliklere uğradığını bilmek bu aşamada önemli. Filmin içindeki bazı manevralara “aaa bu nerden çıktı şimdi” diyecek seyirciye rehberi olması açısından özellikle. Ancak hangi manevraları yaparsa yapsın başından sonuna kadar keyifle izlenen bir seyirlik olma özelliği kaybolmuyor Up in the Air’ın. Clooney, Farmiga ve özellikle Kendrick’in oyunculukları, yardımcı rollerdeki J.K. Simmons, Jason Bateman ve Zach Galifianakis gibi bilindik yüzlerle de epey zenginleşiyor ve filmin iş gücüne güç katıyorlar. Çocukluğunda Ghostbusters’ın setinde yatıp kalkan, aileden sinemacı Jason Reitman ise özellikle “This Land is Your Land” (coverı) eşliğinde gökten çekilmiş planlarla gerçekleşen nefis açılıştan itibaren seyirciyi filmin içindeki koltuklardan birine oturtmayı başarıyor.

6 dalda Altın Küre adaylığı kazanan film yakından bakınca pek öyle Oscar süpürücüsü bir film gibi gözükmüyor. Yine de akademi bir çılgınlık yapıp filmi ödüle boğarsa şaşmamalı (Anna Kendrick ödül için sahneye çıkarsa hiçten şaşmamalı). Özellikle büyük 2009 krizinden sonraki zamanlamasıyla meslek, işten ayrılma ve boşluk kavramları üzerine bizi epey düşündüreceğe benzeyen filmi yine de kaçırmamak ve George Clooney’in keçilere baktığı filmini beklemeye geçmek yerinde olur.