Kategoriler
haber

Netflix, Seinfeld’i Lego Yaptı

Netflix, Seinfeld’in tüm sezonlarını yayınlamaya başlamasının duyurusunu Lego temalı bir reklamla yaptı.

Reklamda haklarını sattığı için Netflix’in her dediğini yapmak durumunda kalan Jerry Seinfeld’i bir Lego figürü olarak izliyoruz. Reklamın sunucusu olarak da Seinfeld’de de dişçi Tim Whatley olarak izlediğimiz Bryan Cranston’ı görüyoruz.

Kategoriler
haber

Jerry and Marge Go Large: Cranston ve Bening’e Piyango Vuracak

Bryan Cranston ve Annette Bening, Paramount tarafından hayata geçirilecek Jerry and Marge Go Large isimli filmde başrolleri oynayacak.

Yönetmen David Frankel, emekli olup Michigan’da yaşayan bir çiftin bölgenin piyangosunda formüller kullanarak bir matematiksel boşluk bulmalarını konu alıyor.

27 milyon dolar kazanan çift, parayı yaşadıkları küçük kasabaya harcayarak, insanların hayatlarını değiştirecekler. Film gerçek bir hayat öyküsünden uyarlandı.

Brad Copeland senaryoyu kaleme alacak.

Kategoriler
seçki

Dizi Pazarı: Hill Street Blues

Dizi Pazarı’nın bu bölümünde her anlamda tarihe geçen bir polisiye drama, Hill Street Blues var.

– Dizi 1981-87 yılları arasında NBC’de, prime-time’da yayınlandı.

– Polisiye dramalar söz konusu olduğunda her şeyi başlatan yapım olarak bilinen dizi, 7 sezon ve 146 bölümden oluşan yayın hayatının ardından büyük bir etki bırakarak ekranlara veda etti. Dizi, o güne kadar her bölümde bir suçu çözen polisiyelerin aksine, 13 ana karakterin ve sayısız yan karakterin öykülerini devam eden bir yapıda anlatmayı seçti. The Wire’dan, Breaking Bad’e kadar birçok suç dizisine öncülük etti.

– Hill Street Blues, ratinglerde hiç başarılı olamadı. Öyle kötü bir ilk sezon yaşadı ki, tarihte ikinci sezon onayı olan en düşük rating’e sahip dizi olma unvanını hala koruyor. Ama eleştirmenler ve akademi üyeleri diziye hakkını verdi. Dizi bittiğinde toplam 98 Emmy adaylığı bulunuyordu. İlk sezonunda 8 ödül kazandı. 1982’de Emmy’lerde aday gösterilen 5 erkek oyuncunun tamamı Hill Street Blues oyuncularıydı. Bu başarı bir kez daha tekrarlanmadı.

– Dizinin rating yarışında başarısız olmasının nedenlerinden biri dönemin ABD TV izleyicisine ve özellikle cumhuriyetçilere aykırı gelecek konular ve detaylar barındırmasıydı. Çürük polisler, uyuşturucu kullanımı, cinsellik içeren sahneler, polis şiddetinin zaman zaman bütün açıklığıyla gösterilmesi, belirli kesimleri rahatsız etti ve birçok boykot çağrısı yapıldı.

– Dizinin geçtiği kent, hayali bir ABD şehriydi. Ancak çekimlerin büyük bir bölümü Chicago’da gerçekleştiği için, kentin karanlık ve soğuk havası Hill Street Blues’un her bölümüne sindi.

– Dizinin baş karakterlerini oynayan oyuncuların büyük bir bölümü şöhretlerini devam ettiremedi. Ancak konuk oyuncu listesine baktığımızda, dünyada başka hiçbir dizide bir araya gelemeyecek bir listeyle karşılaşıyoruz. Birçoğu kariyerlerinin başında olan Don Cheadle, Danny Glover, Linda Hamilton, Edward James Olmos, David Caruso, Bryan Cranston, Laurence Fishburne, Andy Garcia, Crispin Glover, Cuba Gooding Jr., Frances McDormand, Chris Noth, Chazz Palminteri, Joaquin Phoenix, CCH Pounder, Tim Robbins, Mimi Rogers, Jennifer Tilly, Forest Whitaker farklı bölümlerde karşımıza çıkarak izleyenlere nostalji yaşatacak oyunculuklar sergilediler.

Kategoriler
haber

Bryan Cranston, Walter White İçin Yeşil Işık Bekliyor

Bryan Cranston, kült karakteri Walter White için hala heyecanlı olduğunu ve yeniden canlandırmak için yeşil ışık beklediğini açıkladı.

Better Call Saul’da, senaryo henüz White’ın suç dolu yaşama adım attığı zaman dilimine denk gelmese de, her gün telefon beklediğini söyleyen Cranston, umutlu konuştu:

“Küçük bir cameo olsa bile hemen kabul ederim. Vince Gilligan ve Peter Gould aradığı anda hiç düşünmeden evet diyeceğimi biliyorum. Henüz bir telefon gelmedi ama Better Call Saul ilerliyor, bakalım neler olacak.”

“Diziden her sezon en azından bir bölümü yönetmek için teklif de aldım ama her seferinde bir şey çıktı. Gelecekte en azından yönetmenliği değerlendireceğim.”

Kategoriler
haber

Bryan Cranston, Covid-19 Deneyimlerini Anlattı

Bryan Cranston, pandemide coronavirus’e yakalanan isimler arasında yer aldı ve hastalığı atlattığı haberini vererek sinemaseverleri rahatlattı. Cranston, instagram’dan yaptığı açıklamada deneyimlerini paylaştı:

“Çok şanslıydım. Çok hafifi semptomlarla atlattım. Başım ağrıdı, göğsüm biraz sıkıştı. Koku ve tat duyumu kaybettim”

“Hastalığı geçirip atlatmış biri olarak yeni yakalananlara destek olmak amacıyla plazma bağışında bulundum. Benim gibi sorunsuz atlatan herkesin bu zorunluluğunu olduğunu düşünüyorum”

“Yakalanmamak için tüm protokollere uydum, tüm kuralları aynen uyguladım ama yine de yakalandım. Sadece benim ülkemde 150 bin kişi hayatını kaybetti. Durum çok korkutucu. Asla hafife almamalıyız. Kuralları hep beraber uygularsak, atlatabiliriz. İyi olun, iyi kalın”

Kategoriler
haber

Breaking Bad Filmi Geliyor

Gün içinde parça parça gelen haberler, akşam saatlerinde ayrıntılı bir hal almaya başladı ve Breaking Bad dizisini izleyen ve seven herkesi heyecanlandırdı. Gelişmeleri özetlersek:

Sabah saatlerinde Breaking Bad filminin çekileceği haberleriyle uyandık… Vince Galligan, Breaking Bad filmi hazırladığını duyurdu. Dizinin başrolleri Bryan Cranston ve Aaron Paul’un filmde rol alıp almayacakları, filmin vizyona girip girmeyeceği, dizinin öncesini mi, sonrasını mı işleyeceği bu saatlerde belli değildi. Tek net bilgi filmin süresinin 2 saat olacağıydı.

İlk haberlerden sonra Cranston’ın biraz şaşırdığını anladığımız açıklamalarını okuduk… Bryan Cranston eline henüz bir senaryo gelmediğini ama ne olursa olsun filmde mutlaka yer almak istediğini açıkladı: “Eğer Vince Gilligan bir şekilde devam etmemi isterse, kesinlikle filmde yer alırım. O bir dahi”

Akşam saatlerinde Slashfilm bombayı patlattı. Sitenin özel haberine göre film dizinin finalinden sonra geçip merkeze Jesse’yi koyacak. Aaron Paul başrolü üstlenecek. Çekimlere bu ay başlanacak. Bryan Cranston’ın dönüp dönmeyeceği henüz açıklanmadı.

Kategoriler
izlenim

Happy BBirthday Bitch!: Breaking Bad 10 Yaşında!

20 Ocak 2008’de Bryan Cranston’ın başrolünü oynadığı bir dizi Amerika’nın orta halli kanallarından AMC’de sessiz sedasız yayına başladı. Oyuncu kadrosunu farklı dizilerde izlediğimiz ve farklı konusuyla dikkatleri ilk bölümden itibaren çekmeye başlayan Breaking Bad yine de sınırlı bir izleyici kitlesine hitap ediyordu.

Dizi birinci sezon boyunca öykünün temellerini oluşturdu, ikinci sezonda karakterlerini derinleştirdi. Üçüncü sezona geldiğinde ise vites arttırdı. Geride kalan sezonlarda bir TV fenomenine tanıklık ettik.

Neden Sevdik?

Breaking Bad’i bu kadar çok sevmemizin ve bittikten sonra çok özlemimizin birçok nedeni var. Kimilerine göre TV tarihinin en iyi dizisi, kimilerine göre kendisinden sonraki dramaların tümüne etki etmiş bir başyapıt olmasının nedenleri arasında birçok faktör gösterilebilir. Ama doğal olarak bu faktörleri bir araya getiren isim Vince Gilligan’ın ismini ilk olarak anmamız gerekiyor.

Gilligan ve Değişen Karakterler

Vince Gilligan, yakın arkadaşı senarist Thomas Schnauz ile beraber iş bulamadığı ve umudunun kırıldığı günlerden birinde “Evin arka bahçesi uygun, bir “meth lab” açalım” diye pek de komik olmayan bir espri yaptı. Gilligan’ın aklında yer eden bu cümle, yeni bir dizi yazmak için bilgisayarının başına oturduğunda artık bir öyküye dönüşmüştü.

Gilligan’ın “TV tarihine baktığımızda yıllarca süren ancak karakterin hemen hiç değişmediği dizilere çok sık rastlıyoruz. Karakterin değişimi hemen hemen hiç işlenmemişti. Dizinin senaryo çalışmalarını sürdürürken cesaretim biraz kırıldı çünkü o dönem yayınını sürdüren Weeds de karakterleriyle aynı şekilde oynuyordu. Ama yazdığım dizinin havası farklıydı. Bu yüzden öyküyü tamamladım ve kanallara sunmaya başladım” sözleriyle anlattığı dizi fikri, zorlu bir süreçten sonra yayıncısını AMC olarak belirledi.

Walter White’tan Heisenberg’e

Walter White’ın dönüşümü Hollywood’dan alıştığımız iyi-kötü öykülerinden çok farklıydı. Kötü bir karar alan iyi karakterin, çevresindeki herkesin hayatını tehlikeye atmasını, daha sonra çevresindeki tüm karakterlerin de değişen koşullarla bambaşka insanlara evrilmesini yavaş yavaş, sindire sindire izledik. Hem oyuncuların, hem de senaryonun gücü bu değişimleri çok inandırıcı kıldı.

Bu dönüşümün başarıyla yansıtılmasında yine Gilligan’ın başarısı yadsınamaz. Dizilerde yürütücü yapımcılar genel olarak bölüm bölüm düşünüyorlar ve her bölümde bir giriş, gelişme ve sonuç sekansına yer veriyorlar. Gilligan ise öyküyü sezon sezon düşünerek bir planlama yapmayı seçti. Moda deyimiyle “büyük resmi baştan gören” ve planlayan Gilligan’ın Heisenberg’e varış öyküsüne en başından her ayrıntısıyla hakim olması, Cranston’ın oyunculuk gücüyle de birleşince mükemmel bir karakter ortaya çıkmış oldu.

Oyuncuğun Gücü Adına

Malcolm in the Middle’daki şaşkoloz baba karakteriyle tanıdığımız Bryan Cranston’ı, sinema ve TV dünyasının en istenen oyuncullarından biri haline getiren performansı, dizi tarihine çoktan geçti. Gilligan’ın yazarları arasında olduğu X-Files’ta bir bölümdeki oyunu, John Cusack veya Matthew Broderick’i düşünen yapımcıları ikna etmeyi başarmıştı.

Cranston ne kadar iyi oynarsa oynasın, Aaron Paul’un Jesse Pinkman’ıyla arasındaki sinerji olmasaydı Walter White bu kadar unutulmaz bir karakter olamayacaktı. Aaron Paul, kariyerinde sık canlandırdığı sorunlu genç karakterleri Breaking Bad’de en uçlara taşıdı.

Anna Gunn’ın Skyler White karakteriyle yakaladığı başarıyı internette kısa bir arama yaparak anlayabilirsiniz. Dizi yıllar önce bitmesine rağmen karaktere duyulan kızgınlık hala canlı… Jonathan Banks, Bob Odenkirk, Krysten Ritter, Dean Norris de merkezdeki karakterleri olağanüstü bir şekilde tamamlayarak öyküyü ekrana taşıdılar.

Kamera Arkası

Yönetmen Michelle MacLaren, şu anda TV dünyasının en aranan isimlerinden biri… Yazarlardan Sam Catlin, yine AMC’de Preacher’i yazıyor ve yapımcılığını sürdürüyor. Üç bölüm yöneten Rian Johnson’ı artık bütün sinema dünyası tanıyor.

Breaking Bad, 7 bölüm süren ilk sezonunda dizide çalışan herkes için bir riskti. Hemen hepsi kariyerlerinde farklı bir hikayeyi ekranlara taşımak için risk aldı ve başarılı oldular.

Tarihe Geçen Bölümler

Rian Johnson’ın yönettiği sondan üçüncü bölüm Ozymandias, kısa bir giriş ve karakter tanıtımı eklendiği takdirde kolaylıkla ayrıca bir sinema filmi olabilir. Walter White’ın artık tamamen kendini kaybettiği ve Gus’ın öldüğü dördüncü sezon final bölümü Face Off, Jane’in öldüğü Phoenix, Mike’ın ölümünü yine dizi tarihine geçen bir sahneyle izlediğimiz Say My Name, diziyi izleyenlerin arada-sırada tekrar açıp izlemekten zevk alacağı TV başyapıtları.

Hikayeyi kuran pilot bölümü ve mükemmel bir şekilde bağlayan son bölüm Felina ise Breaking Bad’i farklı kılan ayrıntılar. Özellikle izleyenleri tatmin etmeyen bir dolu final bölümü dikkate alındığında Breaking Bad’in kalitesi daha net bir şekilde ortaya çıkıyor.

Breaking Bad’i anlatmak için kısa bir yazı olduğunun farkındayız ama zaten sadece dizinin doğumgününü kutlamak istemiştik. Buna ek olarak dizinin “anlatılmaz, izlenir, yaşanır” tanımına daha uygun olduğunu belirtmeliyiz. Hala izlemediyseniz mutlaka izlemenizi, izleyip bitirdiyseniz de oturup bir kez daha sindire sindire, zevkini çıkara çıkara seyretmenizi öneriyoruz.

Kategoriler
izlenim

Last Flag Flying ve The Last Detail: Dostluk ve Yolculuk Üzerine İki Film

Usta yönetmenlerden Hal Ashby’nin yönettiği The Last Detail kanımca hem Ashby’nin, hem de başrolü üstlenen Jack Nicholson’ın diğer filmlerinin gölgesinde kalmış bir yapıt. Ashby’nin Darryl Ponicson’ın romanından uyarladığı bu film aslında epey keyifli ve kaliteli bir film. Büyük senaristlerden Robert Towne’nin kaleme aldığı The Last Detail‘in öyküsü gayet basit: Hırsızlık yaptığı için hapisle cezalandırılan Meadows’u (Randy Quaid) askeriyeden hapse götürme işi Buddusky (Nicholson) ile Mulhall’a (Otis Young) verilir. İstemeye istemeye teklifi kabul eden ikilinin yolculukları böylelikle başlar. Buddusky “Bu genç arkadaş bu yaşında sekiz yıllığına hapse girecek şimdi, bari şunu eğlendirelim, gönlünü hoş edelim, öyle hapse götürelim,” diye düşünüp ikiliyi maceradan maceraya sürükler… demek isterdim ama hayır. Film maceralardan ziyade sohbetlere odaklanıyor.

Kalemi epey güçlü olan Towne burada da döktürmüş. Gene enfes diyaloglara ve monologlara imzasını atmış. Yukarıda ifade ettiğim gibi, The Last Detail olaylara çok fazla yer veren bir film değil. Belki kimilerini bu açıdan sıkabilir. Zira sekanslar uzun, bu uzun sekanslarda da pek çok diyalog mevcut. Towne bu üç arkadaşın hemen hemen her konudaki muhabbetlerine yer veriyor. Askeriyedeki şartlardan küçük bir suç nedeniyle sekiz yıl hapse, sivil yaşamdan ırkçılığa, savaşlara kadar akla gelecek-gelmeyecek pek çok konuda konuşuluyor. Yol türü seviliyorsa bu film de sevilecektir. Filmin diğer gücüyse karakterleri. Ponicson’ın yarattığı karakterlerin üçü de epey eğlenceli karakterler. Özellikle Buddusky enerjisiyle izleyiciyi alıp götürüyor ama Mulhall karakteri de keyif veriyor. Bu üç kişinin yolculuk boyunca ilişkilerinin dostluğa evrilmesini, birbirleriyle muhabbetlerini izlemek keyifliydi. Towne ve Ashby ikilisi karakterlerin birbirleriyle ilişkilerinin, yolculuk esnasında yavaş yavaş değişmelerinin ve dostluklarının pekişmesinin hakkını veriyorlar. Yolculuk üçünü de değiştiriyor ama özellikle Meadows değişiyor. Zira Buddusky sayesinde dış dünyayı tanıyor Meadows ve bu yüzden hapse girmek onun için daha da zor hale geliyor. Özellikle Meadows üzerinden büyüme türünün klişelerine yer veriliyor ama bu klişeler gayet iyi işleniyor, rahatsız etmiyor.

Tabii burada oyunculukları da övmek gerek. Young da, Quaid de iyiler. Ama tabii ki parlayan Nicholson oluyor, zira en çılgın ve etkileyici karakter onunki. Tabii epey masum birisi olan Meadows da etkileyici lakin Buddusky’nin otorite tanımazlığı, merhameti, insafı daha fazla etkiliyor. Filmdeki bir sahneden söz etmek gerek. Bir sahnede Buddusky, Meadows’a “Bugüne dek hiçbir şeye kızmadın mı?” diye bir soru sorup Meadows’u tahrik etmeye başlıyor. Buddusky’nin amacı sekiz yıllık hapse götürdüğü kişinin masum olmadığını öğrenmek, böylelikle genci hapse huzurlu bir şekilde götürmek. Ama öyle olmuyor, Buddusky, Meadows’un masum, saf bir genç olduğunu fark ediyor, bu sahne Buddusky’i değiştiriyor. Nicholson bu sahnede de döktürüyor. Usta aktör bu performansıyla Oscar adaylığı almıştı. Ama ödülü Save the Tiger‘daki Jack Lemmon’a kaptırmış. Bu arada filmi izlerken Canım Kardeşim‘i hatırlamak da mümkün. Biliyorsunuz, Ertem Eğilmez’in tek dram filmi Canım Kardeşim küçük kardeşinin (Kahraman Kıral) ölümcül bir hastalığa yakalandığını öğrenen Murat’ın (Tarık Akan) arkadaşı Halit’le (Halit Akçatepe) birlikte kardeşinin son günlerini anlamlı kılmaya, her istediğini gerçekleştirmeye çalışmalarını anlatır. The Last Detail, Canım Kardeşim kadar dramatik değil, ama iki film de yürek burkar. Filme sadece “Çok eğlenceli,” demek haksızlık olur. Towne dostluğu, insanlığı, adaletsizliği, kuraltanımazlığı, saflığı, merhameti işliyor, çok da iyi işliyor. Bir şans vermek gerek.

Yazar Ponicson yıllar sonra romanının devamını kaleme alınca bu kez Richard Linklater romanı perdeye aktarmak istemişti ama bir türlü çekimlere başlayamamıştı. Sonunda 2017’de Steve Carell, Laurence Fishburne ve Bryan Cranston’ın başrollerinde çekimlere başlamıştı. Bizde vizyona girmeyen Last Flag Flying, The Last Detail‘in izinden gidiyor. İki filmi arka arkaya izlerseniz sanki yakın zamanlarda çekildiklerini düşünebilirsiniz. Zira üslup, ton, anlatım olarak pek fark yok. Linklater da yol türünü çok iyi bilen bir senarist-yönetmen zaten. Dolayısıyla The Last Detail‘in devamı için doğru bir karardı Linklater. İlk film olaylardan ziyade sohbetlere odaklanıyor demiştim. İkinci film de öyle. İkinci filmde de fazla olay olmuyor, üç arkadaşın birbirleriyle muhabbetlerine değiniliyor film boyunca.

Devam dedim ama açıklama yapmak lazım. Birebir bir devam filmi değil. İlk filmdeki karakterlere yer verilmiyor, onların benzerlerine yer veriliyor. Gene üçü de ordu da olan, gençken yolları ayrılan karakterler yaratılmış. Film bu üç karakterin 19 yıl sonra ilk kez biraraya gelişlerine odaklanıyor. Carell’ın oynadığı Doc’ın oğlu Irak’ta ölünce Doc yıllardır görmediği Sal’ın (Cranston) kapısını çalıyor, daha sonra Mueller’ı da (Fishburne) alıp beraber cenazeyi almak üzere yola çıkıyorlar. Tabii film boyunca hep eski günlerden, hayatlarından, yaşlılıktan, savaşlardan, dinden ve ateizmden, evliliklerden ve daha pek konudan konuşuluyor. Film ilki gibi eğlenceli. İlk filmin mizahını Buddusky/Nicholson üstlenirken bu kez mizahı Sal/Cranston üstlenmiş. Buddusky’e benzeyen Sal rolünde Cranston filmin yıldızı oluyor, döktürüyor. Genelde komik rollerde gördüğümüz Carell ise belki de ilk kez bu denli dramatik bir rolde karşımıza çıkıyor. Zira Doc’ın güldüğü yerler olsa da oğlunu yitirdiği için hep üzgün. Carell da, Fishburne de iyiler.

Film eğlenceli, ilk filmin mühim taraflarından otorite tanımazlık burada da korunmuş. Yani Sal, Buddusky gibi komutanları zerre umursamıyor. Karakterlerin dostlukları da iyi bir şekilde işleniyor. Kahramanlık edebiyatına, savaşlara da verilip veriştiriliyor. Kesinlikle propaganda içermiyor. Öte yandan filmi ilk film kadar iyi yapmayan bir sorun mevcut: Yolculuk sırasında karakterlerin arkadaşlıkları daha iyi hale geliyor ama karakterlerde bir değişim olmuyor. Özellikle Sal’da finale doğru bir değişim beklemiştim ama Sal da, diğerleri de filmi aynı şekilde tamamlıyorlar. Gene de bu filme de bir şans verilmeli kanımca. Ama önce Ashby’nin filmini izlemek gerek. İlk film gençliği ve yetişkinliği işlerken ikinci film yaşlılığı, yaşlılığın getirdiği yorgunluğu anlatıyor. Fakat iki film de dostlukları gayet iyi işliyor.

Kategoriler
haber

Seth Rogen’lı Newsflash’te Mark Ruffalo ve Bryan Cranston da Oynayabilirler

David Gordon Green türden türe atlamaktan hoşlanan, belirli bir türe saplanıp kalmayan bir yönetmen. Bağımsız dramalar da, bol efektli sulu komediler de yapan Green bu yıl karşımıza Boston Saldırıları’nda ayaklarını kaybeden Jeff Baum’ı konu alan Stronger filmiyle çıkmıştı. Bu filmi korku türündeki Hallowen takip edecek -film Ekim 2018’de vizyona girecek-. Korku türünü ilk kez denediği bu filmden sonraysa biyografik film türüne dönecek, ama bu kez mekân CBS’in ana haber bölümü olacak. Newsflash adı verilen film, Başkan John F. Kennedy’nin suikastını duyuran anchorman (haber sunucusu) Walter Cronkite’ye odaklanacak. Cronkite’yi Seth Rogen oynayacak. Ona Mark Ruffalo’yla Bryan Cranston eşlik edebilirler. Ruffalo’ya Cronkite’nin yapımcısı Don Hewitt, Cranston’a ise filmin kötüsü -Cronkite’nin patronu- Jim Aubrey rolleri teklif edildi. Sorun çıkmazsa Green çekimlere baharda başlayacak. Yönetmen filmi Kasım 2018’e (JFK suikastının 55. yıldönümüne) hazır hale getirmeyi planlıyor. İşler yolunda giderse sonbaharda Green’in iki filmini –Hallowen ve Newsflash– izlemiş olacağız.

Kategoriler
seçki

HBO’nun Yayına Hazırladığı Filmler

Birkaç gün önce şu yazımda HBO’nun hazırladığı, hazırlarken sorun yaşadığı dizilerindeki son durumu derlemiştim. Gene, HBO ile ilgili olan bu yazıda ise kanalın hazırlıklarına devam ettiği, bizleri heyecanlandıran filmlerini derledim.

hbo all the way dizi

All THE WAY: Bryan Cranston “All the Way” adlı tiyatro oyununda JFK’nin suikastından sonra başkanlık koltuğuna oturan LBJ’yi oynamıştı. Cranston bu rolüyle Tony ödülünü kazanmıştı. HBO çok sevilen bu oyunu 2015’in sonlarına doğru filme uyarladı. Başrol gene Cranston’ın. Ona Melissa Leo, Anthony Meckie, Frank Langella gibi tanıdık oyuncular eşlik ettiler. Jay Roach’un yönettiği film, LBJ’nin siyahilerin seçme ve seçilme hakkını anayasaya eklemeye çalıştığı döneme odaklanıyor. Film, 21 mayısta yayınlanacak.

FAHRENHEIT 451: HBO geçtiğimiz günlerde “Fahrenheit 451” romanını uyarlayacağını açıklamıştı. Distopik bir gelecekte geçen ve kitapları yakmakla görevli olan bir itfaiyecinin sistem karşıtı haline gelmesini konu alan bu etkileyici romanı HBO için Ramin Bahrani sinemaya taşıyacak. Bahrani filmin senaryosunu da kaleme alacak. Henüz proje, senaryo aşamasında olduğu için filmde kimlerin rol alacağı bilinmiyor. Projenin yönetmenliğinin Bahrani’den önce Mel Gibson’a ve başrolünün Tom Cruise’a teslim edildiğini ama takvimler uyuşmayınca projenin bir süreliğine rafa kaldırıldığını da belirtelim.

MONTY CLIFT: Genç yaşta (46) vefat eden usta aktör Montgomery Clift’in fırtınalı yaşamına odaklanan bir film “Monty Clift”. Film, Clift’in “A Place in the Sun” filminin çekimlerine hazırlanırken partneri Elizabeth Taylor’la tanışıp dost olmasını ve ikilinin yıllar boyu süren arkadaşlıklarını anlatacak. Clift’in geçirdiği ve Taylor sayesinde ölmekten kurtulduğu kazaya da yer verilecek (Clift’in yüzünün parçalandığı bu kazada dili boğazına kaçmıştı. Taylor müdahale etmeseydi boğularak ölecekti). Henüz bu filmi kimin yöneteceği bilinmiyor. Clift’i Matt Bomer’ın canlandıracağı açıklanmıştı ama aktörün durumu şimdilik belli değil. HBO’nun hazırladığı filmin 2017’ye yetişmesini umuyoruz.

DEADWOOD: 2004 yılında yayın hayatına başlayan, üç sezon – otuz altı bölüm yayınlanan, 1800’lerde Güney Dakota’daki Deadwood kasabasında geçen western-suç dizisi “Deadwood”un bir filmle devam edeceği açıklandı. Filmin henüz yönetmeni yok. Şu an senaryo aşamasında. Dolayısıyla ne zaman çekileceği de bilinmiyor. Dizinin castından kimlerin döneceği de henüz kesinleşmedi. Kısacası henüz yolun başındayız. Bu yıl filmin durumunun güncellenmesini ve oyuncu kadrosuyla yönetmenin açıklanmasını ummaktan başka yapacak bir şey yok. Dizinin başrolünü Timothy Olyphant, Ian McShane, Molly Parker, John Hawkes üstlenmişlerdi.

ADX: Bu yılın ocak ayında açıklanan projedir. Filmin başrol ve yapımcılığı Julia Roberts’a teslim edildi. Film, New York Times’ta yayınlanan “Inside America’s Toughest Federal Prison” adlı makaleden uyarlanacak. Filmin senaristliğini Mark Binelli üstlenirken Roberts da “Erin Brockovich”tekine benzer bir rolde karşımıza çıkacak. Roberts, Amerika’nın kötülüğüyle ünlenmiş hapishanelerinden ADX’teki haksızlıkları ortaya çıkarmaya çalışan bir avukatı oynayacak. Bu avukat hapishanedeki bir mahkumdan hapishanenin zorlu şartlarına sitem eden bir mektup alacak, sonra bu haksızlıkları ortaya çıkarıp hapishaneyi dava edecek. Çekimlere ne zaman başlanacağı açıklanmadı. Projenin henüz yönetmeninin olmadığını belirtelim.

BATTLE OF VERSAILLES: HBO geçtiğimiz ay bu projenin senaristliğini ve yönetmenliğini “Selma” ile ünlenen Ava DuVernay’e teslim etti. DuVernay filmin senaryosunu Michael Starrbury ile birlikte kaleme alacak. Film aynı adlı kitaptan uyarlanacak. 73’te Fransa’da geçecek film Fransız modacılarla (Yves Saint Laurent ve Pierre Cardin) moda dünyasında yükselişe geçen Amerikan modacıların (Bill Blass, Anne Klein, Oscar de la Renta ve Halston) mücadelelerini anlatacak. Filmin ne zaman çekileceği açıklanmadı.

THIRST: HBO’ya “Project Greenlight” programını yapan Ben Affleck ve Matt Damon ikilisinin kanalla işbirliği “Thirst” ile devam edecek. İkili bu filmin yapımcılığını üstlenecekler. Filmi “Blood Diamond”ın senaristi Charles Leavitt kaleme alacak, HBO için “Nightingale” (2014) filmini çeken Elliott Lester yönetecek. “Thirst” global su krizinin arkaplanına odaklanacak. Projeyle ilgili daha fazla açıklama yapmamıştı HBO. Oyuncu kadrosu henüz belirlenmedi.

THE WIZARD OF LIES: Çekimleri birkaç ay önce tamamlanan “The Wizard of Lies” filmini Barry Levinson yönetti. Başrolde Robert De Niro ile Michelle Pfeiffer üstlendiler. Diana Henriques’in aynı adlı kitabından uyarlanan film dolandırıcı Barnie Madoff’ın Ponzi Oyunu adlı dolandırıcılığına odaklanıyor. Madoff saadet zincirini hatırlatan bu oyunla insanları dolandırmıştı. Dolandırıcılığın elli milyar dolara ulaştığı söyleniyor. Madoff’ın bu dolandırıcılığı “Madoff” adlı filmde de anlatılmış, film şubat adında yayınlanmıştı. “The Wizard of Lies”ın yayın tarihi açıklanmadı.

Kategoriler
seçki

2016-17 İçin Hazırlanan Amerikan Başkanları Konulu Yapımlar

Hollywood ezelden beridir Amerikan başkanlarının hayatlarını anlatıyor. Bu durum bu yıl da değişmeyecek ve pek çok film ve dizide Beyaz Saray ve şu an toprağın altında olan başkanların hayatları tekrar tekrar işlenecek. Biz de meraklılarına bu yapımları derleyelim istedik. JFK suikastının önüne geçilmeye çalışılmasını konu alan bilimkurgu dizisi “11.22.63” sona erdiği için diziye aşağıda yer vermeyip buradaanıyoruz. James Franco’lu dizinin yapımcılığı Stephen King ve JJ Abrams’a aitti.

jackie-natalie-portman

Jackie: Hollywood hep yaptığını yaptı ve Amerika dışında ünlü olan, filmleriyle epey övülen bir yönetmene yüzde yüz Amerikan bir öyküyü teslim etti. Bu yönetmen en son “El Club” ile övgüleri toplayan Pablo Larrain. Yetenekli yönetmen yeni filmi “Neruda“yı bitirir bitirmez “Jackie”nin çekimlerine başlamıştı. Çekimler geçtiğimiz haftalarda sona erdi. Darren Aronofsky’ın yapımcılığını üstlendiği, Natalie Portman’lı film, Jackie Kennedy’nin hayatından bir kesiti anlatacak. Bilindiği üzere Jackie Kennedy, Başkan John F. Kennedy’nin eşiydi. Film bu suikasttan sonrasına değinecek. Filmin gösterim tarihi henüz netleşmedi ama bu yılın ödül sezonuna yetiştirilmesi bekleniyor. Dileğimiz Avrupalı yönetmenlerin çektiği “Diana”, “Queen of the Desert” ve “Grace of Monaco” biofilmlerinden daha kaliteli olması.

lbj

LBJ: Bu yıl izleyeceğimiz Beyaz Saray konulu filmlerden bir diğeri de “LBJ”. Bu film de JFK’nin suikastından sonrasına değiniyor. Ama bu kez merkezde Jackie Kennedy değil, başkanlık koltuğunu devralan Lyndon B. Johnson yer alıyor. Film aslında LBJ’nin bütün hayatına odaklanıyor. Rob Reiner’ın yönettiği filmde Woody Harrelson ve Jennifer Jason Leigh’i başrolde izleyeceğiz. Bakalım nasıl eleştiriler alacak.

Bryan-Cranston-as-Lyndon-Johnson

All the Way: Tabii tek LBJ biofilmi “LBJ” değil. Bryan Cranston’ın tiyatro oyunundan uyarlanan “All the Way” de LBJ’ye odaklanıyor. Jay Roach’un HBO için çektiği film, LBJ’nin tüm hayatına odaklanmıyor. Suikasttan sonra görevi devralması ve siyahilere seçme ve seçilme hakkını anayasaya dahil etmesine odaklanıyor. Film 21 Mayıs’ta HBO kanalında yayınlanacak.

77786

The Kennedys – After Camelot: Bu yıl yayınlanacak bir mini dizi. 2011 yapımı “The Kennedys”in devamı. Dört bölümden oluşuyor. Adından da anlaşılacağı üzere bu yıl bıkkınlık getirecek Kennedy ailesine odaklanıyor. Jackie’yi yine Katie Holmes, Ted Kennedy’yi ise Matthew Perry oynayacak. Aslında bu dizi de “Jackie” filmi gibi Jackie’yi merkeze koyup onun suikasttan sonraki hayatına odaklanıyor. En son “Game of Thrones”da oynayan Alexander Siddig’in de kadroya dahil olduğunu belirtelim.

landscape-1458650548-emmarosemary

Letters from Rosemary: Bir Kennedy filmi daha. Bu kez merkezde JFK’nin kardeşi Rosemary yer alacak. Baba Joseph Kennedy aslında normal olan kızını akıl hastanesine kapatır ve orada tedavi edilmesini ister. Bunun üzerine normal olan Rosemary Kennedy’ye lobotomi işlemi gerçekleştirilir. Bu işlemden sonra Rosemary hayatına bakıma muhtaç halde devam etmiş, 2005’te 86 yaşında ölmüştü. Epey dokunaklı bir film olacak gibi görünüyor. Rosemary’yi Emma Stone canlandıracak. İyi bir film olur ve ödül sezonunda gösterime girerse Stone’a ödül yağabilir. Bekleyelim görelim.

southside.with_.you_

Southside With You: Bu yıl Sundance’de gösterilen Barack Obama biofilmi. Film, Obama’nın başkanlığına değil de eşi Michelle ile tanışmasına, ona âşık olmasına odaklanıyor. Obama’yı Parker Sawyers, Michelle’i Tika Sumpter oynamışlar. Filmi Richard Tanne yazıp yönetti. Filmin ABD’deki vizyon tarihi henüz bilinmiyor. Ocak ayında Sundance’de gösterildikten sonra pek de iyi eleştiriler alamadığını belirtelim.

Barry: Barrack Obama koltuğu başkasına devretmeye hazırlanırken kendisiyle ilgili çekilen kurmaca filmlerin sayısı da artmaya başladı. “Barry” filmi de Obama’ya odaklanacak. Vikram Gandhi’nin yönetmeye başladığı film, Obama’nın New York’taki üniversite yaşamını anlatacak. Galiba Obama’nın başkanlığı üçüncü filme kalacak. Zira “Barry” de başkanlığını anlatmayacak. Bu kez Obama’yı Devon Terrell canlandırıyor. Terrell’a “The Witch” ile ünlenen Anya Taylor-Joy, “Boyhood”un başrolü Ellar Coltrane ve Ralph Rodriguez eşlik ediyorlar. “Barry”nin Terrell’ın ilk sinema olduğunu da notlarımıza dahil edelim.

Kategoriler
haber

The Intouchables’ın Yeniden Çevriminin Hazırlıklarına Başlandı

2011’de gösterime giren, felçli bir adamla onun bakımını üstlenen siyahi bir adamın arkadaşlığını anlatan “Intouchables” yılın en sevilen filmlerinden olmuş, yapımcılara 416 milyon dolar kazandırmıştı. Bu mükemmel hasılattan sonra Weinstein Co. şirketi filmin ABD haklarını satın almış ama bir türlü yeniden çevrimini hazırlayamamıştı. Beş yıl aradan sonra proje raftan indirildi ve oyuncu kadrosu oluşturulmaya başlandı.

The IntouchablesYapımcı Weinstein felçli, aristokrat adamı Bryan Cranston’ın, bakımını üstlenen kişiyi ise Kevin Hart’ın canlandırmasını istiyor. Hart Twitter’dan film için heyecanlı olduğunu açıkladı. Bakalım Cranston teklifi kabul edecek mi. Yeniden çevrimin senaryosunu komedi filmleriyle tanınan Paul Feig kaleme aldı. Filmi kimin yöneteceği ise yakında açıklanacakmış.

Kategoriler
izlenim

Trumbo: Ademoğlu, Neredeydin?*

“Tanrıyı avutmak için dua etmeliyiz.”

Heinrich Böll

“Wo warst du Adam?” adlı romanında Heinrich Böll 2.Dünya Savaşı’ndan sahneler anlatırken kaybolan insanlığın peşine düşer. 1951 tarihli bu roman küçük mutluluk anlarını bölen savaşın hikayesidir. Almanların savaş makinesinin aslında hiç de mükemmel olmadığının keskinliğine dair saptamalarda bulunur. Roman boyunca karşımıza çıkanlarsa Ruslardır, bir tür karşı ateş olarak. Romanın sonlarına doğru ise Amerikalılar görünürler. Almanya’yı ikiye bölen Rus işgali varlığını içten içe göstermeye devam ederken, roman insanoğlunun tüm erdemleri ile yitip gidişine, mekanikleşmesine bir ağıt olarak sürüp gider. Yazar roman boyunca ademoğlunu arar, ama bulamaz. Illona isimli yahudi kadının ölümüyle her şey bir çıkmaza sürüklenir.

BryanCranstonHelenMirrenTrumbo

Illona bir nazi askerine sevdalanır, Feinhals. Ama tabii ki kavuşamazlar. Şarkı söyleyebilen esirlerden kampında bir koro kuran SS subayının karşısına dikilir Illona. Bir Katolik ilahisi söylerken subay onu kurşunlarıyla öldürür. Bizi kendi gerçekliğimize döndüren şeylere tahammülümüz yoktur çünkü.

Şarkılar, filmler, öyküler, şiirler bizi kendi doğamıza döndüren, en azından o anı o kısacık sürede hatırlamamızı sağlayan, olduğumuz şeyi değil olamadığımız şeyi bize anımsatan birer sihirli anahtardır.

Amerikan Karşıtı Faaliyetleri İzleme Komitesi (HUAC) bu romanın kaleme alındığı yıllarda Rus tehlikesinin ve komünist faaliyetlerin peşine düşer. 2. Dünya Savaşı aslında sona ermemiş, soğuk savaş isimli yeni evresine geçiş yapmıştır. Japonya’ya atılan atom bombaları savaşın bitişini değil yeni savaşın başlangıcını tüm dünyaya ilan eden işaret fişekleri olur. Rusya Avrupa’nın doğusunu ele geçirirken ABD bu düşmana karşı yenilmemek için kendi içine döner. Amerika, komünist olmamak için komünistlerden kurtulmaya karar verir. McCarthy dönemi olarak tarihe geçecek bu dönem Amerikalıların cadı avı günleri olarak gelecekte anılacaktır

Screen-Shot-2015-08-13-at-3.14.14-PM

Arthur Miller’ın “Cadı Kazanı” adlı tiyatro oyunu (1996’da beyazperdede izleme şansını da bulduğumuz) ile o günlerin dehşetini anlattığı dönemin zirve noktası da tıpkı Böll’ün hikayesindeki gibi gelen ölümle olur. Rosenbergler 1953’te idam edilir. Romanın yabancılaşmamış tek karakteri gibi duran Yahudi Illona gibi, Yahudi Ethel ve Julius Rosenberg de casusluk iddiasıyla idam edilirler.

Melih Cevdet Anday’ın “Anı” şiirinde McCarthy döneminin sembol kurbanları Rosenberglerin acısını bu topraklara taşıdığı görülür. Zulüm en çabuk yayınlan şeydir. Bir yangının kokusu gibi hızla uzaklara yayılır.

“Bir çift güvercin havalansa
Yanık yanık koksa karanfil
Değil bu anılacak şey değil
Apansız geliyor aklıma”

İşte o dönemde bu acıdan payına düşeni alan yerlerden biri de Hollywood olur. Dalton Trumbo, yazdığı senaryolarla sinemanın zirvesindeyken diğer Komünist arkadaşlarıyla birlikte vatana ihanetle suçlanır.

maxresdefault

Trumbo (2015) bu öyküyü taşıyor sinema perdesine. Yaşama tutunma, toplumdan dışlanma, hapis, mahkemeler, halkın tepkisi gibi bizim ülkemizde yaşayan her kesimin adeta sıra sıra yaşadıklarını başarılı bir biçimde, etkileyici oyunculuklarla yansıtmayı başarıyor. McCarthy dönemi diye tanımlanacak o dönemin acıları kadar, dönemin tüm figürlerini olaylarını da bir belgesel havasında veriyor yönetmen Jay Roach. Zor Baba, Avanak Ajan gibi komedi filmlerinden tanıdığımız yönetmen kendi tarzından belki de beklenmeyecek bu filmi başarıyla kotarıyor.

Dönem filmlerinin dramatik yapısından doğan trajediyi, komediden gelmenin verdiği rahatlıkla “bu da geçer yahu” havasına getirebilmesinin nedeni belki de bu. Filmin en hüzünlü anlarında bile ümidinizi kaybetmemenizi sağlayan da. Elbette Trumbo’nun başına gelen türlü musibetin bir şekilde geçip gittiğini görmenin de bunda etkisi var. Bu yazı, filmin mutlu sonla bittiğine dair. Bizim gibi McCarthy’si bitmeyen ülkeler için ümitli bir dil kurmak pek mümkün görünmüyor.

Çok önemli isimlerin, filmlerin öykülerine, yapım süreçlerine tanıklık etmek gibi ekstraları olan filmin diğer bir artısı da belgesel görüntülerle içeriğe yaptığı desteklerdi. Bir BBC belgeseli tadında ilerlemesi, bir filmden daha fazlasını bekleyenleri üzebilir. Muhteşem oyunculuklarsa bu yeknesak akışı bozuyor. Öyle ki, Dalton Trumbo performansıyla Oscar adaylığı kazanan Bryan Cranston döktürürken, hikayenin baş kötülüğüne soyunan Hedda karakteriyle Helen Mirren kötülüğü müşahhas bir biçime sokmayı başarıyor. Diane Lane o alışık olduğumuz dinginliğiyle Cleo Trumbo karakterini başarıyla canandırıyor. Ayrıca John Goodman’ı görmek de, özleyenleri için ayrı bir keyif

trumbo3

Dönemin Amerikası ile ilgili olanların, sinemada yapım süreçlerine ve senaryo yazımına ilgisi olanların kitaplarda bulamayacakları detaylarla dolu Trumbo. Kötü filmlerin yapımcısı Frank King’in “Bir goril kostümü var elimizde buna bir senaryo yazabilir miyiz?” dediği sahne hala aklımda. Çünkü popülarite çoğunlukla ihtiyaçtan doğar.

Trumbo’nun hayatı ile ilgili 2007 yılında Peter Askin’in yönettiği çok başarılı bir belgesel de bulunuyor. Dalton Trumbo ile daha fazla ilgilenmek isteyenler için ilginç olabilir.

Aldığı Oscarlar, Spartacus’ten, Roma Tatili’ne yazdığı filmler, Dalton Trumbo’yu omletini paylaşmaktan vazgeçirmiyor ve kötülük bunun bedelini ona ödetiyor fazlasıyla. “Para ya da başarı ya da herhangi bir şey, insana yaşantısını sürdürecek bir şey gerekliydi” diye düşünen Böll’ün Feinhals’i haksız değildi, Trumbo yaşamak için diğer insanları da düşünenlerdendi ve bunun bedelini ödedi, sonunda hakettiği değere ulaşsa da…

Böll’ün romanın son satırlarında söylediğini hatırlatıyor film, bir roman cümlesi olduğunun farkında olmadan, içimizden geldiği gibi, birdenbire tekrarlarsak; “…ve ölmenin en kolay şey olmadığını anladı birden.” Ölmek kolay değil.

Bugünlerde ve geçmişte bizi rahatsız eden şeylerin yani kötülüğün dilinin de tıpkı iyilik gibi evrensel olduğunu, zaman ve mekan değişse de baki kalabileceğini bu filmi izlerken yeniden hatırlamak, bir bakıma yalnızlık duygumuzu azaltabilir. Ölmenin kolay olmayacağını yeniden hatırlatabilir. Bir yerlerde er ya da geç iyilerin kazandığını görmek kalbinize iyi gelebilir. Bu yüzden bile izlemeye değer….

“Göz yeni doğmuş bir çocuktur
Unutmayı hatırlar her sabah
Her sabah, her sabah – Ne korkunç-“

Melih Cevdet Anday

Kategoriler
seçki

Oscar Adayı Oyuncu ve Yönetmenlerin Projeleri

Her yıl çeşitli sinemacılar Akademi tarafından Oscar’a aday gösteriliyor. Tabii bu durum, dikkatleri ve spot ışıklarını bu isimlerin üzerine çekiyor. 2016 Oscar’larında aday olan oyuncu ve yönetmenlerin sıradaki projeleri neler peki? Buyrun dosyamıza.

TrumboBar640

Bryan Cranston: “Trumbo” filmiyle aktör dalına aday olan Cranston her zamanki gibi pek çok filmde karşımıza çıkacak: James Franco’nun filmleri “In Dobious Battle” ve “The Disaster Artist”, Franco’nun da rol alacağı komedi filmi “Why Him?”, HBO için hazırlanan TV filmi “All the Way”, Wes Anderson’ın stop-motion animasyonu, yıllar önce çekilen ama bir türlü gösterime giremeyen “Get a Job” komedisi, “Wakefield” ve Pablo Escobar’ı konu alan “The Infiltrator”. Görüldüğü üzere Cranston adeta nefes almadan film çekiyor.

michael-fassbender-as-steve-jobs

Michael Fassbender: “Steve Jobs” filmiyle aktör dalına aday olan Fassbender de dinlenmeden film çekenlerden. Onu bu yıl gangster filmi “Trespass Against Us”ta, X-Men filminde, ödül sezonunda gösterime girecek “The Light Between Oceans”da ve yıl bitmek üzereyken oyun uyarlaması “Assassin’s Creed”te izleyeceğiz. Terrence Malick’in “Weightless”ı ise bu yıl festivallerde gösterilebilir. İyi eleştiriler alırsa “The Light…” filmiyle tekrar Oscar için mücadele edebilir ve belki de şubatta üçüncü adaylığını elde edebilir. Aktörün şu sıralar Norveç’te polisiye roman uyarlaması “The Snowman”de rol aldığını, nisan ayında Prometheus serisinin ikinci filmi “Alien: Covenant”ın çekimlerine başlayacağını da ekleyelim.

martian-gallery3-gallery-image

Matt Damon: “The Martian” ile aday olan Damon’ı bu yıl sadece “Jason Bourne” filminde izleyeceğiz. Gelecek yılın şubat ayındaysa 8.yüzyılda Çin’de geçen “The Great Wall”da karşımıza çıkacak. Bu iki filmin çekimlerini tamamlayan Damon bu yıl Alexander Payne draması “Downsizing”de ve ardından Coenlerin yazdıkları, George Clooney’nin çekeceği “Suburbicon”da rol alacak. Şimdilik başka projesi yok. Bu yılın ödül sezonunu ise projesi olmadığından pas geçecek. 2018’de Payne’in filmiyle yarışa dönecektir.

landscape-1441114110-capture-decran-2015-09-01-a-092811-am

Eddie Redmayne: Geçen yıl aldığı Oscar’dan hemen sonra “The Danish Girl”de rol alarak “Acaba üst üste iki yıl ödülü alıp adını Oscar tarihine yazdırabilir mi?” diye düşündürtmüştü. Ama öyle bir şey olmayacak gibi görünüyor. Redmayne’in bu yılın ödül sezonu için bir projesi olmadığını da hemen belirtelim. Aktör bu yıl üçlemenin ilk halkası olan “Fantastic Beasts and Where to Find Them”de karşımıza çıkacak. Şimdilik başka projesi yok. Ama bu filmin çekimlerini tamamladığından yıl sona ermeden bir film daha çekebilir.

1401x788-the-revenant-DF-02339R_rgb-1200x675

Leonardo DiCaprio: Altı kez Oscar’a aday olan DiCaprio, “The Revenant”la sonunda ödüle ulaşacak ve on altı yıllık muhabbet sona erecek gibi görünüyor. Projelerini çok titiz bir şekilde seçen, bu yüzden genelde iki yılda bir kez karşımıza çıkan DiCaprio’nun adı her yıl onlarca projeyle anılıyor. Hatta şu yazımızda IMDb’de yer alan projelerinin ölüp ölmediklerini değerlendirmiştik. DiCaprio’nun sıradaki projesi ne yazık ki kesinleşmedi. Aktör geçen yıl Martin Scorsese ile “The Devil in the White City” adlı dönem/gerilim filminde tekrar çalışacağını açıklamışsa da henüz bu konuda resmi bir açıklama yapılmadı. DiCaprio’nun “Conquest” adlı filmde oynayacağı da açıklanmıştı. Ama bu filmin henüz kaleme alınmadığını da belirtelim. Filmi “Revenant”ın senaristlerinden Mark L. Smith yazacak, Paramount dağıtacak.

cate_blanchett_xmas_shop_carol-xlarge

Cate Blanchett: “Carol”daki başarılı performansıyla Oscar’a aday olan Blanchett, “Hobbit” serisinden kısa bir süre sonra büyük bütçeli gişe filmlere dönecek. Aktris bu yaz çekilecek “Thor: Ragnarok”ta Thor’un düşmanını oynayacak. Bu filmden sonraysa Richard Linklater’ın yeni filmi “Where’d You Go, Barnadette”ta rol almayı planlıyor. Diğer projesi ise aktris Lucille Ball’ın hayatına odaklanan, Aaron Sorkin’in kaleme aldığı isimsiz biofilm. Blanchett, Malick’in “Weightless”ında ve gelecek yıl “Jungler Book: Origins”de de karşımıza çıkacak. Blanchett’ın Avustralya dizisi “Stateless”ın bir bölümünü çekerek ilk kez yönetmenlik koltuğuna oturacağını da belirtelim.

01-jennifer-lawrence-as-joy

Jennifer Lawrence: Bu yıl X-Men’de muhtemelen son kez karşımıza çıkmaya hazırlanan Lawrence’ı yılın sonlarına doğru romantik bilim-kurgu filmi “Passengers”da da izleyeceğiz. Film aralık ayında gösterime girecek. Lawrence bir adaylık daha alır mı göreceğiz ama türü ve konusu buna pek müsait gibi gözükmüyor. Aktris yaza doğru Darren Aronofsky’ın yeni dramasının çekimlerine başlayacak. Bu filmden sonra Fidel Castro’ya âşık olan bir kadını oynayacağı “Marita”nın ve Amy Schumer’la birlikte yazdığı isimsiz komedi filminin çekimlerine başlamayı planlıyor. Lawrence’da da projeler bitmiyor kısacası.

brooklyn

Saoirse Ronan: “Brooklyn” ile aday olan Ronan’ı bu yıl Çehov uyarlaması “The Seagull”da izleyeceğiz. Ronan’ın bu yıl çekeceği ilk filmse “Lady Bird”. Komedi türündeki bu filmi yetenekli aktris Greta Gerwig yazıp yönetecek. Ronan’ın diğer projesi bir ara Carey Mulligan’a paslanan ama sonra aktrisin rol almaktan vazgeçtiği Ian McEwan uyarlaması “On Chesil Beach”. Aktris ilk Oscar adaylığını elde ettiği “Atonement”tan sonra 2.kez McEwan uyarlamasında rol alacak. Filmin iyi çıkması halinde Ronan yarışa dönebilir. Aktris bu yıl bu iki filmle meşgul olacak.

screen shot 2015-09-22 at 11.04.37 am

Brie Larson: “Room” ile Oscar’ı da kucaklamaya hazırlanan Larson yaşıtı pek çok aktrisin izinden gidip ünlenir ünlenmez bir gişe filminde, King Kong’u anlatan “Kong: Skull Island”ta rol alıyor. Aktris bu filmini tamamladıktan sonra “Short Term 12″in yönetmeni Dustin Cretton’la 2.kez çalışacak. Bir zamanlar J.Lawrence’ın rol almayı planladığı ama sonra vazgeçtiği “The Glass Castle”ın başrolünü Woody Harrelson’la birlikte üstlenecek. Aktrisi bu yıl müzikal komedisi “Basmati Blues” ve Ben Wheatley filmi “Free Fire”da izleyebileceğiz.

45-Years

Charlotte Rampling: “45 Years” ile ilk adaylığını 70 yaşında alan (Akademi’nin ayıplarından) Rampling’i pek çok filmde izleyeceğiz: “Waiting for the Miracle to Come”, “The Whale”, Julian Barnes uyarlaması “The Sense of Ending”, Guy Maddin filmi “Seances”, “Valley of the Gods”, “The Clown” ve Jane Austen uyarlaması “Sanditon”. Aktrisi iki yıl boyunca bu filmlerde izleyebileceğiz.

here-s-why-the-big-short-elevates-christian-bale-s-oscar-chances-to-new-heights-739059

Christian Bale: “Big Short”la adaylık alan Christian Bale’ı Ermeni Tehciri’ni konu alan “The Promise”de Oscar Isaac ile birlikte rol aldı. Film başarılı bulunursa aktör ödül yarışına dönebilir. Bale, Malick’in “Weightless”ında da karşımıza çıkacak ama bu filmin gösterim tarihi henüz netleşmedi. Aktör bu yaz Scott Cooper’la ikinci kez çalışacak. İkiliyi tekrar buluşturacak olan “Hostiles” 1880’lerde geçecek, 2017’de (muhtemelen ödül sezonunda) gösterime girecek. Bale’in “Jungle Book: Origins” animasyonuna sesini verdiğini de hatırlatalım.

Bridgeof-Spies-777x437

Mark Rylance: Spielberg’in filmi “Bridge of Spies” filmiyle aday olan Rylance’ı bu yıl sadece “The BFG”de izleyeceğiz. Spielberg’in yönettiği bu film, Roald Dahl’ın aynı adlı çocuk kitabından uyarlandı. Film TR’de 1 temmuzda gösterilecek. Rylance yaza doğru Christopher Nolan’ın büyük bütçeli savaş filmi “Dunkirk”te rol alacak. Aktörün başka projesi yok. “Dunkirk” başarılı olursa Rylance yarışa dönebilir.

creed-sylvester-stallone-golden-globes-nominations-2016

Sylvester Stallone: Yedinci kez Rocky’i oynadığı “Creed”le 3.Oscar adaylığını alan (“Rocky” ile aktör ve senarist adaylıklarını almıştı) ödülü de kazanması beklenen Stallone kariyerine üç filmle devam edecek: “Creed 2”, Gregory Scarpa’yı anlatan Brad Furman biofilmi “Scarpa” ve aksiyon filmi “Expendables 4”. Ex’in ne zaman çekileceği açıklanmadı. “Creed 2” ise Kasım 2017’ye yetiştirilecek.

maxresdefault

Mark Ruffalo: “Spotlight” ile 3.adaylığını alan Ruffalo’yu bu yaz “Now You See Me 2″da izleyeceğiz. Ne yazık ki başarılı aktörün bu yıl gösterime girecek başka bir projesi yok. Ruffalo, “Thor: Ragnarok”ta Bruce Banner’ı dördüncü kez oynayacak. Bu yıl “Thor” dışında bir filmde rol almayabilir.

revenant-tom-hardy

Tom Hardy: Ödül sezonunda görmezden gelinse de Akademi’nin es geçmeyip “The Revenant” ile ilk kez aday gösterdiği Hardy’i bu yıl “Taboo” dizisinde 8 hafta boyunca izleyeceğiz. Hikâyesini babasıyla birlikte yazdığı, senaryosunu Steven Knight’ın kaleme aldığı, yapımcılığını Hardy’lerle birlikte Ridley Scott ve Knight’ın üstlendiği bu dizi 1800’lerde geçecek ve bir intikamla elmas bulma çabalarına odaklanacak. Hardy yazın Nolan’la 2.kez “Dunkirk”te çalışacak. Ne yazık ki şimdilik başka bir projesi yok.

THE HATEFUL EIGHT

Jennifer Jason Leigh: 50’sinden sonra ilk adaylığını “The Hateful Eight” ile alan Leigh’in 4 projesi var: Çekimleri tamamlanan, Amerikan başkanını konu alan “LBJ” (başrol Woody Harrelson’ın), Natalie Portman’lı bilim kurgu filmi “Annihilation”, David Fincher’ın dizisi “Twin Peaks” ve korku filmi “Amityville”. Leigh, “LBJ” ile ikinci adaylığını almaya çalışacaktır. “Twin Peaks”te ise kaç bölümde görüneceği bilinmiyor. Mayıs ayında Alex Garland’ın yeni filmi “Annihilation”ın çekimlerine başlayacak.

steve-jobs-trailer-1-2-1280x720

Kate Winslet: “Steve Jobs” ile tekrar Oscar’a aday olan Winslet’ın sadece iki projesi mevcut: Çekimlerine başlanan bol yıldızlı, ödül sezonunda adı anılabilecek “Collateral Beauty” ve fotoğrafçı Lee Miller’ı anlatan isimsiz biofilm. Bu biofilmin çekimlerine ne zaman başlanacağı açıklanmadı. Şansımız varsa bu film 2017’ye yetiştirilir. Ne yazık ki Winslet’ı bu yıl sadece “Collateral”da izleyeceğiz.

the-danish-girl

Alicia Vikander: “The Danish Girl” ile ilk Oscar adaylığını alan ve ödülü kazanmaya daha yakın olan Vikander’i bu yıl üç filmde izleyeceğiz: Gösterime hazır hale gelen dönem draması “Tulip Fever”, yazın gösterilecek “Jason Bourne” ve ödül sezonunda gösterime girecek Michael Fassbender’li “The Light Between Oceans”. Vikander “Jason Bourne” dışındaki iki projesiyle tekrar adaylık almaya çalışabilir. Aktris yaza doğru Wim Wenders’in James McAvoy’lu romantik/gerilim filmi “Submergence”da rol alacak. Şimdilik başka projesi yok.

251772

Rooney Mara: “Carol” ile 2.adaylığını alan Mara’yı bu yıl “Una”da, ödül sezonunda gösterime girmesi planlanan “The Secret Scripture”da ve Malick’in filmi “Weightless”da izleyeceğiz. Mara, Nicole Kidman’lı “Lion”da kısa bir süre rol almıştı, bu film de bu yıl gösterilecek. Aktris bu yıl “The One I Love”ın yönetmeninin yeni romantik bilim kurgu filmi “The Discovery”de Nicholas Hoult ile birlikte rol alacak. Diğer projesi ise dini film “Mary Magdalene”. “Lion”ın yönetmeni Garth Davis’in çekeceği bu filmde Mara, Mecdeleli Meryem’i (Meryem Ana değil) oynayacak. Film yazın çekilecek. Mara bu yıl “Secret Scripture” ile, gelecek yılsa “Mary” ile ödül kovalayacaktır.

Rachel-McAdams-Spotlight

Rachel McAdams: Yıllardır sektörde olan McAdams ilk adaylığını “Spotlight” ile aldı. Bu filmle daha da fazla kişinin dikkatini çeken McAdams pek çok aktris gibi (mesela Larson) hemen büyük bütçeli bir gişe filminde, “Dr. Strange”de rol aldı. Onu bu yıl sadece bu Marvel uyarlamasında izleyeceğiz. Şimdilik başka projesi yok.

Rm_D44_GK_0034.RW2

Lenny Abrahamson: 3. filmi “Frank” ile adından söz ettiren Abrahamson “Room” ile ilk adaylığını aldı. Peki sırada ne var? Geçen yıl Abrahamson’ın Donald McRae’nin kaleme aldığı “A Man’s World” romanını uyarlayacağı açıklanmıştı. Henüz projeyle ilgili yeni bir açıklama yapılmadı. Filmin konusu ödül sezonuna uygun: Boks maçında bir adamın ölümüne neden olan bir boksörün eşcinsel bir ilişki yaşayınca toplumun tepkisini çekmesi anlatılacak.

3055096-poster-p-1-adam-mckay-and-the-big-short

Adam McKay: Komedi filmleriyle tanınan McKay ilk 2 adaylığını “Big Short” ile aldı. McKay’in kariyerine hangi filmle devam edeceği bilinmiyor. Anchorman 3’yi çekebilir. “Ant-Man and the Wasp” filminin öyküsünü ise yazmaya başlamış. Diğer projesi ise John C. Reilly’nin başrolünü üstleneceği bir komedi filmi. Yakında yeni projesi açıklanacaktır.

2015-5-Feature-Mad-Max-George-Miller-set-WB

George Miller: “Mad Max: Fury Road” ile aday olan Miller kariyerine küçük bütçeli bir filmle devam edeceğini açıkladı.  Ama henüz bu filmin adı, konusu, türü vs açıklanmadı. Kamera arkasına bu yıl dönüp dönmeyeceği bilinmiyor. “Mad Max”in devamını ise bir süre daha (belki 2019’a kadar) bekleyeceğiz gibi görünüyor.

2015-5-Feature-Mad-Max-George-Miller-set-WB

Tom McCarthy: “Spotlight” ile adaylık elde eden McCarthy kariyerine bir diziyle devam edecek. McCarthy, Netflix’in hazırladığı, Selena Gomez’in başrolünü ve yapımcılığını üstleneceği, 13 bölümlük “13 Reasons Why”ın ilk iki bölümünü çekecek, sezonun yapımcılığını üstlenecek. Bu diziden sonra hangi filmi çekeceği ise bilinmiyor.

revenant-xlarge

Alejandro G. Inarritu: “The Revenant” ile Oscar’a aday olan Inarritu’nun da hangi filmle sinemalara döneceği bilinmiyor ne yazık ki. Inarritu (bir değişiklik olmadıysa) “The One Percent” dizisinin bazı bölümlerini çekecek. Ed Helms, Ed Harris ve Hilary Swank’li dizi fonksiyonunu yitiren bir ailenin ekonomik krizden etkilenmelerini anlatacak. Inarritu dizinin senaristleri ve yapımcıları arasında da yer alıyor. Dizinin kanalı, çekim ve yayın tarihi henüz açıklanmadı.

Kategoriler
haber seçki

Usta Yönetmenlerin Sıradaki Filmleri

Twitter hesabımızda yönetmenleriyle filmleriyle ilgili gelen haberleri hemen paylaşıyoruz. Gene de sevip saydığımız, filmlerini her daim merakla beklediğimiz yönetmenlerin sıradaki filmlerine, bu filmlerle ilgili neler bildiğimize bir yazıda değinmek istedik.

Christopher Nolan: Usta yönetmen Nolan’ın yeni filmiyle ilgili bildiğimiz tek şey vizyon tarihi. Filmin türünü, castını, konusunu, kısacası pek çok şeyini bilmiyoruz. Ama tahminimizce Nolan bilim-kurgu janrından uzaklaşmayacak. Bunu da filmin 2017 yazında (21 Temmuz 2017) gösterime girecek olmasına bağlıyoruz. Biliyorsunuz, yazın genelde aksiyon/bilim-kurgu filmleri gösterime giriyor.
martin-scorsese-oscars-ipad
Martin Scorsese: “Silence”ın post prodüksiyonuyla meşgul olan Scorsese’nin sıradaki filmi netleşmedi. Robert De Niro, “Irishman” uyarlamasının gelecek sene çekileceğini belirtmiş ama ne Paramount ne de Scorsese bunu onaylamıştı. Öte yandan gelen haberlere göre Scorsese 2016’da Leonardo DiCaprio’lu “The Devil in the White City” uyarlamasını yönetebilir. Kısacası Scorsese’nin bu iki filmden bir tanesini çekeceğini söylememiz mümkün. Bakalım Scorsese hangi projeyi öne alacak. “Silence” 2016 kışında gösterime girecek.

Steven Spielberg: Scorsese’nin aksine Spielberg’in sıradaki projesi netleşti. Spielberg bilim-kurgu türündeki “Ready Player One” adlı romanı perdeye uyarlamaya hazırlanıyor. Bu proje daha önce Nolan’a teslim edilmiş ama Nolan uyarlamak istememişti. Spielberg filmin başrolünü Olivia Cooke’a teslim etti. Bir sorun ortaya çıkmazsa uyarlamayı 15 Aralık 2017’de izleyeceğiz. Spielberg’in post prodüksiyonuyla meşgul olduğu aile filmi “The BFG”yi ise 1 Temmuz 2016’da izleyeceğiz.

James Cameron: Cameron’ın “Avatar” filminden sonra sadece devamlarıyla meşgul olacağı yıllar önce açıklanmıştı. Nitekim yönetmen de aradan geçen zaman zarfında başka bir projeyle ilgilenmedi. Cameron, “Avatar” serisinin tüm filmlerini arka arkaya çekmeyi planlıyor. Çekimlere yüksek ihtimalle 2016’da başlanacak. İlk filmin kadrosu korunacak (Sam Worthington, Zoe Saldana, hatta Stephen Lang ve Sigourney Weaver). Pandora’nın görmediğimiz yerlerini de gösterecek ikinci filmi 25 Aralık 2017’de izleyeceğiz. Onu üçüncü ve dördüncü filmler takip edecek.

Ridley Scott: “The Martian”ını izlediğimiz Scott artık bu filmi arkasında bırakıp önüne bakmış durumda. Scott’ın sıradaki filmi “Prometheus”ın devamı olan “Alien: Covenant”. Şubatta çekimlerine başlanacak filmin başrolünde Michael Fassbender yer alacak (Noomi Rapace’nin durumu belli değil). Scott şu sıralar bu film üzerinde çalışıyor. Film 6 Ekim 2017’de gösterime girecek. Bu filmden sonra Prometheus serisine bir film daha ekleneceğini, Alien serisinin de beşinci filmle devam edeceğini, bu filmlerin hepsini Scott’ın çekmeyi planladığını belirtelim.

Peter Jackson: Hobbit serisini bitiren Peter Jackson’ın yoluna hangi filmle devam edeceği kesin olarak bilinmiyor. Ama eski planlara göre Jackson, Spielberg’in başlattığı Tintin serisinin ikincisi olan “The Adventure of Tintin: Prisoners of the Sun”ı Hobbit’i bitirdikten sonra çekecekti. Lakin henüz bu animasyonla ilgili yeni bir haber gelmediğinden Jackson’ın bu filmden önce başka bir film çekebileceğini söylememiz mümkün. Ne yazık ki yönetmenin sıradaki projesi halen açıklanmadı. Bekleyelim görelim.
Bryan-Singer
Bryan Singer: “X-Men” serisinin “Apocalypse” bölümünü tamamlayan Singer yeni projesini aylar önce açıklamıştı: “Denizler Altında 20 Bin Fersah”. Senaryoyu tamamlayan Singer, “Apocalypse” gösterime girdikten sonra Disney için bu filmin çekimlerine başlayacak. Henüz filmin castı oluşturulmadı. Bakalım bu yeni uyarlamada kimleri oynatacak. Bu uyarlamanın daha önce David Fincher ile Brad Pitt’e teslim edildiğini ama çekimlere gün sayılırken Disney’in projeyi rafa kaldırdığını belirtelim.

Robert Zemeckis: Bu yıl “The Walk” biofilmini gösterime sokan Zemeckis biraz dinlendikten sonra 2016’nın başlarında tekrar setlere dönecek. Bu kez bizleri 2.Dünya Savaşı’na götürüp bizlere “Mr. and Mrs. Smith” benzeri bir öykü anlatacak. ’42 yılında bir Nazi’yi öldürmeye çalışan iki casusun-Max ile Marianne- birbirlerine âşık olup evlenmelerini konu alacak Zemeckis’in yeni filmi. Daha sonra Max, Marianne’in çift taraflı bir ajan olduğunu öğrenecek. Üstleri Max’e eşini öldürme emrini verecekler, olaylar gelişecek. Filmin başrollerinde Brad Pitt ile Marion Cotillard yer alacaklar.

Ben Affleck: Şu sıralar “Live by Night” uyarlamasının çekimleriyle meşgul olan Affleck bu filmden sonra yüksek ihtimalle Batman filmini çekecek. Yeni Batman filminin senaryosunu Geoff Johns ile birlikte kaleme alan Affleck’in Batman’in çekimlerine 2017’de başlaması planlanıyor. Pek tabii başrol de onun. Başrolünü Zoe Saldana, Elle Fanning, Sienna Miller’la paylaştığı “Live by Night” 2017 sonbaharında gösterime girecek.

Asghar Farhadi: İranlı yönetmen Farhadi şu sıralar iki projeyle meşgul durumda. İlki Arthur Miller’ın klasik oyunundan uyarlayacağı “The Salesman”. Farhadi bu filmini İran’da bu yıl çekecek. Bu filmi erken tamamlayabilirse festivalleri dolaştıktan sonra muhtemelen kışın gösterime girecek. Bu filmden sonra ise Penelope Cruz’un başrolünü, Pedro Almodovar’ın yapımcılığını üstleneceği isimsiz İspanyol filminin çekimlerine başlayacak. 2017’de de bu filmini izleyeceğiz. Kısacası Farhadi iki yıl boyunca adından bolca söz ettirecek.
Haneke
Michael Haneke: Tıpkı Nolan gibi Haneke’nin de yeni filmiyle ilgili pek bir bilgimiz yok. Haneke’nin 2016’da çekimlerine başlayacağı isimsiz filminin başrolünü Isabelle Huppert üstlenecek. Aktris daha önce Haneke’nin “Amour” ve “La Pianiste” filmlerinde oynamıştı. İşler yolunda giderse film 2017’de gösterilecek.

Brian De Palma: En son “Passion”ı çeken De Palma üç yıllık suskunluğunu Çin yapımı “Lights Out” ile noktalayacak. Çin’in sermayesiyle çekilecek filmin merkezinde doğal olarak Çinli bir kız olacak. Film bu kör Çinlinin başından geçen aksiyon dolu maceralara odaklanacak. Bakalım nasıl olacak.

Wes Anderson: Sonunda Anderson da yeni projesini açıkladı. Yetenekli yönetmen kariyerine bir animasyon filmiyle devam edecek. Bu animasyonun merkezinde bir köpek olacak. Animasyonun seslendirme castında Edward Norton, Jeff Goldblum, Bob Balaban ve Bryan Cranston yer alacaklar. Anderson animasyonu (stop-motion tekniğini) “Fantastic Mr. Fox” filminde ilk kez denemişti.

Wim Wenders: İlk 3D filmi “Every Thing Will Be Fine” ile olumsuz eleştiriler alan Wenders kariyerine gerilim filmi “Submergence” ile devam edecek. 2016 yılında çekilecek filmin başrolünde James McAvoy yer alacak. Film, Afrika’dayken teröristlerce kaçırılan İngiliz gazeteci James Moore’u merkeze koyup romantik ve gerilimli bir öykü anlatacak.

Michael Mann: “Blackhat” faciasından sonra Mann tekrar biofilmin sularına dönüyor. Enzo Ferrari’nin kariyerini ve ilişkilerini anlatacak bu filmin çekimlerine yazın başlanacak. Mann filmin başrolünü “Public Enemies”da çalıştığı Christian Bale’e teslim etti. Ona Ferrari’nin sevgilisi rolünde Noomi Rapace eşlik edecek. 2017 kışında gösterime girecek.
Danny Boyle
Danny Boyle: Gişede çok kötü bir şekilde batan “Steve Jobs” ile olumlu eleştiriler alan Boyle kariyerine “Porno” filmiyle devam edecek. “Trainspotting”in devamı olan bu film yazın çekilecek, 2017’de gösterime girecek. “Trainspotting”in castı korunacak; Ewan McGregor, Jonny Lee Miller, Robert Carlyle ve Ewen Bremner filmin başrollerini üstlenecekler.

Jacques Audiard: “Dheepan” ile ilk Altın Palmiyesini kazanan Audiard’ın sıradaki filmi “The Sisters Brothers” olacak. ABD’de İngilizce çekilecek filmin başrolünde John C. Reilly yer alacak. Film western türünde olacak. Çekimlere 2016’da başlanacak. Bakalım Audiard ilk Amerikan filminde nasıl bir performans ortaya koyacak.

Kategoriler
haber

All The Way: Bryan Cranston Başkan!

John F. Kennedy suikaste kurban gittikten hemen sonra ABD ciddi bir politik krize sahne oldu. Ve bu kriz sonucunda Lyndon B.Johnson kendisini başkan olarak buldu.
lyndon-b-johnson
HBO, Steven Spielberg’in yapımcılığını üstlendiği filmde ABD tarihinin bu önemli dönemecini ekranlarına getirecek. Lyndon B. Johnson rolü Bryan Cranston’a verilirken, dönemin önemli figürlerinden Martin Luther King’i de Anthony Mackie’nin oynayacağı açıklandı.

Film Robert Schenkkan’ın Tony ödüllü tiyatro oyunu All the Way’den uyarlanacak.

Kategoriler
haber

James Franco’dan John Steinbeck Uyarlaması

James Franco, durmadan çalışmasının ve üst üste birçok filmde rol almasının ve yönetmenlik yapmasının yanısıra bir özelliği ile daha dikkat çekiyor. Amerikan sinemasında açıkça yasak konulmasa bile sakıncalı sayılan konuları ve isimleri anlatan filmler yapmasıyla…
james-franco-1
Franco’nun yeni filmi “In Dubious Battle” bir John Steinbeck uyarlaması ve büyük bir çiftçi grevini anlatıyor. 1936 tarihli roman California’da zor koşullarda çalışan elma toplayıcılarının öyküsünü, grevlerini ve sendikalaşma çabalarını anlatıyordu.

Başrolü Nat Wolff’a veren Franco, kendisinin de rol aldığı film için olağanüstü bir kadro kurdu. Son olarak Deer Hunter’daki unutulmaz oyunuyla tanıdığımız John Savage’ı ikna eden Franco’nun bir araya getirdiği diğer isimler Selena Gomez, Vincent D’Onofrio, Robert Duvall, Ed Harris, Bryan Cranston, Sam Shepard, Danny McBride…

Kategoriler
haber

20. SAG (Oyuncular Birliği) Ödülleri Açıklandı

Bu yıl 20. kez verilen, Oscarlar için önemli bir işaret teşkil eden SAG (Screen Actors Guild) ödülleri 18 Ocak cumartesi akşamı gerçekleşen bir törenle sahiplerini buldu. Öne çıkan yapımlar arasında American Hustle, Dallas Buyers Club, Breaking Bad, Modern Family ve Downtown Abbey var.
screen-actors-guild-awards
Sinema

En İyi Cast Performansı
American Hustle

En İyi Erkek Oyuncu
Matthew McConaughey (Dallas Buyers Club)

En İyi Kadın Oyuncu
Cate Blanchett (Blue Jasmine)

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
Jared Leto (Dallas Buyers Club)

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu
Lupita Nyong’o (12 Years a Slave)

Televizyon

Bir Drama Dizisinde En İyi Toplu Performans
Breaking Bad

Bir Komedi Dizisinde En İyi Toplu Performans
Modern Family

Bir Drama Dizisinde En İyi Erkek Oyuncu
Bryan Cranston (Breaking Bad)

Bir Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu
Maggie Smith (Downtown Abbey)

Bir Komedi Dizisinde En İyi Erkek Oyuncu
Ty Burrell (Modern Family)

Bir Komedi Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu
Julia Louis-Dreyfus (Veep)

Bir Televizyon Filminde veya Mini Dizide En İyi Erkek Oyuncu
Michael Douglas (Behind the Candalebra)

Bir Televizyon Filminde veya Mini Dizide En İyi Kadın Oyuncu
Helen Mirren (Phil Spector)

Dublör Onur Ödülleri

Uzun Metraj Bir Filmde En İyi Toplu Aksiyon Performansı
The Lone Survivor

Bir Drama veya Komedi Dizisinde En İyi Toplu Aksiyon Performansı
Game of Thrones

Kategoriler
haber

Bryan Cranston, Dalton Trumbo’yu; Matt Bomer, Montgomery Clift’i Canlandıracak

İki biofilm projesi daha açıklandı. Bu sene sona erdiğinde 30 biofilm izlemiş olacağımızı düşününce bu türün oyuncular ve Hollywood için ne derece önemli olduğu anlaşılabilir. Gelelim projelere. Bryan Cranston “Trumbo” adı verilen filmde Hollywood’un en önemli senaristlerinden Dalton Trumbo’ya hayat verecek. Filmi Jay Roach yönetecek. “Trumbo” 1950’lerin Amerika’sına ve McCarthy’nin “Cadı Avı”na odaklanacak. Trumbo, Cadı Avı yüzünden bir süreliğine işsiz kalmıştı. Senarist “Always”, “Papillion”, “Exodus”, “Spartacus”, “Roman Holiday”, “The Last Sunset” gibi onlarca filmi kaleme almış, “The Roman Holiday” ve “The Brave One” ile iki Oscar kazanmıştı.CANNES, FRANCE:  American movie director Dalton Trumbo pose for photographer 17 May 1971 in Cannes as he presents his latest movie "Johnny Got His Gun". Trumbo (1905-1976) was a victim of the anti-Communist witchhunt campaign instigated by John Parnell and Senator Joseph McCarthy between 1947 and 1954. In 1947 Trumbo was condemned by the HUAC (House Un-American Activities Committee) along with nine other Hollywood personalities. The group is known as the "Hollywood Ten". In the 1960's Trumbo could work again under his real name thanks to the intervention of actor Kirk Douglas. (Photo credit should read AFP/Getty Images)

Diğer biofilm projesi ise aktör Montgomery Clift ile ilgili. “The Search”, “From Here to Eternity”, “A Place in the Sun”, “I Confess”, “Suddenly, Last Summer” filmlerinde rol alan, 45 yaşında hayata veda eden Clift’e Matt Bomer’ın hayat vereceği açıklandı. Filmi Christopher Lovick kaleme alacak, Larry Moss yönetecek ve Clift’in hızla Hollywood’un yıldızı olmasına odaklanılacak. Tabi aktörün kaza yapmasına ve çektiği acılar yüzünden film çekememesine, üç filmde çalıştığı Elizabeth Taylor ile ilişkisine de değinilecek. Aktör bu acılar yüzünden alkola ve haplara sarmış, 1966’da da kalp krizi geçirerek hayata veda etmişti.  Çekimler gelecek sene başlayacak.
Montgomery_Clift_012

Kategoriler
haber

Batman vs Superman’in Müzikleri Hans Zimmer’dan

Şu sıralar senaryosu hızla kaleme alınan yeni Superman filmi Batman vs. Superman cephesinden yeni bir haber geldi. Pek de sürpriz bir gelişme olmasa da paylaşalım istedik: Man of Steel’in müziklerini hazırlayan ve genelde olumlu eleştiriler alan Hans Zimmer ikinci filmin de müziklerini yapacak.

Belirttiğimiz gibi pek de sürpriz bir gelişme değil. Zimmer’ın ayrıca Christopher Nolan’ın yeni bilim-kurgu / ilk uzay filmi Interstellar’ın da müziklerini hazırlayacağını belirtelim. Usta bestecinin Karayip Korsanları 5’in müziklerini yapıp yapmayacağı şu an için kesin değil.

Batman vs. Superman cephesinden iki haber daha verelim. Christopher Nolan ile Emma Thomas’ın filmle ilişkilerini kestiklerini, yani filmin yapımcılığını üstlenmeyeceklerini, Lex Luthor’ı Bryan Cranston’ın canlandırıp canlandırmayacağının da henüz kesinleşmediğini belirtelim. Batman vs. Superman Temmuz 2015’te gösterime girecek.