Kategoriler
seçki

2019 Bilim Kurgu Filmleri, Süper Kahramanlar, Fantastik Dünyalar

2019 Bilim Kurgu Filmleri, stüdyoların dramadan uzaklaşarak bol görsel efektli gişe filmlerine odaklandığı günümüzde yine sinemanın öne çıkan yapımları olacak. Çizgi romanlar, fantezi edebiyatının önemli eserleri ve manga’lar sinemaya uyarlanmayı bekliyor.

Avengers: Endgame

Yönetmenler: Joe Russo, Anthony Russo
Oyuncular: Robert Downey Jr., Chris Hemsworth, Mark Ruffalo, Chris Evans, Scarlett Johansson, Benedict Cumberbatch, Don Cheadle, Tom Holland, Chadwick Boseman, Paul Bettany, Elizabeth Olsen, Anthony Mackie, Sebastian Stan, Letitia Wright, Dave Bautista, Zoe Saldana, Josh Brolin, Chris Pratt, Jeremy Renner, Evangeline Lilly, Jon Favreau, Paul Rudd, Brie Larson
Notlar ve Beklentiler: Evrenin Thanos’tan alacağı intikamı herkes bekliyor.
Gösterim Tarihi: Nisan 2019

Hellboy

Yönetmen: Neil Marshall
Oyuncular: David Harbour, Milla Jovovich, Ian McShane
Notlar ve Beklentiler: Hellboy’da Del Toro’nun devam filmleri yerine hikayeyi yeniden başlatacak bir reboot’un tercih edilmesi, serinin hayranlarını kızdırmıştı. Neill Marshall’ın önünde zor bir görev. var.
Gösterim Tarihi: 11 Ocak 2019’da ABD’de gösteriye girecek.

Joker

Yönetmen: Todd Phillips
Oyuncular: Joaquin Phoenix, Robert De Niro, Zazie Beetz, Bill Camp, Frances Conroy
Notlar ve Beklentiler: Gotham City’de 1980’lerde, başarısız bir komedyen giderek suç dünyasının içine çekilir. Batman’in en büyük düşmanının doğuşunun öyküsü… 2019’un en merakla beklenen filmi…
Gösterim Tarihi: 4 Ekim 2019

X-Men: Dark Phoenix

Yönetmen: Simon Kinberg
Oyuncular: Sophie Turner, James McAvoy, Michael Fassbender, Jennifer Lawrence
Notlar ve Beklentiler: Film şimdiden 2019’un gişede batacak filmleri arasında gösteriliyor. Olaylı bir çekim süreci ve bazı sahnelerin yeniden çekilecek olması, serinin sıkı hayranlarını bile bezdirdi.
Gösterim Tarihi: 14 Şubat 2019’da gösterime girecek.

Chaos Walking

Yönetmen: Doug Liman
Oyuncular: Tom Holland, Daisy Ridley, Mads Mikkelsen, Demián Bichir, David Oyelowo, Cynthia Erivo
Notlar ve Beklentiler: Bütün kadınların bir virüs sonucu olduğu düşünülen dünya dışı bir kolonide, kahramanımız gizemli bir şekilde ortaya çıkan genç bir kadının peşinden gider. Çok satan genç/yetişkin romanının sinema uyarlaması…
Gösterim Tarihi: 1 Mart 2019

Alita: Battle Angel

Yönetmen: Robert Rodriguez
Oyuncular: Rosa Salazar, Christoph Waltz, Jennifer Connelly, Mahershala Ali, Ed Skrein, Jackie Earle Haley, Keean Johnson
Notlar ve Beklentiler: James Cameron, özel ilgisi olduğu manga’yı bir türlü çekemedi ve senaryosunu yazarak Robert Rodriguez’e teslim etti. Yukito Kishiro’nun öyküsü görsel efektler ve
Gösterim Tarihi: 14 Şubat 2019

Captain Marvel

Yönetmenler: Bilim Kurgu’dan daha çok bağımsız filmlerinden tanıdığımız Anna Boden, Ryan Fleck…
Oyuncular: Brie Larson, Lee Pace, Samuel L. Jackson
Notlar ve Beklentiler: Avengers’ın Infinity War bölümü soruları havada bıraktığı için Captain Marvel’ın en azından bazı ipuçları vereceği yönündeki beklentiler artmıştı. 1990’larda geçecek hikaye, Marvel’in bir kadın kahramanının tek başına taşıdığı ilk film olacak. Yılın en merakla beklenen filmlerinden biri diyebiliriz.
Gösterim Tarihi: 8 Mart 2019

Glass

Yönetmen: M. Night Shyamalan
Oyuncular: Bruce Willis, Samuel L. Jackson, James McAvoy, Sarah Paulson, Anya Taylor-Joy
Notlar ve Beklentiler: Split ve Unbreakble’ın yarattığı evrende dans etmeye devam eden Shyamalan’ın öyküyü daha ne kadar aynı tempoda sürdürebileceği merak konusu haliyle…
Gösterim Tarihi: 18 Ocak 2019

Shazam!

Yönetmen: David F. Sandberg
Oyuncular: Zachary Levi, Mark Strong, Asher Angel
Notlar ve Beklentiler: DC’nin başarısız yan kahraman filmlerine yeni bir tanesinin eklenmesi yüksek bir ihtimal. Shazam’la da ilgili çekim sürecinin sorunlu olduğu haberleri sık sık yayıldı. Lights Out ve Annabelle gibi korku filmlerinin yönetmeni Sandberg’in komedi ağırlıklı bir kahramanla nasıl bir sınav vereceği de merak konusu…
Gösterim Tarihi: 5 Nisan 2019

MIB: International

Yönetmen: F. Gary Gray
Oyuncular: Chris Hemsworth, Tessa Thompson, Liam Neeson, Emma Thompson, Rebecca Ferguson
Notlar ve Beklentiler: Will Smith’in bir türlü uygun olmaması nedeniyle çekilemeyen devam filmleri yerine yapımcılar aynı evrende yeni bir hikaye başlatmaya karar verdiler.
Gösterim Tarihi: 14 Haziran 2019

The Kid Who Would Be King

Yönetmen: Joe Cornish
Oyuncular: Louis Ashbourne Serkis, Dean Chaumoo, Tom Taylor, Patrick Stewart, Rebecca Ferguson
Notlar ve Beklentiler: Attack The Block’ın yönetmeninden yine aynı havaya sahip bir film bekliyoruz. Excalibur’u bulan 12 yaşındaki bir çocuğun, Morgana ile savaşının öyküsü…
Gösterim Tarihi: 25 Ocak 2019 İngiltere gösterimi…

Gemini Man

Yönetmen: Ang Lee
Oyuncular: Will Smith, Will Smith, Clive Owen, Mary Elizabeth Winstead, Benedict Wong
Notlar ve Beklentiler: Yaşlanmaya başlayan bir suikastçi, kendi daha genç klonunu öldürmek zorundadır. 20 yıla yakındır çekilmesi beklenen senaryo en sonunda Ang Lee’nin eline düştü.
Gösterim Tarihi: 4 Ekim 2019 ABD gösterimi…

Spider-Man: Far From Home

Yönetmen: Jon Watts
Oyuncular: Tom Holland, Zendaya, Jake Gyllenhaal, Marisa Tomei, Michael Keaton
Notlar ve Beklentiler: Genç Peter Parker, filmin adından da anlaşılacağı gibi bir Avrupa tatiline çıkar ve Mysterio’nun saldırısıyla karşılaşır.
Gösterim Tarihi: 5 Temmuz 2019

The New Mutants

Yönetmen: Josh Boone
Oyuncular: Anya Taylor-Joy, Maisie Williams, Charlie Heaton, Alice Braga
Notlar ve Beklentiler: The Fault in Our Stars’ın yönetmeni Boone, günümüzün genç yıldızlarıyla hedef kitlesi biraz daha 10’lu yaşlar olan bir film üzerinde çalışıyor. X-Men evreninde biraz daha karanlık bir film izleyeceğiz gibi… Filmin çekimlerindeki sorunlar gösterim tarihini erteletebilir.
Gösterim Tarihi: Ağustos 2019

Artemis Fowl

Yönetmen: Kenneth Branagh
Oyuncular: Ferdia Shaw, Lara McDonnell, Tamara Smart, Nonzo Anozie, Josh Gad, Judi Dench
Notlar ve Beklentiler: Eoin Colfer’ın popüler fantezi romanları Disney tarafından Kenneth Branagh’a teslim edildi. Film başarılı olursa yeni bir evrenle karşılaşacağımızı söyleyebiliriz.
Gösterim Tarihi: 9 Ağustos 2019

Zombieland 2

Yönetmen: Ruben Fleischer
Oyuncular: Emma Stone, Woody Harrelson, Jesse Eisenberg, Abigail Breslin, Bill Murray, Dan Aykroyd
Notlar ve Beklentiler: 10 yıl sonra gelecek devam filmi, ilk bölümdeki kadroyu aynen topluyor ve daha fazlasını da ekliyor. İnsanlar zombi öldürmekte ustalaşırken, zombiler de evrim geçirerek daha da saldırganlaşıyor.
Gösterim Tarihi: Ekim 2019

Wonder Woman 1984

Yönetmen: Patty Jenkins
Oyuncular: Gal Gadot, Chris Pine, Kristen Wiig
Notlar ve Beklentiler: Öykü 1980’lerde soğuk savaş yıllarında devam edecek. İlk filmin büyük başarısından sonra DC yapımcıları bu filme güveniyor. Kristen Wiig’i bu filmde Cheetah olarak izleyeceğiz.
Gösterim Tarihi: 1 Kasım 2019

Godzilla: King Of The Monsters

Yönetmen: Michael Dougherty
Oyuncular: Millie Bobbie Brown, Kyle Chandler, Vera Farmiga, Sally Hawkins, O’Shea Jackson Jr, Ken Watanabe, Bradley Whitford, Charles Dance, Thomas Middleditch, Zhang Ziyi
Notlar ve Beklentiler: Warner Bros’un Canavar Evreni’nin büyümesi için bu filme ihtiyacı var. Godzilla’nın insanlığı kurtarmak için diğer dev yaratıklarla savaşını izleyeceğimiz film, önemli oyuncu kadrosuyla dikkat çekiyor.
Gösterim Tarihi: 31 Mayıs 2019

Star Wars IX

Yönetmen: J.J. Abrams
Oyuncular: Daisy Ridley, Adam Driver, John Boyega, Oscar Isaac, Kelly Marie Tran
Notlar ve Beklentiler: Star Wars Evreni’nde üçüncü üçlemenin son filmi yine gişe rekorlarıyla gelecek gibi duruyor. Öykünün nasıl bağlanacağı ve yeni nesil kahramanların eskisinin yerini nasıl alacağı haliyle merak konusu. Film Carrie Fisher’a da bir veda niteliği taşıyacak.
Gösterim Tarihi: 20 Aralık 2019

Ad Astra

Yönetmen: James Gray
Oyuncular: Brad Pitt, Tommy Lee Jones, Ruth Negga, Donald Sutherland, Jamie Kennedy
Notlar ve Beklentiler: Otistik bir astronot 20 yıldır kayıp olan babasını aramak için uzaya çıkar. Bu yıl izlediğimiz ve gelecek yıllarda sık sık göreceğimiz uzay filmlerinin yeni bir örneği…
Gösterim Tarihi: 24 Mayıs 2019, Cannes’da ilk gösterimini yapabilir.

Captive State

Yönetmen: Rupert Wyatt
Oyuncular: John Goodman, Vera Farmiga, Machine Gun Kelly, Madeline Brewer, Alan Ruck, Kevin J. O’Connor
Notlar ve Beklentiler: Uzaylılar tarafından yönetilen bir dünyada bağımsızlık çabaları bu ilginç filmin konusu…
Gösterim Tarihi: Mart 2019

Dune

Yönetmen: Denis Villeneuve
Oyuncular: Rebecca Ferguson, Timothée Chalamet
Notlar ve Beklentiler: Henüz daha 2 oyuncusu belli olan Dune, 2020’ye kalabilir.

Kategoriler
seçki

2018’i Unutmak İsteyecek Oyuncular

2018 birçok filmin ve dolayısıyla oyuncunun en iyi performanslarını ortaya koyduğu yıl olsa da, bazıları için bir daha hatırlamak istemeyecekleri bir sene haline geldi. Bazıları bir de yetmedi iki felaket filmde rol aldı. 2018’i Unutmak İsteyecek Oyuncular listesinde bu isimleri derledik.

Helen Mirren

The Nutcracker and the Four Realms ve Winchester’la usta oyuncu Dame Helen Mirren, belki de hayatının en kötü yılını yaşadı. İşin acı tarafı, iki filmde de ortalamanın üstü performanslar ortaya koymuş olması… İki filmin de temelde çok iyi öykülere sahip olması, arkasındaki yönetmenlerin başarısızlıklarını gölgelemedi.

Gary Oldman

2017’de ve aslına bakarsanız oyunculuk yaşamına başladığından beri tüm yıllarda hep en iyi performansları ortaya koydu. 2017’de Oscar’a ulaştıktan sonra sanırız bu yıl dinlenmek istedi. Ancak sesiyle destek olduğu TAU ve yardımcı oyuncu olarak yer aldığı Hunter Killer, başarısız yapımlar olunca 2018 unutmak isteyeceği, daha doğrusu gelecekte pek de üstünde durmayacağı bir yıl haline geldi.

Bruce Willis

Uzun süredir ne yaptığını anlamadığımız usta oyuncu, birbirinden kötü senaryolara balıklama atlayarak zaten pek iyi gitmeyen kariyerini iyice batırdı. Oynadığı son 20’ye yakın filmde, tek bir iyi senaryo bile seçemeyen Willis’in başka bir menajerle çalışmasının zamanı geldi gibi… Death Wish bir yeniden çevrim filmi olduğu için biraz ilgi görmüş olsa da Reprisal ve Acts of Violence eleştiri sitelerinde 0 puan alan filmler oldular. M. Night Shyamalan’ın Glass’ı bakalım onlarca iyi filmini hatırladığımız Willis’i geri döndürebilecek mi?

Johnny Depp

Johnny Depp bize göre hayatının son 10 yılını unutmak istiyor ama Fantastic Beasts: The Crimes of Grindelwald, Richard Says Goodbye, London Fields, Sherlock Gnomes’la geçen 2018’i özellikle hafızasının derinliklerine itecektir.

Taraji B. Henson

Sevilen dizisi Empire kötü giden Taraji B. Henson sinemaya başrollerle döndü. Ancak 2018’de gösterime giren Acrimony ve Proud Mary, yetenekli yıldızın başarılı oyunculuklarına rağmen özellikle yönetmenlerin işlerini berbat yapmaları nedeniyle faciaya döndü. 2019’da başrollerini oynayacağı What Men Want ve The Best of Enemies de böyle çakılırsa oyuncunun işi iyice zorlaşabilir.

Amy Schumer

ABD’nin en gözde kadın komedyeni olmanız, iyi bir film yıldızı olmanıza yetmiyor. Amy Schumer, 2015’teki tek başarılı filmi Trainwreck’ten beri bu gerçeği kavrayabilmiş değil. Bu yıl da I Feel Pretty ile başarısız oldu ve gelecek günler için de kendisine gelen yeni bir film teklifi yok görünüyor.

Melissa McCarthy

2018’i The Happytime Murders ve Life of the Party gibi büyük felaketlerle kapatmak üzereyken Can You Ever Forgive Me? ile bir son dakika golü atan Melissa McCarthy yine de ilk iki filmi nedeniyle bu yılı unutmak isteyecektir.

Pierce Brosnan

Brosnan’ın şansı uzun süredir iyi gitmiyor ama en azından yardımcı rolde yer aldığı filmler belli bir başarı yakalıyordu. 2018’i Final Score, Mamma Mia! Here We Go Again ve Spinning Man ile geçiren deneyimli aktör gelecek yıllarda daha iyi roller seçmek için biraz daha fazla uğraşmalı.

Taron Egerton

Kingsman ile yıldızı parlayan Egerton, bu yıldızlığını yeni serilere taşımak istedi ama eline geçen hayal kırıklığı oldu. 2018 gişede batan Robin Hood ve Kevin Spacey skandalı nedeniyle gösterime bile giremeyen Billionaire Boys Club, Egerton’ın hızlı yükselişini durdurdu. Gelecek filmlerini iyi seçmediği takdirde yıldızı parlayıp sönen genç yeteneklerin arasına girecek.

Jamie Dornan

Seyircinin ve yönetmenlerin sevdiği bir isim olmasına rağmen, nasıl bu kadar kötü film seçiyor, anlamak mümkün değil. 2018’in açık ara en kötü filmlerinde Fifty Shades Freed ve Robin Hood’da “Ben niye buradayım?” diye çırpınmasını izledik. HBO’nun çektiği My Dinner with Hervé ile yılı biraz toparlamasa gelecek yıllarda iş bile bulamazdı.

John Travolta

Hayatının projesi Gotti, kendisi çok kötü oynamasa da, yönetmen hataları nedeniyle battı. En azından biraz ara verip, kendini toparlamalıydı ama Speed Kills isimli sekizinci sınıf aksiyonda yer alarak oyunculuk yaşamının artık sonlarına geldiğini gösterdi.

Kategoriler
haber

Bruce Willis, Fan Bingbing ve Adrien Brody’li Unbreakable Spirit Çin’de Vizyona Girmeyecek

Çin’in en çok kazanan aktrisi Fan Bingbing sonunda bu ay ortaya çıkmıştı. Olayları bilmeyenler için özetlersek… Aktris en son temmuzda sosyal medya hesaplarını kullanmış, daha sonra kayıplara karışmıştı. Bu olay Amerika’da da konuşulmasına rağmen hükümet bir açıklama yapmamıştı. Bu ay öğrendik ki aktris kazancını az gösterdiği ve vergide usulsüzlük yaptığı için üç ay boyunca hapsedilmiş. Aktris bu ay özgürlüğüne kavuştu. Ama yaklaşık 120 milyon dolar para cezasını ödeyecek. Bingbing özgürlüğüne kavuşunca toplumdan özür dilemişti. Aktrisin tek sorunu yüklü para cezası olmayacak ne yazık ki. Bingbing’in başrolünü üstlendiği Unbreakable Spirit (diğer adları The Bombing ve Air Strike) filmi Çin’de vizyona giremeyecek.

https://youtu.be/PTetEoIMYJo

Yönetmen Xiao Feng büyük bütçeli savaş filminin üzerinde 8 yıl boyunca çalışmış, filmi Çin’de ağustosta vizyona çıkarmayı planlamıştı. Bruce Willis ve Adrien Brody‘nin de rol aldığı film, Bingbing’in çifte kontrat suçu (gerçek kontratı hükümetten saklayıp daha az vergi vermek için başka bir kontrat göstermek) nedeniyle 26 ekime ertelenmişti. Ama bugünkü haberlere göre film hem Bingbing’in suçu, hem de çekimler sırasında kara paranın aklanması nedeniyle vizyona çıkarılmayacak. Çekimler sırasında ne kadarlık bir paranın aklandığını kimse bilmediği için filmin bütçesi de belli değil. Yapımcı bütçenin yükselmediğini, planlandığı gibi filme 150M$ harcandığını belirtirken başka kişiler bütçenin 90M$ arttığını söylemişler. Bir başka kişiyse kaynağı belirsiz 432M$’dan fazla bir paranın geldiğini belirtmiş.

Bingbing’e dönersek… Aktrisin adı kontratı kanunu ihlal etmekle anılınca pek çok marka aktrisle çalışmaktan vazgeçti. Aktrisin çekimleri tamamlanmış diğer iki filmi The King’s Daughter (Sean McNamara’nın Pierce Brosnan, William Hurt, Kaya Scodelario ve Benjamin Walker’lı filmi) ve Perfect Blue‘nun vizyona girip girmeyeceği bilinmiyor. Aktris 2019 yazında çekilecek Hollywood filmi 355‘te yer almayabilir.

Kategoriler
bakınıztv

Glass: M. Night Shyamalan Geri Dönüyor

Son filmleriyle bir toparlanma sürecine giren M. Night Shyamalan, Glass ile hem eski filmlerine, hem de eski formuna geri dönüyor gibi… Split ile Unbreakable’ın hikayesine geri dönen yetenekli yönetmen, Glass ile öyküyü daha da ileri götürecek gibi…

Filmin en büyük artısı yine üç başrolü… James McAvoy’u Kevin Wendell Crumb, Bruce Willis’i “unbreakable” David Dunn, Samuel L. Jackson’ı Elijah Price aka Mr. Glass olarak görmek ve oyunculuk gösterilerini izlemek yine ilginç bir sinema deneyimi olacak. Sarah Paulson, Anya Taylor-Joy, Spencer Treat Clark, Luke Kirby, Charlayne Woodard ve Rob Yang gibi yine güçlü bir yardımcı oyuncu kadrosu da filmin artılarından.

Kategoriler
haber

Ed Norton, Motherless Brooklyn’inin Çekimlerine İyi Bir Kadroyla Başladı

Usta aktör Edward Norton 2000 yılında Keeping the Faith filmiyle ilk kez yönetmenlik koltuğuna oturmuş, bu filmden sonra yönetmenliğe dönmek istemişse de bir türlü dönememişti. Motherless Brooklyn adlı projesi de epey eski bir proje. On beş yıl önce açıklanan bu proje sonunda bu yıl çekilecek gibi görünüyor. Warner Bros. geçen yıl projenin haklarını satın almıştı. Bugün filmin kadrosuna The Florida Project‘teki performansıyla Oscar’a aday olan Willem Dafoe‘nun dahil edildiği açıklandı. 1954 yılında New York’ta geçecek bu film, Jonathan Lethem’ın dilimize Öksüz Brooklyn adıyla çevrilen romanından uyarlanacak. Film ustası bir cinayete kurban giden tourette sendromlu dedektif Lionel’ın (Norton oynayacak) katili bulma çabalarını konu alacak. Film bu yıl çekilebilirse 2019’da vizyona girecek. Aktör Dafoe şu sıralar At Eternity’s Gate filminde Van Gogh’u oynuyor. Aktörü aralık ayında Aquaman filminde izleyeceğiz.

Güncelleme: Norton sonunda çekimlere başladı. Oyuncu kadrosuna şu isimler dahil edildi: Alec Baldwin, Bruce Willis, Gugu Mbatha-Raw, Cherry Jones, Leslie Mann, Michael K. Williams, Fisher Stevens, Robert Wisdom, Josh Pais, Ethan Suplee.

Kategoriler
haber

Zor Ölüm Serisi Zor Biter

Bruce Willis’in her bölümde biraz daha fazla Rambolaşan John McClane’e hayat verdiği “Die Hard” serisi bu sene karşımıza beşinci ve en kötü bölümüyle çıkmıştı. Evet, son Die Hard filmi çok ama çok kötüydü ama gişede tam tersi bir şekilde çok ama çok iyiydi. die-hard-5
Film, Fox stüdyosuna dünya çapında 302 milyon dolar kazandırdı. Haliyle Fox da hemen yeni filmin hazırlıklarına başladı. Amerika’da sıkılıp Rusya’ya giden McClane, Amerikan düşmanlarını Rus topraklarında dahi cezalandırmayı başarıyordu. McClane’in uluslararasına taşınan kahramanlığı altıncı filmde Tokyo’da devam edecek. Film gene New York’ta açılacak ve kısa bir süre sonra Tokyo’da devam edecek, McClane gene kötüleri pataklayacak. John’ın oğlu Jack’in bu filmde de karşımıza çıkıp çıkmayacağı açıklanmadı.

Kategoriler
haber

Everybody Wants To Kill Bruce

Pierre-Alexandre Chauvat 39 aksiyon filmini kullanarak 10 dakikalık yeni bir aksiyon filmi ortaya çıkarmış. Filmdeki herkesin derdi tabi ki Bruce’u öldürmek.

Kategoriler
haber

Mabrouk El Mechri, Dalida’nın Hayatını Anlatacak

Jean Claude Van Damme’ı çok farklı bir şekilde kullanarak son yılların en iyi “yıldız” filmlerinden JCVD’ye imza atan Mabrouk El Mechri, şu sıralarda Bruce Willis ve Sigourney Weaver ile Cold Light of Day’i çekiyor.

Mechri, bir sonraki filminde ise mısır/italyan asıllı fransız diva Dalida’nın hayatını sinemaya aktaracak.

Mısır’da Yolanda Gigliotti ismiyle doğan Dalida, Fransa’nın en sevilen şarkıcılarından biriydi. Dalida, 30 yıl süren çok başarılı bir müzik yaşamına, 1986’da intihar ederek son noktayı koymuş ve herkesi üzmüştü.

Filmde Dalida’yı fransız oyuncu Nadia Fares canlandıracak.

Kategoriler
haber

Robert Rodriguez İki Filmle Dönecek

Ardı ardına çektiği vasat filmlerle şahsen beni kendisinden soğutan Rodriguez bu sene iki filme imza atmaya çalışacak. İlk film Machete’nin devamı Machete Kills. Çekimlere bu ay başlanacak. Rodriguez yeni filminde Mel Gibson ve Michelle Williams ile çalışmak istediğini belirtti. Machete Kills’de addan da belli olacağı üzere Machete katliamlarına devam edecek. Michelle Williams gibi derdi tasası olan filmlerde rol almaktan yana olan bir oyuncunun böylesi bir blockbusterda rol almayacağını rahatlıkla söyleyebilirim.

Yönetmenin diğer projesi Sin City 2. Yedi yıldır çekilmesi beklenen bu devam filmi yazın çekilecek. İlk filmden kimlerin bu filmde rol alacağı henüz belli değil. Devam filminin yapımcısı, ilk filmde rol alan Clive Owen, Rosario Dawson, Bruce Willis, Jessica Alba, Benicio Del Toro ve Jamie King’le görüşmelere başladı. Bunlardan kaçının ikna edildiğini önümüzdeki haftalarda öğrenebileceğiz. Filmle ilgili yapılan açıklamada senaryonun hazır olduğu ve yeni filmin tıpkı ilki gibi çekileceği belirtildi. Filmin müzisyenliğini, görüntü yönetmenliğini ve yapımcılığını da Rodriguez üstlenecek. Frank Miller filmin yönetmenliğinde Rodriguez’e eşlik edecek. Tarantino’nun gene “konuk yönetmen” olarak filmin bazı sahnelerini çekip çekmeyeceği bilinmiyor. Senaryoyu Miller ile beraber William Monahan yazdığını son kertede belirtelim.

Kategoriler
haber

2012 Sezonu Filmleri: Amerikan Aksiyon ve Dövüş Filmleri

Bilim-kurgusal ve fantastik öğeler taşımayan aksiyon filmlerinin sayısındaki ciddi azalma bu yıl da sürecek gibi… Özellikle “karate” filmi olarak adlandırabileceğimiz ve usta dövüşçülerin görsel efekt olmadan yeteneklerini sergilediği tür artık ölmek üzere diyebiliriz. Son yıllarda aksiyon sinemasının öne çıkan isimlerinden Jason Statham’ın durmadan kendini tekrar etmesi, Jackie Chan’in yaşlanıp tarihi filmlere takılması türün sevenlerini üzen gelişmeler. Kısacası bu yılın listesi pek iç açıcı değil:

SAFE

Yönetmen: Boaz Yakin
Oyuncular: Jason Statham, Chris Sarandon, Robert John Burke, Reggie Lee, Danny Hoch

Uptown Girls ve Remember the Titans gibi filmlerin yönetmeni Boaz Yakin, Transporter tipi bir aksiyonla karşımızda… Çinli küçük bir kızı çin ve rus mafyalarından kurtarmaya çalışan bir tek kişilik ordunun öyküsü…

SEEKING JUSTICE

Yönetmen: Roger Donaldson
Oyuncular: Nicolas Cage, Guy Pearce, January Jones, Harold Perrineau

Avustralyalı yönetmen Roger Donaldson’un (The Recruit, The Bank Job, Thirteen Days) yine küçük bütçeyle kotardığı bir aksiyon filmi… Film, karısı tecavüze uğrayan bir adamın intikam hikayesini anlatıyor.

21 JUMP STREET

Yönetmenler: Phil Lord, Christopher Miller
Oyuncular: Jonah Hill, Channing Tatum, Ice Cube, Brie Larson, Rob Riggle, Dave Franco

80’lerin Johnny Depp’li dizisinin yeniden çevrimi… Polis akademisinden yeni mezun olmuş genç polislerden bir deneme birimi kurulması ve bu birimin yaşadıkları…

BLACKBIRD

Yönetmen: Stefan Ruzowitzky
Oyuncular: Eric Bana, Olivia Wilde, Charlie Hunnam, Sissy Spacek, Kris Kristofferson

“The Counterfeiters”ın yönetmeninden bir “kaçış aksiyonu”… İki kardeşin hem polisten, hem de mafyada kaçarken yaşadıkları… İlginç kadrosuyla dikkat çekiyor.

THE BOURNE LEGACY

Yönetmen: Tony Gilroy
Oyuncular: Jeremy Renner, Rachel Weisz, Edward Norton, Joan Allen, Albert Finney

Bourne serisinin Matt Damon’sız ilk filmi… Paul Greengrass’ı takip ederek seriden ayrılan Damon’ın yerine başka bir isim koymayan yapımcılar yardımcı karakterleri koruyarak bir spin-off çekmeyi tercih ettiler.

BULLET TO THE HEAD

Yönetmen: Walter Hill
Oyuncular: Sylvester Stallone, Sung Kang, Jason Momoa, Christian Slater, Sarah Shahi

Sylvester Stallone’u uzun süre sonra ilk kez seri filmler haline gelmeyecek bir yapımda izleyeceğiz. Alexis Nolent’in fransız çizgi rmanı “Du Plomb Dans La Tete”nin sinema uyarlamasında Stallone intikam peşindeki bir tetikçiyi oynayacak.

COGAN’S TRADE

Yönetmen: Andrew Dominik
Oyuncular: Brad Pitt, James Gandolfini, Ray Liotta, Sam Shepard, Richard Jenkins

Andrew Dominik üçüncü filminde farklı bir konu ve sağlam bir oyuncu kadrosuyla karşımıza çıkıyor. Film küçük boyutlu gangsterlerin dünyasında yaşanan çatışmalar konu alıyor.

THE EXPANDABLES 2

Yönetmen: Simon West
Oyuncular: Sylvester Stallone, Jason Statham, Jet Li, Jean Claude Van Damme, Bruce Willis

Stallone’un her başarılı filminin devam bölümünü çekme alışkanlığı sürüyor. İlk filmde yönetmenlikte problemlerin olması nedeniyle Stallone koltuğu Con Air ve Tomb Raider’dan tanıdığımız Simon West’e bıraktı.

HAYWIRE

Yönetmen: Steven Soderbergh
Oyuncular: Gina Carano, Ewan McGregor, Michael Fassbender, Antonio Banderas, Michael Douglas

Yönetmenliği bırakacağını açıklamasına rağmen büyük bir hızla film çekmeye devam eden Soderbergh, arada sırada çektiği aksiyonlara Haywire’la bir yenisini daha ekledi. Film dünya şampiyonu dövüşçü Gina Carano’nun yetenekleri üzerine kurulu.

THE MAN WITH THE IRON FISTS

Yönetmen: RZA
Oyuncular: Russell Crowe, Lucy Liu, Dave Batista, RZA, Rick Yune

Alışılmadık bir yönetmenden alışılmadık bir proje… Wu-Tang Clan’in kurucularından RZA, Russell Crowe’a da başrolü verip farklı bir film çekmeyi hedeflemiş. Film 1800’lerde kendilerini kötü adamlardan korumaya çalışan Çin’de bir köyün hikayesini anlatıyor.

PREMIUM RUSH

Yönetmen: David Koepp
Oyuncular: Joseph Gordon-Levitt, Michael Shannon, Jamie Chung, Aaron Tveit

Türünün ender örneklerinden biri olan bir bisiklet aksiyonu… Bir bisikletli kuryenin 90 dakika içinde başından geçenleri izleyeceğiz.

TAKEN 2

Yönetmen: Olivier Megaton
Oyuncular: Liam Neeson, Famke Janssen, Maggie Grace, Rade Serbedzija, Luke Grimes

Belli bir bölümünün Türkiye’de geçeceği filmde Liam Neeson’ı emekli CIA ajanı Bryan Mills olarak izlemeye devam edeceğiz. İlk filmin başarılı yönetmeni Pierre Morel’in yerini Olivier Megaton alacak.

İSİMSİZ BİN LADİN PROJESİ

Yönetmen: Kathryn Bigelow
Oyuncular: Joel Edgerton, Tom Hardy, Idris Elba, Chris Pratt, Guy Pearce

Hurt Locker’la büyük oscar başarısı yakalayan Kathryn Bigelow, yine savay filmiyle devam etmeyi tercih etti. Ve biraz fazlaca amerikan milliyetçiliği kokan kod adı “Kill Bin Laden” olan projeyi kabul etti. Film şu sıralarda oyuncu toplama aşamasında, gelecek oscar sezonuna hazır olacağını söyleyebiliriz.

Kategoriler
haber

Lay The Favorite: Frears’ın Yeni Filminde Bruce Willis Aşka Geliyor!

Stephen Frears’ın spor bahisleri dünyasını anlattığı ve Bruce Willis’in yanısıra, Rebeca Hall, Catherine Zeta-Jones gibi oyunculara yer verdiği yeni filmi “Lay The Favorite” ile ilgili ilk görüntüler elimize ulaştı. Görüntülerde aşık Bruce Willis’i gaza gelip şarkı söylerken izliyoruz.

Kategoriler
haber

Tilda Swinton, Wes Anderson’ı Anlatıyor


Wes Anderson’ın yeni filmi “Moonrise Kingdom”, herşey bir yana özellikle zengin oyuncu kadrosuyla dikkat çekiyor. Anderson’ın demirbaş oyuncuları Bill Murray ve Jason Schwartzman’ın yanına Harvey Keitel, Bruce Willis, Edward Norton ve Frances McDormand gibi yıldızların eklenmiş olması filmi çarpıcı kılıyor.
Yine ilk kez Wes Anderson’la çalışan Tilda Swinton, çeşitli sitelere verdiği röportajlarda yaşadıklarını anlattı. Swinton’ın söyledikleri neşeli bir filmle karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor gibi:
“Wes Anderson’la çalışmak çok eğlenceli bir deneyim. Film çekimleri kocaman bir parti gibiydi ve hergün gidip eğlendim.”
“Film 60’larda bir New England kasabasından kaçan iki çocuğun ve onları takip eden yetişkinlerin hikayesini anlatıyor. Ben bu yetişkinler arasında en sert olanıyım. Bir sosyal servis görevlisiyim, otoriteyi temsil ediyorum.”
“Filmde Bruce Willis’le karşı karşıya geliyoruz. Tahmin edersiniz ki çok eğlenceli sahneler olacak.”
“Frances McDormand, Edward Norton, Bill Murray, Harvey Keitel gibi insanlarla çalışınca kendinizi dakikada bir kahkaha atarken buluyorsunuz. Biz eğlendik ama seyirci nasıl bulur bilemiyorum.”

Kategoriler
izlenim

Surrogates: Suretler ve Hakikat

Misafir Yazar: Kübranur Ayar

“Kendinize bir bakın. Koltuklarınızdan kurtulun, kalkın ve aynaya bir bakın. Tanrının sizi nasıl yarattığını görün. Hayatımızı, makineler aracılığıyla yaşamak için yaratılmadık…”

Suretler filminin başında söylenen bu söz, bilgisayar ve televizyon bağımlılığı için söylemiş değil. Bilim ile kurgulanan filmde insanlar evlerinde duruyorlar ve onların yerine insan yapımı ‘suret’ adı verilen başka bedenler dışarı çıkıyor. Evinde bir makineye bağlanan kişi, evin dışında gezen suretini uzaktan kumanda ediyor. Robot suretinin yaptığı her şeyi yapmış gibi hissediyor ve herhangi bir tehlikeye girmeden hayatını sürdürüyor. Filmin geçtiği şehirde artık insanlar evlerinde yatar pozisyonda makineye bağlı iken, kendi seçtikleri fiziksel görünüşteki robot suretleri onların adına bürünüp yaşamaya koyuluyorlar.

Film boyunca sanal âlemin uç sınırlarını izliyoruz. Acaba olabilir mi ile hayır olmasın deyişler karıştırıyor zihnimizi. Sonunda da tüm suretler devre dışı kalıyor ve insanlar makineden kalkıp gerçek yaşamlarına geri dönüyorlar. Konusunu özetlemiş oldum ama bir film tanıtımı yapmaktan çok bugünkü halimize benzerliğini anlatmak arzusundayım.

Makineye fiziksel olarak bağlı yaşayanlar yerine sosyal anlamda bağımlı yaşayanlar dersek, film bilim kurgu olmaktan çıkıp gerçek bir hayat hikâyesi olabilir. Sosyal paylaşım ağlarından sık kullanılan facebook’u düşünsek mesela. Fotoğrafımız yerine başka birinin fotoğrafını koyup, yalnızca güzellikleri yansıtıp, olmak istediğimiz biri gibi görünebiliriz. Bu halimizle başkalarıyla iletişim kurabilir ve sanal dünyada oluşan görüntümüzün yapıp ettiklerini hissedebiliriz. Ve bunları yaparken evde bilgisayarın (makinenin) başında güvenli bir şekilde oturuyor oluruz.

Filmdeki suretler insanların sınırlanmış bir hali, bir gölgesi gibi. Acı çekmiyor, gerektiği zaman daha hızlı koşabiliyor, eskimiyor, yıpranmıyor ve bir silah ile kablolardan oluşan sureti devre dışı kalsa bile kullanıcıya(insana) zarar gelmiyor. Filmin geçtiği şehirde herkes suret kullanmıyor, hatta girişinde “no robots” yazan bir mahallenin tüm sakinleri kendi bedenleri ile yaşıyorlar. Filmin başındaki “makineler aracılığıyla yaşamak için yaratılmadık…” sözü de mahallenin liderine ait. Teknolojinin son harikası olan suretleri gerçekçilikten uzak bulup kullanmayan bu insanlar, televizyonun girmediği ya da elektriği reddeden bazı Afrika kabilelerini aklımıza getiriyor. Bugün elektriksiz yaşayan çok az sayıdaki insanı doğal bulup özenmekle beraber, bir daha düşününce elektriksiz, internetsiz bile yaşanmaz ki deyip çağın teknolojisi ne gerektiriyorsa onu yapıyoruz.

Eğer filmdeki gibi bir durumla karşılaşsaydık, birisi bize “şu makineye bağlanıp gözlerini kapat ve kendini daha mükemmel, güvenilir bir bedende yaşıyor bul” deseydi kolaylıkla hayır der miydik bilemiyorum. Hele ki zamanın bir gereği ve insanın bilimde ilerleme süreci olarak sunulsaydı bu fikir, bir kez daha düşünürdük.

Filmi izlerken böyle bir durum olmaz, olursa da suret istemem olur biter diye düşüncelerimi geçiştirmeye çalışıyordum, ta ki aklıma şu düşene kadar: “ya zaten suret isek?”

Gölgemiz ve gerçeğimiz

Suret’in kelime anlamı görünüş, biçim ise evet biz de görünen halimiz ile birer suretiz. Eğer suretten kastımız; aslımız başka yerde, oynayan bedenimiz başka yerde demek ise, o halde bir kez daha suretiz. Rüyada iken bedenimiz yatakta ama biz başka yerlerde başkaları ile iletişim halindeyiz, günlük hayattaki bedenimizden bağımsızız, bu da bir nevi başka surete bürünmektir. Hatta film ile eşleştirirsek, robot suretlerin ateşli silah ile yaralanması halinde kabloları kopuyor ve sistem devre dışı kalıyor. Sureti yaralanan insanın birden makine ile bağlantısı kesilip kendi bedenine dönüyor.

Aynı, rüyada kan akma ya da yüksekten düşme/ bir tehlikeye atılma durumunda birden uyanmamız gibi. Uykudaki suretlerimiz, rüyadaki bedenimiz oluyor. Filmdeki robot suretten gerçek bedene dönmek gibi düşten uyanıyoruz.

Düşten uyanıyoruz derken uyandığımızda artık düşte değiliz demek istemedim. Diyeceğim, tam da Amerika’nın ilk büyük edebiyatçısı sayılan Poe’nin şu sözleri: “Yoksa gördüğümüz ve göreceğimiz her şey, bir düşün içindeki bir düşte midir?” Yüz yıl kadar önce yaşayan şairin, Suretler filmini izlemediği kesin ama hayatı tümüyle düş olarak gören mutasavvıfların yorumuna yaklaştığı da bir gerçek. Gözlerimizi çevirip baktığımızda göz ekranında görülen; bir suret, yani bir görüntü, yansımadır. Büyük bir rüyada olduğumuzu ve uyuyunca küçük rüyalara uyandığımızı söyleyebiliriz.

Şu halde gözümüz açıkken büyük bir düşte isek, bu büyük düşten ne vakit, nasıl uyanacağız ve ne zaman“meğer hepsi bir rüyaymış” diyeceğiz? Akla gelen sözü bir kez daha yazmak gerekiyor sanırım: “insanlar uykudadır, ölünce uyanırlar… (hz. Ali)”

Bilimsel araştırmalarda farelerin denek olarak kullanıldığını biliyoruz. Mitolojik bir inanç olarak görülebilir belki, biz insanların da dünyada denek olarak başkaları tarafından kullanıldığımızı düşünen bir görüş var. Uzaylıların denek fareleri olabiliriz ihtimali var fikre göre. Farklı ve düşündüren, aksi ispatlanamayacak bir iddia bu. Kesinlikle yanlıştır diyemeyiz, evrim teorisini yüzde yüz netlikte reddedemediğimiz gibi. Mantıksız ve kulağa nahoş gelebilir lakin ‘insan’lar tarafından kullanılan ‘denek fareler’ olmadığımızı kim kesin olarak ispatlayabilir ki? İşin aslını, buraya nerden geldiğimizi, bu surete neden ve nasıl büründüğümüzü ölünce görebiliriz ancak.

Kanden gelir yolun senin
Ya kande varır menzilin
Nerden gelip gittiğini
Anlamayan hayvan imiş.

Der, Niyazi Mısri hazretleri. Anlamayan; yani fikredemeyen, akıl sahibi olmayan hayvanlardır. Onlardan farklıyız ve neden buradayız ile buradan sonra nereye gideceğiz’in merakı içindeyiz.
İnsanların çoğu yaşamın anlamına dair sahih bir bilgisi olmadan yaşamaktadır. ‘İnsan’ların ‘denek fareleri’yiz demek ya da aslımız başka yerde biz başka suretteyiz/ bir düşün içindeyiz demek birer sahih bilgi midir? Hepsi birden sahih olamaz tabiî ki. Mısri’nin şiirindeki ‘anlamayan hayvan imiş’ ifadesine hitaben hayata dair ortaya atılan fikirlerden ortak olarak anladığım şudur: biz, her şey değiliz!

Kendini bilmek, kendisine her şeyden bir parça vereni bilmek demektir aslında. Hem var hem yok olduğunu, kendinin hem biraz her şey’den hem hiçbir şey olduğunu bilmek, aslımızı tanıtabilir bize.

Sayısal bir açıdan, matematik ifadeleriyle yaklaşayım biraz da. Çay demlemek için bazı insanlar “demin türevini al” derler mesela. Çayı demle, çayı bir aşamadan diğerine geçir, içmek için hazırla demektir bu. Denklemlerin türevini alırken de ilk denklemi kullanarak başka bir denklem oluştururuz. Yeni oluşan denklemin de türevini alabiliriz bu sefer, ilk denklemin ikinci türevi deriz adına da.

Türev alma ile rüyayı bir düşünsek. Uykuya daldığımızda gördüklerimiz düş içindeki düş yani ikinci türev olsa. Bu dünya hayatına da ilk türev desek. Uykuya daldığında ikinci kez türevi alınan, onun dışında tek türevi olan bir denklem. Adı insan. Gün gelecek ilk türevi de aslına, en baştaki denkleme dönecek(matematiksel ifadesi ile integralı alınacak) ve ölecek.

İnsan, çözülmeyi bekleyen bir denklemdir belki de.

Suretler filminde anlatılan da bir başka denklem ile türevi aslında. Kan damarı olan, yorulan, hisseden, ölebilen gerçek insan ile; yorulmayan, fiziksel olarak mükemmel, kablolu robot suretler. Filmde rol alan suretler filmdeki insanların türevi ya da bir başka ifadesi ile, gölgesi. Filmdeki türev alma işleminin kötüye gitmesi ve filmin sonunda robot suretler sisteminin çökmesi gösteriyor ki aslında türevi kimin aldığı önemlidir.

Filmdeki teknolojinin insanlığı iyi bir hale mi götürdüğü, evrimleşmenin bir basamağı kabul edersek türler arası daha mı seçkin bir konuma getirdiği tartışılmış ve bu insanlardan kurma sistemin çökeceği ön görülmüş.

Yazının başında da filmdeki suretleri internetteki sanal ortamlara benzetmiştim. Gerçek hayatta karşıdaki insanı görüp mekanı algılıyoruz, zamanı daha hissederek yaşıyoruz. Bu gerçekçiliği düşününce sanal alem bize çok yapmacık geliyor. Bir de zamansızlık ve mekansızlığı düşünsek. Göz açıp kapayıncaya kadar bir yerden başka yere gittiğimizi, lamekan yurdunda olduğumuzu varsaysak. Zamansızlık ve mekansızlığı düşününce de kısıtlı bir zaman ve dar bir mekanda yaşadığımız dünya hayatı çok yapmacık geliyor doğrusu. Daha güncel bir sözle ifade edeyim: ya hepimiz birer facebook profili isek?

Filmin başındaki ifadeye geri dönmek istiyorum: “kendinize bir bakın. Koltuklarınızdan kurtulun, kalkın ve aynaya bir bakın. Tanrının sizi nasıl yarattığını görün. Hayatımızı, makineler aracılığıyla yaşamak için yaratılmadık.”

Bu sözden filmdeki insanlar adına şunu çıkarırız: robot suretleri bırakın ve kendi bedeniniz ile yaşayın. Kendi adımıza ise birçok farklı mesaj çıkabilir bu hitaptan. Sosyal paylaşım sitelerine bağlanmayın, rüyalara bağlanmayın, bu dünya hayatına bağlanmayın gibi.

Ben sonuncusunu tercih ediyorum. Aynayı kendimize çevirip, iç dünyamıza bir baktığımızda bu bedene fiziki olarak bağımlı ama manevi anlamda özgür olduğumuzu görürüz. Sadece beden ile amel etmek için yaratılmadık. Koltuklarımızdan; bedenimizden, şekilcilikten bir bağımlılık timsali kurtulup odağı kalbe çevirerek “tanrının sizi nasıl yarattığını görün” uyarısını dikkate almak gerekir. Filmden çıkardığım odur ki: içimizdeki cennete davetliyiz.

Kategoriler
izlenim

Bilimkurgunun Geleceği Tehdit Altında

surrogates.jpg

Hakikat hakkında bir şey bilmiyoruz, zira hakikat dipsiz bir uçurumun dibinde yatar.

Demokritos

Hakikat arayışı yüz yıllardır süren ve bir türlü bitemeyen bir süreç. Fakat bazı hakikatler var ki ayan beyan ortada. Bunlardan birisi de Surrogates’ in kötü bir film olduğu. Aslında film eleştirileri kesin yargı belirtmez, bunu – aynı bir sanat yapıtında olduğu gibi- altmetinde gereğince yapar. Okuyucuya kalan da bu altmetinden yola çıkarak zaten varılması gereken yargıya varmaktır. Pek tabii eleştirmen ve eleştiri metninin işlevi, görev ve sorumluluğu tartışılabilir ama bu yazı başlığı altında değil.

Bir eleştiri metninde ele alınan filmin ya da eleştirmenin önermelerinin daha açık anlaşılabilmesi için farklı filmlerin referans olarak gösterilmesi doğaldır. Ama pek az eleştiri metninde, metnin yazım sürecine filmsel bir referans oluşturulur. Aynen Adaptation filminde Nicholas Cage’ in canlandırdığı Kaufmann karakterinin kendisini senaryosuna dahil ettiği için yaşadığı tedirginliği hali hazırda okuduğunuz metindeki uygulamam için ben hissediyorum. Bunun nedeni ise çok basit: Surrogates o kadar kötü – ya da beklentiden uzağa düşen- bir film ki hakkında yazı yazabilmek için zorluğunu anlatmam gerekiyor. Poe’ nun belirttiği gibi, bazı öyküler kendilerini anlattırmaz. Bazı filmlerse kendilerini eleştiriye maruz bırakmaz.

Surrogates belgesel havasında başlayarak, hatta günümüzdeki sibernetik gelişmeleri bu havayı yaratmada başarılı bir şekilde kullanarak iyi sayılabilecek bir başlangıç yapıyor. Fakat bu başlangıçla beraber karakter odaklı bir hikaye anlatmayacağının da sinyalini veriyor. Hele ki belgeselvari giriş kısmından hemen sonra gelen olaya geçiş ana karakterle özdeşleşme yaşamak için onunla tanışmamızı daha da geciktiriyor. Filmin içine dağıtılmış aile işlevini yerine getirememek ve çocuğunu kaybeden aile gibi karakterlere yakınlaştırıcı öğelerse hem zamanlama hataları, hem de yavan ele alınış nedeniyle eksik kalıyor. Tam bu noktada da devreye seyircinin karaktere ve dolayısıyla öyküye alışma sürecini kısaltmak için seçilen Willis ve performansı giriyor. Willis’ in de, diğer oyuncuların da vasat performans sergilemeleri, karakterlerine derinlik katamamaları, hele ki suret – insan tezatının sadece ve sadece görsel olarak verilmesi ne yazık ki başarısızlığın bir başka nedeni olarak yer alıyor.

Hikaye açısından ele alındığında Surrogates kendisine kaynaklık eden çizgiromandan farklılıklar içeriyor. Bunlardan en önemlisi suretlerin devredışı kaldığı saldırılarda suret kullanıcısının/sahibinin de ölmesi. Ayan beyan “insan hayatı riski” konarak seyirci gözünde “şimdi ne olacak, kahramanlar zamanında kötü adamı engelleyebilecek mi?” sorusu sordurmaya çalışan bu uygulama da ne yazık ki boşa giden bir debelenme olarak hanelere yansıyor. Çünkü günümüzde seyirciler “tüm insanlığı yok edecek” bir silaha hâlâ inanıyorlar ama bu kadar kıytırık bir “yıkım yolunu” benimsemiyorlar ne yazık ki! Halbuki Surrogates tanıtım yazısında belirttiğimiz ve filmde de özellikle Ajan Greer’ ın karısıyla verilmeye çalışılan “suret kullanma bağımlılığının” ölüm riskine rağmen sürmesi gibi bir durum yaratılsaydı ve tehdit tüm suret kullanıcılarına bildirilseydi belki de değişiklik hakkını bulacaktı.

Teknolojik gelişim gibi güncelliğini yitirmeyen bir konu üstünde akan öyküde devletin bireyi takibi gibi bir konuyu da işleyen Surrogates bu konuda da kararı seyirciye bırakmak yerine iki ayrı ve zıt saptamayla işleri arapsaçına çeviriyor. Bir yandan devletin bu derece sınırsız (ve gizli) bir şekilde özel hayata müdahalesini tepkisel ele alıyor, diğer yandan da kurtuluşu bu uygulamada buluyor. Hangi kalburüstü filmde bu kafa karışıklığı var, tam bir muamma! Zıtlıkları kullanmak ve yin-yang misali bir arada tutmak elbette ki bir sanat yapıtı için çok işlevsel ama bir o kadar da tehlikeli bir fırsat. Surrogates neredeyse her parçasıyla bu riske güzel bir örnek.

The Prophet karakterinin ikinci plana itilmesi ya da gerektiği şekilde incelenmemesi ise ayrı bir hata. Çizgi romanda bilge bir kişilik sergileyen The Prophet filmde çok yüzeysel, basit ele alınmış. Aynı şekilde filmde Canter’ ın suret teknolojisini çökertmesine neden olan motivasyon da son derece vizyon yoksunu. Oysa ki kendi elleriyle oluşturduğu teknolojinin toplumsal hayata ve insanlığın geleceğine etkisini görmüş olup bu nedenle onu durdurmaya çalışsa daha ateşli bir amaç sergilenecek. Böyle felsefi ve ahlaksal bir amaç yerine bir kişinin hayatını kaybetmesi nedeniyle (kim olursa olsun) tüm suret teknolojisini çökertmek çok güçsüz kalıyor. Bir de bu işlemleri arka planda dönen entrikalarla soslayarak yapınca türünün iyi bir örneği olabilecek bir film harcanıyor.

Ne The Matrix, ne I, Robot, ne de Minority Report… Surrogates bilim kurgunun son yıllardaki favori konusu yapay zekayı bir kenara itip sibernetik ve yapay gerçekliği kullanarak bakir toprakları gözler önüne seriyor. Ama ne yazık ki film bu bakir ama verimli toprakların etrafına dikenli teller geriyor. Gerçekliğin sorgusunu yapay zeka üstünden değil de, bu kadar doğrudan yaparak varoluşsal hezeyanlar, bağımlılık, toplumsal beğeni gibi konuları ele alan bir yapıta bu kadar yakışıksız bir uyarlama ancak Jonathan Mostow gibi yüzeysel bir yönetmenden beklenebilirdi. Sanırım bilimkurgunun her daim içeriği olan insanlığın geleceğinin tehdit altında olması artık kendisi için söz konusu!

Kategoriler
haber

Surrogates: Kendinizi Seçin

Bilim adamlarının, Hakikat’in de bir yanılsama olduğunu öğrenmeleri gerektiğini unuttum Josef; bu, onsuz yaşayamayacağımız bir yanılsamadır. (Nietzsche Ağladığında/Irvin D. Yalom)

surrogates-1.jpg

Şüphesiz Irvin D. Yalom’un kurguladığı Nietzsche’nin bu sözleri çok farklı bir durum için sarf ediliyor ama üst anlam o kadar bereketli ki biz onu Surrogates (Suretler) için de kullanabiliriz. Siyaset bilimi okuyan, daha sonra yaratıcı yazarlık eğitimi de alan Robert Venditti’nin 2005-2006 yıllarında yayınlanan fütürist çizgiromanı The Surrogates, Hollywood’un gözünden kaçmadı tabi. İçeriğinde Philip K. Dick ve Aldous Huxley eserlerinden derin izler taşıyan Surrogates atalarından aldığı gücü oldukça özgün fikriyle buluşturuyor. Yıl 2054; sibernetik ve sanal gerçekliğin geliştirilip, bir araya getirilmesiyle Suretler oluşturulmuş. Suretler özel bağlantıları sayesinde insanların yerine geçen, günlük işlerini yapan robotumsular. Klasik bireysel bilinçlenme yaşamış yapay zekâ kâbusu filmlerinin tersine bu sefer ortada bir yapay zekâ yok, kontrol tamamen insanlarda.

Suretler tamamen insan kumandası altında sibernetik bedenler; işin sanal gerçeklik kısmı ise hem bağlantıda, hem de Suretler vasıtasıyla yaşanılan hayatın “orijinal kişi” ya da Suret operatörü/sahibi nezdinde deneyiminde. Bu teknoloji sayesinde Suretinize bağlanıyor, günlük işlerinizi hallediyor, hep görünmek istediğiniz şekilde görünüyor, evden dışarı adımınızı atmıyorsunuz. Böylelikle hiçbir fiziki tehlike içine girmemiş oluyorsunuz. Üstelik benliğinizi gizlemenin getirdiği toplumsal normlardan sıyrılma lüksü de çabası. Oldukça tanıdık değil mi? Venditti’nin internet bağımlılığı hakkında düşüncelerinden yola çıkarak yarattığı çizgiromanın bu gibi ahlaksal konulara değinmesi de kaçınılmaz. Çizgiromanda bütün toplumlarda köklü olarak gelen değişimlere olan karşı çıkış Suret kullanımında da belli bir kesim tarafından sergileniyor. Bu kesimin dini açılımlarla ele alınması bir yana hayatın gerçekliğinin sorgulanması yine onlar sayesinde okuyucuya aktarılıyor. Fakat olayları asıl tetikleyen şey Suretlerin öldürülmesi ya da daha doğrusu işlevsiz hale getirilmesi. Çizgiroman ve filmin ayrıldıkları ana noktalardan birinin Suret saldırılarından sonra operatörlerin ölüp ölmeyeceği olacağa benziyor. Zira çizgiromanda bir kullanıcının Sureti kullanılamaz hale getirildikten sonra kendisine bir şey olmadığı görülüyor. Oysa filmde operatör ölümlerinin de yer alacağı söyleniyor. Başta orijinal yapıtı sinemaya uyarlarken kullanılan bir dramatik etki artırıcı gibi duran bu karar doğru ellerde tehlikeli bir gişe silahı olabilir. Çünkü insanların varlıklarını sona erdireceğini bile bile bağımlılık yapıcı madde kullanması gibi Suret kullanımını da var olan tehdide rağmen devam ettirmeleri güçlü bir mesaj taşıyor. Bunun yanında ikinci ve çizgiroman hayranlarını mutsuz edecek diğer bilgiye göre, adını anlattığı mesaj kaygısı yüksek öyküden alan Steeplejack, filmde yer almayacakmış, ya da en azından birebir aynı şekilde olmayacakmış.

surrogates-2.jpg 

İnsan olmanın erdemi var oluşumuzdaki eksikliklerle ortaya çıkar, sergilenir. Suretler nasıl ki insanlığın birçok eksikliğini kapatıyor, aynı şekilde erdemini de gizliyor. (Fakat olayın sağlamasını alırsak; acaba insanoğlu eksikliklerini erdem olarak gösterip bir haklılaşma ya da en azından varoluşuyla barış mı sağlıyor?).  Sadece bir internet/ gelişen teknoloji yozlaşması, toplumsal ilişkilerin deforme olması korkusu değil de çok kapsamlı bir yapıt olduğunu avaz avaz bağıran Surrogates, sinema dünyasındaki atası Matrix’e da yapısal olarak benziyor. Filmle ilgili görsellerde de fark edildiği gibi bu benzerlik sadece sanal gerçeklik ve görsel izdüşümü değil, aynı zamanda Suret saldırılarıyla ilgili davayı araştıran ve Bruce Willis tarafından canlandırılan Dedektif Greer’ın gerçeğe ulaşması için salt manada gerçeğin çölüne girmesi, bunun için bir seçim yapması da benzeşiyor. Greer’ı canlandıran Bruce Willis’e ortağı Ajan Peters rolünde Radha Mitchell eşlik ediyor. Çizgiromanda erkek olan bu karakterin filmde kadın olması yine seyirciye ulaşma yönünde bir taktik olarak dursa da işin aslı öyle olmayabilir. Nitekim daha çok diyalog ya da monologla akan bir anlatım sergiler çizgiromanlar (ki bu özelliğiyle çizgiroman sinema ve edebiyat arasında bir yere sahiptir). Surrogates de bir istisna değil ve bu anlatımla çizgiromanda verilen “Suretlerin varlığıyla ahlaksal olarak sorun teşkil eden konular sorun olmaktan çıktı” mesajı filmde Peters’ın kadın olmasıyla verilebilecek. Zira erkek-kadın arasındaki cinsel gerilimin hiçbir tedirginlik olmadan, üstelik deneyimlenip de çözülmesi bir film için bulunmaz soru işaretleri iletme yöntemi. Hali hazırda gerçeklik, yaşam, ahlak sınırları gibi kavramlarla kafası karışmış bir adam ve bu kavramların muallâklığını ihtiva eden durumlarla sınavı… Çizgiromandaki yabancılaştırıcı çizimlere tezat her sayının sonunda konan Suret reklamlarında “gerçek” insan resimleri kullanan yaratıcı ekibe yakışan bir duruş. Üstelik bu reklamlara “Choose Yourself/ Kendinizi Seçin”  sloganını koyup tüm “olayı” rahatlık ve kolaylıkla özetleyen bir zekâ bahsi geçen. Hal böyle olunca insanın aklına filmin nasıl olacağı geliyor.

surrogates_poster_3.jpg

Surrogates filminin yönetmen koltuğunda U-571 ve Terminator 3: Rise of the Machines  filmlerinden tanıdığımız Jonathan Mostow var. U-571 filminin mazhar olduğu ilgiye rağmen Terminator serisinin en kötü filmine imza atan Jonathan Mostow’ un Surrogates projesinin başında olması akla soru işaretlerini getiriyor. Üstelik filmin görsellerinde sanat yönetmenliğinin de pek karanlık olmaması ve bilimkurgu ruhuyla tezat oluşturacak şekilde renkli olması akla Schumacher’ in Batman uyarlamaları gibi bir yapıt mı çıkacak ortaya sorusunu getiriyor. Bunun yanında öykünün ele alınışı ve yaratıcı kadro açısından senaryo yazarları da ayrı bir endişe konusu. Surrogates’ in senaryosunda, Terminator serisinin üçüncü ve dördüncü filmlerinin senaryo yazarları Michael Ferris ve John D. Brancato’nun imzaları var. Terminator 3 filminde hikaye ve karakterleri taşıyamayan, serinin son halkasındaysa öykü eksenini dengeleyemeyen ve ezber bozucu bir şekilde dikkatleri John Connor’dan uzaklaştıran (mantık hatalarına değinmiyoruz bile) ikili çizgiroman uyarlaması olan Surrogates’te nasıl bir yol izleyecekler merak konusu. Bu korkulara rağmen yenilikçi öyküsü, sağlam alt metni, toplumsal ilişkileri sert bir şekilde eleştirmesi ve Bruce Willis’in oyunculuğuyla Surrogates kaçırılmaması gereken bir film.