Kategoriler
haber

The Last of The Mohicans: Cary Fukunaga’nın Yeni Dizisi

Geçtiğimiz nisan ayında ortaya çıkan “Cary Joji Fukunaga, The Last of the Mohicans dizisi çekecek” söylentileri HBO Max’in onayıyla resmiyet kazandı… HBO, Fukunaga’nın sunduğu projeyi beğendi ve senaryo çalışmalarına başlanması için onay verdi.

Dizide yapımcı olarak Cary Joji Fukunaga’nın yanısıra Watchmen ve Westworld’ün yönetmenlerinden Nicole Kassell de görev alacak. James Fenimore Cooper’ın tarihi romanına daha önceki versiyonlarına göre daha sadık kalınması bekleniyor. Nicholas Osborne da yazar kadrosunda…

Roman daha önce 9 kez sinemaya ve TV’ye uyarlanmıştı.

Kategoriler
seçki

Gelecek Ralph Fiennes Filmleri

Ralph Fiennes oynadığı her filme üstün oyunculuk yeteneğiyle ayrı bir tat katan, genel olarak doğru senaryolar seçtiği için çok az sayıda kötü filmi olan bir oyuncu… Gelecek Ralph Fiennes Filmleri dosyasını yaparken 8 yapımla karşılaşmak, bu yüzden bizi sevindirdi.

Bond 25 – No Time To Die

Ralph Fiennes, Bond serisinin 25. filminde M olarak karşımıza çıkacak. Daniel Craig’in yanısıra Naomie Harris, Rami Malek, Léa Seydoux, Ben Whishaw, Jeffrey Wright’tan oluşan ve daha da gelişmesi beklenen muhteşem kadroda kendisini de izleme şansı bulacağız. Gelecek nisan ayında gösterime girmesi beklenen filmin yönetmeninin Cary Joji Fukunaga olması, çekimleri biraz da uzayan filmden farklı bir hava ve öykü beklememize neden oluyor…

The King’s Man

Fiennes’in oynayacağı tek “ingiliz gizli servisleri” filmi Bond değil… The King’s Man serisinin öncesine odaklanacak filmde Fiennes T. E. Lawrence’ı oynayacak… Dave Gibbons ve Mark Millar’ın çizgi romanından uyarlanan seri, daha birçok yeni açılıma da gebe… Filmde Harris Dickinson, Daniel Brühl, Rhys Ifans, Gemma Arterton, Aaron Taylor-Johnson, Charles Dance, Matthew Goode, Stanley Tucci, Fiennes’e eşlik edecekler. Temmuz 2019’da gösterime girmesi beklenen film, farklı sorunlar nedeniyle 2020’ye kaldı gibi…

The Dig

The Dig, bir arkeoloji filmi… Fiennes, Lily James ve Carey Mulligan gibi iki yetenekli ve güzel oyuncuyla başrolleri paylaşırken, tarihin en büyük arkeolojik buluşlarından birini yapan Basil Brown’ı canlandıracak. Brown, 1939’da, 7. yüzyıldan kalan bir Anglo-Saxon gemisini bularak, Britanya Adaları’nın tarihini değiştirmişti.

Hallelujah!

Yönetmen Chris Addison’ın komedi filminde Ralph Fiennes klasik müzik tarihinin en önemli bestecilerinden Frideric Handel’i canlandıracak. Jon Croker ve Nicholas Adams tarafından yazılan senaryo, 18. yüzyılda Londra ve Dublin’de geçiyor. Handel’in olağanüstü bestelerini bilen ancak alkolik ve aksi bir insan olduğunu bilmeyenler filmde eğleneceklerdir. Oyunculardan sadece Fiennes belli…

The Farnsworth House

İki çok iyi oyuncuyla romantik bir film izlemek senaryo nasıl olursa olsun her zaman sinemaseverler için sevindiricidir. Maggie Gyllenhaal ile Fiennes’i karşılıklı izlemek herkesi heyecanlandıracaktır. ABD’nin mimarlık tarihine geçen ünlü Farnsworth House’u izleyeceği filmde iki yıldız gerçek karakterleri canlandıracaklar. Fiennes usta mimar Ludwig Mies Van der Rohe, Gyllenhaal ise Dr. Edith Farnsworth’ü perdeye taşıyacaklar. Yönetmen koltuğunda Richard Press oturacak.

The Forgiven

The Forgiven, Lawrence Osborne’un aynı isimli romanından John Michael McDonagh tarafından uyarlanacak. Ralph Fiennes, Mark Strong, Caleb Landry Jones ve Saïd Taghmaoui başrollerde… Fas’ta Atlas dağlarında başlayan ve bir villada biten öykü Calvary ve The Guard’la rüştünü kanıtlayan kardeş McDonagh’ın yeteneğiyle ilginç bir hal alacaktır.

The Menu

Alexander Payne’in korku/komedisi Ralph Fiennes ve Emma Stone’u bir araya getiriyor. Diğer oyuncuları belli olmayan filmde uzak bir adada ünlü bir restoranı ziyaret eden genç bir çiftin yaşadığı sürprizleri izleyeceğiz. Fiennes filmde gizemli şefi oynayacak.

The Voyage of Doctor Dolittle

Hugh Lofting’in The Voyages of Doctor Dolittle’ından uyarlanan filmde yönetmen Stephen Gaghan… Çekimleri tamamlanan ve post prodüksiyon aşamasındaki filmde Robert Downey Jr., Doctor Dolittle’ı oynayacak. Bir doktorun hayvanlarla konuşma yetisini kazanmasıyla yaşadıklarını anlatan filmde Antonio Banderas, Michael Sheen, Jim Broadbent rol alacak… Ralph Fiennes filmde hayvan karakterlerden birinin sesi olacak… Karakterlere seslerini verenler arasındaysa John Cena, Marion Cotillard, Carmen Ejogo, Selena Gomez, Tom Holland, Rami Malek, Kumail Nanjiani, Craig Robinson, Octavia Spencer, Emma Thompson ve Frances de la Tour’dan oluşan mükemmel bir kadro var… Film 2020 ocak ayında gösterime girecek…

Kategoriler
haber

Nic Pizzolatto, Galveston’ın Jeneriğinden Adını Sildirtti

True Detective‘le ünlenen senarist Nic Pizzolatto her yapımında ekiple sorun yaşayan birisi. True Detective‘in ilk sezonunda yönetmen Cary Fukunaga‘yla sıkça tartışan Pizzolatto dizinin en ünlü, halen konuşulan sahnesi tek planlı sahnenin (4. bölüm) kesilerek kurgulanmasını istemiş ama Fukunaga’yı ikna edemeyince sahne tek planlı olarak kalmıştı. İlk sezonda Fukunaga’yla geçinemeyince dizinin 2. sezonunda farklı yönetmenlerle çalışmayı tercih etmişti Pizzolatto. Ocak ayında yayınlanacak 3. sezondaysa genç yönetmen Jeremy Saulnier‘i bıktırmış, yönetmenin diziyi erkenden bırakmasına neden olmuştu. Pizzolatto’nun yönetmenlerle sorun yaşamasının nedeni projelerinin tek hâkimi olmak istemesi. Bugünkü haberlere göre Galveston‘da da sorunlar yaşanmış.

Galveston bu hafta ABD’de az kopyayla vizyona girdi. Pizzolatto’nun kendi romanından uyarladığı filmi Fransız aktris/yönetmen Melanie Laurent yönetti. Haberlere göre yapımcılar bu filmin True Detective‘ten farklı olmasını istedikleri için Avrupalı bir yönetmenle anlaşmak istemişler. Laurent projeye dahil olduğunda aklında projeyle ilgili bir sürü fikir varmış. Bu, Pizzolatto’nun senaryosunda değişikliklere gidileceği manasına geliyordu. Laurent senaryoyu değiştirince Pizzolatto adının senarist bölümünde anılmasını istememiş. Bu yüzden temsilcisi aracılığıyla senaryo bölümüne sahte bir isim yazılma isteğini iletmiş. Jeneriğe bakıldığında “Jim Hammet” adı dikkati çekecektir. Sahte bir isim. Bu arada yapımcı, Laurent’in bu filmde senarist olarak da anılmayı hak ettiğini belirtmiş. Fakat WGA’nın kuralları nedeniyle adı senaryo bölümüne yazılamamış.

Laurent senaryoya küçük anları dahil ettiğini belirtmiş. Elle Fanning‘in duşta ağladığı sahne orijinal senaryoda yokmuş. Bunun gibi pek çok anı senaryoya eklemiş. Öte yandan yönetmen, Pizzolatto’yla hiç tanışmadığını, True Detective‘in atmosferini bu filme taşımak zorunda hissetmediğini de söylemiş.

Kategoriler
haber

My Name Is Fukunaga, Cary Fukunaga!

Sin Nombre ile bağımsız sinema çevrelerinin, Beasts of No Nation’la tüm sinema dünyasının dikkatini çeken Cary Fukunaga, True Detective ile tüm yapımcıların çalışmak istediği bir yönetmen haline gelmişti. Basamakları hızlı ama emin adımlarla çıkan Fukunaga, sürpriz bir teklifle kariyerini bambaşka bir yöne çevirdi.

Danny Boyle ile yollarını ayırdıktan sonra yeni yönetmen arayan yapımcılar, Cary Fukunaga ile sürpriz bir seçim yaptılar. Bu arada çekim ve gösterimleri ertelenen filmle ilgili kesin tarihler de belli oldu. Mart 2019’da çekimleri başlayacak olan film 2020’nin Sevgililer Günü 14 Şubat’ta gösterime çıkacak.

Kategoriler
haber

Cary Fukunaga: “True Detective’te Yeni Bir Şey Yoktu, Sıradan Bir Suç Dramasıydı”

True Detective‘in ilk sezonunda yönetmen Cary Fukunaga‘yla dizinin yaratıcısı Nic Pizzolatto‘nun anlaşamadığını hatırlıyor olabilirsiniz. Zira Fukunaga-Pizzolatto çekişmesi ikinci sezonda da basına yansımaya devam etmişti. Şu sıralar Maniac dizisinin tanıtımlarıyla meşgul olan Fukunaga, True Detective hakkında da konuştu. Yönetmen dizinin, özellikle ilk sezonun hayranlarını şaşırtacak ifadeler kullanmış. Fukunaga, “True Detective‘in yenilikçi bir tarafı gerçekten de yoktu. Bir diğer suç dramasıydı,” demiş.

Bu yüzden dizinin en meşhur sahnesi olan Rust’ın (Matthew McConaughey) bir çetenin evine girdiği, daha sonra çeteyle çatıştığı sahneyi tek plan olarak çekmeye karar vermiş. Fukunaga bu sahneden önce “Haydi eğlenceli şeyler yapalım,” deyip altı dakika uzunluğunda olup hiç kesilmeyen bu sahneye imzasını atmış atmasına da Pizzolatto sahneden hiç memnun olmamış. Senarist bu sahnenin bazı bölümlerinin kesilmesini istemiş, lakin yönetmen kararında diretmiş ve sahne tek plan olarak kalmış.

Bu arada yönetmen, IT ve The Alienist hakkında da konuştu. Yönetmen, IT‘i yazıp yönetme teklifini kabul etmiş. Senaryoyu yazmış, kadroyu belirlemiş, çekimlere kısa bir süre kala ise filmden ayrılmıştı. Nedeni sorulduğunda “Bunun nedeni korkuydu. Stüdyo [Warner Bros.] beni kontrol edememekten korktu,” cevabını vermiş. Peki stüdyo korkmakta haklı mıydı? “Hayır, beni kontrol edemeyebileceklerini düşündüler. Ama ben tamamen işbirliği içinde olabilirdim. İşin en saçma tarafı da bu. Ben bir not gördüğümde ‘S..eyim sizi, katiyen olmaz!’ demem. Her zaman konuşulur, tartışılır” diyor. Kısacası yönetmen, stüdyonun kontrol isteği/korkusu nedeniyle projeden çıktı.

Bu filmi çekemeyen Fukunaga, The Alienist dizisini çekmek istemiş, senaryoları yazmaya başlamıştı ama TNT çekimleri erteleyince bu projeden de çekilmek zorunda kaldı. Dizi bu yıl yayınlanınca hem olumlu eleştiriler hem de iyi reyting aldı, IT de en çok hasılat elde eden korku filmlerinden oldu. Yönetmenin neredeyse dört yılını bu iki projeye harcadı ve nihayetinde ikisini de çekemedi. “[Dört yıl] Buharlaştı. Gitti. Hem de ara vermeden gitti. Bu dört yılda sürekli çalışıyordum,” diyor. Bu yapımları çekemeyen yönetmen neyse ki Maniac dizisinde sorun yaşamadan diziyi tamamlayabildi. Maniac eylülde Netflix’te yayınlanacak. Yönetmenin sıradaki projesi Jake Gyllenhaal‘lı biyografik film The American olacak gibi görünüyor.

Kategoriler
haber

Jake Gyllenhaal, Leonard Bernstein’ın Müziklerinin Haklarını Bradley Cooper’a Kaptırdı

Daha önce açıklandığı üzere şu sıralar Hollywood’ta müzisyen Leonard Bernstein‘la ilgili iki büyük proje hazırlanıyor. İlki Jake Gyllenhaal’ın başrolünü ve yapımcılığını, Cary Fukunaga’nın yönetmenliğini üstleneceği The American filmi. Diğeriyse Martin Scorsese ve Steven Spielberg’in yapımcılığını, Bradley Cooper’ın başrolünü ve yönetmenliğini, Josh Singer’ın senaristliğini üstleneceği Bernstein filmi. THR’nin bugünkü haberine göre Gyllenhaal’lı The American filminde Bernstein’ın müziklerine yer verilemeyecek. Bunun nedeniyse Cooper’lı Bernstein filmi için Paramount’ın hızlı hareket edip hakları Leonard Bernstein Vakfı’ndan Gyllenhaal’dan önce satın almış olması.

Gyllenhaal-Fukunaga ikilisi hakları kaptırmış olsalar da projeyi iptal edecek değiller. Zira bu proje aktörün rüya projelerindenmiş. Çekimlere bu sonbaharda başlamayı planlıyorlar. Bir sorun ortaya çıkmazsa filmi 2019’da izleyebileceğiz. Cooper ise acele etmeyecek. Bernstein‘ın çekimlerine 2019 sonbaharında başlanacak, film 2020’de vizyona girecek. Bu filmden sonra Spielberg, Bernstein’ın müziklerini bestelediği West Side Story‘nin yeniden çevrimini yönetebilir.

Kategoriler
haber

Jake Gyllenhaal, Bradley Cooper ve Steven Spielberg’ten Leonard Bernstein Projeleri

Birkaç ay önce Steven Spielberg ekibiyle biraraya gelip Indiana Jones 5 sonrası projelerini netleştirmeye çalışmıştı. Bu toplantıdan sonra Spielberg’in ünlü besteci Leonard Bernstein‘la ilgili bir film çekebileceği açıklanmıştı. Bu proje haberinden birkaç ay sonra bu kez Jake Gyllenhaal‘la Cary Fukunaga‘nın Bernstein’la ilgili bir film hazırladıkları duyuruldu. The American adı verilen filmde Gyllenhaal, Bernstein’ı oynayacak, filmi sonbaharda Fukunaga çekecek. Bu haberden kısa bir süre sonra Spielberg’in projesinin ayrıntıları belli oldu.

Deadline’ın haberine göre Paramount yeni yönetmen Bradley Cooper‘la Bernstein biofilmi için anlaşmaya varmış. Cooper, Bernstein adı verilen filmi Spotlight‘ın senaristi Josh Singer‘la birlikte kaleme alacak. Senaristlik ve yönetmenliğin yanı sıra filmin başrolünü de üstlenecek. Habere göre Singer senaryonun ilk taslağını Spotlight‘tan evvel (beş yıl önce) kaleme almış. Spielberg yapımcılıkla yetinecek. Filmin yapımcıları arasında Martin Scorsese de yer alacak. Çekim tarihi henüz belirlenmedi. Bakalım önce Gyllenhaal-Fukunaga’nın filmi mi çekilecek, yoksa Cooper-Spielberg-Scorsese’nin filmi mi? Cooper müzikal türündeki A Star Is Born‘la ilk kez yönetmenlik koltuğuna oturdu. Bu filmi sonbaharda izleyebileceğiz.

Kategoriler
haber

Yeni Dizi/The Alienist: Fukunaga İle Seri Katillerin Köklerine

The Alienist, güçlü bir oyuncu kadrosu, iyi bir kamera arkası ekibi ve ilgi uyandıracak bir senaryoyla geliyor.

Kanal: TNT
Yönetmen ve Yürütücü Yapımcı: Cary Fukunaga’nın yapımcıları arasında yer aldığı dizide Black Mirror’dan tanıdığımız Jakob Verbruggen de bazı bölümleri yönetecek.
Oyuncular: Daniel Bruhl, Dakota Fanning ve Luke Evans’ı bir araya getiren oyuncu kadrosu güçlü bir dramayı kolaylıkla taşıyacak nitelikte…
Konu: Mindhunter’ın yayına girmesinden kısa bir süre sonra yeni bir dizide yine seri katilleri izleyeceğiz. Ancak bu sefer 1890’larda seri katil avına çıkıyoruz. Brühl, Laszlo Kreizler isimli bir kriminal psikologu, Luke Evans bir gazeteciyi, Dakota Fanning de Kreizler’in hayranı bir polisi oynayacak. Dizi 1994’te yayınlanmaya başlayan ve Kreizler’in maceralarını konu alan kitap serisinden uyarlanacak.
İlk Bölüm Tarihi: 22 Ocak 2018

Kategoriler
seçki

11 Usta Yönetmenin Dizileri

Michael Mann, David Fincher, Morten Tyldum, Nicolas Winding Refn gibi 11 usta yönetmenin dizileri, 2017-18 yıllarında gösterim tarihlerini bekliyor.

DANNY BOYLE: İngiliz yönetmen Boyle televizyona uzak bir yönetmen değil. Boyle 2014’te Babylon mini dizisinin pilot bölümünü çekmişti. Üç yıl aradan sonra Trust adlı antoloji diziyle ekranlara dönecek. Yönetmen 2018’de FX kanalında yayınlanacak bu dizinin çekimlerine başladı. Suç-gerilim türündeki dizide Hilary Swank, Donald Sutherland ve Brendan Fraser başrolleri üstlendiler. Dizi, 1970’lerde milyoner John Getty’nin kendisiyle aynı adı taşıyan torununun kaçırılmasına, Getty’nin istenen fidyeyi ödemek istememesine odaklanacak. Ridley Scott’ın da bu olayları odaklanan filmi All the Money in the World‘ün çekimlerine başladığını belirtelim.

YORGOS LANTHIMOS: The Killing of a Sacred Deer‘le Cannes’dan ödülle dönen, şu sıralar dönem draması The Favourite‘in prodüksiyonuyla meşgul olan Yorgos Lanthimos’un projeleri arasında iki adet dizi de yer alıyor. İlki Kirsten Dunst’ın başrolünü üstleneceği On Becoming a God in Central Florida mini dizisi. AMC kanalının hazırladığı bu dizi kara komedi türünde olacak, Orlando’da bir su parkında çalışan, dul Krystal Gill’in 90’larda Amerikan rüyasını gerçekleştirme çabalarını, bir tarikata dahil olmasından sonra hayatının değişmesini anlatacak. Lanthimos’un hazırladığı diğer dizinin adıysa açıklanmadı. Bu dizinin başrolünü Colin Farrell üstlenecek. Reagan döneminde, Kasım 1986’da ABD’nin İran’a silah sattığı, bu satıştan elde ettiği gelirleri yasa dışı bir şekilde anti-komunist kontralara aktardığı, bu kontralar üzerinden Nikaragua’daki solcu yönetimi devirmeye çalıştığı ortaya çıkmıştı. Dizi bu skandala odaklanacak, Farrell İran’a silah satan, sonra Nikaragua yönetimini devirmeleri için paraları kontralara veren Amerikalı deniz piyadesi yarbayı Oliver North’u oynayacak. İki dizinin çekim tarihleri açıklanmadı, hazırlıkları devam ediyor.

PAOLO SORRENTINO: İtalyan yönetmen Paolo Sorrentino 2016’da The Young Pope dizisini çekmiş, dizi başarılı olunca 2. sezonu hazırlayacağını açıklamıştı ama sonra planlarını değiştirdi. Sorrentino gene papalıkla ilgili bir dizi yapacak. Adı The New Pope olan dizinin çekimlerine 2018’in sonlarına doğru başlayacak. Ne yazık ki diziyi 2019’dan önce izleyemeyeceğiz. The New Pope, İtalya’da Sky, Amerika’da HBO kanallarında yayınlanacak. Sorrentino bu yaz Loro adlı Berlusconi biofilmini çekecek.

JEAN-MARC VALLEE: Kanadalı yönetmen Jean-Marc Vallee sinemadaki başarılarından sonra TV’ye HBO dizisi Big Little Lies‘la geçti ve bu diziyle de başarısını devam ettirdi. Dizi başarılı olunca HBO ikinci sezonunun çekilmesini istedi ama Vallee ikinci sezonunun çekilmemesi gerektiğini, çünkü dizinin tek sezonluk planlandığını belirtti. Dolayısıyla ikinci sezonu çekmeyebilir. Yönetmen şu sıralar Amy Adams’lı HBO dizisi Sharp Objects‘i çekiyor. Bu dizi 2018’in ilkbaharında yayınlanacak.

MICHAEL MANN: Sorunlu prodüksiyonlu Luck dizisinden sonra Michael Mann yakın zamanda TV’ye dönecek gibi görünüyor. Usta yönetmen TV’ye kitap uyarlaması Hue 1968 mini dizisiyle dönecek. Mann’in hazırlıklarına devam ettiği bu dizi, Vietnam Savaşı zamanında geçip Vietnamlıların sürpriz saldırılarına odaklanacak. Dizinin çekim tarihi bilinmiyor. Mann bir ihtimal diziden önce Hugh Jackman ve Noomi Rapace’li Enzo Ferrari biofilmini çekebilir.

SUSANNE BIER: Danimarkalı yönetmen Susanne Bier’in de çekim takvimi yoğun. Bier ilk sezonuyla iyi eleştiriler alan The Night Manager‘ın ikinci sezonunu da yönetecek. Bier, Out of Africa romanını da dizileştirecek. Daha önce Meryl Streep ve Robert Redford’un başrollerinde sinemaya uyarlanan bu roman bu kez TV’ye taşınacak. Bier’in iki diziyi de ne zaman çekeceği bilinmiyor. İki dizinin de ayrıntıları açıklanmadı; Hugh Laurie’yle Tom Hiddleston’ın ikinci sezonda rol alıp almayacakları, başka karakterlere mi odaklanılacağı belli değil.

NICOLAS WINDING REFN: Danimarkalı yönetmen Nicolas Refn de uygun bir proje bulunca TV’ye geçmeye karar verdi. Too Old to Die Young adlı dizinin çekimlerine bu yaz başlanacak. Miles Teller’ın başrolünü üstleneceği dizi on bölümden oluşacak. Refn on bölümü de çekecek. Los Angeles’ta çekilecek dizi merkezdeki karakterlerin katilden samuraya dönüşümlerini anlatacak. Dizi 2018’de Amazon’da yayınlanacak.

MORTEN TYLDUM: En son Passengers filmini çeken Morten Tyldum iki diziyle meşgul durumda. İlki Counterpart. Bu yıl izleyeceğimiz bu dizinin çekimlerini çoktan tamamladı Tyldum. Starz’da yayınlanacak dizide JK Simmons, Kenneth Choi, Nazanin Boniadi, Ulrich Thomsen rol aldılar. Yönetmenin diğer dizisi ise Jack Ryan. Amerikalı ajan Jack Ryan’ın görevlerine odaklanan bu dizinin çekimlerine devam ediliyor. Dizinin başrollerini John Krasinski ve Abbie Cornish üstleniyorlar. Amazon bu diziyi bu yıl yayınlayabilir.

ALEJANDRO G. INARRITU: The Revenant‘tan sonra 6 dakikalık kısa filmi Carne y Arena‘yı çeken Alejandro Inarritu kariyerine The One Percent dizisiyle devam edebilir. Revenant’ı çekerken duyurduğu bu dizinin çekimlerine başlayacağı tarihse meçhul, zira diziye halen finansman aranıyor. On bölümden oluşacak dizide Greg Kinnear ve Hilary Swank rol alacak. Ed Harris dizide rol alabilir. Inarritu’nun yanından ayırmadığı 3 Oscar ödüllü görüntü yönetmeni Emmanuel Lubezki bu yapımda da Inarritu’yla çalışacak.

DAVID FINCHER: Bir yıldan uzun bir süredir David Fincher, Mindhunter‘ın üzerinde çalışıyor. 70’lerde geçen bu polisiye-gerilim dizisi FBI ajanlarının seri katil ve tecavüzcülerin profillerini oluşturmalarını konu alıyor. Charlize Theron’ın yapımcılar arasında yer aldığı dizinin ilk iki bölümünü ve sezon finalini Fincher çekti. Diğer bölümleri Asaf Kapadia’yla Andrew Douglas çektiler. Dizide Anna Torv, Jonathan Groff ve Holt McCallany rol aldılar. Netflix diziyi kasım ayında yayınlayacak.

CARY FUKUNAGA: True Detective‘le ünlenen Cary Fukunaga kariyerine Maniac dizisiyle devam edecek. Çekimlerine bu yaz başlanacak dizide Jonah Hill ve Emma Stone rol alacaklar. Fukunaga bu diziyi aynı adlı Norveç dizisinden uyarlayacak. Yönetmenin tüm sezonu çekip çekmeyeceği belli değil. Dizi akıl hastanesinde tedavi olan iki gencin komik maceralarına odaklanacak. Fukunaga’nın dönem dizisi The Alienist‘i kaleme aldığını, bu dizinin bu sonbaharda yayınlanacağını belirtelim. Yönetmenin projeleri arasında Napoleon dizisi de yer alıyor.

Kategoriler
haber

Cary Fukunaga, Hiroşima’nın Bombalanmasına Odaklanacak Shockwave’i Çekebilir

Universal, Stephen Walker’ın kaleme aldığı, Hiroşima’ya atom bombasının atılmasını anlattığı kitabı Shockwave: Countdown to Hiroshima‘nın haklarını satın aldı. Bu kitaptan uyarlanacak filmin senaryosunu Drive‘ın senaristi Hossein Amini kaleme alacak. Universal filmi yönetmesi için True Detective‘in yönetmeni Cary Fukunaga’yla görüşmelere başladı. Fukunaga baharda Emma Stone ve Jonah Hill’li Netflix dizisi Maniac‘ın çekimlerine başlayacak. Teklifi kabul ederse diziden sonra filmi çekebilir ama çekim ve vizyon tarihlerinin henüz netleşmediğini de belirtmek gerek. Walker bu kitabında Hiroşima ve Nagazaki kentlerine atom bombalarının atıldığı güne odaklanıyor. Fukunaga’yla Amini geçen yıl The Alienist adlı dizinin ilk sezonunu kaleme aldılar, dizinin çekimlerine Jakob Verbruggen’in yönetmenliğinde bu yıl başlanacak.

Kategoriler
haber

Maniac: Emma Stone ve Jonah Hill, Fukunaga’nın Dizisinde

Netflix’in büyük ilgi çekmesi beklenen yeni dizisi Maniac için tüm hazırlıklar sürüyor. Dizinin başrollerinde Emma Stone ve Jonah Hill yer alacak. 10 bölümden oluşacak dizinin tamamı Cary Fukunaga tarafından yönetilecek.

15 Ağustos’tan itibaren başlayacağı belirtilen çekimlerin kasım sonunda bitmesi ve dizinin gelecek yılın ilk aylarına yetişmesi bekleniyor.

Patrick Somerville tarafından senaryosu yazılan Maniac aynı isimli 2014 tarihli Norveç dizisinden uyarlanacak. Dizide Hill ve Stone’u akıl hastanesinde yatan iki insan olarak izleyeceğiz. İki karakter bu zorlu ortamda birbirlerine kafalarında yarattıkları fantastik dünya sayesinde bağlanacaklar.

Kategoriler
haber

Cary Fukunaga’nın Sıradaki Filmi The Black Count

Cary Fukunaga, Beasts of No Nation filminden sonra pek çok projeyle meşgul olmaya başlamıştı. HBO’nun mini dizisi Napoleon, Jonah Hill-Emma Stone’lu komedi dizisi Maniac ve TNT’de yayınlanacak The Alienist dizisi. Napoleon ve Maniac‘ın ne zaman çekileceğini bilmiyoruz ama The Alienist‘in durumu bugün güncellendi. Fukunaga kanalla anlaşamadığı için diziyi yönetmekten vazgeçti. Ama TNT, Fukunaga’nın kaleme aldığı senaryoları (yönetmen tüm sezonu yazdı) kullanacak. Fukunaga dizinin yürütücü yapımcılığını üstlenmeye devam edecek. Dizinin iki ve belki de daha fazla bölümünü Jakob Verbruggen yönetecek. Çekimlere 2017’de Budapeşte’de başlanacak. Fukunaga’nın sıradaki projesiyse The Black Count. Bu sinema filmi aynı adlı romandan uyarlanacak. Yazar Tom Reiss bu romanında Dumas’ın unutulmaz kahramanı Monte Cristo Kontu’nu alıp köle hâline getirir ve onun Fransa’da en yüksek rütbeli asker oluşunu anlatır. Fukunaga’nın sıradaki projesi bu ama çekimlere ne zaman başlanacağı bilinmiyor.

Kategoriler
izlenim

Beasts of No Nation: Çocuktan Katil Yaratan Karanlığı Seyretmek

Cary Fukunaga’nın Beasts of No Nation’ı, izleyenin etkilenmeden, kafasında binlerce soru oluşmadan bitirebileceği bir film değil…
Bir yandan her gün yaşadığımız yeni vahşetler ile yüreğimiz sıkışır, beynimiz uyuşurken, bir yandan da aklımızın bir yerinde aynı sorular geçip duruyor: “Aslında durum hep böyle miydi? Aslında intihar bombacıları, çocuk askerler, kafa kesen cihatçılar, özgürlüğü silahla arayanlar hep vardı da, biz mi görmüyorduk?”
Her yerden sarkan kameralar, o kameraların görüntüsünü 1-2 saat içinde hiçbir sansür olmadan önümüze yığıveren sosyal medya mı dünyanın üzerinde vahşilerin yaşadığı bir gezegen olduğunu fark ettirdi bizlere? Bazı gerçeklerin yeni farkına varan ve gerçeklerin soğuk yüzü karşısında donup kalan kitlelere mi döndük?
Beasts-of-No-Nation
Gaziantep’de bir çocuğun kendini patlatıp, 30 çocuğu daha öldürdüğünü duyduğumuzda niye sokaklara dökülmüyoruz? Niye o çocuklara ağıtlar yazılmıyor, niye şairler suskun, niye senaristler hala aptal aşk dizileri yazmakla, yönetmenler iktidar güzellemesi çekmekle meşgul?
Son bir yılda yaşanan o kadar olaydan, pisi pisine ölüme gidenlerden, kılpayıyla ölümden kurtulan insanlardan hiç mi hikaye çıkmaz, onlardan geriye kalacak hiç bir mısra, melodi, en azından kısa bir film olmaz? O insanlar ölü-yaralı istatistiği mi olacak sadece, öykülerini izleyemeyecek miyiz, okuyamayacak mıyız?
Ne oldu bu ülkenin sanatçılarına, para bu kadar mı tatlı geliyor? Sosyal medyadan lanetleyince karanlık yok mu oluyor? Sürülmeyi, öldürülmeyi, hapse düşmeyi göze alan o kadar şairden, bu sosyal medya pozcularına düşüverdik?

Dünyanın en sermayeye bağlı, insanları rahatsız etmeden parasını kazanmaya, çoğu zaman insanları mutluluk hikayeleriyle uyutmaya kurulu endüstrisi Hollywood bile dünya üzerindeki dramları gösterirken daha açık, daha gerçekçi davranabilirken, biz nasıl her meseleyi Polat Alemdar tipi balon kahramanlarla anlatabiliyoruz.

Sadece seyrediyoruz…
Ülkemizde karanlığı seyrediyoruz…
Dünyada ise neyse ki, Cary Fukunaga gibi yönetmenlerin objektifinden sevecen, hayalleri olan bir çocuktan, nasıl katil yaratıldığını seyrediyoruz.
Beasts Of No Nation Agu
Agu’nun hikayesi artık yanıbaşımızda… Çocuklarımızın geleceğinin Agu’ya döneceğinin garantisi yok. Dünyada güvenli ülke, buraya saldırı olmaz diyebileceğimiz bir yer yok.
Şu anda aileleri yok olan, anne-babaları öldürülen, küçük yaşta en büyük acılarla tanışan, şimdi yakını “şehit” olduğu için üzüntüsünün hafiflediği düşünülen ama hayatın zorlukları önüne yığıldığında sonsuz bir nefretle dolacak bir dolu çocuk var… Ve onları içlerindeki karanlığı dünyaya yaymak için kullanacak “Commandant”lar da köşe başlarında bekliyor…

Korunaklı sanılan her yerin nasıl bir anda kanla dolduğunu, belli bir eşik aşıldığında en masum insanın bile nasıl canavarlaştığını, iç savaşın, komşunun komşuyu öldürdüğünü, ülkedeki her yerleşim yerinin birbirine düştüğünü en net haliyle gösteriyor Fukunaga…

Agu ile Strika’nın yaşadığı tek kavganın mahalle maçında top çizgiyi geçti mi, geçmedi mi olması gerekirken, ölümü, vahşeti, sonunda kurtulsalar bile yaptıklarının ağırlığını taşımasını izliyoruz. Savaşı, mermiyi, silahı, bombayı, tecavüzü, katilleri izliyoruz. Devletlerin barışı, diplomasiyi savunması gerekirken kan ve intikam çığırtkanlığı yapmasının sonuçlarını izliyoruz.

Şimdilik bunlar film, biz de seyrediyoruz diye avunabiliriz. Ama ülkemizde yaşananları uzaktan seyrettiğimiz sürece, her ne olursa olsun barışı aramadığımız sürece, Beasts of No Nation’da seyrettiklerimiz, kendi gerçeğimiz olabilir.

Kategoriler
seçki

Netflix’in Hazırladığı Yeni Diziler

Sitemizi takip edenler kısa bir süre önce HBO’nun dizilerini ve filmlerini derlediğimizi hatırlarlar. Bu kez Netflix’in filmlerini derledikten sonra sıra dizilere geldi. Fakat HBO’nun aksine Netflix yapımlarını derlemek pek kolay olmadı. Çünkü Netflix artık bütün dünyada faaliyet gösteren, her ülkenin sinemacılarıyla ve diliyle o ülkenin kültürüne uygun diziler çektiren bir şirket. Dolayısıyla şu aralar pek çok projeyle haşır neşir durumdalar. Bütün projelerine değil de umut vaat eden, kadrolarıyla dikkati çeken dizilerine yer verdik. Lafı uzatmadan Netflix’in hazırladığı dizilere bir bakalım.

İsimsiz İspanyol Dizisi: Netflix’in İspanya’daki ekibi, adını açıklamadıkları bir dizinin hazırlıklarına başladı. Velvet filmiyle ünlenen yönetmen Carlos Sedes dizinin yapımcıları arasında yer alacak ve pilot bölümü çekecek. Dizinin ilk sezonu 16 bölümden oluşacak. Bölüm süresi ise 50 dakika olacak, ki İspanyol dizileri daha uzun sürüyor. Çekimlerine yakında başlanacak dizi 1920’lerin Madrid’inde geçecek, telekom şirketinde çalışan dört kadına odaklanacak; aşk, ihanet, sevgi, arkadaşlık, tutku, düş, başarı açlığı gibi temalara yer verilecek.

Marseille-trailer

Marseille: Netflix’in gelecek ay yayınlanacak yeni dizisi Marseille için Fransa’nın House of Cards’ı deniyor. Zira House of Cards gibi politikaya, şantajlara ve yükselme hırsına odaklanıyor dizi. Fransızca çekilen dizinin başrolü usta aktör Gerard Depardieu ve Benoit Magimel’e paslanmıştı. Dizinin ilk sezonu sekiz bölümden oluşuyor. Marseille şehrindeki yozlaşma, güce ve ödenen bedellere odaklanıyor. Dizinin tüm sezonu 5 Mayıs’ta yayınlanacak.

Mindhunter: David Fincher’ın 2009’dan beri hazırladığı bir proje. Fincher önce HBO kanalı için projeyi hazırlamıştı. Ama HBO, Fincher’ın son iki dizisini rafa kaldırınca usta yönetmen de bu projesini Netflix’e götürdü. Yedi yıllık bekleyişten sonra nihayet çekim aşamasına geçiliyor. Jonathan Groff ve Anna Torv’lu bu dizi, FBI ajanlarının seri katillerin ve tecavüzcülerin profillerini oluşturmalarını konu alıyor. Fincher dizinin pilot bölümünü çekecek, kalan bölümlerin yapımcılığını Charlize Theron’la birlikte üstlenecek. Merakla beklediğimiz bu dizi 2017’de yayınlanacak.

A Series of Unfortunate Events: Jim Carrey’nin başrolünü üstlendiği A Series of Unfortunate Events‘in uyarlandığı kitap serisi, bu kez televizyon dizisi haline getiriliyor. Mark Hadis’in hazırladığı dizide Neil Patrick Harris’i başrolde izleyeceğiz. Kont Olaf’ı oynamaya hazırlanan aktör bu dizinin tek tanıdık siması. Dizi bir yangında ebeveynlerini kaybeden üç çocuğun yangından sonra ailenin karanlık sırlarını öğrenmelerini konu alıyor. Dizinin ne zaman yayınlanacağı açıklanmadı.

The OA: Brad Pitt’in şirketi Plan B’nin yapımını üstlendiği The OA dizisini The Earth, Recordist, Sound of My Voice filmlerinde çalışan Zal Batmanglij ile Brit Marling birlikte kaleme aldılar. Batmanglij’in yönetmenliği, Marling’in başrolünü üstlendiği dizinin ilk sezonu sekiz bölümden oluşuyor. Ne yazık ki iki senedir hazırlıkları devam eden dizinin konusu henüz açıklanmadı. Bildiğimiz tek şey gizemli bir öykü anlatılacağı.

the-get-down-netflix

The Get Down: Netflix ünlü yönetmen Baz Luhrmann’a da dizi yaptırdı. The Get Down adı verilen dizi Martin Scorsese’nin Vinyl‘ı gibi 70’lerde geçip müziğe odaklanıyor. Ama bu kez ünlü şarkıcılara değil, Bronx’lu ergenlere odaklanıyor. Luhrmann ilk sezonun tamamını Shawn Ryan ile birlikte kaleme aldı. Luhrmann’ın sadece üç bölümü yönettiğini belirtelim. Giancarlo Esposito, Shameik Moore, Jaden Smith dizinin tanıdık yüzleri. İlk sezonun altı bölümü 12 ağustosta yayınlanacak, kalan bölümler birkaç hafta sonrasında yayınlanacak.

13 Reasons Why: Netflix, gençlerin pek sevdiği Selena Gomez’le de bir dizi hazırlıyor. 13 Reasons Why adındaki dizinin yapımcılığını Gomez ve Spotlight‘ın yönetmeni Tom McCarthy üstleniyorlar. McCarthy dizinin ilk iki bölümünü çekecek. Gomez’in başrolünü de üstleneceği dizinin oyuncu kadrosu henüz oluşturulmadı. Dizinin konusu şöyle: Ergen bir kız (Gomez) intihar etmeye hazırlanır. İntihardan önce on üç kaset hazırlar, bu kasetlere intiharının nedenlerini kaydeder. Daha sonra bu on üç kasedi ölümünden sorumlu tuttuğu on üç kişiye yollar. Dizinin çekimlerine bu yıl başlanması planlanıyor.

Marvel Dizileri: Netflix, Marvel dizilerini hazırlamaya devam ediyor. Bu yaz Luke Cage dizisinin ilk sezonunu izleyeceğiz. Şu sıralar çekimleri devam eden Iron Fist ve yazın çekilecek The Defenders dizileri ise 2017’de yayınlanacak. Jessica Jones‘un 2. sezonu için henüz bir tarih verilmedi. The Defenders‘ın süper kahramanlar Luke Cage, Jessica Jones, Daredevil ve Iron Fist’i buluşturacağını belirtelim. Yani Marvel dizi evreninin Avengers‘ı olacak.

Stranger Things: Netflix’in Winona Ryder’lı dizisi. Altı bölümlük Stranger Things gerilim türünde olacak. Kaybolan bir çocuğun annesinin (Ryder), çocuğun bulunması için verdiği zorlu mücadele anlatılacak. Ryder’a Matthew Modine eşlik edecek. Dizinin üçüncü ve dördüncü bölümünü Shawn Levy çekecek.

Maniac: Netflix’ten umut vaat eden bir dizi daha. Maniac aynı adlı Norveç dizisinden Amerika’ya uyarlanacak. Dizinin başrolleri Jonah Hill ve Emma Stone’a teslim edildi. True Detective dizisiyle ünlenen Cary Fukunaga dizinin ilk sezonunu çekecek. Her bölümü otuz dakikadan oluşacak dizi komedi türünde olacak ve akıl hastanesinde iki hastanın arkadaşlığını ve hayallerini anlatacak. Maniac‘ın ilk sezonu 2017’de yayınlanacak.

Black Mirror: Birkaç senede üç-dört bölümlüğüne dönen Black Mirror dizisi bu kez daha fazla bölümle karşımıza çıkacak. Dizinin yeni sezonu on iki bölümden oluşacak. Dizinin her bölümünün veya birkaç bölümünün kadrosu (yönetmen ve oyuncu kadrosu) farklı olacak. Dizinin oyuncu kadrosunda Gugu Mbatha-Raw ve Mackenzie Davis yer alıyorlar. İki oyuncu, Owen Harris’in yöneteceği bölüm(ler)de karşımıza çıkacaklar. Daha önce dizinin bir bölümünü Joe Wright’ın çekeceği, bu bölümlerde Alice Eve ile Bryce Dallas Howard’ın oynayacakları açıklanmıştı. Wright’ın görevinden vazgeçip geçmediği bilinmiyor. Dizinin yayın tarihi de henüz açıklanmadı.

One Day at a Time: Netflix’in yeni komedi dizisi. Isabelle Gomez, Todd Grinnell, Rita Moreno ve Justina Machado’nun başrolde yer aldıkları One Day at a Time aynı çatı altında yaşayan, Kübalı-Amerikalı ailenin üç kuşağına odaklanıyor: Yeni boşanmış, eskiden ordudan çalışmış bir anne, annenin üç çocuğu (ergen kız ve ikiz oğlan) ve annenin eski kafalı annesi. Dizi bu beş kişinin kuşak farklılığından doğan çatışmalarını anlatacak. Dizi 1975-84 yılları arasında yayınlanan, 208 bölümden oluşan aynı adlı komedi dizisinden uyarlanıyor.

landscape-1452114078-elle-the-crown-index

The Crown: İspanya, Fransa, Hindistan gibi pek çok ülkeye dizi hazırlayan Netflix, İngiltere için The Crown dizisini hazırladı. Dizi, II.Elizabeth’in hayatını konu alıyor. Yüz milyon dolar bütçeli diziyi sıkça biofilmler kaleme alan, bu alanda usta olan Peter Morgan hazırladı. Dizinin bazı bölümlerini usta yönetmen Stephen Daldry yönetti. Dizinin başrollerini Claire Foy, Matt Smith, Jared Harris üstlendiler. Netflix on bölümlük ilk sezonu 4 kasımda yayınlayacak.

Les Italiens: Nicolas Winding Refn’in pilot bölümünü çekeceği, kalan bölümlerin yapımcılığını üstleneceği polisiye dizi. İtalya’da çekilecek dizi aynı adlı romandan uyarlanacak. Refn dizinin çekimlerine bu yıl başlamayı planlıyor. Dizinin senaryo hazırlıkları sürerken Netflix’le de diziyi yayınlaması için görüşmelere başlandı. Anlaşma sağlanırsa Netflix, İtalya için de bir dizi üretmiş olacak.

frontier-pic-2

Frontier: Game of Thrones’la ünlenen ve yakında Aquman filminde izleyeceğimiz Jason Momoa 18. yüzyılda geçip kürk ticaretini konu alan Frontier dizisinin başrolünü üstlenecek. Dizinin yönetmenliği ise çok iyi bir hasılat elde eden San Andreas filminin yönetmeni Brad Peyton’a teslim edildi. Altı bölümlük dizinin bu yıla yetişeceği söyleniyor.

Travelers: Geçtiğimiz hafta Netflix yeni bir dizi daha açıkladı: Travelers. Zaman yolculuğunu konu alan bu bilimkurgu dizisinin başrolü Perception dizisiyle ünlenen Erin McCormack’a teslim edildi. Brad Wright’ın hazırladığı dizi klasik bir öykü anlatacak: Gelecekte insan soyu epey azaldığı ve her şey raydan çıktığı için bir FBI ajanının (McCormack) önderliğinde bir grup insan bu zamana dönüp o kötü geleceğin önüne geçmeye çalışırlar, olaylar gelişir. Netflix bu dizisini Kanada’da bir TV kanalında, diğer ülkelerde ise sitesinde yayınlayacak.

Godless: Netflix’in western türündeki tek dizisi Frontier değil. Hazırlıkları devam eden Godless da western türünde. Bu dizi de 1800’lerde (1880) geçiyor. Wolverine, Lookout, Interpreter, Minority Report, Malice filmlerinin senaristi Scott Frank’in hazırladığı dizinin konusu henüz açıklanmadı. Bildiğimiz tek şey 1880’de geçeceği. Dizinin oyuncu kadrosu da henüz oluşturulmadı.

Kategoriler
haber

Emma Stone Bir Dizi, Dört Filmde Oynayacak

Yetenekli aktris Emma Stone önümüzdeki dönemlerde rol alacağı projelerini belirlemiş durumda. Aktris bu yaz Jonathan Dayton-Valerie Faris çiftinin çekecekleri tenis filmi “Battle of the Sexes”de rol alacak ve ünlü tenisçi Billie King’i oynayacak. Stone’a Steve Carell ve Andrea Riseborough eşlik edecekler. Aktrisin diğer projesi ise “The Lobster”ın yönetmeni Yorgos Lanthimos’un çekeceği kostümlü drama “The Favourite”. Olivia Colman ve Rachel Weisz’lı filmin çekimlerine bu yıl başlanması planlanıyor.

Emma StoneStone, Jonah Hill’le birlikte başrolde yer alacağı, Norveç dizisinden uyarlanacak “Maniac” adlı dizide de oynayacak. Dizinin ilk sezonunun tamamını Cary Fukunaga çekecek. “Maniac” delirmiş iki kişinin akıl hastanesindeki maceralarını konu alıyor. Dizinin türü komedi olacak, her bölümü otuz dakika sürecek. Aktris ayrıca “Spotlight”ın yapımcılarının hazırladığı “Letters from Rosemary” biofilminde JFK’nin kardeşi Rosemary Kennedy’i oynayacak. Film, Rosemary’nin akıl hastanesine kapatılması, burada kendisine lobotomi uygulanmasını anlatacak. Stone’un son projesi ise Disney’in hazırlattığı “Cruella de Vil” filmi. Stone’u bu kış müzikal türündeki “La La Land”te izleyeceğimizi de belirtelim.

Kategoriler
izlenim

Sin Nombre: Kaçmış Fırsatlardan

DİKKAT: Bu yazı filmin sürpriz gelişmelerini ele vermektedir.

“True Detective” dizisinin ilk sezonundaki performansıyla göz dolduran, dizinin dördüncü bölümündeki plan-sekansla yeteneğini iyice ortaya koyan, Kaliforniya doğumlu sinemacı Cary Fukunaga ilk sinema filmi olan “Sin Nombre”yi 2008’de kotarır. Bağımsız bir film olan “Sin Nombre” 2009’un ocağında Sundance Film Festivali’nde yarışır ve yönetmene ve görüntü yönetmeni Adriano Goldman’a birer ödül getirir. Daha sonra film sene boyunca ödülleri toplar. Bol ödüllü bu “kesişen hayatlar” temalı film dendiği kadar iyi mi, bir bakalım.

Fukunaga yazıp yönettiği bu filminde vizörünü Meksika’nın fakir mi fakir mahallelerine çevirir ve paralel ilerleyen iki öykü anlatır bizlere. Daha sonra Alejandro Gonzalez Inarritu’nun ilk üç filminde yaptığı gibi bu iki öykünün başkarakterlerinin yollarını kesiştirir. İlk öyküden başlayalım. Acımasız bir çetenin üyesi olan Casper âşık olduğu kız yüzünden çetedeki görevlerini savsaklamaktadır. Gününü bu kızla geçiren, geri kalan zamanında kızı düşleyip duran Casper liderden fırça yer. Gün gelir, Casper’a “kankam, kardeşim” diyen lider onun sevgilisine tecavüz etmeye yeltenir, başaramayınca kızı öldürür. Casper olanları öğrenir. İkinci öyküye geçelim. Babası tarafından küçükken terk edilen Sayra, babasının kendisini ABD’ye götürmek için yola çıktığını öğrenir. Bir süre sonra Casper ile Sayra’nın yolları kesişir.

Sin-Nombre

Konuyu anlattık. Gelelim sorunlara. İlk öykünün çarpıcı tarafları var. Nedenleri açıklanmasa da çocuk/genç bir sürü kişi bu çeteye dahil olup adam öldürmektedirler. Çocukları da kendi amaçları için katil yapan, Rakel Dink’in söylemiyle “bir bebekten katil yaratan” bu çeteyi filmin başlarında biraz olsun tanırız. Fakat ne yazık ki Fukunaga bu öykünün fırsatlarını bir süre sonra tepmeye başlar. Bayağı güçlü olan, başka çetelerle de çatışan, Fight Club’tan aparma kuralları olan (çeteden bahsetmek yasaktır) bu çeteyi derinlemesine işlemez. Bu çete üzerinden Meksika’nın sosyoekonomik durumuna değinmez. Bu çetenin çocukları kullanmasını gösterir ama bunu da yüzeysel bir şekilde işler. Burada da derine inmez. Halbuki dediğimiz gibi elde fevkalade bir öykü vardır. Aşka, cinselliğe tabii ki yer verilecektir. Yer verilmesin demiyoruz. Ama Fukunaga ne yazık ki aşkı bütün bu önemli meselelerin önüne geçiriyor ve bütün fırsatlar heba edilmiş oluyor. Güzelim öykü, Casper ve onu öldürmeye çalışan çetesinin arasındaki kaçma-kovalamacaya heba ediliyor. Böylelikle ne devletin çökmüş haline (zira çocuklar dahil herkes istediği gibi adam öldürüp kaçabilmektedir), ne de fakirliğe, suçun artışına, çeteleşmelere odaklanılabiliyor. Varsa yoksa aşk ve intikam. Bu öyküden elimizden kalan yegane şey, aşk oluyor. Bunların işleniş şeklinde de bir özgünlük yok ne yazık ki. Kısacası bu öykü yüzeysel ve klişe bir şekilde işlenir.

sin-nombre (2)

Gelelim ikinci öyküye. Buradaysa sorun daha büyük. Evet, ilk öyküde sadece aşkın işlenmesi üzüyor ama en azından merkezdeki Casper’ın hakkı veriliyor ve onu derinleştirebiliyor. İkinci öykünün merkezindeki Sayra ise kötü yazılmış bir karakter. Babası kızını ABD’ye götürmek istiyor. Fakat Sayra nedense gitmek istemiyor. Çünkü babasının yeni ailesiyle mutlu olamayacağını, kendisini fazlalık olarak görebileceğini düşünüyor. Ama sonuçta o çöplükten kurtulma şansı eline geçiyor. O çöplükte kalmak pek akıllıca değil. Sayra’daki sorun sadece bu da değil. Yolu Casper’la kesişince ona âşık oluyor ve babasını bırakıp Casper’ın peşinden gidiyor. Hiç mi hiç mantıklı bir karar değildi. Fukunaga’nın Sayra’yı işleyiş şekli hayal kırıklığı yaratıyor. ABD’ye gidip hayatını kurtarmak varken bir çete üyesinin peşine takılmak ve bunu da “ilk görüşte aşk”la açıklamak en azından bana inandırıcı gelmedi. O fakir mahallede, her dakika birilerinin öldürüldüğü bir yerde yaşayan genç kızların ABD şanslarını böylesine heba edeceklerine inanasım gelmiyor.

900

Fukunaga bütün fırsatları tepiyor. İlk öyküde çocuk katillere, çeteleşmeye, devletin pasifliğine, fakirliğe, sosyoekonomiye odaklanacağına aşka ve bu aşk yüzünden ortaya çıkan çete içi mücadeleye odaklanmayı tercih ediyor. İkinci öyküde de göçmenliğe, umuda yolculuğa, aile olma çabalarına ve/veya aile olamamaya, Amerikan rüyasına (kabusuna) odaklanacağına yine gidip aşka odaklanıyor. Ne yazık ki filmin çarpıcı ve etkileyici tarafları yok. Buna finalini de dahil ederim. Neyse ki Fukunaga sürükleyici bir film yapabilmiş de hayal kırıklıklarına rağmen sıkılmadan filmi izleyebiliyoruz. Ayrıca “Sin Nombre” her açıdan “City of God”ı hatırlatıyor ama onun kalitesine pek tabii ulaşamıyor.

Kategoriler
haber

Cary Fukunaga, Yeni Filminde Alex Dumas’nın Hayatını Anlatacak

“Jane Eyre” uyarlamasından sonra yetenekli yönetmen Cary Fukunaga başka bir eseri daha uyarlamaya hazırlanıyor. Fukunaga, Tom Reiss’ın kaleme aldığı “The Black Count: Glory, Revolution, Betrayal, and the Real Count of Monte Cristo” biyografik eseri perdeye taşımayı kararlaştırdı. Sony’nin destekleyeceği bu uyarlama, General Alex Dumas’nın ( ünlü yazar Alexander Dumas’nın babası) hayatını anlatacak. Dumas’yla ilgili daha fazla bilgi için şuraya bakabilirsiniz. Filmin çekimlerine ne zaman başlanacağı açıklanmadı. Fukunaga gelecek ay Idris Elba’nın başrolünü üstleneceği, Afrika’daki çocuk askerleri anlatacağı “Beast of No Nation” filminin çekimlerine başlamayı planlıyor. Fukunaga, “It” romanının uyarlaması, savaş türündeki bir mini-dizi ve “Noble Assassins” filmiyle de meşgul durumda.
fukunaga

Kategoriler
haber

Cary Fukunaga, True Detective’in İkinci Sezonunu Yönetmeyecek

HBO’nun ve polisiye türünün son dönemdeki en iyi yapımları arasına dahil edebileceğimiz “True Detective”in reytinglerdeki başarısından sonra devam ettirileceği açıklanmıştı. Dizinin ikinci sezonunu da Nic Pizzolatto kaleme alacak. Başrolde ise kimlerin yer alacağı şu an için bilinmiyor. Matthew McConaughey ile Woody Harrelson’ın yerlerini başka oyunculara bırakacakları açıklandı. Dizinin ikinci sezonunda da bir cinayetin çözümlenmesine odaklanılacak, ama farklı dedektifler üzerinden yürünecek. İlk sezonun tüm bölümlerini yöneten ve özellikle dördüncü bölümdeki altı dakikadan oluşan tek planlı sahneyle adından söz ettiren Cary Fukunaga’nın ikinci sezonu yönetmeyeceği açıklandı. Fukunaga, Fox kanalı için altı bölümden oluşan, savaş türündeki bir mini-diziyi yönetecek. “True Detective”in ise sadece yürütücü yapımcılığını üstlenecek. Fukunaga’nın sinema projeleri ise şunlar: Idris Elba’nın başrolünü üstleneceği, Ghana’da yaşayan çocuk askerlere odaklanan “Beasts of No Nation”, Fransa merkezli, İkinci Dünya Savaşı’nda geçen casus filmi “Noble Assassin” ve Stephen King’in romanından uyarlanacak “It”.
Cary Fukunaga, True Detective

Kategoriler
haber

Fukunaga’dan İç Savaş Filmi

Sin Nombre’den sonra çektiği Jane Eyre’i de yüzünün akıyla bitiren Cary Fukunaga, janrdan janra zıplamaya sürdürüyor. Fukunaga’nın sıradaki filmi amerikan kuzey-güney savaşı zamanlarında geçen bir soygunu anlatacak.

“No Blood, No Guts, No Glory” isimli film “Dirty Dozen’ın İç Savaş versiyonu” olarak anılıyor. Senaryosu Chase Palmer tarafından yazılan filmde bir casus ve 20 kuzeyli askerin yaptığı bir tren soygununun gerçek hikayesi anlatılıyor. Yaşanan soygun Buster Keaton’ın kült sessiz filmi The General’da da işlenmişti.

Kategoriler
haber

Meksika Üzerinden Amerika’ya: Sin Nombre

sn-00802-4.jpg

Sundance Film Festivali her sene olduğu gibi bu sene de yepyeni yetenekleri biz sinemaseverlere tanıttı da geçti. Bu sene en iyi yönetmen ödülünü kazanan Cary Fukunaga, daha önce kısafilmleriyle de ses getirmiş olsa da, bu sene Sundance Film Festivali’e damga vuran isimlerden biri oldu. İlk filmi Sin Nombre‘yi seyredenlerin filmden bahsetme biçimlerine bakılırsa, gerçekten harika bir iş çıkarmışa benziyor 77 doğumlu yönetmen. Eleştirmenler bunun bir ‘ilk film’ olduğuna inanmakta ciddi sıkıntı yaşıyor ve hikayenin bütünlüğü, görsel anlatım zenginliği ve oyuncuların doğal performansları karşısında şapka çıkarıyorlar.

Sin Nombre’nin türkçede kaba karşılığının ‘isimsiz’ olduğunu belirttikten sonra kısaca konusuna değinelim: Genç Sayra’nın hayalleri, yaşamakta olduğu Honduras’ta filizlenmeye müsait olmadığından, babasının yeni bir aile kurduğu Amerika’ya gitme fikrine sıcak bakar. Amerika’ya kaçak olarak girebilmenin tek yolu ise Meksika’ya kaçak olarak girmektir. Hikayenin diğer kahramanı Casper ise Meksika’nın çetelerinden birinin üyesi; çeteye de 12 yaşında Smiley’i yenice katmış. Meksika’nın sınır şehri Tapachula’dan trene binen Sayra ve diğer göçmenleri soymakla görevlendirilen Casper ve ekürisi Smiley bir karar vermek zorunda kaldıkları noktada hikayeler kesişir.

[dailymotion kYWUvy2kBHKw4FWDd4]

Sadece filmin konusunu öğrenmek bile Fukunaga’yı takdir  etmek için yeterli görünüyor. Henüz otuzlu yaşlarının başında bir amerikalı için oldukça sert bir konu olduğu açık. Sin Nombre, aslen Fukunaga’nın okulda hazırladığı bir kısametrajdan uyarlanmış ve genişletilmiş bir filmmiş. Çıkış noktası da, Amerika’ya bir kamyonun içinde, kaçak giriş yapmaya çalışırken mahsur kalan meksikalıların haberini görmesiymiş. Bahsi geçen olay 2003 yılında, Teksas’ta gerçekleşmiş ve 18 ilâ 19 kişi kamyonetin içinde ölü bulunmuştu. Kamyon, buzhane denilen kamyonlardandı ve 60 kadar kişi de kurtulmuştu.

Bu haber sonrasında iki arkadaşını da yanına alan Fukunaga kısa bir Güney Amerika seyahati sonrasında beklediğinden daha sert gerçeklerle yüzleşmiş. Arkadaşları kendisine katılmasa da, Amerika’ya geri dönüşünü filmde geçen, illegal trenlerle gerçekleştirmiş; 700 kadar kaçak ve çeteler arasında… işbu gerçeklerle bezenmiş bir hikaye, profesyonel ve samimi bir şekilde filme alınınca herkesten büyük övgüler toplaması da sürpriz olmuyor.

2009_sin_nombre.jpg

Cary Fukunaga’ya Sundance Film Festivali’nde En İyi Yönetmen ödülü kazandıran filmi, görüntü yönetmeni Adriano Goldman‘a da En İyi Görüntü ödülü kazandırdı; kendisinin görüntülerini Cidade dos Homens (City of Men) filminden hatırlayabilirsiniz.

Dağıtımcı firma Focus Entertainment, filmin Türkiye satışının gerçekleşeceğine dair bazı bilgiler sızdırdı bize. Sinemalarda gösterime girmese de, baharda bir festivalde karşılaşacağımızı düşündüğüm Sin Nombre Amerika’daki gibi bizde soğuk duş etkisi yaratmayacak olsa da, etkili bir yapım olduğu kuşku götürmez.