Kategoriler
bakınıztv

El Camino: Breaking Bad’in Bittiği Yerden Devam

Emmy Ödülleri yayınının en heyecan verici anları, reklam arasında El Camino fragmanının yayınladığı anlardı…
Jesse’ye tekrar merhaba dediğimiz görüntülerde Breaking Bad’in bittiği anlardan hemen sonrasına odaklanıyor ve final bölümündeki olayın sonuçlarını Aaron Paul ile birlikte radyodan dinliyoruz.

Vince Gilligan’ın Netflix’in geniş olanaklarını da kullanarak neler yarattığını anlatacak film 11 Ekim’de yayında olacak.

Bu arada fragmanın Türkiye versiyonlarındaki sigaranın sansürlenmesi de dikkatlerden kaçmadı… Böylece Netflix RTÜK’ün kararlarına uyarak sansürlerine başlamış oldu…

Kategoriler
bakınıztv

El Camino: Breaking Bad Filminden İlk Tanıtım

Netflix, cumartesi günü Breaking Bad filminin isminin sızmasının ardından daha beklemedi ve El Camino ismi verilen devam filminden ilk tanıtımı yayınladı. 11 Ekim’de izleme şansına erişeceğimiz filmle ilgili ayrıntılar hala büyük bir sır olarak saklanıyor. Oyunculardan sadece Aaron Paul’un Jesse Pinkman olarak geri döneceğini biliyoruz.

Dizinin yaratıcısı Vince Gilligan’ın El Camino’nun da senarist ve yönetmeni olduğunu düşündüğümüzde hayal kırıklığı yaşama ihtimalimizin az olduğunu düşünüyoruz.

Kategoriler
haber

Breaking Bad Filmi Geliyor

Gün içinde parça parça gelen haberler, akşam saatlerinde ayrıntılı bir hal almaya başladı ve Breaking Bad dizisini izleyen ve seven herkesi heyecanlandırdı. Gelişmeleri özetlersek:

Sabah saatlerinde Breaking Bad filminin çekileceği haberleriyle uyandık… Vince Galligan, Breaking Bad filmi hazırladığını duyurdu. Dizinin başrolleri Bryan Cranston ve Aaron Paul’un filmde rol alıp almayacakları, filmin vizyona girip girmeyeceği, dizinin öncesini mi, sonrasını mı işleyeceği bu saatlerde belli değildi. Tek net bilgi filmin süresinin 2 saat olacağıydı.

İlk haberlerden sonra Cranston’ın biraz şaşırdığını anladığımız açıklamalarını okuduk… Bryan Cranston eline henüz bir senaryo gelmediğini ama ne olursa olsun filmde mutlaka yer almak istediğini açıkladı: “Eğer Vince Gilligan bir şekilde devam etmemi isterse, kesinlikle filmde yer alırım. O bir dahi”

Akşam saatlerinde Slashfilm bombayı patlattı. Sitenin özel haberine göre film dizinin finalinden sonra geçip merkeze Jesse’yi koyacak. Aaron Paul başrolü üstlenecek. Çekimlere bu ay başlanacak. Bryan Cranston’ın dönüp dönmeyeceği henüz açıklanmadı.

Kategoriler
haber

Steve McQueen: “HBO Dizimi İptal Ettiği Zaman Netflix’ten Korkuyordu”

Geçtiğimiz günlerde Roma Film Festivali’ne katılan Martin Scorsese, HBO’nun iptal ettiği dizisi Vinyl ve showrunnerlık hakkında konuşmuştu. Scorsese’den sonra bir diğer HBO gazisi Steve McQueen de konuştu. Unutanlar veya bilmeyenler için özetleyeyim. McQueen 2015 yılında HBO’ya Codes of Conduct adlı bir dizi hazırlamaya başlamıştı. Dizi 6 bölümden oluşacak, siyahi bir adamın New York jet sosyetesindeki deneyimlerini konu alacaktı. Başroller Devon Terrell, Paul Dano, Helena B. Carter ve Rebecca Hall‘a teslim edilmişti. Dizi çekildikten sonra post aşamasındayken Vinyl dizisi beklenen reytingi elde edemediği için iptal edilmişti. HBO o zamanlarda Casey Affleck‘li diziyi de iptal etmişti.

McQueen iki yılını ayırdığı mini dizisinin iptalinden sonra sinemaya dönüp Widows‘u çekti ve genelde olumlu eleştiriler aldı. Fakat bu iptal yönetmenin TV’ye bakışını epey değiştirmişe benziyor. Indiewire’a konuşan McQueen, HBO’nun diziyi iptal ettiği zamanlarda Netflix’ten korktuğunu söylemiş. “Onlar Netflix’le doğrudan rekabet halindeydiler, -‘Bunu düzeltmeliyiz, bununla ilgili bir şeyler yapmalıyız’-” demiş McQueen. “Ben o dönüm noktasında HBO’yla yatağa girdim, o dönüm noktasından önce onlarlaydım ama sonra işler değişmeye başladı. HBO’yla çalıştığım zaman Netflix, Netflix değildi” diyor.

TV yorgunu olan McQueen TV’ye dair görüşlerini de açıklamış. McQueen TV’den hoşlanmadığını, ortada şahane içerikler olsa da genelde kalitenin şimdilerde kötü olduğunu ifade etmiş. Yönetmen 90’larda ve 2000’lerin başında enfes içeriklerin üretildiğini ama şimdilerde sadece daha çok içeriğe ihtiyaç duyulduğunu, TV’nin kuru ota dönüştüğünü belirtmiş. “Şimdi neler oluyor bilemiyorum. Ama tabii ki kalite biraz düştü. Çok içerik var ama kalite düşük. Breaking Bad mükemmeldi. Ama sonra Ozark‘ı alıyorsun ve Breaking Bad‘in kopyası çıkıyor. Çok talihsiz, şimdilerde çok fazla para var ama fikirler çok küçük. Problem şu ki paran olmadığı zaman düşünmek zorundasın”. Öte yandan McQueen sinema-TV çatışmasında sinemayı destekliyor. Daha doğrusu TV’nin sinemanın yaptıklarını yapamayacağını düşünüyor. Özetle McQueen TV’nin 90’lı ve 2000’li yıllarını muazzam bulurken şimdilerde ortaya konulan içerikleri başarılı bulmuyor, içerik sayısının aşırı arttığını, kalitenin de düştüğünü düşünüyor.

Kategoriler
haber

Anna Gunn: Skyler White Yüzünden Hala Rahatsız Ediliyorum

Anna Gunn, Breaking Bad’de başarıyla canlandırdığı, dizi dünyasının en nefret toplayan karakterlerinden Skyler White hakkında konuştu:

“2008’den itibaren tuhaf ve kafa karıştırıcı bir yolculuğa çıktım. Çok zordu çünkü Skyler White’tan nefret eden izleyenler özel hayatımı zehir ediyordu. Bu tepkiler hala devam ediyor. Aslında bu tepkiler bir yandan da karakteri çok iyi ve inandırıcı oynadığım anlamına geliyor.”

“Tepkilere, seksist olmadığı sürece ve belli bir sınırı aşmadığı sürede gülerek yanıt veriyorum. Dizinin yapımcıları ve birlikte oynadığımın oyuncuların da karakterin başarısında rolü büyük. İnsanlar Walt’ta bir kahraman buldular. Onunla kendilerini çok özdeşleştirdiler.”

‘Why is your character such a bitch?,’” (Neden karakterin bu kadar o…u) cümlesi hayatımda en sık duyduğum kelimeler. Sanırım yeni bir karakteri çok iyi bir şekilde oynamadan Skyler etkisi geçmeyecek.

Kategoriler
haber

Breaking Bad Ekibi Yeniden Bir Arada

Televizyon tarihinin efsane dizilerinden Breaking Bad, 5 yıl önce sonra ermiş olsa da hayranları tarafından hala özlemle anılıyor. Entertainment Weekly dergisi de, Breaking Bad’in yayına girişinin 10. yıl dönümünü fırsat bilip ekibi tekrar bir araya topladı. İşte özlediğimiz ekibin güzel kareleri:

Kategoriler
izlenim

Happy BBirthday Bitch!: Breaking Bad 10 Yaşında!

20 Ocak 2008’de Bryan Cranston’ın başrolünü oynadığı bir dizi Amerika’nın orta halli kanallarından AMC’de sessiz sedasız yayına başladı. Oyuncu kadrosunu farklı dizilerde izlediğimiz ve farklı konusuyla dikkatleri ilk bölümden itibaren çekmeye başlayan Breaking Bad yine de sınırlı bir izleyici kitlesine hitap ediyordu.

Dizi birinci sezon boyunca öykünün temellerini oluşturdu, ikinci sezonda karakterlerini derinleştirdi. Üçüncü sezona geldiğinde ise vites arttırdı. Geride kalan sezonlarda bir TV fenomenine tanıklık ettik.

Neden Sevdik?

Breaking Bad’i bu kadar çok sevmemizin ve bittikten sonra çok özlemimizin birçok nedeni var. Kimilerine göre TV tarihinin en iyi dizisi, kimilerine göre kendisinden sonraki dramaların tümüne etki etmiş bir başyapıt olmasının nedenleri arasında birçok faktör gösterilebilir. Ama doğal olarak bu faktörleri bir araya getiren isim Vince Gilligan’ın ismini ilk olarak anmamız gerekiyor.

Gilligan ve Değişen Karakterler

Vince Gilligan, yakın arkadaşı senarist Thomas Schnauz ile beraber iş bulamadığı ve umudunun kırıldığı günlerden birinde “Evin arka bahçesi uygun, bir “meth lab” açalım” diye pek de komik olmayan bir espri yaptı. Gilligan’ın aklında yer eden bu cümle, yeni bir dizi yazmak için bilgisayarının başına oturduğunda artık bir öyküye dönüşmüştü.

Gilligan’ın “TV tarihine baktığımızda yıllarca süren ancak karakterin hemen hiç değişmediği dizilere çok sık rastlıyoruz. Karakterin değişimi hemen hemen hiç işlenmemişti. Dizinin senaryo çalışmalarını sürdürürken cesaretim biraz kırıldı çünkü o dönem yayınını sürdüren Weeds de karakterleriyle aynı şekilde oynuyordu. Ama yazdığım dizinin havası farklıydı. Bu yüzden öyküyü tamamladım ve kanallara sunmaya başladım” sözleriyle anlattığı dizi fikri, zorlu bir süreçten sonra yayıncısını AMC olarak belirledi.

Walter White’tan Heisenberg’e

Walter White’ın dönüşümü Hollywood’dan alıştığımız iyi-kötü öykülerinden çok farklıydı. Kötü bir karar alan iyi karakterin, çevresindeki herkesin hayatını tehlikeye atmasını, daha sonra çevresindeki tüm karakterlerin de değişen koşullarla bambaşka insanlara evrilmesini yavaş yavaş, sindire sindire izledik. Hem oyuncuların, hem de senaryonun gücü bu değişimleri çok inandırıcı kıldı.

Bu dönüşümün başarıyla yansıtılmasında yine Gilligan’ın başarısı yadsınamaz. Dizilerde yürütücü yapımcılar genel olarak bölüm bölüm düşünüyorlar ve her bölümde bir giriş, gelişme ve sonuç sekansına yer veriyorlar. Gilligan ise öyküyü sezon sezon düşünerek bir planlama yapmayı seçti. Moda deyimiyle “büyük resmi baştan gören” ve planlayan Gilligan’ın Heisenberg’e varış öyküsüne en başından her ayrıntısıyla hakim olması, Cranston’ın oyunculuk gücüyle de birleşince mükemmel bir karakter ortaya çıkmış oldu.

Oyuncuğun Gücü Adına

Malcolm in the Middle’daki şaşkoloz baba karakteriyle tanıdığımız Bryan Cranston’ı, sinema ve TV dünyasının en istenen oyuncullarından biri haline getiren performansı, dizi tarihine çoktan geçti. Gilligan’ın yazarları arasında olduğu X-Files’ta bir bölümdeki oyunu, John Cusack veya Matthew Broderick’i düşünen yapımcıları ikna etmeyi başarmıştı.

Cranston ne kadar iyi oynarsa oynasın, Aaron Paul’un Jesse Pinkman’ıyla arasındaki sinerji olmasaydı Walter White bu kadar unutulmaz bir karakter olamayacaktı. Aaron Paul, kariyerinde sık canlandırdığı sorunlu genç karakterleri Breaking Bad’de en uçlara taşıdı.

Anna Gunn’ın Skyler White karakteriyle yakaladığı başarıyı internette kısa bir arama yaparak anlayabilirsiniz. Dizi yıllar önce bitmesine rağmen karaktere duyulan kızgınlık hala canlı… Jonathan Banks, Bob Odenkirk, Krysten Ritter, Dean Norris de merkezdeki karakterleri olağanüstü bir şekilde tamamlayarak öyküyü ekrana taşıdılar.

Kamera Arkası

Yönetmen Michelle MacLaren, şu anda TV dünyasının en aranan isimlerinden biri… Yazarlardan Sam Catlin, yine AMC’de Preacher’i yazıyor ve yapımcılığını sürdürüyor. Üç bölüm yöneten Rian Johnson’ı artık bütün sinema dünyası tanıyor.

Breaking Bad, 7 bölüm süren ilk sezonunda dizide çalışan herkes için bir riskti. Hemen hepsi kariyerlerinde farklı bir hikayeyi ekranlara taşımak için risk aldı ve başarılı oldular.

Tarihe Geçen Bölümler

Rian Johnson’ın yönettiği sondan üçüncü bölüm Ozymandias, kısa bir giriş ve karakter tanıtımı eklendiği takdirde kolaylıkla ayrıca bir sinema filmi olabilir. Walter White’ın artık tamamen kendini kaybettiği ve Gus’ın öldüğü dördüncü sezon final bölümü Face Off, Jane’in öldüğü Phoenix, Mike’ın ölümünü yine dizi tarihine geçen bir sahneyle izlediğimiz Say My Name, diziyi izleyenlerin arada-sırada tekrar açıp izlemekten zevk alacağı TV başyapıtları.

Hikayeyi kuran pilot bölümü ve mükemmel bir şekilde bağlayan son bölüm Felina ise Breaking Bad’i farklı kılan ayrıntılar. Özellikle izleyenleri tatmin etmeyen bir dolu final bölümü dikkate alındığında Breaking Bad’in kalitesi daha net bir şekilde ortaya çıkıyor.

Breaking Bad’i anlatmak için kısa bir yazı olduğunun farkındayız ama zaten sadece dizinin doğumgününü kutlamak istemiştik. Buna ek olarak dizinin “anlatılmaz, izlenir, yaşanır” tanımına daha uygun olduğunu belirtmeliyiz. Hala izlemediyseniz mutlaka izlemenizi, izleyip bitirdiyseniz de oturup bir kez daha sindire sindire, zevkini çıkara çıkara seyretmenizi öneriyoruz.

Kategoriler
izlenim

Geniş Açı Breaking Bad

Sinemada iyi bir geniş açı sahne her sinefil için uzun uzun keyfini sürebileceği “tadından yenmez” malzemeler oluşturur. TV’nin sınırlı ekran büyüklüğünde iyi bir geniş açı sahne yakalamak, iyi çekmek, izleyenlere algılatmak zordur.

Breaking Bad’in yönetmenleri ve iki usta sinematografı Michael Slovis ve John Toll bu zor görevin altından yıllarca başarıyla kalktılar. Vimeo kullanıcısı Jorge Luengo Ruiz’in derlemesini izleyince, yeniden etkilenmemek elde değil.

Kategoriler
haber

20. SAG (Oyuncular Birliği) Ödülleri Açıklandı

Bu yıl 20. kez verilen, Oscarlar için önemli bir işaret teşkil eden SAG (Screen Actors Guild) ödülleri 18 Ocak cumartesi akşamı gerçekleşen bir törenle sahiplerini buldu. Öne çıkan yapımlar arasında American Hustle, Dallas Buyers Club, Breaking Bad, Modern Family ve Downtown Abbey var.
screen-actors-guild-awards
Sinema

En İyi Cast Performansı
American Hustle

En İyi Erkek Oyuncu
Matthew McConaughey (Dallas Buyers Club)

En İyi Kadın Oyuncu
Cate Blanchett (Blue Jasmine)

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
Jared Leto (Dallas Buyers Club)

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu
Lupita Nyong’o (12 Years a Slave)

Televizyon

Bir Drama Dizisinde En İyi Toplu Performans
Breaking Bad

Bir Komedi Dizisinde En İyi Toplu Performans
Modern Family

Bir Drama Dizisinde En İyi Erkek Oyuncu
Bryan Cranston (Breaking Bad)

Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu
Maggie Smith (Downtown Abbey)

Bir Komedi Dizisinde En İyi Erkek Oyuncu
Ty Burrell (Modern Family)

Bir Komedi Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu
Julia Louis-Dreyfus (Veep)

Bir Televizyon Filminde veya Mini Dizide En İyi Erkek Oyuncu
Michael Douglas (Behind the Candalebra)

Bir Televizyon Filminde veya Mini Dizide En İyi Kadın Oyuncu
Helen Mirren (Phil Spector)

Dublör Onur Ödülleri

Uzun Metraj Bir Filmde En İyi Toplu Aksiyon Performansı
The Lone Survivor

Bir Drama veya Komedi Dizisinde En İyi Toplu Aksiyon Performansı
Game of Thrones

Kategoriler
izlenim

Bakınız Kulis: Breaking Bad’e Veda!

Suat Demirel: Benim Breaking Bad ile tanışmam oldukça komik oldu aslında. Sinemadan, dizilerden ve benzeri şeylerden hiç anlamayan ve ilgi de duymayan bir kuzenim var. Sadece denk geldikçe bir şeyler izleyen bu kuzenim bir gün bana bir şeyler anlatmaya başladı. Aklımda kaldığı kadarıyla şöyle bir anlatımdı:
“Kuzen, işte bak bir tane kimya mühendisi var, bu adam adamın tekini eritmek istiyor ama bunun bir tane öğrencisi var bu gidip bir kap getiriyor ha kabı getirene kadar içine falan oturuyor, sonracığıma…”
Mesleki açıdan (bir kimya mühendisi olarak) diziyi beğeneceğimi düşünerek anlatmaya başlamıştı. Kendisi de muhtemelen sadece bir bölümü izlemişti ama ilgisini çekebilecek ve bunu anlattıracak kadar önemli gelmişti ona.

3

Kuzenimi tanımış olsanız bunun bir dizi için ne kadar ayrıcalıklı bir şey olduğunu çok iyi anlardınız.
Açıkçası bu anlatım sonrası heyecanlandım diyebilirim. Diziye dair beklenti düzeyim son derece yüksekti.

Beklentimin yüksekliği sonrası yaşadığım hazzı zaten daha evvel yazmıştım. Sezonlar geçti, geçti ve dizi tam anlamıyla patladı. Bu denli patlayacağını ve popüler olacağını açıkçası öngörememiştim. Yani ilgi uyandıracağını biliyordum da bu kadarını beklemiyordum.

Bu kadar genele hitap edebilmesinin altında bence karakter çeşitliliğinin çok büyük önemi var. İlk iki sezon için kesinlikle başat aktörlerin önemi vardı yani Jesse Pinkman ve Walter White. Bunların içsel hesaplaşmaları vardı. Bir şey uzadığı zaman bazen tüm havası kaçar. Breaking Bad öyle olmadı. Sonrasında yaratılan efsane denilebilecek karakterleri sayesinde ayakta kaldı. Hikayesinin bütünlüğünü korumayı da başarınca dört başı mamur bir şahaser ortaya çıktı.
İkizleri de unutmayalım. Bir dizide gördüğüm en acayip tanıtıma sahiptiler. Ayrıca aşırı karizmaydılar. Bir “yapımda” gördüğüm en iyi çatışma sahnelerinden birisi de onların içinde olduğu çatışma sahnesiydi. Off, ne biçim sahneydi, düşününce bile tüylerim ürperiyor.
Efsane karakterlerin bazıları şunlar: Saul Goodman (Better Call Saul!), Mike Ehrmantraut, Gustavo Fring, Tio Salamanca ve pek tabii ki Jane Margolis (Jesse ile tanışmaları ve Jesse’nin onun telefonunu sırf sesini duyabilmek adına defalarca araması?). Bu karakterlerden kimisi gelip geçti, kimisi delip geçti.

Bu dizide en sevdiğim şeylerden birisi tüm yayın hayatı boyunca çapraşıklıkları olduğu gibi verebilmesiydi. Yani hiçbir zaman taraf tutmadı. Jesse örneğin… Çok kolayca tepeye çıkarılabilecek bir karakterdi. Yani masumu oynatabileceğin, iyi gösterebileceğin bir karakter… Son sezonun son 2 bölümünde bunun için çok fırsat vardı. Yani Walter’ı aziz mertebesine de çıkartabilecek hareketlerle dizi tamamen farklı yöne çekilebilirdi. Elde mendil salya sümük ağlayarak izlerdik eminim. Lakin öyle olmadı. Zira dizi öyle bir dizi değil. Daha önceki yazımda bahsetmiştim aslında bundan. Bu bir suç dizisi ve baş karakterlerimiz kahraman değil. Onları sevmemizi beklemiyorlar, sevilmeye ihtiyaçları yok.
En insancıl duygulardan birisi olan baba-oğul ilişkisi bile bu dizide karmaşık bir yapıdaydı. Kendi öz oğlu ve öz oğlundan daha fazla sevdiği Jesse ile ilişkisi Walter’ın öyle bir hal alır ki Jesse’yi öldürebilir, kendi öz oğlu annesini korumak adına onu öldürmek isteyecek hale gelebilir.

1

Sevginin zararları temalı bir dizi yapılacak olsa herhalde adı Breaking Bad olurdu. Bu dizide kimi severseniz, karakterlerden en iyileri kimi severse o ölür. Ölümleri hiç de öyle düşündüğünüz havalı şekilde olmaz. Ölümün, ölmenin havalı şekli yoktur zaten. Uyuşturucu bağımlısıysanız kusmuğunuzda boğulabilirsiniz! Hiç suçunuz olmasa bile sırf birisi sizi seviyor diye arkada bir tane yetim bırakıp öldürülebilirsiniz, hem de öylece, bir anda!

Severken nefret etmek. Nefret ettiğin halde sevmek. Diyorum ya çapraşıklık. Breaking Bad baştan aşağı bu. İyi ile kötü, kötü ile şeytani, şeytani ile ilahi!

Ömür Kuşluoğlu: Bir veda yazısı olacağından doğrudan olaya girerek, gereğinden fazla duygularımı katarak yazacağım. Seveni kadar sevmeyeninin olduğu, yarıda bırakanından, izlemeye doyamayanın da olduğu bir efsane sona erdi. Ben “efsane” diyorum çünkü benim izlemekten oldukça zevk aldığım, aşırı fanatikleşip kötü yanını görmeyi unuttuğum bir dizi haline gelmişti.

Yakın çevremize de bu diziyi izlemeleri gerektiğini anlatırken genelde biraz sıkıntı çekmedik değil açıkçası. Oldukça sıkıcı bir hayatı olan bir kimya öğretmeninin akciğer kanseri olduğunu öğrenmesi ve zaten başarısızlıklarla dolu hayatı sona ererken deli cesareti ile “aileme para kalsın” diye metamfetamin üretmeye başlaması. Açıkçası ilk başladığımda nasıl ilerleyeceğini pek merak etmeden, orta halli bir yapım olacağını öngörmüştüm. Dizinin içerisinde barındırdığı bütün karakter için gerçek bir “karakter” oluşturulmuş ve hiçbir şey veya karakter olması gerektiği için yazılmamıştı. En ince detayına kadar işlenen bir senaryo ve Walter ve Jesse’nin gerçeküstü veya uçmadan kademelerle ilerlemesi bu başarının ana faktörü oldu.

2

Walter’ın -elbet Jesse ile birlikte- hikaye içerisinde aile babası, kanserli bir garibanı oynamak ile meth üreticisi, taviz vermeyen tip arasında mekik dokuması, rol içerisinde rol değiştirmesi göze batmayan bir ayrıntı. Walter White’ın Heisenberg’e dönüşümü, yükselmesi fakat yine sona yaklaştıkça eski Walter karakterine dönerek hikayeyi sonlandırması göz dolduruyor fakat 5 sezon süren bu değişime tanıklık etmek ve dizinin adının layıkıyla hakkını vermesi etkileyiciydi.

Gus Fring, Salamanca kardeşler, Gale Boetticher, Mike Ehrmantraut, Hank Schrader, Saul Goodman, Todd, Lydia hafızamıza kazınan karakterler. Jesse Pinkman’ın ne olursa olsun, ne kadar düşman kesilirlerse kesilsinler Walter’a sürekli Mr.White şeklinde hitap etmesi, bizim gibi onun da ona duyduğu saygının bir belirtisi olsa gerek.

Yapımcı Vince Gilligan’ın sadece Walter White karakterine yaptığı “Mr.Chips’ten bir Scarface’e dönüşüm hikayesi” benzetmesini ben izleyici olarak da biraz üzerime alıyorum. Bu 5 sezon, 62 bölüm içerisinde biz de bütün karakterlerin yaşadığı değişimi yaşadık, onların iç dünyasına girdikçe onlar gibi düşündük ve ekran başında olabilecek en doruk seviye hazza ulaştık.

Bir dram, dram içinde suç, suç içinde masumiyet, masumiyet içerisinde ölüm ve ölüm ile gelen huzur ve son. Kralı selamlayarak.. Breaking Bad sona erdi..

Haktan Kaan İçel: Breaking Bad dizi tarihine en üst sıralardan ve hatta bir numaradan girebilcek bir dizi… İçinde bulundurduğu kara mizah öğelerinin, ilerleyen sezonlarda karanlık tonun artmasıyla iyiden iyiye bir gerilim dizisine dönüşmesi ve bunu yaparken mükemmel oyunculuklarla, kusursuz senaryosuyla her geçen gün mutlak sona yaklaşması bana doyumsuz bir keyif yaşattı. Ben genelde dizileri birden fazla izlemem ama Breaking Bad’i herhalde birkaç posta daha baştan sona izleyebilirim. Özellikle de en son sezonu tek kelimeyle her anında unutulmazlar arasına girdi. Bilhassa da son 8 bölümü… Dizinin finali bana göre 14. bölüm oldu. Dizi o bölümle birlikte bitti. 15. kıyametten sonraki gün gibiydi. 16. ve son bölüm ise Walter White hikayesinin finali oldu. Karakterlerin hepsi ayrı ayrı dizi olabilecek nitelikte olduğu bu mükemmel dizi de, büyük konuşmak gibi olmasın ama avukat Saul Goodman dizisinden sonra belki de Jesse’nin hikayesine dönüş yapabiliriz. Hatta belki Goodman dizisinde bile onu görme şansımız olabilir. Bana bu kadar güzel anlar yaşattığı için yeri üst yerlerde kalacak şekilde kadehimi BREAKİNG BAD’a kaldırıyorum…

Kategoriler
haber

Yeni Lex Luthor: Bryan Cranston

Man of Steel 2, namı diğer Batman vs. Superman son günlerde Ben Affleck’in yeni Batman olarak seçilmesi sebebiyle yoğun bir tartışmaya konu oldu. Ben Affleck haberinin yaralarını sarmaya çalıştığımız şu günlerde, züğürt tesellisi kıvamında güzel bir haber aldık: Batman vs. Superman’de Clark Kent’in ezeli düşmanı Lex Luthor’u canlandıracak ismin, Breaking Bad’in Heisenberg’i Bryan Cranston olduğu açıklandı.

Cranston dizi izleyicilerinin bağrına bastığı bir isim olsa da sinemada henüz kendini gösterebilmiş değil. Argo ve Drive gibi kimi önemli filmlerde yan roller oynamışlığı var; bu rollere özel bir şey kattığını söylemek de mümkün değil açıkçası. Dolayısıyla Cranston’ın Lex Luthor rolü, sinemada aradığı çıkışı oyuncuya sağlayabilir.

Filmin çekimlerinin Şubat 2014’te başlayacağını belirtelim.

bryan cranston

Kategoriler
haber

WGA / Yazarlar Birliği Ödülleri Sahiplerini Buldu

Oscar törenine günler kala meslek birliklerinden olan Yazarlar Birliği (WGA) de ödüllerini dağıttı. 19 Şubat gecesi Los Angeles’taki Hollywood Palladium’da Joel McHale ve Zooey Deschanel’in sunuculuğunda gerçekeleşen törende uyarlama senaryo ödülü The Descendants‘ın olurken, özgün senaryo ödülü de Midnigh in Paris filmine verildi.

En İyi Belgesel: Better This World
Dizi / Dram: Breaking Bad
Dizi / Komedi: Modern Family
Yeni Dizi:
Homeland
Dizi / Dram En İyi Bölüm:
Breaking Bad – Box Cutter, Homeland – The Good Soldier
Dizi / Komedi En İyi Bölüm:
Modern Family – Caught in the Act
Animasyon En İyi Bölüm:
The Simpsons – Homer the Father
Tv Filmi / Mini Dizi Özgün Senaryo:
Cinema Verite
Tv Filmi / Mini Dizi Uyarlama Senaryo:
Too Big to Fall

Kategoriler
haber

AFI Bu Yıl Hangi Yapımları Onurlandıracak?

AFI, ABD’de sanatçıları destekleyen, onları daha iyi tanıtmayı amaçlayan, yönetmen ve sinema yıldızlarının deneyimlerini gençlere aktarmasını sağlayan bir kuruluştur. Enstitü özellikle istikrarlı başarıları ödüllendirir, hayat boyu başarı ödülleriyle sinemacıları onurlandırır, onlar için özel geceler düzenler.

AFI bir geceyi de 13 Ocak 2012’de Los Angeles’da düzenleyecek ve 2011 yılına damga vuran film ve dizileri ödüllendirecek. İşte AFI’ın onurlandıracağı 2011 yapımı film ve dizilerin tam listesi:

Filmler:
Bridesmaids, The Descendants, The Girl With The Dragon Tattoo, The Help, Hugo, J. Edgar, Midnight in Paris, Moneyball, The Tree of Life, War Horse

Diziler:
Boardwalk Empire, Breaking Bad, Curb Your Enthusiasm, Game of Thrones, The Good Wife, Homeland, Justified, Louie, Modern Family, Parks And Recreation

Kategoriler
haber

Breaking Bad: Suç Ne Zaman Suç Değildir?

breaking-bad-dizi.jpg

Vince Gilligan’ın alamet-i farikası olan dizi ülkemizde E2 aracılığıyla ikinci sezonunu devirmiş durumda. İnternet aracılığıyla takip edenler hali hazırda üçüncü sezonu izlemekte ve feyzalmakta. Vince Gilligan ismini bir ihtimal X-Files aracılığıyla duymuş olabilirsiniz. Ayrıca Will Smith ve Charlize Theron’un rol aldığı Hancock isimli filmin de senaristlerinden birisiydi. Bunun dışında ses getiren bir başarısı olmayan bu şahsı üne kavuşturacak/kavuşturmuş olan yapım kuşkusuz Breaking Bad.

Konusu Nedir?

Bir lisede kimya öğretmenliği yapan Nobel ödülü almış bir grubun üyesi olan bir kimyagerin; Walter White’ın (Bryan Cranston) kanser olduğunu öğrendikten sonra karısı Skyler (Anna Gunn), sakat oğlu Walter Jr. Flynn (RJ Mitte) ve doğacak çocuğuna geride bir şeyler bırakabilmek amacıyla uyuşturucu (metamfetamin-kısaca kristal meth) üretimine başlamasını konu alıyor. Ona yol göstermesi için hali hazırda uyuşturucu üreticisi ve kullanıcısı olan eski bir öğrencisi Jesse Pinkman (Aaron Paul)’dan yardım almaya başlıyor. Yalnız tek sorunu ortağının yani Jesse’nin uyuşturucu müptelası olması değildir. Aynı zamanda Walter’ın bacanağı Hank (Dean Norris) bir DEA (Narkotik) çalışanıdır ve evlerine doğal olarak sık sık gelip gitmektedir. Bütün bunlara rağmen ailesine iyi bir gelecek yaratabilmek için Walter gecesini gündüzüne katıp, yeri geldiğinde ailesini geriplanda tutarak uyuşturucu üretmeye çalışacaktır. Peki, bu esnada hayatından neler eksilecektir?

Öne Çıkan Noktaları:

Birinci sezonda yalnızca yedi bölümün, ikinci sezonda ise on üç bölümün yayınlandığı ama bu kısa kariyerinde hemen kült mertebesine ulaşan yapım, hali hazırda devam etmekte olan sezonunda kaldığı yerden yoluna devam etmekte.
Bu diziyi ilginç yapan nedir? Açıkçası saymakla bitecek gibi değil ama elimden geleni yapayım. En başında bilinmesi gereken önemli bir bilgi var. Bu dizi Amerika’da AMC isimli bir kablolu TV kanalında yayınlanmakta. Bu şu mânâya geliyor; sert öğeler olabildiğince serbest. Yani genel kurallara uymaları gibi bir zorunlulukları yok. Bunun ne mânâya geldiğini en iyi son zamanların favori dizilerinden Spartacus: Blood and Sand isimli diziyle açıklayabiliriz. Benzer şekilde oldukça sert konuları ele alan Oz (HBO yapımı) da bir kablo TV dizisiydi.

Bunu bildikten sonra aslında birçok şey yerine oturuyor. Normal bir kanalda uyuşturucu ile alâkalı, hele ki üretimini konu alan bir hikâyeyi tahmin edersiniz ki göstermek çok kolay değil. Bu bakımdan ülkemizdeki E2’nin ayrıcalıklı bir yapısı olduğunu söyleyebiliriz. Özellikle birinci sezonda yer alan bazı sahnelerin, örneğin parçalanan bir insanın vücudunun parçaları, uyuşturucunun kullanıldığı anlar, fahişeye giden karakterin sevişmesi, mutfakta yapılan sert seks… Öyle bir anlattım ki erotik bir dizi sanacaksınız, alâkası yok aslında ama aile ile izlemek için biraz sert ve aykırı bir dizi olduğunu kabul ediyorum. Buna rağmen gösterilen şiddet ve erotik anların sırf seyirciyi çekmek amaçlı olmadığını söylesem herhalde bir nebze olsun içiniz rahatlayabilir. Zaten bu dizide hiçbir şey sırf gösterilmiş olmak için gösterilmiyor. Her şeyin bir amacı var. Bir sahnenin o an için veya o bölüm içinde anlam ifade etmemesi, ileride etmeyeceği anlamına gelmiyor. Bunun en güzel örneği olarak ikinci sezon boyunca, dizinin başında gösterilen görüntüler verilebilir.

breaking-bad-dizisi-bakiniz.jpg

Peki, bunlar yeterli mi? Dizinin başarısı bunun çok çok ötesinde. Dizinin temelinde yatan, iç hesaplaşmalara yol açan, normal bir insanın suça bulaşması durumunda neler yaşacağını, hayatının ne denli değişebileceği. Üstelik bunu oldukça başarılı bir şekilde yapıyor. Bu örneklemeyi, hayata bir şekilde yenilmiş, Nobel ödülü kazanmış olmasına rağmen bir devlet okulunda kimya öğretmenliği yapan Walter’ı merkeze koyarak yapıyor. Onun yanına, normal bir çocukken nasıl olduğunu bilmediği bir şekilde, bir nevi hayatın oraya sürüklemesiyle, uyuşturucu kullanmaya başlayan Jesse Pinkman karakterini alıyor. Bu karakterlerin müthiş oyunculuk performanslarıyla canlandırılıyor olması da etkiyi katlıyor. Ayrıca Hank’in narkotik çalışanı olması da iyi bir karşıtlık olarak yerini alıyor. Buna saf görünen ama aslında insan doğası gereği saf olmayan bir anne ve ne yapacağı belirsiz bir baldız karakteri de eklenince… Tam anlamıyla ağız bir karış açık izlenecek seyirlik ortaya çıkmış oluyor.

Benzerlikler ve Çıkarımlar:

Karakterlerin gelişimi, her adımlarında daha da dibe batmaları bakımından Dexter ve Oz’u anımsatan yapısı, içsel meseleleri görüntüyle çok iyi birleştirmesi neticesinde etkileyiciliğini katlıyor. Dizi, siz olsanız ne yapardınız sorusundan ziyade, seyirciyi dışarıda tutarak yalnızca izleyici konumunda bırakıyor. Buna rağmen, seyirci gördükleri karşısında aynı karakterler gibi çaresizlik hissediyor, kapana kısılmışlık hissediyor. Duyguların garip bir aktarımı olan bu yöntemi çok yetkin bir şekilde kullanıyor ve bunu hissettirmeden yapabiliyor. Özellikle ikinci sezonda Jesse karakterinin tüm sezon boyu yaşadıkları bunun en güzel örneklerinden birisi. Önce dibe batıyor, tam dibi gördüğünü düşündüğü anda yaşadığı çıkışsızlık hissi ve veryansınlar insanın içini sızlatıyor. Artık ne yapacağını bilemediği anda, her şeyin iyiye gittiğine dair bir yanılsama görmeye başlıyor. Bir nevi aynı yanılsamayı seyirci de görmeye başlıyor; onunla mutlu oluyor, onun mutlu olmasını ister hale geliyor. Tam bu esnada her şey başladığı noktaya doğru hızla gelişmeye başlıyor.

Hayatımızda örneklerini daha önce fark etmeden defalarca gördüğümüz, can çıkar huy çıkmaz ve kötü arkadaşlar temaları devreye girerek çaresizliği ve çıkışsızlığı tekrar hissettiriyor. Bu bakımdan Dexter’ın dördüncü sezonunda olanlarla benzeştiği söylenebilir. Oz konusuna girmek bile istemiyorum çünkü Oz bunu bir bölüm içinde defalarca yapabilme kabiliyetine sahip, insanın yaşama arzusunu törpüleyen müthiş bir diziydi. Ortada böyle bir durum olmasına rağmen “müthiş” tabirini Breaking Bad isimli bu güzide dizi için de gönül rahatlığıyla kullanabilirim. Böyle dememin altında yatan sebep, insan doğasında yatıyor. Aynı dizideki karakterlerin uyuşturucu üretimi yüzünden başlarına türlü şey gelmesine rağmen yollarına devam etmeleri gibi, siz de diziyi izlemeye devam ediyorsunuz. Bu bakımdan sürekli tekrar ettiğim bir söz var, bir şeyin iyi yapılıyor olması onu iyi yapmıyor. Ortada kötü karakterler var Dexter Morgan gibi, Vern Schillenger gibi. Üçüncü sezonda bunu en güzel Jesse özetliyor işin aslı. Kendisi ve Walter için şöyle diyor “I’m the bad guy” (Ben kötü adamım). Benzer bir iç hesaplaşmayı Dexter üçüncü sezonun sonunda yaşıyor ve şöyle diyordu; “İyi miyim? Yoksa kötü müyüm? Bu soruları kendime sormayı bıraktım. Çünkü cevapları bende yok. Cevabı olan var mı?”. Buna seyirci olarak verilmesi gereken cevap, evet sen kötü adamsın olmalı. En azından aklımızdan bunu hiçbir zaman çıkarmamalıyız.

breaking-bad-bakiniz-com.jpg

Bu açıklamaları niye yaptığıma gelince; bu gibi dizilerin bazı durumlarda, örneğin onca belaya rağmen uyuşturucudan kolay para kazanılıyor olması, kötü örnek sergilemesi. Bir dizi, bunu bu kadar büyütecek ne var ki diyenlerin, gözleri çoktan kör olmuş demektir. Aynı hesapla, gördüğümüz kötücül bir olay karşısında da “başkası yapıyor onları, gerçek değil, benim başıma gelmedi, ben yapmadım” demeleri gerekir -ki bu çok yanlış bir düşünce yapısıdır. Demem o ki, bu diziyi çok seviyor olmama rağmen empatiyi doğru taraftan yapmak gerekiyor. İnsan suç yani günah ile mi doğar? Haklı, daha doğrusu kendince sebeplerden, suçlu olan ne kadar suçludur? Bunlar felsefe, sosyoloji ve dinler tarafından bolca sorulan sorular. Bunları insanın kendisine sorması gerekiyor. Bu konuyu çok uzatacak değilim, koskoca insanlar olarak en iyinin ne olduğunu bilebilecek durumdasınız.

Senaryo, Yönetim ve Diğer Teknik Olaylar:

Oyuncuları ve konusunun yanında dizinin en güçlü yanlarından birisi kuşkusuz senaryonun özenli yapısı ve yönetmenlik konusundaki beceriler. Amerika’daki diğer diziler gibi bu dizinin de sabit bir yönetmeni yok. En çok yönetmenlik yapmış olan kişilerden birisinin Adam Bernstein olduğunu ve bu kişinin de Oz isimli müthiş hapishane dizisinde 9 bölüm yönetmenlik yaptığını söylemek sanırım yeterli olacaktır. Her bölümde değişen yönetmenlere rağmen genel olarak çöl sarısı tonlarının hâkim olduğu, donuk ve bir o kadar tekinsiz bir yapının devamlı pençesinde gezindiğimizi söyleyebiliriz.

Senaryo boyutunda ise bir suç dizisi olmasına rağmen, dram, aile ve gerilim öğelerinin de çok iyi kullanıldığını eklemek gerekiyor. Özellikle sezon finallerine doğru iyice baskın hale gelen gerilim, birçok dizide görmeye alışkın olmadığımız derecede etkileyici. Çöl zaten yapısı gereği oldukça korkutucu bir yapı ve dizinin geçtiği Albuquerque (New Mexico) çöllerle kaplı bir yer. New Mexico demişken, dizinin bolca Meksika havası taşımasının sebebi de budur. Üçüncü sezonda yaratılan tekinsiz ortamlar, ne yapacağı belli olmayan senaryo hamleleri ve kamera hareketleri ile etkileyiciliği artıyor.

Ülkemizde hak ettiği ilgiyi göremeyen dizinin yıldızı Bryan Cranston’ın 2008 ve 2009 yıllarında Emmy ödül töreninde iki defa dram dalında en iyi erkek oyuncu ödülünü kucakladığını ve yine aynı ödül töreninde aynı sayıda Editing ödülünü de evlerine götürdüklerini eklemek gerekiyor.

Tüm bunları yan yana koyduğunuz vakit dizinin dört tarafı mamur, karanlık, tekinsiz ve gerilimli bir yapısı olduğunu söylemek pekâlâ mümkün. Bol ödüllü ve her bölümüyle farklı tatlar bırakan bu diziyi henüz keşfetmediyseniz, hâlâ çok geç kalmadığınızı bilmenizi isterim. Asla, çok geç değildir, hatalardan geri dönülebilir… İyi seyirler.